spot_img
spot_img
Ana SayfaManşetBakırçay havzasında sömürüye teşvik

Bakırçay havzasında sömürüye teşvik

Emre Alpsoy

Dünyanın başlıca sanayi merkezlerinden olma rolüne çabuk ısınan Türkiye’nin doğal olarak yeni gerçekliği: İşten atılan işçiler işe geri alınsın, işçilerin haksız yere damgalandıkları Kod-46 kaldırılsın, maaşları düzenli yatırılsın, kaliteli koruyucu ekipmanlar ve sıcaklarda soğuk su verilsin tuvalet izinleri verilsin, mobbing ortadan kaldırılsın, servis koşulları iyileştirilsin, promosyon hakkı tanınsın.

Türkiye’de uzun zamandır yapılan en uç eylemler veya yaşanan en uç durumlar süreç içerisinde ne kadar da normalleştiriliyor… Mesela bundan birkaç yıl önce bugün yaşanan atmosfer veya bugüne kadar yaşatılan tahmini tarifinden zor acılar anlatılsa buna kim inanırdı ki. Ancak sermaye ve devlet ittifakı zaman içerisinde o kadar etkili bir biçimde emekçiyi sömürme, öldürme, emekçinin canına kastetmeyi normalleştirme çalışması yürüttü ki geldiğimiz noktada normalleştirilen şey emekçilerin çalışma koşullarını iyileştirmek için değil, insan olmalarından kaynaklanan en temel haklarını alabilmek için bile direnişe geçmeleri gerekmesi yani direniş taleplerinin “Sıcaklarda soğuk su verilsin, tuvalet izinleri verilsin” hatlarına geriletilmesidir. Bireysel çıkarlarına temas etmeyen her türlü toplumsal olaya “Beni ne ilgilendirir?” gözü ile bakan liberal asalaklığın en büyük çelişkilerinden birisidir bu aslında. Zira günümüz neoliberal ekonomi koşullarında hayatını idame ettirmek için emeğini satmak zorunda olan, ister sınıfını ve gerçekliğini inkâr etsin ister sınıfı için mücadele etsin, insan onuruna aykırı koşullarda çalıştırılan her emekçinin talepleri, temel insani haklar düzeyine indirgenmiş temel taleplere denk düşmektedir.     

İşin en ilgi çekici kısmı ise şu aslında: 18 Ağustos’ta seslerini duyurmak için direnmeye başlayan; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat IŞIKHAN ile görüşmek üzere başlatılan Ankara yürüyüşü devamında Ankara İSİG Meclisi’nin çağrısı ile Madenci Anıtında yapılan basın açıklaması sırasında haykırılan sloganlardan başlıcası “Patronlar çalıyor, devlet onu koruyor!” sloganıydı. Ancak devlet sadece korumuyor, aynı zamanda destekliyor! Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2023 yılı Ocak ayında paylaştığı ilgili ayda verilecek teşvik belgelerinde Agrobay Seracılık İthalat İhracat Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi için öngörülen teşvikler “Gümrük Vergisi Muafiyeti, KDV İstisnası, Sigorta Primi İşveren Hissesi 6 Yıl, Vergi İndirimi %70, Yatırıma Katkı Oranı %30” olarak belirlenmiş. Yani devlet, işçileri felaket hatta ölümle aralarında bir adım mesafe kalacak kadar kötü şartlara mahkum eden Agrobay’a daha direnişten aylar önce “Sen yeter ki Rusya’ya, Amerika’ya ihracatına devam et, biz sana teşvik de veririz, yapılanları göz ardı da ederiz.” demiş. Zira daha birkaç ay önce 6 yıllığına Sigorta Primi İşveren Hissesi teşviki alan bir şirketin sigortasız işçi çalıştırmasını da bunu teşhir edip doğrudan muhatabına yani Çalışma Genel Müdürü’ne anlatmak isteyen işçilere ‘Cebimden mi vereyim?’ diyebilme aymazlığını da yazının başında belirtildiği üzere sermaye ve devlet ittifakından başka ne açıklayabilir ki…

Ancak, bu aymazlıktan, direnişin ilk gününden itibaren hem iktidar hem de ana muhalefet partilerinin iç bürokrasileri ile sıkı bağları olan şirketin kanun tanımaz ve uzlaşmaz tavrına karşı duran, sigortalı bir işim olsun diyerek girdikleri iş yerinde sigortasız çalıştırıldıkları sırada ürettikleri domatesler deniz ötesine ihraç edilirken en başından beri onlar için çok zor olan bu süreçte asla pes etmeyerek ve geri adım atmayarak direniş taleplerinde ısrar eden, cesurca bir tavır sergileyip toplum baskısı yoluyla içine sıkıştırılmaya çalışıldıkları erkek egemen dünyayı yıkarak aylardır direnen Şehriban Ablalar; “20 yıllık emeğimizi savunmayacak kadar güçsüz değiliz” diyen Ayten Yavuzlar; “Hakkımızı istiyoruz, Arzu hakkımızı ver” diyen Naime Tekkahraman’lar; attıkları sınıf tokadı ile ittifakın bileşenlerini uyandırmış olacak ki, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Faruk Özçelik nihayetinde işçiler ile görüşmek zorunda kalmış, Agrobay patronu Arzu Şentürk’ün nikah şahidi ve İzmir kongresinden beri haber almakta zorlandığımız Tuncay Ökan’a rağmen CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan ZEYBEK konuya el atacağına ve avukatlar düzeyinde görüşme yapılmasını sağlayacağına dair söz vermek durumunda kalmıştır.

Denizli Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nün hazırladığı sunumda 2007’de Kırsal Kalkınma Hibe Projesi kapsamında Agrobay’a %50 hibe desteği sağlanması, 2015 yılında Rus mevzuatındaki gereklilikleri yerine getirmeyi taahhüt eden Kayıtlı Taze Meyve ve Sebze İhracatçıları Danışman Ziraat Mühendisleri eğitimine şirket tarafından mühendis gönderilebilmesi, 2016 yılında Rusya’ya Bitki Sağlığı Açısından Yüksek Risk Taşıyan Türk Firmaları Listesi’nde bulunmaları, 2018 yılında ABD tarafından Federal İlaç, Gıda ve Kozmetik yasasına uygunluğu doğrulamak amacıyla sertifika verilmesi, 2021 yılında İyi Tarım Uygulamaları Sertifikası verilmesi ardından yukarıda da bahsettiğim üzere 2023 yılının Ocak ayında “Gümrük Vergisi Muafiyeti, KDV İstisnası, Sigorta Primi İşveren Hissesi 6 Yıl, Vergi İndirimi %70, Yatırıma Katkı Oranı %30” gibi teşvikler verilmesi… Tüm bu teşvikler yetmezmiş gibi büyük patronlardan Abdurrahman Şentürk’ün Binali Yıldırım’ın Ulaştırma Bakanlığı ve Başbakanlığı döneminde yeterli yetki belgesi olmamasına rağmen 4734 sayılı kanunun 21B maddesince adrese teslim ihalelerle 50 milyar dolar bedelli, 120’ye yakın ve 100’ünü sadece üzerine kendi kârını koyup başka şirketlere devrederek “al-kâr et-devret” usulü devletten aldığı havalimanı, metro, otoyollar gibi büyük projelerde yaptığı evrakta sahtecilik sebebiyle 3 yıl ceza alması ancak ceza tespit edilirken mahkemece “kişinin sosyal durumunun göz önünde bulundurulması” ardından “sanığın geleceği üzerindeki olası etkisi” dikkate alınarak cezanın 2 yıl 6 aya indirilmesi çok da şaşırtıcı olmadı tarafımızca. Hepsi aynı ittifakın oynadıkları rolü açıkça gösterir nitelikte. Artık açıkça bağıra çağıra söyleme vakti:

Bu ülkede 6 yıllığına sigorta primi işveren hissesi teşviği alan bir şirket tuvalet izni vermediği işçisi sendikalı olduğu için işten çıkardı. Ardından işten çıkarılan ve aylarca direnen işçiler dertlerini anlatmak için yanına gittikleri problemin baş muhatabı Çalışma Genel Müdürü tarafından dikkate alınmak bir kenara dursun ‘Neden sigortasız çalıştığınızda şikayet etmediniz?’ diye suçlu çıkarılmaya çalışıldı. Bu ülkede şirketler ihracat yapıyorsa işçiye 60 derece altında 1 şişe suyu da fazla görebilir, tuvalete gitmesini de engelleyebilir, ağır kimyasallarla çalışan işçiye koruyucu ekipmansız çalışmayı da reva görebilir ve tüm bunların neticesinde sigortasız çalıştırdığı işçiler tarafından şikayet edilmediği için haklı dahi çıkabilir. Ya da nitelikli dolandırıcılık yaptıkları milyonlarca dolarlık kamu ihaleleri yetmezmiş gibi bir de milyonlarca liralık teşvikler, vergi indirimleri, gümrük muafiyetleri alırken işçisine bir şişe suyu vermeyi reddedebilir.

Ancak ne alınan milyon dolarlık teşvikler ne de sarsılmaz görünen ittifakları, korku ile kaçmaya çalıştıkları o büyük ve onlar için acılı günden kurtaracak onları…

Seçim dönemi gezilerinde önlerine çıksa ellerini öperken poz verip oy isteyecekleri, ancak sınıfları için mücadele edip yapılan teşvikli sömürgeciliği teşhir ettikleri için terörist ilan ettikleri bir avuç kadın neden olacak kaybetmelerine…

Sınıfı için mücadele eden, direnen tüm emekçilere bin selam…

                                                                                                                                                                                         

                                                                                                                                                                                            

spot_img
İlgili İçerikler

Son Eklenenler