Ana Sayfa Çeviri Çeviri | Danışmanlık kapitalizmi, özel şirketlerin kamu fonlarını kontrol etmesini sağlıyor -...

Çeviri | Danışmanlık kapitalizmi, özel şirketlerin kamu fonlarını kontrol etmesini sağlıyor – Jacobin

Geçtiğimiz günlerde Ekaitz Cancela ve Stuard Medina tarafından kaleme alınarak Jacobin Magazine sitesinde yayınlanan bu yazıyı çevirme amacımız öncelikle kamusal hizmetlerin geldiği durumun Türkiye’ye özel bir durum olmadığını, evrensel ölçekte kapitalizmin içinde bulunduğu aşamanın bir tezahürü olduğunu, dolayısıyla bir hükümet sorunu olmadığını tartışmaya açmak. Burada temelde İspanya üzerinden anlatılan tablo çok benzer biçimde Türkiye’de söz konusu olmasına rağmen henüz bunu belirli bir hükümetin bakış açısıymış gibi görmek dışında, geniş bir kapsamda ele alamadık. Daha önce kamu üzerine yayımlanan “Kamu sektöründe neoliberal dönüşüm ve STK’laşma”[*] yazısında kamu sektörünün durumuna ve özelleşmesine değinilmişti. O yazıda kısaca bahsedilen fon konusu, bu çeviride İspanya örneği ve daha evrensel ölçekte ilişkiler bağlamında geniş ölçekte ifadesini buluyor. Yazıda “yandaşlık” şeklinde bir altbaşlık olması da çok sık kullandığımız yandaş teriminin hükümetin değil kapitalizmin güncel aşamasının bir konusu olduğunu düşünmemiz açısından oldukça önemli. Dünyada kamu politikalarının geri çağrılması gibi ihtimaller de konuşuluyor ama bu devlet ve sermaye eliyle ne kadar mümkün diye düşününce, bu yazıda çizilen tabloya bakılırsa pek mümkün olmadığı hissi doğuyor. Bu not üzerinden bakarak, okuyacağınız çeviride İspanya yerine Türkiye yerleştirebilir, rahatlıkla muhalif partiler yönetimindeki yerel yönetimleri de bu çerçeveye dahil edebilirsiniz. Danışmanlık kapitalizmi önemli bir tanım, bunun da analizlerimizde yer bulması gerekiyor. Çünkü çeviride de belirtildiği üzere bir süredir kamu politikalarını, sahadaki kamu emekçileri değil dışarıdan ücretle çalışan şirket ya da akademi kökenli danışmanlar belirliyor. Benzer şekilde altyapı üretimi gibi büyük ölçekli işlere kadar nüfuz etmiş bir fona dayalı kamu bütçesi sistemi çoktan kurulmuş, oturmuş durumda. Bu çevirideki ayrıntılı analizin benzerinin Türkiye bağlamında yapılması, içinde bulunduğumuz durumun seçim olsa ve hükümet değişse dahi değişmeyeceğini, muhalif partilerin de çoktan ellerinde bulunan kamu alanlarında bu yeni kapitalist aşamaya geri dönüşü zor biçimde entegre olmuş olduğunu gösterecektir. Bunlara ek olarak dijitalleşme, sosyal medyadan kamu kurumlarına ulaşım, anket yoluyla katılım gibi çok övülen bazı kavramların hiç de vaadedilen şeffaflığı getirmediği, aksine yolsuzluğu daha kolay, hizmeti daha ulaşılmaz hâle getirdiği konusu bir başka yazıda mutlaka tartışmak gereken bir konu. Amazon ya da Yemeksepeti gibi firmalar üzerine anlatılan pek çok örüntü kamuda da karşılığını buldu, bu da daha çok ağır bürokrasi eleştirisinin dijitale ve hıza geçiş için kolayca araçsallaştırılması sayesinde oldu. Hız ve hizmet talebi, kamusal hizmet alan yurttaşın bir müşteriye, kamu emekçisinin de dijital uygulamalar üzerinden puanlanan bir özel sektör çalışanına dönüşmesi evrensel bir sürecin parçası olarak okunmalı.

AB’nin taahhüt ettiği 750 milyar Euro tutarındaki kurtarma paketi, fonların nereye yönlendirileceğini planlamak üzere görevlendirilen Deloitte ve PwC gibi danışmanlık firmalarına yarıyor. Bu şirketlerin kamu harcamaları üzerindeki giderek artan kontrolü demokratik olmamasının ötesinde yolsuzluk için âdeta bir yol haritası.

Pandemi, çok büyük kamusal harcama vaatlerini de beraberinde getirdi, hatta bazıları COVID sonrası Keynesçi politikalardan bile söz ediyor. Ancak acı gerçek şu ki, bu kriz daha çok özel danışmanlık firmalarının kamu sektöründeki nüfuzunu fazlasıyla artırdı.

Kamu hizmetlerinin uzun süredir özel sektöre yaptırılması sebebiyle bu şirketler uzun zamandır ekonomi politikalarının tasarlanmasında zaten nüfuz sahibiydi. Ancak bugünün Avrupası’nda, 750 milyar Euro tutarındaki “Yeni Nesil AB” (Next Generation EU) fonları bu firmaları uzun vadeli kâr elde etmek isteyen büyük şirketlerin tüm ihtiyaçları için yegâne adres hâline getiriyor. Hâl böyleyken kamuya dijital ve yeşil dönüşümü gerçekleştirme fırsatı olarak sunulan Avrupa kalkınma fonlarının, yalnızca daha fazla yolsuzluğa ve yeni türden kartellerin oluşmasına sebep olacağına dair işaretler giderek artıyor.

Euro Bölgesi’nde 10 yıldan uzun süren ve kamu görevlisi sayısının artırılmadığı kemer sıkma politikalarının ardından, devletler eskiden bizzat yerine getirdikleri işlevleri sürdürmek üzere dışarıdan aldıkları yardımlara giderek daha bağımlı hâle geliyor. İspanya’nın resmî gazetelerinde yayımlanan çeşit çeşit ihale, artık haber niteliği dahi taşımayan örtük özelleştirme sürecine eklenen örneklerin yalnızca bir kısmını ortaya koyuyor. Bu işlemler, çoğunluğu geçtiğimiz iki yıl içinde olmak üzere, devlet kasasından en az 378 milyon Euro çıkmasına yol açtı. Toplumsal Eşitlik Bakanlığı’nın[1] toplam bütçesine eşit olan bu meblağ, stratejik planlardan esnek politikaların tasarlanmasına, teknik işlemlere ve halkla ilişkiler kampanyalarına kadar dışarıdan alınan çeşitli danışmanlık hizmetlerinin finansmanına harcandı.

Tüm bu ihalelerin ortak noktası, “Büyük Dörtlü” olarak bilinen dört profesyonel hizmet firmasına yani Deloitte, Ernst & Young, KPMG ve PricewaterhouserCoopers’a (PwC) verilmiş olması. Pandeminin başından beri krizin etkilerini hafifletmek için gereken reformların yönetiminde görevlendirilen bu şirketler, kamu bütçesinin nasıl harcanacağını belirlemekte kamu görevlilerinin yerini aldı.

İspanya’da Yeni Nesil AB fonlarının sosyal demokrat İspanya Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) tarafından yönetilen birimlerce nasıl kullanılacağına dair planlar bu dört büyük firma tarafından hazırlanıyor, daha sonra onaylanmak üzere Brüksel’e gönderilecek. Örneğin, Ekolojik Dönüşüm Bakanlığına[2] bağlı kuruluşlar, yeşil politikaların geliştirilmesinde Deloitte ile çalışırken Ekonomi Bakanlığı’nın dijitalleşmeden sorumlu sekreteri, teknolojik dönüşüm inisiyatiflerine ilişkin denetleme ve fon yönetimi görevini KPMG ve PwC firmalarına devretti.

Ernst & Young ise İspanyolların emekli maaşlarının tamamına hak kazanmak için 35 yıllık sosyal güvenlik primi ödemesini gerektirecek bir reformun hazırlanmasında Toplumsal Katılım, Sosyal Güvenlik ve Göç Bakanlığı’na[3] danışmanlık hizmeti veriyor. Dahası, Başbakan Pedro Sánchez’in PSOE liderliğindeki hükümeti, fonların dağıtılmasına ilişkin yeni bir kararname taslağı hazırlamak konusunda danışmanlık firmalarıyla birlikte çalışılmasını talep etti. Bazı bakanlıklar, hükümetin ihtiyaçları hakkında içeriden bilgi sağlamak karşılığında danışmanlık firmalarından ücretsiz hizmet aldıkları bir “kamu yararı amaçlı” sistemi dahi uyguladı.

Bakanlıklara yapılan bu tip danışmanlıklar hâlihazırda büyük bir iş alanı. Birleşik Krallık, 2016-2020 yılları arasında sadece sekiz danışmanlık firmasına toplamda 2,6 milyar Sterlin ödeme yaptı. Başkanlığını eski bir PSOE bakanının yaptığı İspanya danışmanlar birliğinin verdiği bilgiye göre yönetim danışmanlığı gelirlerinin %17,5’i kamu sektöründen geliyor. Uzun süredir durumun böyle olduğunu biliyoruz: Son yıllarda 20’den fazla emekli İspanyol siyasetçinin özel sektörde iş bulmak için seçtiği sektör kamu danışmanlığı oldu. Dahası en büyük 10 şirketin her bir ülkedeki toplam gelir payı da farklılık gösteriyor, KermaPartners’ın 2015’teki hesabına göre Büyük Dörtlü’nün Birleşik Krallık’taki pazar nüfuzu %6’yken İspanya’da bu oran %30.

İspanya kamu sektörünün yüzünü danışmanlık kapitalistlerine dönüşü, küresel kapitalizmin ekonomi-politiğindeki daha kapsamlı bir eğilimin parçası ve küresel kapitalizmin ekonomi-politiğinde büyük şirketler kriz durumunda sermaye birikimlerinin devamlılığı için devlete bel bağlıyorlar. Bir zamanlar seçkin kamu çalışanlarının saygı gördüğü Fransa’da bile Emmanuel Macron’un hükümetiyle devlet bürokrasisi bir kenara atıldı. COVID-19 aşı kampanyasının yaygın uygulaması için bile McKinsey gibi danışmanlara olan bağımlılık gün geçtikçe artıyor. The Guardian’ın haberine göre Başbakanlık Ofisi ve Hazine’den gelen bir metinle üst düzey kamu görevlilerden özel firmalara ödenen ve ardı arkası kesilmeyen miktarların kontrol altına alması istendi ve şu ifadelere yer verildi: “Danışmanlara fazla bağımlıyız.”

Neoliberal iktisatçılar ve Hayek’in “İspanyol Piçleri”, Avrupa entegrasyonuyla teşvik edilen devletin içini boşaltma yolculuklarında eriştikleri yeni mihenk taşıyla gurur duyuyor olmalı. Daniela Gabor’un da vurguladığı gibi, Yeni Nesil AB’nin belirleyici özelliği kamu-özel ortaklığı. Bu modelde personel sayısı az ve kurallara bağımlı devletler, harcama sorumluluğunu yok denecek kadar az stratejik düşünce veya çok az ayrıntılı planlamayla özel girişimlere devrediyor. Bu da ekonomiyi dijitalleştirmekten karbon ayak izimizi ve hatta toplumsal eşitsizliği azaltmaya kadar tüm sorunlarımızın çözümü konusunda bu şirketlere körü körüne güvenmek anlamına geliyor.

Yandaşçılık

Avrupa Komisyonu yakın tarihte İspanya’ya koronavirüs kurtarma planı için 69,5 milyar Euro harcamak üzere yetki verdi, bu bütçenin 37 milyar Euro’luk bölümü ise önümüzdeki bir buçuk yıl boyunca ödenmek üzere Iberdrola, Telefónica ve SEAT firmalarına ayrılmış bulunuyor.

Bu bağlamda tıpkı Deloitte gibi Büyük Dörtlü’yü oluşturan danışmanlar ne yârdan ne serden geçeceğini göstermiş oluyor.  Bir yandan ekonomik yardım paketlerinden faydalanan şirketlerin bir kısmına danışmanlık verirken (petrol devi Cepsa, marketler zinciri El Corte Ingles ve elektrik şirketi Endesa gibi) bir yandan da o paketleri bizzat veren bakanlıklar tarafından tutulmaya devam ediyorlar. İspanyol hükümeti kamu bütçesinden 25 milyar Euro’luk bir miktarı şirketlerin banka kredilerine karşılık güvence olarak ayırdı.

2013’te Official Credit Institute’un (ICO) eski genel müdürünün PwC’yle bir çıkar çatışması davası sonucu 7 yıl meslekten edilmesi bir yana, bunu dört ayda değeri 1 milyon Euro’ya varan birkaç ICO sözleşmesini PwC’ye sunarak yapmıştı. Kendisi PwC’nin eski üst düzey danışmanlarından biriydi.

Böylesi “yandaş ihale” tipinde yolsuzluk vakalarının listesi uzun. İspanya’da tekel karşıtı bir ajansın yeni yayımladığı rapor, “en azından 10 yıldır kamu ihalelerini manipüle eden kartellerin” varlığını teyit etti. Piyasalar ve Rekabetten Sorumlu Ulusal Komisyon, örneğin Bask Bölgesi’nin başkan vekili yardımcısının erkek kardeşi Sabin Azua gibi yöneticilere ve danışmanlık hizmeti sağlayan şirketlere karşı kararlar aldı. 2009-2018 yılları arasında kamu yönetimlerince gerçekleştirilen ve firmalara verilen 200 ihale sözleşmesinin soruşturulması sonrası operasyon yöntemlerinin diğer kartel üyelerinden sahte rekabet teklifleri talep etmeye dayandığı anlaşıldı.

Şirketlere, ulusal tekel karıştı mevzuata ve AB rekabet kurallarına karşı “çok ciddi suçları” 6,3 milyon Euro’luk para cezası uygulandı. En büyük ceza, dört büyük küresel muhasebe şirketinin danışmanlık kolu olan Deloitte’a geldi. KPMG ve PwC ile Britanyalı şirket PA Consulting’e daha küçük cezalar verildi.

Bu açıdan, “en ciddi vakalardan” biri olarak tarif edilen yolsuzluk Bilbao Liman Yönetimi’nde yaşandı, direktörlerin soruşturma altındaki Deloitte ihalelerinde yaptıkları e-posta yazışmaları incelendi. Soruşturmanın ayrı bir kısmında elde edilen bulgular Bask Bölgesi’nde kayırmacılığın yaygın olduğunu ortaya çıkardı. Bilbao Liman Yönetimi’nden Asier Atutxa 2018’in yaz aylarında görevinden ayrılıp PwC’ye katıldı. Şirket, daha bir yıl önce yönetimin 2018-2022 yılları arasında yapacağı stratejik plan için düzenlenen teknik yardım ihalesini kazanmıştı. PwC, cezalardan bu yana, Bask Milliyetçi Partisi tarafından yönetilen kurumlarca değeri 20 milyon Euro’yu aşan 38 ihaleyle ödüllendirildi. Artık kapitalistler Brüksel’den çok daha fazla paranın bölgeye ulaşmasını umuyor.

Danışmanlık kapitalizmi

Güçlü finansmana sahip baskı grupları için çalışan lobicilerin yasamaya yön vermek konusunda pazar liderliğine atılması yeterince kötü değilmiş gibi, bugün bu durumun yerini danışmanlık kapitalizmi almış bulunuyor. Kamu politikalarının kamu çıkarlarına yönlendirilmesinden politika oluşturma sürecinin aleni şekilde özelleştirilmesi aşamasına geçtik. “Keynesçi ekonomiye” dönüş görünümünde ortaya çıkmış olsa da bu ideolojik sapma gerçekte Orwellyen dijital modernizasyon ve yeşil kalkınma adıyla gelen yeni bir kemer sıkma döneminin habercisi gibi görünüyor.

Koronavirüs krizi, kamunun kurumsal kapasitesini güçlü bir kamusal hizmet ve “radikal bürokrasiler” eşliğinde yeniden inşa etme ihtiyacımızı ortaya serdi. İklim krizi, evrensel sağlık hizmetlerine ve eğitim imkânlarına daha iyi erişim gibi günümüzün en önemli meselelerini ele almak için gereken projeleri fonlamak adına ihtiyaç duyduğumuz kaynakları mobilize edecek tek imkân devlettedir. Bunlar, özel sektörde değil, kamusal alanda inşa edip yönetmemiz gereken kamu hizmetleridir.

Fakat günümüzde çok farklı bir durumla karşı karşıyayız: Hesap verebilirliği olmayan danışmanlık firmalarının, özel müşterilerine uygun şekilde kamu politikalarına yön verdiği yeni bir teknokratik politika evresine geçmiş durumdayız.

*Orjinal metin için: https://jacobinmag.com/2021/08/consultancy-capitalism-private-sector-neoliberalism

[1] Ministry of Equality

[2] Ministry for the Ecological Transition

[3] Minister of Inclusion, Social Security and Migration

[*] https://umutsen.org/index.php/kamu-sektorunde-neo-liberal-donusum-ve-stklasma-burcu-a/

Çevirenler: Umut Özel – Burcu Arıkan

Edit: Cüneyt Bender

İlgili İçerikler

Son Eklenenler