Kartallar yüksek uçar

0

Doğumunun 200. yıldönümünde Friederich Engels’in özgün bir düşünür olarak itibarı dip noktada, en azından Anglofon akademisyenler nezdinde. Bu talihsiz durumun ana nedeni siyasal, kuşkusuz. Gerçi küresel ekonomik kriz ve ona bağlı olarak artan eşitsizlikler Marx ve Engels’in kapitalizm eleştirisini doğruluyor, ama işçi sınıfının geri çekildiği ve moral bozukluğu içinde olduğu ortamda Marksizm pembe gözlüklü bir doktrin sayılıyor, ilgi çekemiyor.[1]

Bu siyasal bağlam genel olarak Marksizmle ilgili. Engels’in düşüncesine yönelik eleştirilerin temel kaynağı ise başka. 20. yüzyılda giderek daha çok sayıda yorumcu Engels’in Marx’ın düşüncesini temelden çarpıttığını ileri sürdü: Stalinizm Engels’in Marx’ın fikirlerini tek yanlı karikatürleştirmesinden kaynaklanmıştı.[2]

Engels’in Marx’ın görüşlerini çarpıttığı savı 19. yüzyılda başladı, ama Marksizm yorumculuğunda (ikincil yazında) hakimiyet kurmasının tepe noktası 1956’ydı.[3] Nikita Kruşçef’in Gizli Söylevi, Sovyet Rusya’nın Macaristan’ı ve Britanya-Fransa ittifaklı İsrail’in Mısır’ı işgali üzerine sosyalizmi yenileme ihtiyacı belirdi, Yeni Sol ortaya çıktı; Marksizmin eleştirel değerlendirmeye tabi tutulması gerekli görülüyordu. Engels’in Marksizme katkısı bu tartışmanın odağı haline geldi.

Genç Marx iyi, yaşlı Engels kötü

Bu ortamda Stalin’in karşıdevriminin gölgesinden Marx’la birlikte Engels’i ve Lenin’i de korumaya çabalayan bir azınlık vardı, ama çoğunluğa göre, Stalinizm deneyimi tüm Marksist geleneği, Marx dahil, lanetli kılmıştı. Bu iki kutup arasında üçüncü bir grup belirdi: Genç Marx’ın “hümanist” yazılarını Engels’in “bilimsel” Marksizm yorumunun karşısına diktiler.[4]

Georg Lukács ilk yazılarında Engels’in “doğanın diyalektiği” bağlamındaki kavramlarını eleştirmişti. Lukács’ı tek yanlı yorumlayan çevre şu kanıya vardı: Marx’ın en büyük hatası Engels’di. Nitekim, 1961’de George Lichtheim şunu ileri sürebildi: Marx idealizm (özerk ahlâk) ile maddecilik (öznesiz nedensellik) arasındaki karşıtlığı “praksis” kavramıyla aşabilmişti; Engels ise Marksizmi maddeciliğin pozitivist bir yorumuna indirgemişti.[5]

Birkaç yıl sonra, Donald Clark Hodges akademisyenler arasındaki durumu şöyle özetledi: “Marksizm çevrelerinde genç Marx kahraman, yaşlı Engels ise kötü adam.”[6] Benzer bir şekilde, 1968’de, Alasdair MacIntyre da Engelsci Marksizmin devrimi yarı-doğal bir vaka olarak gördüğünü ve bu nedenle reddedilmesi gerektiğini söyledi. Bu eleştiriye bakılırsa, Engels’in Marksizm yorumuna göre “devrim güneş tutulması gibi beklenmesi gereken bir şeydi; neredeyse bizden bağımsızdı.”[7]

Marx’ın fikriyatı Engels’in “tahrifatı” addedilen varsayımlarını barındırır. Sebastiano Timpanaro şu saptamayı yapmıştır: “Engels’i Marx’ın düşüncesini avamlaştırıp çarpıtmakla suçlayan herkes sonunda Marx’ın pek çok sözünü fazla ‘Engelsci’ bulur.”

Engels’in düşüncesine belki de en acımasız yaklaşım Norman Levine’de görülür. Levine’e göre, Marksizmin Stalinizme yol açtığı doğrudur, ama 20. yüzyıl Marksizmi aslında bir tür “Engelsizm” sayılır; Marx’ın idealizm ile maddeciliği eleştirerek aşıp buluşturan özgün fikirleri çarpıtılmış, pozitivist, mekanik ve kaderci bir karikatür belirmiştir. Levine’e göre, “Engels’ten Lenin’e ve Stalin’e net ve düz bir evrim olmuş, Stalin Engels geleneğini ve Lenin’in Engelsci yanını uçlara taşımıştır.”

Anti-Dühring: Engels’in Marksizmi

Engels’in Marksizmi biçimlendirdiği savının gerekçesi, hem kendisinin hem de Marx’ın fikirlerinin en etkili popülerleştirilmesini, alaycı başlıklı Bay Eugen Dühring’in Bilimdeki Devrimi’ni kaleme almış olmasıydı. Dünyanın dört bir yanında Anti-Dühring olarak anılan bu kitap, Bismarck’ın antisosyalist yasaları döneminde, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin yönetimini Marksizme kazandırmayı başardı.[8]

Anti-Dühring aynı zamanda Engels’in en çok tartışılan yapıtı. Bunun büyük ölçüde nedeni, Hal Daper’ın belirttiği gibi, Marx’ın veya Engels’in yapıtları arasında Marksizmin aşağı yukarı en sistemli sunumu olması. Dolayısıyla, Marx’ın düşüncesini yeniden yorumlamak isteyenler ilk olarak bu kitap ile Marx’ın ona koyduğu onay mührünü birbirinden ayırmalı.[9]

Nitekim, Marx ve “Engels’in Marksizmi” arasındaki ilişki üzerine tartışmalar Anti-Dühring, onun kısaca bir bölümü olan Sosyalizm: Ütopik ve Bilimsel ve bağlantılı başka yapıtlardır, en çok da Ludwig Feurbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu ile Engels’in tamamlamadığı ve sağken yayınlanmayan Doğanın Diyalektiği.

John Holloway bu tartışma bağlamında şöyle der: Marx ile Engels arasındaki farkları fazla vurgulamak yanlış olmakla birlikte, bu farklar Engels’in lehine olmaktan ziyade Marx’ın aleyhinedir, özellikle de Siyasal İktisadın Eleştirisine Katkı’nın 1859 önsözünü yazarkenki Marx’ın. Holloway’e göre, “‘Marksizm’ olarak bilinen Engels kökenli gelenekteki bilim anlayışında öznellik dışlanmıştır.”[10]

Paul Thomas ise Engels’e yönelik eleştirilerin Marx için geçerli olmadığı kanısında: “Engels’in Marx sonrası doktrinleri ‘akıl hocam’ dediği kişiden pek az şey taşır.” Thomas’a göre, “Marx’ın yazıları ile Anti-Dühring’deki savlar arasındaki anlayış farkları o denli büyüktür ki, Marx bu savlardan haberdar olsaydı Engels’in şu görüşüne katılamazdı: ‘İnsanlar son tahlilde tüm maddenin hareketlerini düzenleyen aynı genel yasalara bağlı fiziki nesnelerdir’.”

Terrell Carver “saptırma” savının belki en kapsamlı çeşidini üretmiştir: “Bilim”, Marx için, “teknoloji ve sanayide önem taşıyan bir etkinlik” iken Engels için “tarih, ‘düşünce’ ve inanması zor da olsa güncel siyaset odaklı akademik incelemeye dönük bilgi sistemi olması ve doğa bilimlerindeki nedensellik yasalarını da içermesi bakımından sosyalistler için önem taşır.”

Friedrich Engels (28 Kasım 1820 – 5 Ağustos 1895)

Thomas gibi Carver da Engels’de bulduğu bu bilim anlayışına karşı çıkar; Engels’i Marx’tan ayırdığına inanır. Carver Marx’ın kendisine yabancı bu fikirler karşısındaki tepkisizliğini şu küçük düşürücü gerekçeye bağlar: “Belki nicedir süren dostluk, önde gelen birer sosyalist olmaları ve Engels’in mali kaynak olarak işlevi gibi nedenlerle, Marx kendi görüşleriyle çeliştiği durumlarda Engels’in eserlerine müdahale etmemeyi ve suskun kalmayı yeğledi.”

Carver’a göre, Marx’ın gerek Anti-Dühring’e gerekse ilişkili yapıtlara yönelik suskunluğu Engels’in fikriyatının ilkin İkinci Enternasyonal tarafından benimsenip ortodokslaşmasına, daha sonra da “Sovyetler Birliği’nin resmi felsefesinin ve tarihinin temeli” olmasına yol açmıştır. Bu felakete sebep olan Engels ya farkında değildi ya da unutmuştu: Alman İdeolojisi maddecilik ile idealizm arasındaki zıtlığı aşmışken “kendi maddeciliği… hem pek çok bakımdan idealist felsefenin basit bir ters yüz hali hem de doğa bilimlerine pozitivist yaklaşımın sadık bir yansımasıydı.”

Özetle Carver, Holloway, Levine, Lichtheim ve Thomas Engels’i suçlar, John Green’in “yeni ortodoksluk” dediği çizgiyi oluşturur: Engels Marx’ın devrimci pratiğini bir tür mekanik maddeciliğe ve siyaseten kaderciliğe indirgemişti; oysa Marx gibi kendisi de 1840’larda o eğilimlere karşı çıkmamış mıydı?[11]

Günah keçisi olarak Engels

Anti-Dühring’in mekanik maddeci ve siyaseten kaderci olduğu savı tuhaf. Engels’in Dühring’in ahlâkçı reformculuğunu eleştirmesi açıkça devrimci siyasal pratiği savunmak içindi. Nitekim, müdahaleci bir Marksist olan Lenin o kitabı “sınıf bilincine sahip her işçinin el kitabı” saymıştır. Dahası, Dühring Marx’ın Hegel’den kategoriler kullanmasını “din alanından saçma aktarış” olarak eleştirmiş, buna karşı Dühring’i eleştiren Engels Marx’ın felsefedeki devrimini netleştirerek özetlemişti.[12]

Dühring Marx’ın Hegel’in “aufhebung” anlayışını ödünç alarak, “bir şeyi hem içermek hem de aşmak” anlamında kullanmasını “Hegelci söz cambazlığı” örneklerinden saymıştı; Engels ise bu kavramın Marx’ın maddecilik ile idealizmin eski biçimlerindeki kısmi doğruları sentezlemesine yardımcı olduğunu vurgulamıştı.[13] Doğrusu, Anti-Dühring’in Marx’ın felsefesinden kopuş olduğu savının kaynağı Engels’in tezlerinin karikatürleştirilmesidir.[14] Dahası, Marx ve Engels’in düşüncesinin temel birliğini gözardı eden bu girişimler eleştirel inceleme karşısında dayanıklı değildir.

Marx ve Engels’i birbirinden ayırma yönündeki en ayrıntılı zorlamayı yapan Carver’a göre, ikili arasında “tam görüş birliği” yoktu; ayrıca görüş ayrılıkları farklı alanlarda yoğunlaşmalarından kaynaklı değildi, çünkü aralarında temel bir iş bölümü olmamıştı.[15] Carver ısrarlıdır: İkisi arasında “mükemmel ortaklık” olduğu efsanesi Marx’ın ölümünden sonra Engels’in uydurmasıdır, bununla Engels’in amacı uluslararası sosyalist hareketteki konumunu haklı çıkarmaktı. Aslında iki dost arasındaki birlik genelde sanıldığı kadar güçlü değildi.

1970’lerde Perry Anderson “tarihsel maddeciliğin yaratılışında Engels’in öneminin azımsanmasını” kınayıp geçerli bir saptama yapmıştır: “Engels’in tarih değerlendirmeleri Marx’ınkilerden hemen hep üstün olmuştur. Avrupa tarihi bilgisi daha derindi; ardışık ve belirgin yapıları daha iyi kavramıştı.”

Carver’a göre, Marx ile Engels sadece belli başlı üç yapıtı birlikte kaleme almıştı: Bunlardan Kutsal Aile farklı bölümlerden oluşur, ki her bölüm biri tarafından yazılmıştır. Komünist Manifesto Engels’in yazdığı taslakları dikkate alan Marx’ın elinden çıkmıştır. Alman İdeolojisi ise bitmeden kalmış, ancak ikisinin de ölümünden sonra basılmıştır, zaten kolay anlaşılmayan bir belgedir. İncil derlemesine alınmayan safsata metinler gibi “uyduruk” olup kitap olarak yok hükmündedir. Ayrıca, ikilinin ilk dönem ilişkisini göstermekten çok örtüp gizler. Carver’a göre, “mükemmel ortaklık” savının aksine, Marx öldükten sonra Engels kendi sözleriyle Marx’ı (yeniden ve farklı biçimde) seslendirmeye çalışmış ve bunda başarılı olmuştur.

Carver’ın Marx-Engels ilişkisini yorumu sorunludur; Holloway’in yukarıda değindiğimiz Engels eleştirisinde de görülür. Holloway’in belirttiği üzere, Marx’ın fikriyatı –özellikle de 1859 önsözündeki Marx– Engels’in “tahrifatı” addedilen varsayımlarını barındırır. Karşı açıdan olmakla birlikte, kırk yıl önce Sebastiano Timpanaro şu saptamayı yapmıştır: “Engels’i Marx’ın düşüncesini banalleştirip çarpıtmakla suçlayan herkes sonunda Marx’ın pek çok sözünü fazla ‘Engelsci’ bulur.”[16]

Engels’in yapıtları hakkındaki en iyi incelemelerden ikisi (Engels ve Marksizmin Oluşumu –Stephen Rigby, 1992 ile Friedrich Engels’in Yaşamı ve Düşüncesi –Dill Hunley, 1991) Engels’in Marx’tan saptığı efsanesine karşıdır, ama Engels’teki yanlış görüşlerin bazılarının Marx’ta da olduğu savı ile. Rigby şöyle der: “Marx ile Engels’in görüşlerini karşı karşıya getirmek, Marx’ın yapıtlarındaki sorunlarla yüzleşmekten kaçınma yönünde bir stratejidir.”

Öte yandan, Hunley şu sonuca varır: “Marx ve Engels pek çok bakımdan temelde aynı görüşteydi; yazıları önemli ve ikincil konularda benzer çelişkiler taşır.”[17] Sonuçta, Rigby ve daha az ölçüde Hunley şu vargıda birleşir: Marksizm tarihinde Engels’i günah keçisi kılmak yanlıştır, çünkü fikriyatındaki kusurlar Marx’ta da vardır.

İşbirliği, iş bölümü ve göreli üstünlükler

Marx ve Engels’teki kuramsal koşutlukların ayrışmaya vardığı tezi sorunludur. Dahası, Carver’ın Marx-Engels işbirliği yorumu ikilinin ilişkileri hakkındaki bilgimizle pek uyuşmaz. İlkin, Carver’ın görüş ayrılığı tezini savunusu “hayali düşman” türünden bir açıklamaya dayanır. Carver’a göre, eski Sovyet blokunun yarı-dinsel ideologları saçmalamış, Marx ile Engels’in ilişkisini “mükemmel bütünlük” ve “kırk yıl uyumlu güçbirliği” gibi safsatalarla övmüştür, ama bu “tam görüş birliği” tezi anlamlı değildir, çünkü ne doğrudur ne de Engels böyle bir iddiada bulunmuştur.[18]

Marx ile Engels arasında, 1840’lardan Marx’ın 1883’teki ölümüne dek, benzersiz bir yakınlık vardı, ama bu, tüm o dönem boyunca ikisi arasında görüş ayrılığı olmadı demek değildir. Ton, vurgu ve hatta içerikte farklar olmuştur. Başka türlüsü düşünülebilir mi? Farklar, çelişkiler ve sorunlar yalnız iki düşünürün arasında değil, her ikisinin tek tek yapıtlarında bile vardır, kolayca bulunabilir. (Her ilginç düşünürün yapıtlarında bulabileceğimiz gibi.)

İkincisi, Marx ile Engels pekâlâ işbölümü yapmıştır. Parlak incelemesinde Draper’ın belirttiği gibi, Engels daha çok “popülerleştirilmiş” sunumlar, “parti” sorunları ve özellikle ilgi duyduğu ya da uzmanı olduğu alanlarda yoğunlaşmak eğilimindeydi. Gerçi Marksist geleneğin iki kurucusu arasındaki işbölümü mutlak değildi, ama bunun varlığını kabul etmek ikisi arasındaki işbirliğinin büyüklüğünü doğru değerlendirmek açısından önem taşır.

Aralarındaki yoğun yazışmalar –özellikle Engels’in Manchester’da, Marx’ın Londra’da olduğu dönemde (öncesinde ve sonrasında zaten buluşup konuşabiliyorlardı)– geniş bir yelpaze oluşturan konularda kapsamlı entelektüel diyalogdu; o süreçte ikisi de birbirinden öğrenmiş, yaklaşımlarını geliştirip bileyebilmişti.

Üçüncüsü, iki dost arasındaki işbölümünde birçok alanda Engels daha donanımlıydı. Nitekim, 1970’lerde Perry Anderson daha o zaman “moda” olan bu çarpıtmaya haklı olarak karşı çıkmış, “tarihsel maddeciliğin yaratılışında Engels’in öneminin azımsanmasını” kınamış ve “sarsıcı” denebilecek geçerli bir saptama yapmıştır: “Engels’in tarih değerlendirmeleri Marx’ınkilerden hemen hep üstün olmuştur. Avrupa tarihi bilgisi daha derindi; ardışık ve asli yapıları daha iyi kavramıştı.” Anderson “Marx’ın tarihsel materyalizmin genel teorisine katkısının üstünlüğü”nün farkındaydı pekâla, ancak haklı olarak anti-Engels literatürünün kaba eleştirileriyle kendisi arasına mesafe koymak istiyordu.[19]

Dördüncüsü, Carver’ın değindiği üç belli başlı yapıt dışında Marx ve Engels’in işbirliği yapmadıkları savı gerçeği yansıtmaz, çünkü ölüm ayırana dek nice önemli ve teori bakımından donanımlı katkılara birlikte imza attılar. Ayrıca, pek çok konudaki yazışmalarına bakan her okur Engels’in mektuplarının etkilerini Marx’ın müteakip yazılarında görebilir.

Tarihin tekerrürüne dair ünlü “ilkinde trajedi, ikincisinde kaba güldürü” özdeyişi Marx’ın bilinir, ama onu Engels’ten ödünç almıştı. Ayrıca Marx’ın ünlü Gotha Programını’nın Eleştirisi yapıtındaki görüşlerin benzerlerini daha önce Engels ileri sürmüştü.[20] Birlikte kaleme aldıkları siyasal yazılar ve ciltler tutan yazışmaları iki dostun ortaklığını sergiler.

Carver, Marx’ın bir mektubunu görüş ayrılığı savına kanıt sayar: Marx Engels’e, 1 Ağustos 1856 tarihli mektubunda, bir gazeteciden yakınır, çünkü ikisini “tek kişi sayarak” yazmıştır. Söz konusu gazeteci, 1848-49 Frankfurt Meclisi’nin asbaşkanı, Ludwig Simon adlı bir mülteciydi. “Hayli tuhaf” bir şekilde, cümleye “Marx ve Engels” diye başladıktan sonra, fiili özne tekilmiş gibi seçmiştir. Birlikte yazılmış bir metin söz konusu olmadığında, o fiil çekimi dilbilgisi yanlışıdır. O yazıyla dalga geçen Marx “bu saçmalığı sonuna kadar okumaktansa sabun köpüğü içmeyi ya da Zerdüşt’le baharatlı inek dışkısı üzerine laflamayı yeğlerim” der. Bu mektupta ayrıca, 1848 devrim döneminde kendilerini tek kişi sayma eğilimiyle Engels’in dalga geçişine atıfta bulunur.

Marx, Carver’a bakılırsa, Engels ile arasındaki görüş birliği ya da ayrılığı konusunda ne bu mektupta ne de başka yerde cümle kurmuştur. Gerçekteyse Marx Engels ile siyasal ve kuramsal ilişkisine değinirken sık sık “biz” ve “bizim” demiştir. Marx, eldeki belgelere göre, Engels’le arasında eşsiz bir zihin ve siyaset ortaklığı olduğu kanısındaydı.

Marx ve Engels’in insanlık ile doğanın birliği anlayışı devrimci bir bakış açısına kapı açar– siyasal, toplumsal ve ekolojik bir kapsamla: Sosyalist devrim yalnızca toplumsal ve siyasal ilişkilerin dönüşümüyle sınırlı olmayıp insanlığın doğayla ilişkisinde de köklü dönüşüm demektir.

Ruh ikizleri, Damon-Pythias dostluğu

Marx’ın Engels’le işbirliğinin önemi üzerine belki de en ünlü yorumunu Siyasal İktisadın Eleştirisine Katkı’nın 1859 baskısındaki önsözünde buluruz:

“Ekonomi kategorilerini eleştiren o harikulâde makalesi yayınlandığından beri sürekli yazışarak fikir alışverişinde bulunduğum Friedrich Engels aynı sonuca başka yoldan varmıştı. (bkz. İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu) 1845’te o da Brüksel’e yerleşince Alman felsefesine karşı birlikte hamleye karar verdik; önceki felsefi vicdanımızla hesaplaşmayı önümüze koyduk.”

Ertesi yıl, 22 Kasım 1860’ta, Bertalan Szemere’e mektubunda, Marx bu savını yineleyip vurgulamıştır: “Engels öbür benliğim (ruh ikizim) sayılmalı.” Adolf Cuss’a 18 Ekim 1853 tarihli mektubunda, Engels’in zihin yetilerini şöyle betimlemiştir: “Veri dolu bir ayaklı kütüphane olmasının yanısıra, Engels gece gündüz her an çalışabilir, içkili olsun olmasın hızlı yazar, şeytanca hazırcevaptır.”

Marx, kızı Eleanor’un anlatımına göre, Engels’ten gelen mektuplarla “yazan oradaymış gibi” konuşurdu; Engels’in görüşlerine kâh katılır kâh katılmaz, bazen de öyle gülerdi ki gözünden yaş gelirdi. Eleanor iki dost hakkında şöyle yazmıştır: “İlişkileri Yunan mitolojisindeki Damon-Pythias dostluğu gibi tarihsel bir dostluk olarak anılacaktır.”[21] Marx’ın damadı Paul Lafargue’ın tanıklığı ise şöyle: “Marx Engels’i Avrupa’nın en bilgili kişisi sayıyor, zihninin evrenselliğine hayranlık duyuyordu.”[22]

Carver’ın “Engels’in mali kaynakları nedeniyle” Marx’ın Engels’e eleştirilerini dile getirmediği şeklindeki temelsiz ve düpedüz aşağılayıcı yakıştırmasına karşı gerçek şudur: Marx gibi biriyle kırk yıl eşit ortaklık ilişkisinde olabilmek için zaten “Avrupa’nın en bilgili kişisi” ve çağının en devrimci eylemcilerinden biri olmak gerekirdi; başka türlüsü hayal edilebilir mi? Chris Arthur’un yazdığı gibi, Engels’in Marx üstündeki etkilerini önemsiz göstermeye kalkmak Engels’e olduğu kadar Marx’a da haksızlıktır: “Marx kimsenin yetersizliğini görmezden gelmezdi; çağdaşları arasından fikri ortağı olarak Engels’i seçti.[23]

Marx Engels’le işbirliğinin önemini bugün epey unutulmuş olan Herr Vogt / Bay Vogt (1860) adlı kitabında da vurgulamıştır. Engels’in Po and Rhine / Po ve Ren adlı incelemesini onayladığını (ve risalenin bunun üzerine yayınlandığını) belirten Marx, Engels’in “Almanya’nın savunma için İtalya’nın hiçbir bölgesine ihtiyacı olmadığını ‘bilimsel’ ve ‘askeri’ kanıtlarla ortaya koyduğunu” yazmıştır. Yorumunda Engels’le genelde ortak bir plan ve bir ön mutabakat yaparak çalıştıklarını belirtir. Hiç de muğlak olmayan bu basılı ifade, çok sonra Hal Draper tarafından Karl Marx’ın Devrim Teorisi kitabında da vurgulanmıştır; yine de Marx’la Engels arasında ayrılık gayrılık olduğunda ısrar edenlerce görmezden gelinir.

Marx’ın Engels’le işbirliği hakkındaki son olumlu yorumu 1860’taki de değildi. On yedi yıl sonra, 10 Kasım 1877’de, Wilhelm Blos’a yazdığı bir mektupta, Marx “Engels ve ben” ve “biz” ifadelerini kullanmıştır. Ayrıca, Engels 1879’da Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin yönetimine ikisi adına –günümüzde çok ünlü olan– bir Sirküler Mektup yazmış ve “bakış açımız açıkça belirtilmiştir” demiştir.

Marx’ın kullandığı sözler arasında “tavrımız”, “desteğimiz”, “kanımızca”, “Engels ve ben”, “şikâyetimiz”, “yaklaşımımız”, “adlarımız” vardır. Marx Engels’in “barışçıl” gelişme yanlısı reformist çizgiyi çürütmesini över, ikisinin omuz omuza olduğunu belirtir: “Engels Höchberg [sosyal reformcu yazar, 1853-1885 –ç.n.] ile aramızda ne derin bir uçurum olduğunu gösterip akıl vermiştir.”

Gerek bu mektup gerekse başka belgeler şunu gösteriyor: Marx ve Engels’i tek kişi saymak saçmadır, ama daha da saçması Thomas’ın “aslında iki kişinin ortak bir doktrini olmadığı” savıdır. Bunca kanıta rağmen hangi akla hizmet “görüş ayrılığı” savında bunca ısrar niye? Hunley’nin dediği gibi, “ideolojinin körleştirmediği herkes Marx ve Engels’in temelde hemfikir olduğunu görebilir”.

“İkinci keman”

Engels’in ortak siyasal bakış açısını oluşturmadaki payı hakkındaki ünlü sözü kendisine haksızlıktır. Marx’ın ölümünden bir yıl sonra, Johann Philipp Becker’a yazdığı 15 Ağustos 1884 tarihli mektubunda, kendisini “yalnızca ikinci kemancı” olarak niteler:

“Talihsizliğim şu ki, Marx’ı kaybımızdan beri onu temsil etmem bekleniyor. Ömrüm yatkın olduğum şeyleri yapmakla geçti: ikinci keman olarak çaldım, sanırım yüz akıyla. Birinci kemanda Marx gibi müthiş birinin olması beni mutlu ediyordu. Ama şimdi birdenbire teoride birinci keman olmam isteniyor, bu durumda yanlışlar kaçınılmazdır, bu gerçeğin en çok farkında olan da benim. Marx’ın kaybıyla birlikte, onun şahsında neler yitirdiğimizi daha çalkantılı bir dönem gelene dek tam anlayamayız. Hiçbirimizde ondaki ufuk yok; hızlı harekete geçmek gerektiğinde doğru çözümü görür, hemen konunun can alıcı yanına yönelirdi. Görece dingin, barışçıl dönemlerde olayların beni haklı, onu haksız çıkardığı olmuştur, ama devrim ortamlarında akıl yürütüşü tam isabet kaydederdi.

Katkısını böyle alçakgönüllü değerlendirişi dört yıl sonra Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu’nda daha ayrıntılı görülür:

“Bu teorideki payıma son zamanlarda sık değinildi; konuyu aydınlatmak için iki çift laftan kaçınamam. Marx’la kırk yıllık işbirliğimde teorinin temellerini koyma yönünde bağımsız bir payım olduğunu yadsıyamam – özellikle geliştirilişinde. Ama başlıca ilkelerinin büyük bölümü, özellikle de iktisat ve tarih alanlarında, en çok da etkili formülasyonlarıyla Marx’a aittir. Benim yaptığım katkıları –birkaç özel alandaki çalışmam dışında– Marx bensiz de yapabilirdi, ama onun başardıklarını ben başaramazdım. Marx hepimizden daha yüksekte durur, daha öteyi seçer ve genel durumu daha kapsamlı ve tez kavrardı. Marx dâhi idi, geri kalan bizler yalnızca yetenekliydik. Teori onsuz bugünkü kadar gelişkin olamazdı; o bakımdan, haklı olarak onun adını taşıyor.”

Marx’ın Engels’le işbirliğinde daha çok pay sahibi olduğunu kabul etmemek saçma olur. Ama bu gerçek şaşırtıcı sayılmaz, çünkü Marx gençken bile çağdaşlarından biri olan Moses Hess tarafından şöyle betimlenmişti:

O bir fenomen. Yeni kuşağın en büyük –belki de tek özgün– filozofu. Kamu önüne çıktığında, gerek yazısı ile gerekse konuşmacı olarak, tüm Almanya’nın dikkatini çekiyor. Ortaçağ dinine ve felsefesine son darbeyi vuruyor [“coup de grâce” –ağır yaralanan hasmı daha çok acı çekmesin diye öldürme “zarifliği” –ç.n.]; en derin felsefi ciddiyeti en keskin zekâ ile birleştiriyor. Şu kişiler tek zihinde birleşse nasıl olur? Rousseau, Voltaire, Holbach, Lessing, Heine ve Hegel. Hem de yan yana değil, tek potada erimiş halde. İşte karşınızda Dr. Marx.[24]
Engels’in (ya da Aristo’nun günümüzdeki dengi olmayan herkesin) böyle nitelenen birinin çapında olamadığını söylemek pek açıklayıcı değil. En iyisi Perry Anderson’la birlikte şu hakkı teslim etmek: Engels’in bariz entelektüel güçleri vardı ve Marx’la ortak geliştirdiği teoriye pek çok önemli katkıda bulundu.

Gerçekten, Engels’in meziyetlerini ilk fark eden ve onu gereksiz tevazudan alıkoymaya çalışan Marx olmuştur. Örnek mi? 4 Temmuz 1864 tarihli bir mektubunda Engels’e şöyle der: “Bildiğin şey. Birincisi, ben her konuda geç başlarım. İkincisi, kaçınılmaz olarak senin ayak izlerini takip ederim.” Bu tespit özellikle 1840’larda, Engels’in hem fikir hem siyaset alanlarında yalnızca önemli değil, öncü konumda olduğu dönem için geçerlidir. O zamandan sonra ikisi birlikte çalışmış, birbirlerinden öğrenerek tek başlarına varamayacakları noktalara varmışlardır.

Bu gerçeğe karşı, görüş ayrılığı savındakiler ikisi arasındaki görece küçük farkları abartmakta, daha beteri, her eleştirmen kendi ihtiyacına göre farklar uydurmaktadır. Alvin Gouldner şöyle der: “Engels’in Marx’ın fikirlerini kabalaştırıp çarpıttığı savı yine moda, ama haklı çıkarılabildiği için değil, işe yarar sayıldığı için: Görüş ayrılığı efsanesi Marksizmi eleştirenlerin klasik Marksizmde hoşlanmadıkları şeyleri Engels’in üstüne atmayı sağlıyor.”[25] Edward Thompson’ın dediği gibi, Engels “şamar oğlanı yapılmış, Marksizmde istenmeyen şeylerden sorumlu tutuluyor.”[26]

“O harikulâde makalesi yayınlandığından beri sürekli yazışarak fikir alışverişinde bulunduğum Friedrich Engels aynı sonuca başka yoldan varmıştı. (bkz. İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu) Engels ruh ikizim sayılmalı… Ayaklı kütüphane olmasının yanısıra, şeytanca hazırcevaptır.”

Engels-Stalinizm ilişkisi

Ne var ki, Engels karşıtı literatürün yelpazesi büyük ölçüde hem olumsuzdur hem de tutarlı olmaktan uzaktır. Engels’i eleştirenler genelde Marksizmde hoşlanmadıkları her şey için onu suçlar, Hunley’nin saptadığı gibi, “birbirleri ve hatta kendileriyle çelişkilere düşerler”. Dahası, Engels karşıtı yazılarda onu aşağılama saplantısı öyle büyüktür ki, bu yazarlar kendi savlarındaki sorunları göremez.[27]

Bu eleştiri Engels’in görüşleriyle Stalin’in çarpık Marksizmi arasında bağ olduğunu kanıtlama çabaları için daha da doğrudur. Örnek mi? Gerek Carver gerekse Thomas, “Stalin’in ideolojisinin Engelsizmden kaynaklandığını” söyleyen Levine’e katılmaktadır. Carver 1981’de şöyle yazmıştır: “Sovyetler Birliği’nin resmi kurumlarındaki siyasal ve akademik yaşam Engels’in yapıtından kaynaklanan diyalektik ve tarihsel maddeciliğe bağlıdır, ama bu merhum Marx’ın onayını gerektirir.” İki yıl sonra, Engels’in felsefi yapıtlarının “ana özelliklerinin seminerlere, broşür ve el kitaplarına ve de resmi Sovyet diyalektiğine geçtiğini” yazmıştır.

Bununla birlikte, Stalin’in tarihsel maddecilik ile diyalektik maddecilik yorumunun Engels’ten kaynaklandığı sık söylenir, ama temel nokta es geçilir: Stalin karşıdevrimci rejimini Marksizm ve Ekim Devrimi bağlamında meşrulaştırmak için Marx-Engels düşüncesinin devrimci özünü boşaltmayı seçmişti.

Stalin Engels’in pek çok fikrini açıkça reddetmiştir. Birincisi, Engels tek ülkede sosyalizm fikrine karşıydı. İkincisi, sosyalizmin gelişmesiyle birlikte devletin söneceğini belirtmişti. Üçüncüsü, sosyalizmde değer yasası geçerli olmayacaktı. Stalin bu üç görüşü resmi Sovyet teorisinden dışladı. Felsefeye gelince, “olumsuzlamanın olumsuzlanması” kavramı Stalin tarafından 1930’larda şematikleştirilen ortodoks diyalektik anlayışta yer almadı.[28]

Engels’in bu düşünceleri Marksizminin hiç de önemsiz yönlerinden değildi. Alfred Evans’ın belirttiği gibi, ironiktir, ama Marx’ı Marksizmden koparıp barışçıl anayasal değişim teorisyeni gibi gösterme girişimlerinin hemen yanında Stalin’in “yenilikleri” yer alır: Stalin “sosyalist gelişmede her türlü devrimci nitelikten arındırılmış” bir Marksizm yorumunu destekler.[29]

Marx ve Engels “Asya tipi üretim tarzı” kavramını öne sürmüştü. Niçin? Özel mülkiyet olmayan toplumlardaki baskıcı sınıf ilişkilerini açıklamak için. Bu kavram Sovyet Rusya’daki düzen için de kullanılabilirdi. İşte Stalin bu kavramı resmi çizgiden dışlamak için Siyasal İktisadın Eleştirisine Katkı’nın 1859 önsözündeki tarih şemasını temel aldı.[30]

Siyasal gerekçesi yeterince açık. Sovyet ekonomisinin gelişmesinde devletin rolünü haklı çıkarma çabası. Ünlü Önsöz’deki temel-üstyapı ilişkisini tersine formüle etmek gereği duydu. Marx ve Engels’in düşünüşü sağlıklı gelişen bir araştırma geleneğiyken Stalin revizyon yaptı: “Sosyalist olmayan bir toplumda” sosyalist nitelikler vurgusu uğruna, uyumsuz hamleleri bağdaşık gösterme çabasıyla Marksizmi revize etti.[31]

Doğrusu, Engels’in düşüncesi Stalinist ideolojiyle bağdaşmaz. Dahası, fikirleri Stalinizmin karşıdevrimci özünü anlamamızda yardımcı olagelmiştir.[32] En azından bu açıdan, Stalin Engels’in düşüncesinin eleştirel ve devrimci niteliklerini nice Engels karşıtından iyi anlamıştır: Engels’in fikirleri eleştirel ve devrimci olduğu içindir ki, Stalin’in diktatörlüğüyle bağdaşmaz. Engels’in düşüncesinin devrimci özü Stalin’in Marksizmi iğdiş etme çabasını aydınlatabildiğine göre, Engels’in toplum-siyaset teorisine katkısını dürüstçe yeniden ele almanın vakti gelmedi mi?

Doğanın diyalektiği”

Yeniden değerlendirilmesi gereken bir başka konu Engels’in epey karalanan “doğanın diyalektiği” kavramıdır. Lukács’ın Tarih ve Sınıf Bilinci (1923) kitabından beri, Batı Marksizmi geleneğinin belirleyici özelliklerinden biri, Engels’in Marksist teoriyi “doğadaki diyalektik” odaklı temellendirme girişimini reddetmek olmuştur.[33]

Tarih ve Sınıf Bilinci’nde Lukács şu görüşünü belirtir: Engels diyalektik kavramını ne yazık ki toplum düzleminden doğa düzlemine genişletmiş, bu ise “tarih sürecindeki en hayati etkileşimi, yani öz-nesne diyalektiğini ihmale” yol açmıştır; bu ihmal ile “diyalektik ile devrim kavramları birbirinden kopar”.

İlginçtir, gerçi Lukács’ın Engels’in düşüncesine getirdiği eleştiri anti-Engels literatürü çok etkilemiştir, ama bu eleştiri yalnız bir yerde geçmiş, on iki satırlık dipnotla desteklenmiştir. Kaldı ki bu yorum kitapta Engels’in savlarıyla çok daha uyumlu başka yorumlarla dengelenmiştir. Örnek mi? “Doğanın yalnızca nesnel olan diyalektiğini toplum diyalektiğinden ayırma gereği.”[34] Üstelik Tarih ve Sınıf Bilinci ertesinde Lukács “doğanın diyalektiği” fikri üzerine daha kapsamlı ve olumlu yazmıştır:[35]

“Açıktır ki, diyalektik önce doğada bir gelişme ilkesi olmalı –nesnel olarak varolmalı– ki, toplum gelişmesinde de nesnel bir ilke olabilsin. Bu demek değil ki toplumdaki gelişme eşit derecede nesnel hareket biçimleri, diyalektik hareketler üretemez ya da doğadaki gelişmeler yeni toplumsal diyalektik biçimlerinin aracılığı olmadan bilinebilir.”[36]

Bu alıntı gösteriyor ki Lukács felsefede indirgemeciliğe karşı çıkmış, doğanın diyalektiği fikrini reddetmenin olası bir sonucu olarak “karşıt yanlışa, yani bir tür idealizme” düşmemiştir. Bu bağlamda Antonio Gramsci ve Karl Korsch’un uyarısı olmuştur.[37] Lukács, Gramsci ve Korsch, Engels’in “doğanın diyalektiği” kavramının indirgemeci olan ve olmayan yorumlarını birbirinden titizlikle ayırmış, ama maalesef günümüzdeki Engels eleştirmenleri “doğanın diyalektiği” kavramının kaçınılmaz olarak mekanik maddeciliğe ve pozitivizme varacağı savında ısrarcı davranmıştır.

John Bellamy Foster Engels’e yapılan bu eleştirinin “Lukács sorunu” dediği şeyin tek yanlı yorumlanışından kaynaklandığı kanısındadır. Lukács Tarih ve Sınıf Bilinci’nde tutarsızca hem diyalektik yöntemin doğaya uygulanabileceğini özne boyutu olmadığı gerekçesiyle reddetmiş hem de doğada kendi başına nesnel bir diyalektik olduğunu kabul etmiştir. Batı Marksizmi ise doğada diyalektik olduğunu reddetme eğiliminde olmuştur.

Bu reddiye Marx’ın Engels’e doğanın diyalektiği yaklaşımında genelde hak veren yorumlarıyla çelişmekle kalmıyor, aynı zamanda idealist felsefe biçimlerine dönük eğilime destek oluyor. Dolayısıyla, Batı Marksizmi çizgisindekiler, Marx’ın yapıtında Marksizmi mekanik maddecilik ile idealist felsefe şeklinde zıt ve ikiz tuzaklardan korumaya yarayacak araçlar aramak yerine, Marx’ı idealist bir yoruma, Engels’i ise mekanik maddeci yoruma sıkıştırmaya varan bir projeye destek oldular.

“Ekoloji diyalektiğin ispatıdır”

O eğilime karşı Foster –Andrew Feenberg ve Alfred Schmidt’i izleyerek – “duyulu insan etkinliği” kavramı sayesinde Marx’ın yapıtının doğa ile toplum arasındaki diyalektik ilişkiyi anlama yönünde nasıl gerekli araçları sağladığını ayrıntılandırmıştır. Foster’a göre, Marx’ın maddeciliği “doğal praksis” denebilecek bir biçim varsayar: Duyusal insan pratiği duyu dünyasının kendisinde cisimleşir.

Dünyaya ilişkin algılarımız doğal duyularımızdan kaynaklanır, ama –empirisist yorumun aksine– doğanın kendisinin farkına varışına yol açan duyularımız dış dünyadan edilgen enformasyon alıcılar değil, doğal dünyada etkin ve gelişen süreçlerdir, insanlığın doğa ile üretici etkileşimi ile gelişip derinleşir. Foster “doğal praksis” kavramının Engels’in belirimci (emergentist) gerçeklik anlayışıyla bağdaştığı savındadır; bu kavram Engels’in yapıtının indirgemeci okunuşlarını bertaraf eder.

Stalin karşıdevrimci rejimini meşrulaştırmak için Engels’in pek çok fikrini reddetmiştir. Engels tek ülkede sosyalizm fikrine karşıydı. Sosyalizmin gelişmesiyle birlikte devletin söneceğini belirtmişti. Sosyalizmde değer yasası geçerli olmayacaktı. Stalin bu üç görüşü resmi Sovyet teorisinden dışladı.

Üstelik daha da ilginci, bu praksis anlayışı çağdaş ekolojik meselelerle uyumludur. Engels’in doğanın diyalektiği anlayışı modern ekolojinin insan-doğa birliğini vurgulayışının habercisi gibidir: ekoloji krizleri kapitalist toplum ilişkilerinin yabancılaşmış yapısı açısından anlaşılabilir. Üretim öncelikle ve en çok doğa ile metabolik bir değiş-tokuş olduğu için yabancılaşmış üretim ilişkileri doğa ile yabancılaşmış bir ilişki içerir. Dolayısıyla, kapitalizmi ekonomik krizlere yönelten etkenler çevre krizlerine yol açan eğilimlere de neden olur.

Marx ve Engels’in insanlık ile doğanın birliği anlayışı bu bakımdan devrimci bir bakış açısına yol açar –siyasal, toplumsal ve ekolojik bir kapsamla: Sosyalist devrim yalnızca toplumsal ve siyasal ilişkilerin dönüşümüyle sınırla olmayıp insanlığın doğayla ilişkisinde de köklü dönüşüm demektir.

Engels’in “doğa diyalektiğin ispatıdır” savı bağlamında, Foster kapitalizmde ekonomik krizler ile ekolojik krizlerin iç bağlantılarına dikkat çekerek Engels’in yaklaşımının şu şekilde yeniden formüle edilebileceğini ve edilmesi gerektiğini söyler: “Ekoloji diyalektiğin ispatıdır.” Bu durumda, Engels’i eleştirenler Marx’ı yalnızca toplum kuramcısı olarak yeniden kurgularken, Engels’in felsefe yazıları onun ve Marx’ın güçlü ekoloji boyutunu aydınlatıp ekolojik meselelerle antikapitalizm arasındaki iç bağı vurguluyor.

Foster’ın savı benimkiyle örtüşüyor: Engels’in sosyalist teori ile pratiğe temel, son derece olumlu ve bugün de geçerli katkısını gözden kaçırmak büyük yanlış olur. Düşüncesi Marx’ın yapıtının temel (ve çoğunu önceden dile getirdiği) güçlü yönlerini paylaşır, ayrıca Marksizme güçlü ve bağımsız katkıları da olmuştur. Kanımca, sol Engels’in yapıtını yeniden ele alırsa çok fayda görür.

“Kendini netliğe kavuşturma” ânı

Marx’la birlikte, Engels teoride devrim yaptı: Fransız sosyalizmi, Alman felsefesi ve İngiliz siyasal iktisadını sentezleyip toplum bağlamında yeni bir devrimci perspektif geliştirdiler. Bu özgün ortak proje fragmanlardan oluşan bir elyazmasında ifadesini buldu ve ancak ölümlerinden sonra Alman İdeolojisi adıyla yayınlandı. Gerçi bu metin sorunsuz değildir, ama üretilişi –Marx’ın yazdığı ve Engels’in yinelediği gibi– anahtar bir “kendini netliğe kavuşturma” ânıdır; sonraki teorik ve pratik girişimin çerçevesini oluşturmuştur. Yaşamlarındaki bu dönem üzerine Korsch’un yorumu:

“Marx ve Engels ertesi iki yıl boyunca kendi maddeci ve bilimsel görüşleri ile sol Hegelciler (Ludwig Feuerbach, Bruno Bauer, Max Stirner) tarafından ve ‘Alman’ ya da ‘gerçek’ sosyalistlerin felsefi yazılarında yer alan ideolojik duruşlar arasındaki karşıtlığı ayrıntılı olarak işlediler. Hem Marx hem de Engels bize ‘Alman İdeolojisi’ adıyla ulaşan elyazmaları dönemini yıllar sonra geriye dönük değerlendirişlerinde önemli bulmuştu; buna karşı, anti-Engels literatürün bir özelliği ikilinin bu kendini netliğe kavuşturuşunun önemini küçümsemek olmuştur.”[38]

Bu düşünce çizgisindeki sorun şu: Gerçi Alman İdeolojisi ortaya konmuş bir kitap olmamıştı, ama Marx ve Engels böylece fikirlerini bir biçime kavuşturdu ve 1845-46’da yayınlamaya niyetlendiler. Marx’ın 1859 önsözündeki yöntem özeti Alman İdeolojisi’ndeki Feuerbach bölümünün anlatımı gibidir. Ayrıca, ikilinin tüm önceki yazıları bu elyazmalarında şu fikir çerçevesinde sentezlenmiştir: İnsanlar evrilen ihtiyaçlarını karşılamak için doğayla etkileşim halinde toplum ve üretim ilişkileri dolayımıyla kendilerini yapar ve yeniden yapar. Bu bakış toplumsal pratiğin yeni proleter biçimini hem temel alır hem de gerekli kılar ki, praksis felsefesi olarak 1848-49 devrimci olaylarına fevkalade bir müdahaleyle sınanıp derinleştirilmiştir.

Bulgaristan’daki Buzludzha Anıtı’ndan duvar detayı

1840’larda demokratikleşme yönünde büyük beklenti vardı, çünkü Avrupa’nın mevcut iktidar kurumları ile kapitalist gelişme sonucu filizlenen yeni toplumun gerçekliği arasında uyumsuzluk oluşmuştu; kıta çapında köklü bir değişimin eşiğinde olunduğu duygusu yayılıyordu.[39] Yenilgi Marx ve Engels’e, harekete kendi pratik ve teorik katkılarına dair sistemli düşünme fırsatı verdi; sonraki yapıtları 1840’larda sağlam başlattıkları yaklaşımı genişletip derinleştirme olarak nitelenebilir: 1848 yazıp yaptıkları başka her şeyin denektaşı oldu.[40]

İkilinin sonraki eşsiz ve kapsamlı işbirliği Marx’ın 1883’teki ölümüne dek azalmadan sürdü. Ertesinde, Engels ortak projeyi hem kendi siyasal ve kuramsal yapıtları hem de Marx’ın çeşitli eserlerini (yeniden ya da elden geçirip ilk kez) yayınlayarak sürdürdü. Bunların en önemli (ve tartışmalı) olanları Kapital’in ikinci ve üçüncü ciltleridir.[41]

Gerçi Marx ve Engels ortak stratejiyi 1840’ların ortasında birlikte biçimlendirdi, ama Engels Marx’la tanışmadan önce zaten o yönde davranıyordu ve bu imecedeki katkılarını Marx’tan sonra da sürdürdü. Gareth Stedman Jones şu görüşünde haklı:

“Marksist önermelerin temel ve kalıcı olanlarının pek çoğu Marx’ın değil, Engels’in ilk yazılarında yer alır: Dikkati rekabet yerine üretim sürecine yöneltmek; aşırı üretimden doğan krizleri ve sürekli ‘yedek emek ordusu’ gerektirmesiyle modern sanayinin devrimsel yeniliği; burjuvazinin kendi mezar kazıcılarını ürettiği savının en azından cenin hali; komünizmin felsefi bir ilke değil, ‘şimdiki durumu ortadan kaldıran gerçek hareket’ olduğu; proletaryanın tarih sahnesine çıkışı ile sınıf olarak oluşması; ‘proleter sosyalizmi’ ile küçük esnaf-zanaatkâr veya alt-orta sınıf radikalizmi arasındaki fark; devletin yöneten mülklü sınıfın elinde baskı aracı olarak nitelenmesi.”[42]

Her bakımdan son derece etkileyici bir liste. Üstelik öykünün tümü değil. Engels işçi sınıfının devrimci değişim potansiyelini Marx’la aynı zamanda keşfetmişti, ama onun ötesinde, sendikal mücadelenin sosyalizm projesindeki önemini görüp söyleyen ilk sosyalistti. Kadınların eziliş tarihini aydınlatan ve de kapitalizmdeki biçimini gösteren bütünsel bir teorinin temellerini de o attı.

Herkül’ün görevleri

Engels, Marx’la birlikte, Alman İdeolojisi’nde “pratik” fikri ile maddi çıkar kavramını tarihsel bağlamda birlikte değerlendirerek maddeci bir tarih anlayışı geliştirdi. Kısa süre sonra da “Marksist” tarih yazımının ilk yapıtını kaleme aldı ve böylece son derece üretken ve etkili bir gelenek başlattı.[43] Komünist Manifesto haline gelen taslaklarda Alman İdeolojisi’nde özetlenen genel bakışı 1847 Almanya’sı özel bağlamına uyguladı; sosyalizmi derin bir demokrasi anlayışıyla uluslararası bir hareket olarak tanımladı, böylece Stalin’in “tek ülkede sosyalizm” mefhumunu Marksizmin daha başında geçersiz kıldı.

Dahası, o günün egemen sosyalist seslerine karşı, sosyalizm için mücadelenin “sıfır toplamlı bir oyun” olmadığını öne sürdü. Sosyalistlerin işçi partisinin siyasal bağımsızlığını koruyarak burjuva demokrasisi hareketlerini desteklemesi gerektiğinde ısrarlıydı; mutlakiyetçiliğin yenilgiye uğratılmasının akabinde burjuva iktidarına meydan okunmalıydı. “Sürekli devrim” teorisini 1848 devrimlerine katılarak derinleştirdi ve –Marx’la birlikte– Komünist Manifesto’da ana hatları çizilen genel stratejik analizi geliştirmede gazeteci olarak anahtar rol oynadı, pratik düzeyine çıkardı: Ortak bakış açılarını daha kapsamlı ve derin hale getirdiler.[44]

Ardından, Engels mutlakiyetçi Prusya devletine karşı askeri mücadelede yer aldı. Bu hareketin yenilgisi sonrasında, entelektüel enerjisinin çoğunu askeri gücün maddeci analizini geliştirmeye ayırdı; böylece, Marx’ın ailesindeki lâkabı ile “General”, 19. yüzyılın en büyük militarizm düşünürlerinden oldu. Engels’in askeri güç üzerine yazıları genelde egzantriklik olarak görülüp kenara itilmiştir, ama, o yüzyılın devrimci stratejisi açısından birincil önemdeydi ve günümüz sosyalistleri için ilginçliği –sonraki yüzyıl(lar)daki askeri güçte önemli değişiklikler olmasına rağmen– sürmektedir.[45]

Belki en önemlisi, Engels Marksist yöntemi popülerleştirerek Marksizme sosyalist kuşaklar kazandırmıştır. Hem tek başına hem de Marx’la birlikte verdiği yapıtların yanısıra, Kapital’in ikinci ve üçüncü ciltlerini yayına hazırlamıştır; günümüzde incelendiğinde bu girişimde boşluklar vardır, ama yine de elyazmalarını elden geldiğince bütünlüklü sunarak Herkül’ün görevlerinden birini yerine getirmiş gibidir. Sol Engels’in çabalarına çok şey borçludur.[46]

Aynı zamanda, doğal ki, Engels’in Marksist projeye katkılarında çeşitli sorunlar da vardı. Reformizm eleştirisi, değer teorisi, milliyetçilik sorunu, kadınların ezilişine bütünsel yaklaşan bir teori gibi olumlu katkılarının yanı sıra, fikriyatında önemli boşluklar ve apaçık yanılgılar da görülür. Bu zaafların Engels’in Marksizme katkılarını gölgelemesine izin vermek büyük haksızlık olur.[47] Lenin’in Rosa Luxemburg hakkındaki sözü pekâlâ Engels için de söylenebilir: “Kartal bazen tavuktan alçakta uçar, ama tavuk asla kartal kadar yükselemez.”

Özgün her düşünür gibi, Luxemburg önemli kuramsal ve siyasal yanlışlar yapmıştır, ama zihni ve siyasetiyle kartaldı. Keza, zaafları ne olursa olsun, Engels de entelektüel ve siyasal açılardan kartaldı.[48] Yazılarının önemi günümüzün devrimci solunda yer alan bizler için büyüktür, başta yer alır. Reformizmin sınırlayıcılığından kaçınmak, ama bunu yaparken sekterliğe düşmemek ve bugün pek çok sol söylemdeki ahlâkçı “eylem iktidarsızlığı” tuzağına düşmeksizin hem etik hem de ekolojik bir sosyalizm için.

Çeviren : Tarık Günersel

Express, sayı 173, Güz 2020 

KAYNAK: https://www.birartibir.org/a-dan-x-e/943-kartallar-yuksek-ucar

[1] Colin Barker ve başkaları, editörler, Marxism and Social Movements / Marksizm ve Toplumsal Hareketler (Leiden: Brill, 2013), 5, 14, 25.
[2] Norman Levine, The Tragic Deception: Marx Contra Engels / Trajik Aldanış: Marx Engels’e Karşı (Oxford: Clio, 1975), xv, xvii; Frederic Bender, The Betrayal of Marx / Marx’ın İhaneti (New York: Harper, 1975), 1–52; Terrell Carver, Engels (Oxford: Oxford University Press, 1981); Terrell Carver, Marx and Engels: The Intellectual Relationship / Marx ve Engels: Entelektüel İlişki  (Bloomington: Indiana University Press, 1983); Terrell Carver, Friedrich Engels: His Life and Thought / Friedrich Engels: Yaşamı ve Düşüncesi (Londra: Macmillan, 1989); Gregory Claeys, Marx and Marxism / Marx ve Marksizm (Londra: Penguin, 2018), 219–28; Z. A. Jordan, The Evolution of Dialectical Materialism / Diyalektik Maddeciliğin Evrimi (Londra: Macmillan, 1967), 332–33; Sven-Eric Liedman, A World to Win: The Life and Works of Karl Marx / Kazanılacak Bir Dünya: Karl Marx’ın Yaşamı ve Yapıtları (Londra: Verso, 2018), 497; Tom Rockmore, Marx’s Dream / Marx’ın Hayali (Chicago: University of Chicago Press, 2018), 73; Jonathan Sperber, Karl Marx: A Nineteenth-Century Life / Karl Marx: Bir Ondokuzuncu Yüzyıl Yaşamı (New York: Norton, 2013), 549–53; Gareth Stedman Jones, Karl Marx: Greatness and Illusion / Karl Marx: Büyüklük ve Yanılsama (Londra: Penguin, 2016), 556–68; Paul Thomas, Marxism and Scientific Socialism / Marksizm ve Bilimsel Sosyalizm (Londra: Routledge, 2008), 35–49; Robert Tucker, Philosophy and Myth in Karl Marx / Karl Marx’ta Felsefe ve Mit (Cambridge: Cambridge University Press, 1961), 184; Andrzej Walicki, Marxism and the Leap to the Kingdom of Freedom / Marksizm ve Özgürlük Krallığına Sıçrayış (Stanford: Stanford University Press, 1995), 121.
[3] H. Rigby, Engels and the Formation of Marxism / Engels ve Marksizmin Oluşumu (Manchester: Manchester University Press, 1992), 4; John Rees, ed., The Revolutionary Ideas of Frederich Engels / Frederich Engels’in Devrimci Fikirleri (Londra: International Socialism, 1994).
[4] Paul Blackledge, “The New Left: Beyond Stalinism and Social Democracy?,” / Yeni Sol: Stalinizm ve Sosyal Demokrasinin Ötesi mi?” –The Far Left in Britain Since 1956 / 1956’dan beri Britanya’da Uç Sol içinde; ed. Evan Smith ve Matthew Worley (Manchester: Manchester University Press, 2014), 45–61.
[5] George Lichtheim, Marxism (Londra: Routledge and Kegan Paul, 1964), 234–43.
[6] Donald Hodges, “Engels’s Contribution to Marxism,” / Engels’in Marksizme Katkısı – Socialist Register (1965): 297.
[7] Alasdair MacIntyre, Marxism and Christianity / Marksizm ve Hıristiyanlık (Londra: Duckworth, 1995), 95.
[8] Gustav Mayer, Friedrich Engels (Londra: Chapman & Hall, 1936), 224; Richard Adamiak, “Marx, Engels, and Dühring,” Journal of the History of Ideas 35, no. 1 (1974): 98–112.
[9] Hal Draper, Karl Marx’s Theory of Revolution, vol 1 / Karl Marx’ın Devrim Teorisi, cilt 1 (New York: Monthly Review Press, 1977), 24.
[10] John Holloway, Change the World without Taking Power / İktidara Gelmeden Değiştir Dünyayı (Londra: Pluto, 2010), 121.
[11] John Green, Engels: A Revolutionary Life / Engels: Bir Devrimcinin Yaşamı (Londra: Artery, 2008), 313; John Stanley and Ernest Zimmerman, “On the Alleged Differences between Marx and Engels,” / Marx ve Engels arasında Varsayılan Farklar Üzerine, Political Studies 32 (1984): 227.
[12] Vladimir İlyiç Lenin, “The Three Sources and Three Component Parts of Marxism,” / Marksizmin Üç Kaynağı ve Üç Bileşeni Toplu Yapıtlar, cilt 15 (Moskova: Progress, 1963), 24; Paul Blackledge, “Hegemony and Intervention,” / Hegemonya ve MüdahaleScience and Society 82, no. 4: 479–99.
[13] Karl Marx ve Frederick Engels, Toplu Yapıtlar, cilt 25 (Londra: Lawrence & Wishart, 1975–2004), 120.
[14] Paul Blackledge, “Practical Materialism: Engels’s Anti-Dühring as Marxist Philosophy,” / Praksis Maddeciliği: Marksist Felsefe olarak Engels’in Anti-Dühring’iCritique 47, no. 4 (2017): 483–99.
[15] Terrell Carver, The Postmodern Marx (Manchester: Manchester University Press, 1998), 173–74; Carver, Marx and Engels, xviii.
[16] Sebastiano Timpanaro, On Materialism / Maddecilik Üzerine (Londra: Verso, 1975), 77.
[17] Dill Hunley, The Life and Thought of Friedrich Engels (New Haven: Yale University Press, 1991), 64, 126.
[18] Heinrich Gemkov ile başkaları, Frederick Engels: A Biography (Dresden: Verlag im Bild, 1972), 6; L. F. Ilyichov et al., Frederick Engels: A Biography (Moskova: Progress, 1974), 10; Yevgenia Stepanova, Engels: A Short Biography (Moskova: Progress, 1985), 45–79.
[19] Perry Anderson, Lineages of the Absolutist State / Mutlakiyetçi Devlet Tipleri (Londra: Verso, 1974), 23.
[20] Marx ve Engels, Toplu Yapıtlar, cilt 38, 505; Marx and Engels, TY cilt. 45, 60–66.
[21] Eleanor Marx-Aveling, “Frederick Engels,” in Reminiscences of Marx and Engels (Moskova: Progress, n.d.), 187, 189.
[22] Paul Lafargue, “Reminiscences of Engels / Engels Anıları ” Reminiscences of Marx and Engels / Marx-Engels ile ilgili Anılar içinde 89–90.
[23] Chris Arthur, The German Ideology: Student Edition / Alman İdeolojisi – Ek bilgiyle – Karl Marx and Frederick Engels, ed. Chris Arthur (Londra: Lawrence & Wishart, 1970), 14.
[24] Moses Hess’den alıntı: Francis Wheen, Karl Marx (Londra: Fourth Estate, 1999), 36–37.
[25] Alvin Gouldner, The Two Marxisms / İki Marksizm (Londra: Macmillan, 1980), 252.
[26] Edward Thompson, The Poverty of Theory and Other Essays / Teorinin Yoksulluğu ve Başka Denemeler (Londra: Merlin, 1978), 69.
[27] Chris Arthur, “Engels as Interpreter of Marx’s Economics,” / Marx’ın İktisadının Yorumcusu olarak Engels – Engels Today / Günümüzde Engels içinde, ed. Chris Arthur (Londra: Macmillan, 1996), 175.
[28] Andrew Evans, Soviet Marxism-Leninism (Westport: Praeger, 1993), 32, 39–40, 48, 52; Mark Sandle, A Short History of Soviet Socialism / Sovyet Sosyalizminin Kısa Tarihi  (Londra: UCL Press, 1999), 198–199; Mark Sandle, “Soviet and Eastern Bloc Marxism,” / Sovyet ve Doğu Bloku Marksizmi – Twentieth-Century Marxism/ Yirminci Yüzyıl Marksizmi içinde, ed. Daryl Glaser and David Walker (Londra: Routledge, 2007), 61–67; Herbert Marcuse, Soviet Marxism (Londra: Penguin, 1958).
[29] Evans, Soviet Marxism-Leninism, 52; Sandle 2007, 67.
[30] Herbert Marcuse, Soviet Marxism (Londra: Penguin, 1971), 102–103; Paul Blackledge, Reflections on the Marxist Theory of History / Tarihin Marksist Teorisi Üzerine Düşünceler (Manchester: Manchester University Press, 2006), 78, 97, 110.
[31] Marcuse, Soviet Marxism, 128; Ethan Pollock, Stalin and the Soviet Science Wars / Stalin ve Sovyet Bilim Savaşları (Princeton: Princeton University Press, 2006), 172–73, 182.
[32] Tristram Hunt, Marx’s General / Marx’ın Generali (New York: Henry Holt & Co., 2009), 361–62; Tony Cliff, State Capitalism in Russia / Rusya’da Devlet Kapitalizmi (Londra: Pluto, 1974), 165; Marx – Engels, TY cilt 25, 266.
[33] John Bellamy Foster, Brett Clark, and Richard York, The Ecological Rift / Ekolojik Tehlike (New York: Monthly Review Press, 2010), 218.
[34] Georg Lukács, History and Class Consciousness / Tarih ve Sınıf Bilinci  (Londra: Merlin, 1971), 3, 24n6.
[35] John Rees, Georg Lukács’ın A Defence of History and Class Consciousness: Tailism and the Dialectic, (Londra: Verso, 2000), 19–21.
[36] Georg Lukács, A Defence of History and Class Consciousness Tailism and the Dialectic (Londra: Verso, 2000), 102.
[37] Antonio Gramsci,  Selections from the Prison Notebooks / Hapisane Defterlerinden Seçki (Londra: Lawrence & Wishart, 1971), 448; kıyas için bkz: Karl Korsch, Marxism and Philosophy (Londra: New Left Books, 1970), 122; Georg Lukács, The Ontology of Social Being: Marx / Toplumsal Varlık Ontolojisi: Marx (Londra: New Left Books, 1978), 7.
[38] Karl Korsch, Karl Marx (Leiden: Brill, 2015), 77.
[39] Eric Hobsbawm, The Age of Revolution / Devrim Çağı (Londra: Abacus, 1962), 366.
[40] V.İ. Lenin, “Against Boycott,”/ Boykota Karşı – Toplu Yapıtlar, cilt 13 (Moskova: Progress, 1962), 37.
[41] Thompson, The Poverty of Theory and Other Essays, 69.
[42] Gareth Stedman Jones, “Engels and the Genesis of Marxism, / Engels ve Marksizmin Doğuşu”  New Left Review 106 (1977): 102; Gareth Stedman Jones, “Engels and the History of Marxism,” in The History of Marxism, ed. Eric Hobsbawm (Brighton: Harvester, 1982), 317; karşılaştırma için bkz. Tony Cliff, “Engels,” – International Struggles and the Marxist Tradition / Uluslararası Mücadeleler ve Marksist Gelenek (Londra: Bookmarks, 2001).
[43] Paul Blackledge, “Historical Materialism,” in Oxford Handbook of Karl Marx, ed. Matt Vidal et al. (Oxford: Oxford University Press, 2019).
[44] Paul Blackledge, “Engels’s Politics: Strategy and Tactics after 1848, / Engels’in Siyaseti: 1848 ertesi Strateji ve Taktikler”, Socialism and Democracy 33, no. 2 (2019): 23–45.
[45] Paul Blackledge, “War and Revolution: Friedrich Engels as a Military Thinker, / Savaş ve Devrim: Askerlik üzerine Düşünür olarak Friedrich Engels”, War and Society 38, no. 2 (2019): 81–97.
[46] Fred Moseley, Marx’s Economic Manuscripts 1864–1865 / Marx’ın Ekonomi Elyazmaları 1864 – 1865 sunuş yazısı  (Leiden: Brill, 2016).
[47] Paul Blackledge, “Engels, Social Reproduction and the Problem of a Unitary Theory of Women’s Oppression, / Engels, Toplumsal Yeniden Üretim ve Kadınların Baskılanışının Birleşik Teori Sorunu”, Social Theory and Practice 44, no. 3 (2018): 297–321.
[48] V. İ. Lenin, “Notes of a Publicist, / Yayıncı Notları”, Toplu Yapıtlar, cilt 33 (Moskova: Progress, 1996), 210.
Share.

Comments are closed.