Ana Sayfa Derleme Böyle bir sendikacılık mümkün (1+1 Express)

Böyle bir sendikacılık mümkün (1+1 Express)

Tazminat haklarını alamayan maden işçilerinin Soma’dan Ankara’ya yürümeye hazırlanmasına nasıl bakıyorsunuz? Bağımsız Maden-İş olarak sürece müdahil olmanızın sebepleri neler?

Tahir Çetin: Bağımsız Maden Sendikası’nın kurulma amacı Soma’daki ve Türkiye’deki maden işçilerin hak ve çıkarlarını korumak ve bunların hakları, hukukları için gereken mücadelelerin verilmesidir. Kurulduğumuzda Soma işçilerinin tazminat hakları için mücadeleye söz vermiştik. Bu sözümüzü yerine getirmek için çalışıyoruz. 2014’te kapanan Uyar Madencilik’ten 900, Soma katliamı sonrası kapatılan Soma Holding’e bağlı Eynez ve Atabacası ocaklarından atılan 2 bin 831 maden işçisi ve 2017 yılından bu yana Işıklar ocağından atılan yaklaşık 500 işçi var. Uyar Madencilik, Eynez ve Atabacası işçileri, toplamda 3 bin 731 işçi beş yıldır kıdem tazminatlarını alamıyor. Beş yıl boyunca sarı sendika, Soma Holding, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ), AKP ilçe örgütü ve AKP vekilleri işçileri oyaladı. Seçim öncesi, seçim sonrası, o, bu derken beş koca yıl geçti, işçiler alacaklarını alamadılar, kandırıldılar. Protokoller yapıldı, uyulmadı. Sürekli beklenti yaratıldı ki işçilerin homurtusu isyana dönüşmesin. Her yerden umudu kestikten sonra bir grup arkadaşımız geldi, gasp edilen haklarını almak için yardımcı olmamızı istedi. Oturduk konuştuk, nasıl olacağını anlattık. Arkadaşlarımıza kendi içlerinden bir komite oluşturmalarının lâzım olduğunu söyledik. Yapılacak işleri ifade ettik. “Alacaklarınızdan TKİ sorumludur, sarı sendikanın zaten siz işten atıldıktan sonra yetkisi düşüyor” dedik. Tazminatların alınması için hukuki ve toplumsal bir hareketin oluşması gerektiğini anlattık. Onlar on kişilik bir komite oluşturdu. Temmuz ayında bir basın açıklaması yaparak, tazminatların ödenmesi için 21 Ağustos’a kadar süre tanıdılar. 21 Ağustos’a kadar ödeme gerçekleştirilmese ikinci plan devreye girecek. 13 Eylül’de Soma TKİ’den Ankara’ya yürümeye başlayacağız.

”AKP milletvekilleri, “Ankara’ya yürümeyin, Cumhurbaşkanı’yla da görüşeceğiz, tazminatlarınız verilecek” diye sendikamızı aramaya başladı. Ortada maden şirketleri, TKİ, TMSF, sarı sendika ve AKP’nin içinde olduğu bir gasp var. Beş yıl bu mekanizma işçileri susturmayı başarmıştı. Şimdi işçi haklarının gasp edilmesinden beslenenler tedirgin oluyor haliyle.”

Yürüyüşe kaç kişi katılacak?

Milletvekilleri, “Ankara’ya yürümeyin, Cumhurbaşkanı’yla da görüşeceğiz, tazminatlarınız verilecek” diye sendikamızı aramaya başladı. Biz de “Bağımsız Maden-İş olarak tazminat haklarını alamayan işçi arkadaşlarımızın sadece bürokratik işlemlerini yürütüyoruz, onlar kararlarını kendileri alıyor, biz sadece arkalarındayız” dedik. Arkadaşlarımızın oluşturduğu komite yürüyüşün katılımına karar verecek. Sayı önemli tabii, ama bizim imkânlarımız da önemli. Yiyecek, içecek, ulaşım, konaklama imkânları oluşursa katılım daha güçlü bir hal alacak. Örneğin, temsili olarak 100 işçi yürüyecekse, 30 gün boyunca 100 işçinin suyu, üç öğün yemeği, ambülansı, uyku tulumu, matı, önlüğü, şapkası, hepsi önemli giderler. Şu anda sendikamızın toplu sözleşme yapma yetkisi olmadığı için geliri yok. Yürüyüşün giderlerini dayanışma organizasyonlarıyla çözmeye çalışacağız.

Arayan milletvekilleri kim?

Arayan AKP’li milletvekilleri. İşçilerin eylem, yürüyüş hamlesi alışkın oldukları akışı bozdu. Uysallık, sessizlik bekliyorlardı, bu bozuldu. Ortada aleni bir biçimde maden şirketleri, TKİ, TMSF, sarı sendika ve AKP’nin içinde olduğu bir gasp var. Beş yıl bu mekanizma işçileri susturmayı başarmıştı. Aynı mekanizma, örneğin Uzel Makine’de 11 yıl işçileri oyalamayı, susturmayı başarmıştı. Şimdi emeğin vahşi sömürüsünden ve işçi haklarının gasp edilmesinden beslenenler tedirgin oluyor haliyle. “Yürümeyin, bizi bekleyin, çözeceğiz” diyorlar. İşçiler de “biz bunları çok duyduk, banka hesaplarımıza haklarımız yatırılmadan geri dönmeyeceğiz” kararlığında.


Sendikanın örgütlenme çalışmaları nasıl ilerliyor?

Bağımsız Maden-İş’i 12 Haziran 2018’de, yedi kurucu üyeyle kurduk. Bir yılda Türkiye’nin her tarafındaki maden havzalarında sendikanın ismini duyurmaya çalıştık. Altı ay içinde önder işçilerden oluşan 42 üyemiz oldu. Bu üyelerle genel kurula girdik. Şu an 200’e yakın üyeyle yürüyoruz. Soma’da örgütlenme daha hızlı bir şekilde devam edecekti, ama kriz burada da kendini hissettirmeye başladı. Birçok işletmede çıkış verileceği lafları dolanıyor. İşçiler “Acaba biz de çıkış alır mıyız? Ne olacağız?” diye kaygılanıyor, “atılan ben olmayayım” diye birbirleriyle yarışa giriyor, amirin gözüne girmeye çalışıyor, hastaysa bile izin almıyor. İşten atılma korkusu örgütlenmeyi geri plana itiyor. Biz işyeri komiteleri mantığıyla çalışıyoruz. “E-devletten üye oldum, kenara çekildim” diye bir şey yok bizde. Bize üye olan işçi komite çalışmalarının bir parçası olur, çalıştığı birimdeki işçilerin sesi, kulağı, hizmetçisi olur. Ocak ayına dönük olarak sendikal barajı zorlama hedefimiz var. Ocak ayında ya da gelecek temmuzda barajı yıkacağız, buna göre çalışıyoruz. Ve önceliğimiz her yerde işçi komitelerinin kurulması. Murgul ve Cerattepe Eti Bakır’da, Dodurga Alpagut Odaş Madeni, İvrindi-Havran altın ve antimuan madenlerinde ya komitemiz ya da komite çalışmamız var ve hepsinde üyeliklerimiz var. Bazı yerlerde bir yıl komite çalışması yapıp işçiler eğitilir, sonra üyelik yapılır. Üyelik öncelik değildir. Örgütlü olmak komitelerle mümkün. Soma’da gördük, Dev-Maden-Sen’in 1800 üyesi vardı, iki yılda tükenip sıfırlandılar. Kapatıp gittiler sorumsuzca. Şimdi kimse yüzlerine bakmaz buralarda.

”Beş büyük işletmede sendikamızın genel merkez yöneticileri bareti, lambası, kazmasıyla bir işçi olarak çalışıyor. Bu, madenlerdeki işçi arkadaşlarımızın ilk defa duydukları, şahit oldukları bir şey. O zaman şu durum ortaya çıkıyor: Madem böyle sendikacılık yapılabiliyor, o halde bu sarı sendikanın şişine şişine dolaşan adamları ne işe yarıyor? Biz işte bu soruyu yanıtlaya yanıtlaya örgütleniyoruz.”

Hangi işletmelerde kapanma söylentisi var?

Soma’daki maden şirketlerinin hepsi mekanizasyona geçiş nedeniyle küçülmeye gidiyor. “Ödeme gücümüz yetmiyor. Devlet bazı şeyleri karşılamıyor” diye gerekçelendiriyorlar, ama esas etken mekanizasyon. Doğrudan meslek lisesi ya da iki yıllık teknik bölüm mezunu işçileri çalıştırmak istiyorlar. Kazmayla klasik çalışma azaldığı için işçi sayısı fazlalık oluşturuyor. Bu nedenlerle de daha az eğitimli arkadaşlara çıkış ve verilmek isteniyor ya da çıkış verilmesi lafları işçileri bastırmanın aracı olarak kullanılıyor. İşçi arkadaşlarda tereddüt oluşturulmaya çalışılıyor. Giden kişinin yükü de başkasına yükleniyor. Bir taraftan da tecrübeli madencileri kaybetmek istemiyorlar. Biz örgütleniyoruz, patronlar da korkmaya başladı. Sendikamız üyelerine yönelik işverenin adım atması güç. Bunun önünde hem yasal engeller var –sendika anayasal hak, işçi istediği sendikaya üye olmakta özgür– hem bizim fiili gücümüz var, başka yürüyoruz, başka düşünüyoruz. Sevgimizle, saygımızla oturup kalkıyoruz; düğünde, hayırda, cenazede, kazada biz varız. İşveren şunu biliyor: Mesela, benim işyerimde 5500 kişi çalışıyor, şu anda sandık kuralım, “Bağımsız Maden-İş mi, sarı sendika mı” diye soralım, 5 bin işçi bize oy verir. Sendikamızın, komitelerin büyük saygınlığı var, ama bu saygınlık otomatik üyelik getirmiyor. Kitlesel üyeliğin önünde aşmamız gereken engeller var.

Önceki söyleşimizde, mezhep veya köken kaynaklı farklılıkların işçilerin birlik olması, örgütlenmesi önüne engeller çıkardığını söylemiştiniz. Bunu aşabiliyor musunuz?

Bu sorunun tarihten gelen yanları var. Bir de patronların ve devletin işine geliyor işçilerin bölük bölük olması, bir araya gelememesi. Örneğin, sendikamızın kuruluş çalışmasını yürütenlerin ağırlıklı bölümü Kınık ve Çepni diye tabir edilen kökene sahip işçilerdi. Ancak artık tersine döndü, çünkü Kütahyalı, Zonguldaklı, Ordulu, Bartınlı, Çorumlu işçi arkadaşlar dahil oldular, çok daha çoğunluklu hale geldiler. Zaten komitelere katılmak sendikamıza üye olmak, ekmek kavgasını, emek siyasetini öne çıkarmak, bölünme getiren her şeyi kenara atmakla mümkün. Bunun faydasını görüyoruz. Bu faaliyetleri yürüten arkadaşlarımız Kınık bölgesindendi, ancak şimdi Türkiye’nin dört bir yanından Soma’ya gelen işçiler ön plana çıkmaya başladı. Bugün Kütahyalı, Zonguldaklı, Bartınlı arkadaşların fiili olarak katıldığı, yönettiği bir sendika örgütlenmesi yürütüyoruz. Zaten tüzüğümüzde kadın erkek demeden, cinsiyetçilik, milliyetçilik, mezhepçilik yapmadan, hiçbir ayrımcılığa meydan vermeden sendika faaliyeti yürüteceğimiz yazıyor. Kim böyle düşünüyorsa bu yolu birlikte yürüyeceğiz. Gelecek, konuşacak, tartışacak, yanlış yapıyorsak yanlışımızı, doğru yapıyorsak doğrumuzu söyleyecek. Asla bir odanın içine kapanıp “Bizim düşündüğümüz gibi düşüneceksiniz, yürüdüğümüz gibi yürüyeceksiniz” demeyeceğiz. Herkes söyleyecek, herkes konuşacak.

”Tam mekanize denen sistem toz ortamını aşırı şekilde üretiyor. Altı ayda bir yapılan kontrollerin her birinde akciğer rahatsızlığından ihraç edilen arkadaşlarımız oluyor. KOAH ve diğer akciğer hastalıkları arttı. Bu arkadaşlarımızın meslek hastalığına ilişkin hükümetin de sarı sendikanın da bir çalışması yok.”

Sendikada daha çok nereliler örgütlü?

Her ilden arkadaşlarımız var. Genel sekterimiz Kütahyalı, örgütlenmeden sorumlu başkan yardımcımız Trabzonlu. Zonguldaklılar, Ordulular ve Kınıklılar da çok tabii.

Sendikanın tüm yöneticileri faal maden işçisi mi?

Sendikamızın bütün kadrosu fiili olarak madenlerde çalışmaya devam ediyor. Çalışırken molalarda hem arkadaşlarımızın sorunlarını dinliyoruz hem bilgilerimizi aktarıyoruz. Sendikadan herhangi bir ücret almıyoruz. Gönüllü olarak koşturmaya devam ediyoruz. Düşünün, beş büyük işletmede sendikamızın genel merkez yöneticileri bareti, lambası, kazmasıyla bir işçi olarak çalışıyor. Bu, madenlerdeki işçi arkadaşlarımızın ilk defa duydukları, şahit oldukları bir şey. Tuhaf geliyor. Amirinden şirket müdürüne, herkes bizlere başkan diye hitap ediyor. O zaman şu durum ortaya çıkıyor: Madem böyle sendikacılık yapılabiliyor, o halde bu sarı sendikanın şişine şişine dolaşan adamları ne işe yarıyor? Biz işte bu soruyu yanıtlaya yanıtlaya örgütleniyoruz.

Sendikanın aidat sistemini oturtabildiniz mi?

Kira, elektrik, su, çay, kahve gibi ihtiyaçlarımızı karşılamak için arkadaşlarımız katkıda bulunuyor. Şu an toplu sözleşme yapmadığımız için aidat söz konusu değil, gönüllü olarak sendikaya destek vermek isteyen arkadaşlarımız 50 lira, 100 lira, gönlünden ne kopuyorsa sendikaya bağış yapıyor.


Ocaklardaki koşullar nasıl? Bir iyileşme var mı?

Tam mekanize denen bir sistem getirildi. Bu sistem toz ortamını aşırı şekilde üretiyor. Altı ayda bir yapılan kontrollerin her birinde akciğer rahatsızlığından ihraç edilen arkadaşlarımız oluyor. KOAH ve diğer akciğer hastalıkları arttı. Bu arkadaşlarımızın meslek hastalığına ilişkin hükümetin de sarı sendikanın da bir çalışması yok. “Hastalık Allahtan geldi. Yapılacak bir şey yok. Seninle işimiz bitti. Hadi git, çoluğunun çocuğunun yanına nasıl ölürsen öl”, düşünce bu, tavır bu. Biz de bunun böyle olmaması gerektiğini anlatıyoruz. İktidar dediğimiz kişiler kendileri için bütün tıbbi imkânları kullanıyor ama işçiler için kıllarını kıpırdatmıyorlar. İşçilere bunları söylediğimizde, sarı sendika “Siz kimsinizyetkili biziz” diyorlar. Zaten patron da devlet de bunların yanında. Diş geçiremiyorsun. İşçi de “Korkuyorum” diyor. Bu sorunları örgütlenerek çözmeye çalışıyoruz.

Mekanize sistem Soma’da bütün madenlerde faaliyete geçti mi?

Tüm madenler artık bu şekilde faaliyet yürütüyor. Ciddi şekilde hem yorgunluğu hem meslek hastalıklarını tetikleyen, üreten bir sistem ve üretim ilişkisi var.

Bu sistemi biraz açar mısınız? Nasıl işliyor?

“Aypod” dediğimiz döner başlıklı bir kesicinin iki tarafı “ayna” dediğimiz bölümü kesiyor. Her taraf tamamen demirlerle kaplanmış. Tavan tahkimatı pistonlu dediğimiz demir tahkimatlar ile yapılıyor. Aynada kesim yapan bu aypod ciddi şekilde toz üretiyor. Taş tozları doğrudan insanların ciğerine nefes yoluyla girince meslek hastalığını tetikliyor. Bir de “yuson” dediğimiz bir kimyasal madde kullanılıyor. Bu madde kömürün içine enjekte ediliyor. Patlattığında ciddi koku oluyor. Bu koku da insanların içine gittiğinde ciddi rahatsızlık veriyor. Demir malzeme sık kullanıldığı için kesimde oksijen kaynak kullanılıyor, bu da az olan havayı etkiliyor.

”Biz işyeri komiteleri mantığıyla çalışıyoruz. Bize üye olan işçi komite çalışmalarının bir parçası olur, çalıştığı birimdeki işçilerin sesi, kulağı, hizmetçisi olur. Önceliğimiz her yerde işçi komitelerinin kurulması. Üyelik öncelik değildir. Örgütlü olmak komitelerle mümkün.”

Dinamit daha mı iyiydi?

Dinamit atılacağı zaman insanlar temiz hava bölgesine geçiyordu. Ama şimdi böyle bir şansın yok. Makine çalıştığı ve toz ürettiği zaman sen de çalışmaya devam ediyorsun. Toz çıkıyor, “dur, temiz havaya geçeyim” deme şansın olmuyor. Çalıştığın alana bu toz geldiği için yedi buçuk saat boyunca tozun içinde kalmak mesleki hastalıkları tetikliyor.

Maske vermiyorlar mı?

Tam denetimli maskeler verilmiyor. Koku giderici maskelerden kullanılıyor. Normalde filtreli maskelerden kullanılması lâzım. Sendika da “neden filtreli maskeler kullanılmıyor” diye bir faaliyette bulunmuyor.

İşçi isteyemez mi?

İşçiler sesini çıkaramıyor. Çıkardığında, “Sen işverene nasıl karşı gelirsin! Atın bunu işten” derler diye hiç sesini çıkarmıyor. Biz işverenle görüşmelerimizde sürekli gündeme getiriyoruz. “Üzerinde çalışacağız” deyip geçiştiriyorlar.

Ne kadar oldu Soma’daki madenlerin bu sisteme geçişi?

2014 yılında Işıklar ocağında başladı, şimdi Soma’daki tüm ocaklar mekanizasyonla çalışıyor. Madenlerin daha sağlıklı olacağı söylenerek getirilen uygulama bu. “Gelen gideni aratır” diye bir söz vardır ya, biz de gideni aramaya başladık. “Bu nereden geldi, bizi öldürüyor” diye isyan başladı.

Fakat daha az kazma sallayıp daha az yorulmuyor musunuz?

Keşke kazma sallansa. Şimdi çok daha fazla yoruluyorsun. Yarım metrelik alanda kürek atmaya çalışıyorsun. Makinenin elle taşınacak malzemesi çok ağır. Ciddi, aşılamayan sorunlar var. Kime sorarsanız sorun, madenlerde çalışmanın zorlaştığını söyler.

Bu sistem göçükleri azaltmadı mı?

Göçük işi yüzde 99 bitti. Keşke göçük sistemi olsa… Göçükten kurtulma şansın oluyor, tozlu ortamdan kurtulma şansın olmuyor. Meslek hastalıkları engellenemezse 40-50 yaşında gepgenç toprağa gidilecek.

Soma dışından destek alıyor musunuz?

Soma’ya katliam sonrası herkes geldi, ülke solunun tüm renklerini tanıdık. Ancak sonra kimse bizlere kurduğu cümleleri takip etmedi. “Yeni bir sendika kuruldu, onun ihtiyaçlarını nasıl karşılarız?” diye kimse arayıp sormuyor. Biz de yalnızca kendimiz varız diye düşünüyoruz. Sadece direnen işçileri takip ediyoruz. İki gönüllü uzman arkadaşımız var, 13 Mayıs 2013’ten bu yana iyi günde, kötü günde bizimle olan. Her şeyimizi onlarla çözüyoruz, onlarla birlikte öğreniyoruz. Onlar olmadan da bu mücadeleyi ve örgütlenmeyi sürdürebileceğimiz bir hale gelmeye çalışıyoruz. Doğru olan da bu. İşçiler kendi sendikalarını yönetebilirler, uzmanlarını ve eğitimcilerini kendi içlerinden çıkarabilirler. Şimdilerde, özellikle Soma bölgesindeki toplantıları sadece maden işçileri meclisindeki arkadaşlarımız yürütüyor. Maden işçisi kendi hakları için elinden gelen mücadeleyi vermeye devam edecek.

İlgili İçerikler

Son Eklenenler