Ana Sayfa Derlediklerimiz Patronun iki yüzü !!! - Ali Faik İnter

Patronun iki yüzü !!! – Ali Faik İnter

Maden işçisi Ali Faik İnter’in maden işçilerinin ve maden patronlarının hakikatine dair kaleme aldığı Madencinin Sesi sitesinde yayınlanan yazısını sizlerle paylaşıyoruz

Sevgili işçiler, bilindiği üzere patron koltuğunda oturan kişilerin işçi üzerinde çeşitli yönetim ve sömürü taktikleri vardır. Bunlardan en belirgin iki taktik öne çıkmaktadır. Birincisi; daha çok kırsal ve taşralarda rastladığımız ağa patrondur. Bu patron işçilerle çok yakın samimi ve iç içe ilişkileri vardır. İşçi ile iki dost ve kader arkadaşı gibi rol keser. İşçinin evine gider. Sofrasında yemeğini yer ve hatta ekmeğini köylü işçisinin eşine pişirttirir. Köylünün tarladan kaldırdığı organik buğdaydan iki üç çuval ister. Bulgur ister, Patatesini soğanını ister. Her türlü mutfak ihtiyacını işçisinin ambarından karşılar ve işçiye “ben de sizden biriyim, bak sizinle çok yakınım, size çok değer veriyorum” diyerek onların kendisine daha çok sevgi ve saygı duymasını sağlamaya çalışır. Köyünün dibindeki madende çalışan işçinin de en büyük isteği “yeraltı yevmiyem dolsun da emekli olayım o bana yeter” der. Yediği içtiği temel gıda malzemelerinin çoğunluğunu tarlasından karşılayan köylü işçi, madende az ücrete, hiç olmayan sosyal şartlara, en ilkel yöntem ve araçlarla çalışmaya rağmen sıfır iş sağlığı ve güvenliğinin getireceği kazaları gözardı ederek ses etmez ve yevmiyesinin dolduğuna şükreder. Çoğu zaman maaşını bile aylarca almadan çalışmaya devam eder. Çünkü patron taktik gereği işçi ile çok samimi ve sıcak ilişki kurduğu için işçi kendinden bildiği, dostu bildiği patrona karşı hakkı olan maaşı bile istemeye çekinir ve utanır. Utanan işçi maaş isteyemediği için, isteyenlerinde binbir bahane ile maaşlarını alamadığı için bazı işçiler maden değiştirir, bazılarıda bir süre sonra işi bırakır ya da başka işlere gider. Böylelikle patron maaş yükünden kurtulduğu gibi hiç olmayan tazminat yükümlülüğünden de otomatikman kurtulmuş olur. İşçi patrona hem kızar hemde kendinden gördüğü için isteyemediği maaşını ve tazminat alacaklarını yakar. Bir süre kendi tarlasında çalışır. Biraz kendi hayvanları başında çobanlık yapar. Ama emekli değilse bölgedeki nadir kalan maden ocaklarına yevmiyesini doldurmak ve emekli olmak için illaki döner. Mecburiyetin oluşturduğu bu döngü patronun en sevdiği döngüdür. Bu döngüler sayesinde bir kısmı kaçak olan madenlerde işçilerin neredeyse yarısına maaş ödemeden sadece emekli primlerini yatırarak madenini işletmeye, sermayesini büyütmeye devam eder, patron.

Ağa patron işçiye hep şunu hissettirmeye çalışır. Hep zarar ettiğini, tek amacının işçiye ekmek vermek olduğunu, aslında masraflardan ve vergilerin yüksek maliyetinden kapatmak istediğini, sırf buralarda milletin ekmek kapısını kapatmak istemediği için işe devam ettiğini, o olmazsa yörenin sefalet içinde olacağı düşüncesini işçilere kabul ettirmeye ve öyle düşündürmeye sevk eder. Ama gerçek odur ki ne işçiye hakkını verir ne de devlete bir kuruş vergi verir. Tam aksine devletin verdiği hibelerden yararlanmak için her türlü hileli iflası yapar. Aynı adres üzerinde defalarca batar ve tekrardan hibeler ile sıfırdan yeni şirketler kurar.

Patronun diğer yüzüne ise daha çok işçinin çalıştığı maden şehirlerinde rastlarız. Çeşitli şehirlerden maden havzalarına gelen işçiler memleketlerinde çiftçilik ve hayvancılık işlerini bırakıp hem para kazanmak hemde sigorta primi doldurmak için gelirler madenlere. İşçiler evlerine ekmek götürebilmek için madenden çıkarttacağı bir avuç kömüre muhtaçtır. Bu tür işçi topluluğunun ve daha profesyonel üretim yapılan maden bölgelerindeki patron son derece sert ve ulaşılamaz bir profildir. İşçi ile asla muhatap olmayan, yan yana gelmeyen bir patron vardır. Patron için işçi üretimde kullanılan nesneler ile eşdeğere sahiptir. İşçinin hiçbir insani değeri yoktur. İşçi ile ortak hiçbir ortamda bulunmaz. İşveren temsilcileri de işçiye karşı benzer tutumları sergilerler. Bu kadar aşağılanmaya maruz kalan gurbetçi işçi güçlü ve kudretli patronlara karşı kendini savunamaz ve gasp edilen hakları için mücadele etmeye cesaret edemez. Çünkü mücadeleyi denediği anda işveren temsilcileri ve patron tarafından seçilen işçi sendikasının korkunç baskısı altında ezilir. Uğradığı mağduriyete karşı mücadele esnasında, sendika ve işveren temsilcileri vasıtasıyla işçiye hiç görünmeyen ve işçisi ile herhangi bir insani temas kurmaya tenezzül dahi etmeyen patronun ütopik gücü ve ne kadar mücadele ederse etsin hiçbir hak elde edemeyeceği anlatılır. Mevcut şartlarına şükretmesi, işyerinindeki mevcut emek sömrüsünün asla düzelmeyeceği, bu düzenin böyle gideceği ifade edilir ve “tek doğrucu sen misin, sen mi düzelteceksin bu sistemi” diye bir kez daha aşağılanır. Patron tüm bu sömürü sistemini maşalar kullanarak korur ve kendi elini kömürün karasına değdirmez.

İş yerinde patron işçilerin haklarını vermediğinde, hakkını yediğinde yada büyüklü küçüklü kazalar olduğunda işçiler öldüğünde yada yaralandığında işçiler öfke ile hareket etmek, yakıp yıkmak isterler ve sinir katsayıları tavan yapar. Fakat bu tür durumlarda sendika ve siyasi bağlantılı kişiler işçileri sakinleştirmek, öfkelerini bastırmak ve işveren zararına olacak hiçbir hareket olmamasını sağlamak için devreye girerler. Tazminatını ya da maaşını alamayan işçilerin üretimi durdurmasının yanlış olacağını, işvereni çok zarara uğratacağını ve eğer zarara uğrarsa işçi alacaklarını ödemeye gücü olmayacağını, hatta binlerce kişiye ekmek veren bu patronun ve işletmenin kapanacağı yönünde işçi üzerinde demagoji yapılıp işçinin siniri bastırılıp ortamı gevşetip patrona zaman kazandırırlar.

Hep işçiler mi zarar görecek? Hep işçileri mi iflas ettirecekler? Hep işçiler mi borçlarını ödeyemeyecek? Bir defa da üretim dursun! Bütün şalterler insin! Patron zarar etsin ! O patron batsın! Onun işletemediği madeni gelir başka patron işletmeye devam eder! Haksızlıklara karşı sendikalar ve siyaset tarafından verilen refleks bir defa da işçi lehine olsun. Patronun ne halt yiyeceği hangi zor duruma düşeceği umursanmasın bir defa da nolur ki? Bir defa da o patron yaptığının bedelini en ağır şekilde ödesin. İşçi alnının terinin her bir damlasını sonuna kadar alsın. O batan patronun işletemediği maden de devlet tarafından ya da başka bir patron tarafından işletilmeye devam edilsin.

Peki daha güzel bir şey olamaz mı? Üretimin her bir kademesine emek veren işçiler kendilerini yönetemezler mi? Üreten biziz, yönetende biz olacağız desek fazla mı hayalperest oluruz?

İlgili İçerikler

Son Eklenenler