spot_img
spot_img
Ana SayfaEkolojiMücadelede birlik muhakkak çözüm getirecek!

Mücadelede birlik muhakkak çözüm getirecek!

Hasan Kaya – Malatya Çevre Platformu ve Umut-Sen Ekoloji Kolektifi Üyesi

Biz bir avuç sermayedar uğruna doğanın sömürülmesine karşı doğanın yasalarıyla uyumlu yaşamak için mücadele ediyoruz. Su kaynaklarımızın, ormanlarımızın, sermayedar sınıfının insafsızlığına teslim edilmesine izleyici kalmayacağız. Havamızı, suyumuzu, toprağımızı kirletenlere, buna izin verenlere karşı mücadelemizi yükselteceğiz. Tarım alanlarımızın amaç dışı kullanımına karşı mücadele edeceğiz. Doğamızı yıkım projelerine karşı savunmaya kararlıyız. Yaşanabilir bir çevre, ülkemiz ve ilimiz için temiz hava, temiz su, temiz toprak isteyen yurttaşlar olarak yaşamdan ve doğadan yana özlemimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Malatya Çevre Platformu olarak insanın ve doğanın sömürülmesini birbirinden ayırmadan mücadelemizi yürütüyoruz. Küçük büyük, az çok demeden, yakınmadan her yerde bulunmaya, mücadelemizi her yere taşımaya çalışıyoruz. Sömürü ilişkileri nesnel biçimde kavrandığında, bu yönde doğru bir tarzla hareket edildiğinde ve köyler, ilçeler, iller arasında dayanışma geliştirildiğinde kısa veya uzun vadede sonuç alınacağını deneyimleyerek gördük.


Yukarıda bahsettiğimiz kararları ve mücadelemizi hayata geçirmek için üç ayrı broşür oluşturduk, bildiriler hazırladık ve bunları il, ilçe, belde ve mahallelerde halka dağıttık. Hekimhan, Arguvan ve Pütürge ilçelerinde ve Malatya il merkezinde dört ayrı panel düzenledik. Üç kez Malatya Merkez Postanesi önünde kitlesel basın açıklaması yaptık. Malatya Çevre Platformu (MAL-ÇEP) olarak Pütürge, Arguvan, Akçadağ, Yeşilyurt, Doğanşehir, Arapgir ilçelerinde toplam dokuz kez ÇED toplantılarına katıldık, eleştirilerimizi ve önerilerimizi sunduk. Akçadağ, Doğanşehir ve Arapgir’de şirketler ve yetkililer tarafından yapılmak istenen toplantıların gerçekleşmesine izin vermedik. Hukukçularımızla yöneticiler arasında tutulan tutanakları mahkemeye sunarak davalar açtık. Davalar devam ediyor.

Arguvan ilçemizin yerleşim yerlerinde bağ, bahçe ve tarım arazilerinde yapılan avcılığa karşı il, ilçe ve mahallelerden gelen kalabalık halk grupları ile MAL-ÇEP olarak (biri olay yerinde diğeri ilçe merkezinde) güçlü basın açıklamaları yaptık. Vali ile görüşmeler sonucunda, Valilik tarafından bölgesel av yasağının konmasını sağladık. Arguvan’da altın arama sondaj kuyularını durdurmak için üç kez basın açıklaması yaptık. Ayrıca ilçenin çok sayıda köy ve mahallesinde örgütlenme çalışması yaptık. Bölgede 150 adet altın arama sondaj kuyusu açılmaya çalışılıyor. Ormanları, arazileri, yaban hayvanlarını yok ederek meraları satın almaya çalışıyorlar; ama mücadeleyle satışları durdurduk.

Pütürge ilçemizde maden aramalarını durdurmak için ilçe merkezinde basın açıklaması yaptık. Büyük çay suyunun Adıyaman ilinden Menzil’e üç kilometrelik tünelle götürülmesi anlamına gelen Pütürge ilçesindeki barajın oluşacağı alanda kitlesel basın açıklaması yaptık. Bu baraj aynı zamanda Nemrut Dağı’na gidiş yolunu kapatıyor. Bölgedeki 4-5 köyü ve mezrayı baraj inşaatının altında bırakıyor.

Hekimhan ilçemizde Girmana, Sarıkız, Iğdır ve Güzelyurt köy ve mahallelerinde doğayı ağaçlandırmak için binlerce ağaç diktik. Kuluncak ilçemizin Alvar, Bıcır, Hamalköy ve Sofular köylerini kapsayan maden arama ve HES oluşturma çalışmalarını durdurmak ve engellemek için yüzlerce kişinin katılımıyla toplantılar yaptık. Sonuçta çalışmalar durduruldu. Bölgede toryum madeni arama çalışmaları devam ediyor.

Köylülerle toplantılar yaparak Doğanşehir ilçesi ile Kalecik, Hudut ve Dedeler köylerini kapsayan ormanların kesilmesine ve 45 sondaj kuyusunun açılmasına yol açabilecek bilirkişi heyetinin çalışmalarını engelledik. Pankartlarımızla ve dövizlerimizle tepkilerimizi dile getirdik. Doğanşehir ilçesi Çığlık köyünde/mahallesinde mermer çalışması yapmak isteyen heyetin çalışmalarına karşı yöre halkıyla birlikte direndik. Çalışmalar yapılamadı. Halkın örgütlü bir şekilde gösterdiği tepki etkili oldu. Akçadağ ilçesi, Harunuşağı, Kepez baraj çalışmalarına karşı MAL-ÇEP’in Kürecik’teki, Harunuşağı’ndaki, Bekiruşağı’ndaki bütün bileşenleriyle yüzlerce kişilik toplantılar yaptık. Sonuçta çalışmalar durduruldu. ÇED toplantısı yapılamadı. Önlüklerimizle, dövizlerimizle ve pankartlarımızla direndik. Tutanak tutuldu, hukukçularımız tarafından karşı tarafın da imzaları alınarak mahkemeye sunuldu. Mahkeme devam ediyor. Arguvan’ın 7, Arapgir’in 6 köyünü kapsayan 26 adet RES projesi için Arapgir’in Şaluşağı köyünde geniş katılımlı toplantılar düzenlenmesi sonucunda ÇED toplantısı yapılmadı. Tutanak tutularak son durum mahkemeye sunuldu. Mahkeme devam ediyor.

İki kez Erzincan’ın İliç ilçesinin Çöpler mevkiindeki asit havuzunda membranın yırtılması sonucu zehirli atıkların Fırat Nehri’ne karışmasına karşı yapılan eylem ve etkinliklere (Malatya ve İstanbul’dan da katılımla) kitlesel olarak katıldık. İki kez mahkeme sürecinde bilirkişi heyetinin çalışmalarını durdurmak için geniş katılımlı olarak orada bulunup dayanışma gösterdik. Tunceli’nin Ovacık ilçesinde “sömürge madenciliğine” karşı yapılan panele MAL-ÇEP olarak katıldık. Tunceli’nin Ovacık ve Hozat ilçelerindeki Munzur Şenlikleri kapsamında “Vahşi Madenciliğe Hayır!” paneline panelist olarak katıldık.

Yaşadığımız çevre sorunları kısaca şunlar: Nüfusun artmasıyla birlikte doğal kaynakların tüketimindeki artış, orman tahribatları ve orman yangınları, motorlu araçların artması, gübre ve ilaç kullanımındaki yanlışlıklar, atık fazlalığı; sulak alan ve göllerin kurutulması; su, toprak ve gürültü kirliliği; şehirlerde altyapı yetersizliği, çarpık kentleşme; baraj yapımı, nükleer faaliyetler; maden, kireç, taş, kum ve çakıl ocaklarının bilinçsizce ve plansızca açılması ve işletilmesi.

Maden işletmelerinin çevreye verdiği zarar üzerinde de ayrıca durmakta fayda var. Topografyanın bozulması, bitki örtüsünün ortadan kaldırılması, toz, su kıtlığı ve heyelan tehlikesi ve maden işletmelerinin sebep olduğu her şey hem bizler hem bitki örtüsü hem su varlıkları için önemli tehditler. Oysa göl ve çevresinde yasalarla belirlenmiş koruma alanları bulunmaktadır. Bunlar; (1) Mutlak Koruma Alanı (0-300m), (2) Kısa Mesafeli Koruma Alanı (300-1000m), (3) Orta Mesafeli Koruma Alanı (1000-2000m), (4) Uzun Mesafeli Koruma Alanı (2000-5000m) ve (5) Çok Uzun Mesafeli Koruma Alanı (5000-Havza sınırı). Göllerin mutlak kısa ve orta mesafe alanlarında, maden ocağı açılmasına ve işletilmesine hiçbir şekilde izin verilmez. Yüzey suları haricinde, maden ocaklarında gerçekleştirilen patlamalar nedeniyle yeraltı suları da etkileniyor. Yeraltı drenajını bozarak ekosistemi tehdit ediyor. Bunun dışında taş ocağı işletmelerinde gerçekleştirilen patlatmalar mağara sistemini bozuyor, çökmelere ve su yollarının değişmesine, suyun derinlere kaçmasına sebep oluyor. Sonunda su kaynaklarını kullanan çiftçiler ve yerleşim alanları vb. alanlar zarar görüyor. Eğimin yüksek olduğu taş ocaklarında, işletmenin kapanması sonucu heyelan tehlikesi başlıyor. Taş ocaklarında patlatmalar deprem etkisi de yapıyor. Maden ocağına yakın evlerin duvarlarında çatlaklar ve patlamalar meydana geliyor.

Çalışmalarımızı yaygınlaştırmak için Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Aydın illerinde örgütlenme ve temsilcilik oluşturma çalışmaları yaptık. Elbette ana gündemlerimizden biri de depremdi. Özellikle deprem bölgesindeki molozların kaldırılması, taşınması ve gelişigüzel yerlere dökülmesine yönelik olarak basın açıklamaları, meslek ve emek örgütleriyle toplantılar yapıldı. Binaların dinamitlerle patlatılmasına yönelik eylem ve etkinlikler yapıldı.

Depremle yeniden gündeme taşınan asbestin zararlarına gelirsek; 1950’lerden 1990’lara kadarki inşaat malzemelerinde kullanılan ve insan sağlığına zararı kanıtlanarak kullanımı yasaklanan asbest, kentsel dönüşümün getirdiği hızlı yıkımlarla ve taşınan hafriyatla birlikte havaya saçılıyor. Resmi rakamlara göre her yıl yaklaşık 500 kişi asbest tozları sonucu oluşan mezotelyoma hastalığına yakalanıyor. Bu kadar yoğun inşaat faaliyetinin ilerleyen yıllarda başka hangi hastalıklara neden olacağı geleceğe ilişkin adaletsiz ve karamsar belirsizliklerden biri. Son 9 ay içinde 11 ilde yaşanan depremler sonucunda yıkılan binaların molozlarının, şehirlerin değişik yerlerine (bağ, bahçe, tarım arazisi, köy, mezarlık ve yerleşim alanlarının ortasına) dökülmesi, gelecekte bu hastalığın her yerde yaşanacağını şimdiden gösteriyor. Sağlık kurumlarının açıkladığı raporlar da bunu öngörüyor. Bu yıkıma dur demeliyiz.

Verilere gelirsek, depremden sonra yıkılan bina sayısı 3.899’dur. 36 bin bina daha yıkılacaktır. Bunlar 10, 11, 12, 15 katlı binalardır. Az hasarlı bina sayısı 28.132’dir. Orta hasarlı bina sayısı 2.000’dir. Ağır hasarlı bina sayısı 9.342’dir.

Son olarak, ülke genelinden gelen 60 ekolojistin katılımı ile Aydın’da yapılan Ekoloji Birliği toplantısına TMMOB, TTB, KESK, DİSK, ekolojistler, dernekler, platformlar, gençler, kadınlar, köy muhtarları, bilim insanları, onkolojistler ve iki maden işçisi katıldı; ortak kararlaşmalar sağlandı. Kapitalizmin doğayı, suyu, toprağı, havayı, ormanları, yaylaları ve meraları nasıl tahrip ettiğine dikkat çekildi.

11 ilde yaşanan deprem değerlendirildi. Öğrencilerle dayanışma kararı alındı. Emek eksenli ve ‘partiler-üstü’ bir politika izleme kararı çıktı. Daha fazla kurum, kuruluş, emek ve meslek örgütüyle bir araya gelme, ortak politika belirleme kararı alındı. Özelleştirmelere karşı ortak mücadele vurgulandı. Halklar arasında barış ve kardeşliğe dikkat çekildi. Maden lobicilerine fırsat vermeyeceğimizin altı çizildi. Yıkımın her yerde, ülke çapında devam ettiği ve bu nedenle de ortak mücadelenin gerekli ve zorunlu olduğu vurgulandı. Arazi satışlarının durdurulmasının aciliyetine dikkat çekildi. DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve bağımsız sendikalarla ilişkilenmenin gerekli ve zorunlu olduğuna dikkat çekildi. Bilinçli, kararlı ve örgütlü mücadeleye; neyi, niçin, ne zaman yapılacağımıza özen göstermeye; disiplinli çalışmanın önemine vurgu yapıldı. Silikozise ve kansere karşı mücadeleye dikkat çekildi. Her aşamda işçi sınıfıyla birlikte örgütlenmenin önemi vurgulandı.

Bunları neden mi bu kadar ayrıntılı anlatıyoruz? Ekolojik sorunların toplumsal sorunlarla nasıl iç içe geçtiğini ve bu sorunların ortak eksenini emek-sermaye çelişkisinin oluşturduğunu, küçük büyük demeden mücadele edildiğinde sonuç alınabildiğini, bu nedenle her yerde ve her zaman çok daha fazla çalışmamız ve birliğimizi kitleselleştirmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlatmak için.

Biz Bergama’dan, Cerattepe’den, Kazdağları’ndan, Gezi’den, Akbelen’den ilham alarak ve ödevler çıkararak yürümeye devam edeceğiz.

spot_img
İlgili İçerikler

Son Eklenenler