gününde

Aziz Çelik ile Röportaj: Sendikaların bir vesayet ve emek kontrol aracına dönüşmesini önlemenin yolu sendika içi demokrasi, şeffaflıktır

0

1-Seksenli ve doksanlı yıllarda gerek kamu emekçileri gerekse de işçiler etkili eylem ve grevler gerçekleştiriyordu. O günden bugüne işçi hareketlerinin örgütlülüğünü ve eylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seksenlerin sonunda ve doksanlarda yükselen bir emek hareketi söz konusuydu. Bunun bir dizi nedeni vardı. Bunlardan ilki emekçilerin alım gücünde 24 Ocak ve 12 Eylül sonrası yaşanan büyük kayıplardır. Gerçek ücretlerde yaşanan büyük düşüş işçi hareketinin en önemli nesnel tetikleyicisi oldu. Bir diğer önemli faktör sendikal hareketin üzerinden 12 Eylül silindir gibi geçmesine rağmen esas olarak 12 Eylül öncesini bilen, o dönemin sendikal deneyimi yaşamış işçiler ve sendikal kadrolar sendikal harekette, tabanda etkindi. DİSK’in faaliyetleri durdurulmuş ancak DİSK’in tabanı çeşitli sendikalarda varlığını sürdürüyordu.  Örneğin Bahar Eylemlerini gerçekleştiren kadroların önemli bir bölümü mücadeleci bir sendikal geçmişe ve sol/sosyalist bir dünya görüşüne sahipti. 12 Eylül’ün ve yeni liberal politikalarının bütün tahribat girişimine rağmen sendikalaşma hala yüksekti. Kamu istihdamı çok yüksekti. Özeleştirmeye karşı büyük bir direnç vardı. Özelleştirme çok yavaş ilerliyordu ve kamu işçileri sendikal hareketin önemli bir dinamiği idi.  İşçi sınıfının zorlaşan yaşam koşulları yükselen işçi hareketinin en önemli nedeniydi. Kamu çalışanları hareketi ise esas olarak 12 Eylül öncesinin muhalif birikimi ve enerjisi üzerinde yükseldi. Bir diğer faktör ise dönemin iktidar yapısının ANAP sonrasında parçalı olması, koalisyonların varlığı idi. Koalisyonlar emek hareketinin manevra alanını genişletiyordu.

2000’li yıllarla birlikte bu koşullarda önemli farklılar yaşandı. Yoğun özelleştirmeler sonucu kamu işçisinin gücü çok zayıfladı. Taşeronlaşma ve yeni çalışma türleri sendikalaşmayı zayıflattı. Sendikaların yapısal zaafları emek mücadelesini zayıflattı. Grev kullanılmaz hale getirildi. Bu sendikal mücadelenin gücünü zayıflattı.

Öte yandan AKP hükümetleri, dönem boyunca yaşanan devasa özelleştirmeler, ucuz dövize dayalı büyüme stratejileri, düşen faizler ve artan borçlandırma mekanizmaları ile bir yandan işçi ve emeklileri borçlandırırken öte yandan enflasyon artışına paralel gelir artışları sağladı.  Emekçiler büyümeden pay alamadı, sendikal ve sosyal haklarının pek çoğunu kaybetti ancak güvencesiz de olsa iş bulduğu için şükretti, borçlanabildiği için şükretti. Bu durum sendikal mücadeleye olan inancı zayıflattı.

2-Hükümetin sendikalara dayattığı uygulamalar işçi sınıfı kazanımlarını nasıl etkilemektedir?

Hükümet yıllardır ısrarlı bir biçimde sendikal hakları baskı altında tutmakta ve özellikle grev hakkını kullanılamaz hale getirmektedir. Öte yandan gerek bireysel işçi hakları ve gerekse sosyal güvenlik haklarını budamaktadır.  Bu durum işçi haklarında ciddi bir aşınmaya yol açmakta, çalışma ilişkileri giderek güvencesizleşmektedir.  Öte yandan hükümetin sendikal ve demokratik hakların kullanımını sınırlaması sonucunda emek rejimi giderek otoriter hale gelmektedir. İşçiler bir yandan daha uzun, daha zor koşullarda çalışırken öte yandan bu koşullara karşı örgütlü tepki göstermeleri engellenmektedir.

3-Bir sendika hangi koşullarda bir vesayet aracı haline gelebilir?

Sendikalar hak arama örgütleridir. Sınıfın mücadele ve savunma örgütleridir. Ancak sendikalar aynı zamanda bir bumerang gibi bir emek kontrol mekanizmasına, sermayenin ve iktidarın vesayet aracına dönüşebilir. Sınıf esasına dayanmayan, sendikal demokrasinin işlemediği, tek adama veya oligarşik yapılara dayalı sendikalar kolaylıkla bir vesayet ve emek kontrol aracına dönüşebilir. Sendikaların bir vesayet ve emek kontrol aracına dönüşmesini önlemenin yolu sendika içi demokrasi, şeffaflıktır. Üyenin söz ve karar sahibi olması, güçlü sendika içi demokrasi mekanizmaları, aşağıdan yukarıya işleyen katılımcı yapılar sendikaları dinç ve mücadeleci hale getirir.

Share.

Comments are closed.