Ana Sayfa Güncel Starbucks çalışanları neler yaşıyor? - Burcu Arıkan

Starbucks çalışanları neler yaşıyor? – Burcu Arıkan

Sosyal medya üzerinden açtıkları sayfalar ile bir süredir çalışma koşullarına dair şikayetlerini dile getiren Starbucks çalışanları ile görüştük. Bu yazıda çalışanların güvenliği açısından il, ilçe, şube ve isim gibi bilgileri belirtmeyeceğimiz. Genel hatlarıyla şirketin nasıl bir çalışma rejimi kurduğunu ve bunu nasıl yöntemlerle sürdürdüğünü anlatırken işçilerin bu yöntemler karşısındaki tutumlarını ifade etmeye çalışacağız.

Kendi paylaşımları vesilesiyle pek çoğunuz Starbucks çalışanlarının iş tanımına dair ciddi sorunlar yaşandığını, asgari ücret ile çalışıldığını ve yol parası olarak 255 TL gibi komik bir para aldıklarını biliyoruz. Haftada 6 gün mesai yapıyorlar ve bu mesainin içeriğinin asla işe alındıkları tanıma uymadığını anlatıyorlar. Örneğin barista olarak işe alınan işçi aynı zamanda temizlik, malzeme yükleme gibi işlere de bakıyor ya da yönetici olarak işe başlayıp haftanın belli günleri baristalık yapabiliyor. Bu kargaşa hem iş yükünü arttırıyor hem de yapılan işin ani değişimi sebebiyle oluşan hatalardan iş tanımını muğlak tutan şirket değil çalışanlar sorumlu tutuluyor.

Bir işçinin anlattığına göre satışlar düştüğünde bir anda “temizlik yapmayın, herkes satışa baksın” gibi bir talimat gelebiliyor. O işe hakim olmasa dahi çalışanlar baristalık ya da kasa işi yapmaya başlayabiliyor. Bu esnada temizlik aksadığında da en başında bu yönlendirmeyi yapan yöneticinin kendisi dönüp işçilere temizlik aksadı diye kızabiliyor.

Aslında kendi iç kurallarına göre mağaza yöneticilerinin kasa kullanması yasak. Buna rağmen Starbucks daha çok kar etmek adına çalışan sayısını düşürerek çalışanların 1+1 dediği sistemde çalışıyor. Bu şekilde yönetici de barista da kasa işi yapıyor. Burada yönetici olarak işe alınan kişi üstlenmemesi gereken bir sorumluluk üstlenmiş oluyor. İş tanımının muğlaklığı sebebiyle çok yorulduklarını ifade eden çalışanlar “biz birbirimize kıyamadığımız için birbirimize yardım ediyoruz, bazen birisi tek başına geç çıkmasın diye işi bölüşüyoruz ama bu şirketin işine geliyor, en az 3-4 kişilik işi 2 kişiye yaptırmış ve yeni eleman almak zorunda kalmamış oluyorlar” diyor. Bunu fark ettikleri için birbirilerinin işini üstlenme refleksinden vazgeçme kararı aldıkları şubeler olmuş.

Çalışanların anlattıklarına göre Starbucks mesai süreleri konusunda vardiyalar arası en az 11 saat boşluk bırakma zorunluluğuna da çoğunlukla uymuyor. Sık sık gece yarısı işten ancak çıkıp sabah erkenden uyanıp yeniden mesaiye başladıklarını anlatıyorlar. Zaten hiçbir zaman da ek mesai ücreti almıyorlar. Resmi tatillerde çalışıldığı koşulda yasal olarak iki kat ücret yatırılması zorunlu olduğu halde şu ana kadar çalıştıkları hiçbir Starbucks şubesinde bu kurala uyulmadığını, hep daha düşük ücretler ödendiğini de ekliyorlar.

Mağaza müdürlerinin çalışanların özel hayatlarına da müdahale ettiklerini anlatan çalışanlar mesai saati dışında buluşan işçilere mobbing yapıldığından bahsediyor. Mesaiye kaldığı için iş arkadaşına “Starbucks’ı sen mi kurtaracaksın?” deyivermek sürülmek için yeterli bir sebep olabiliyormuş örneğin. Kendi aralarında yaptıkları planlara dahil olmaya çalışmak, sürekli özel zamanlarında ne yapıp ettiklerini sormak gibi pek çok biçimde çalışanları 24 saat rahatsız eden bir yönetim tarzı benimsemiş şirket. Bir işçi rüyasında bile işi gördüğünü, uyurken bile mesai bitmiyor gibi hissettiğini ifade ediyor.

Bunun yanında çalışanların amirlerini şikâyet edebilecekleri bir muhatap ya da mekanizma yok. Müdürler işçilerin şikâyetlerini dinlemiyor, ciddiye almıyor. Bu esnada mağaza müdürlerinin kendi sosyal hayatlarında birbirileri ile sıkı ilişkileri olduğunu gözlemlemişler. Hatta benzer yöntemlerin değişik şubelerde süreklilik göstermesinde bir tür birbirini yetiştirme mekanizmasının etkili olduğunu fark etmişler. Pek çok başka alanda, iş yerinde rastladığımız bir örüntü burada da karşımıza çıkıyor ve “bir tek ben yaşıyorum zannediyordum/ bir tek benim yöneticim bunları yapıyor sanıyordum ama başka şubelerde de benzer şeyler varmış” cümlesi yaşananlar kamusal alanda ifade edildikçe çoğalıyor, güçleniyor.

Gelen malzemelerin yüklenmesi için çoğu zaman paletleri elleriyle taşımak zorunda kaldıklarını anlatıyor bir başka çalışan. Malzeme yüklü bir paleti çıplak elle, transpalet vs desteği olmadan taşımanın iş güvenliği açısından çok ciddi riskleri olan bir şey olduğunu anlamak için iş güvenliği uzmanı olmaya gerek yok. Üstelik mekânlar da çok uygun olmadığı için bu paletleri dar girişlerden geçirmeye veya sıkışık depolara koymaya çalışırken büyük riskler atlatıyorlar. Çoğu çalışanın kronik bilek ağrısı gibi sorunları olduğunu dile getiriyorlar. Üstelik yönetici ya da barista olarak işe alınan işçiler yaşıyor kilolarca ağırlıkta olan paletleri kaldırıp indirme kaynaklı fiziksel sorunları. Çoğu zaman çöp konteynerlarını tek kişi taşımak zorunda kaldıklarını, bu esnada fiziksel olarak zarar gördüklerini ama bunu kimsenin önemsemediğini ifade ediyorlar. Bununla beraber, dar yerlerden geçmeye çalışırken konteyner ya da duvar çizilirse Starbucks’ın malına zarar vermenin kendi hanelerine yazıldığını ekliyorlar.

Çalışanlar koşullarını anlatırken iş arkadaşlarından “partner” diye bahsediyorlar. Şirketin işçiye işçi olduğunu unutturacak bir başka kelime seçimi ise müşterilere “misafir” deme zorunluluğu. Görüşme başında misafir diye bahsedilen kişilerin müşteri olup olmadığını anlamakta zorlanıyor insan ve sorma ihtiyacı hissediyor “müşterilerden bahsediyoruz değil mi?” diye. O anda evet diyerek gülümsüyor anlatan işçi. Evimizde misafir ağırlıyoruz duygusu yaratmak istiyorlar galiba, bizim de dilimiz alışmış diye ekliyor. Kurumsal aidiyet baskısının çok güçlü olduğunu ifade ediyorlar. Emeğini satarak hakkını aldığın bir iş değil de bir parçası olduğun kolektif bir durum varmış gibi bir kurgu yaratarak işçileri sömürmek pek çok şirketin olduğu gibi Starbucks’ın da taktiği. Fakat bu tür taktikler işçiler nezdinde çok işlemiyor. Bir kadın çalışan şirketin 8 Mart için Siren’s Blend diye bir kahve duyurduğunu söylüyor ve kendilerine bunun çok gülünç ve sinir bozucu geldiğini ekliyor. Belli ki biz kadın değiliz Starbucks firmasına göre diyor. İşçiler bu tür PR çalışması için yapılan sosyal sorumluluk projelerini doğal olarak ciddiye almıyorlar.

Pek çok başka yerde olduğu gibi güler yüz zorunluluğu Starbucks çalışanlarının da büyük sorunu. Özel hayatında bir problemi olduğu için gülmekte zorlandığı bir gün için müşterilere hiçbir yanlış davranışı olmamasına rağmen sadece sürekli gülerek gezmediği için kamera kayıtlarının genel müdürlüğe gönderilmesi ile tehdit edildiğini anlatıyor bir başka çalışan. Başka bir işçi ise alerjik rinit sorunu olduğu için sigara içilen bölümde çalışamadığını ama başka bir duruma itiraz ettiği için özellikle sigara içilen alana sürüldüğünü ve bunu fiziksel olarak sürdüremediğini ifade ediyor. Konuştuğumuz arkadaşların hepsi ücret düşüklüğü, fiziksel koşulların ağırlığı, iş tanımının muğlaklığı gibi sorunların çok ciddi boyutta olduğundan ama sistematik mobbingin adeta şirket politikası olduğu bu durumda en çok bu sebeple pes etme noktasına geldiklerinden bahsediyorlar.

Yaşadıkları sorunların sonunda istifa etmeyi düşünürken @Starbucksiscisi sayfasını kurarak kendileriyle benzer durumda olan diğer işçilere ulaşmaya karar vermişler. Bu sayfa vesilesiyle pek çok çalışandan mesaj aldıklarını ifade eden Starbucks çalışanları aralarında bir dayanışma ağı kurmayı planlıyor.

 

 

İlgili İçerikler

Son Eklenenler