Ana Sayfa Haber Türkiye Güvenlik İşçileri Meclisi Toplantısı Gerçekleştirildi - Güvenlik Sen

Türkiye Güvenlik İşçileri Meclisi Toplantısı Gerçekleştirildi – Güvenlik Sen

Türkiye Güvenlik-Sen İşçi Meclisleri 11 Nisan Cumartesi İzmir’de toplandı. Türkiye’nin pek çok yerinden yüzün üzerinde güvenlik işçisinin katılımıyla gerçekleşmiş toplantıda sendikal mücadeleyi ve meclisleri büyütme çağrısı yapıldı. İşçi Meclisinin etkinliği değerlendirmesinin tam metni aşağıdadır:

Güvenlik Sen İşçi Meclisleri olarak 11 Nisan 2015 günü İzmir’de Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde buluştuk. İstanbul İşçi Meclisi, Tekirdağ İşçi Meclisi, Çorlu İşçi Meclisi, Ankara İşçi Meclisi ve İzmir Meclisinden işçilerin katılımı ile gerçekleştirdiğimiz toplantımız oldukça verimli geçti. Güvenlik sektöründe baskın olan ve bu tür faaliyetleri organize etmemizi de zaman zaman zorlaştıran vardiya sistemine rağmen toplantıya 100’ün üzerinde işçi arkadaşımız katılmış oldu. Ayrıca ÇHD İzmir Şubesi, İnşaat İşçileri Sendikası Başkanı Mustafa Adnan Akyol ile HTKP’den bir gözlemci de toplantımızda yer aldı.

Toplantımız İzmir Meclisi’nden bir arkadaşımızın açılış konuşması ile başladı. Açılış konuşmasında toplantının amacı ve gündemleri sıralandı. Toplantı gündemleri şu şekilde sıralandı: Tanışmak ve şehirlerdeki çalışmaların karşılıklı deneyim aktarımı, nasıl bir sendika istiyoruz, meclislerin önemi, sendikanın içinde bulunduğu ve her geçen gün derinleşen yönetim krizi ve 1 Mayıs. Açılış konuşmasında bu başlıklar sıralandıktan sonra Güvenlik Sen’in kuruluş süreci ve özel güvenlik işçilerinin sorunlarını anlatan kısa bir video izlendi.

İlk sözü İzmir Meclisi’nden bir işçi arkadaşımız alarak, İzmir’deki çalışmanın geldiği düzeyi ve yönetimin tüm engelleme çabalarına ve açıkça “meclisleri tanımıyorum” cümlesini sarf etmelerine rağmen hemen her birimde meclislerin toplanmaya devam ettiğini aktardı. Arkadaşımız meclislerin sendikal alandaki önemine değinerek “bizler söz, yetki ve karar hakkı istiyoruz” dedi. Mevcut sendika yönetiminin bu anlayışın karşısında olan tutumunu kınayan arkadaşımız, işçi iradesinin açığa çıkartılmadığı bir sendikal örgütlenmenin sarı sendikaya dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunu, sendikaların ikbal kapısı olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Meclis buluşması karşısında yönetim kurulunun aldığı tutumu da teşhir eden arkadaşımız, yönetim kurulundan kimsenin etkinliğe katılmamasına dikkat çekti. Sorunları tartışmaktan kaçındıklarını belirten arkadaşımız, yönetim kurulunun meclislerin Türkiye buluşması karşısında yaptıkları kara propagandanın, üyelere mesaj çekerek “etkinlik iptal” yalanını yaymalarının, etkinliğin yapılacağı yerle defalarca görüşerek mekan kullanım iznini iptal ettirmeye çalışmalarının bu yönetimin sendikal anlayışının bir göstergesi olduğunu belirtti.

Daha sonra etkinliğe konuk olarak katılan İnşaat İşçileri Sendikası Başkanı Mustafa Adnan Akyol’a söz verildi. Mustafa Adnan Akyol konuşmasında işçi sınıfının birlikte mücadelesinin önemine değindi. Konuşmasını; “sizler bizi koruyun, bizler de sizler için ev ve oteller inşa edelim. İşte ancak o zaman kurtulacağız” diyerek bitirdi.

Mustafa Adnan Akyol’dan sonra Ankara Meclisi’ni temsilen 141 gün direniş gerçekleştirerek işine geri dönüş hakkını tırnağı ile kazanan arkadaşımız Ömür Tekin söz aldı. Direniş deneyimini toplantıya katılan işçilerle paylaşan Ömür Tekin, aynı zamanda Ankara’daki meclis çalışması ile ilgili bilgi verdi. Ömür Tekin aynı zamanda sendikadaki mevcut yönetimin yarattığı krize de değinerek, yönetimin sendikayı işletmediğini, ikbalci ve bürokratik bir anlayışla hareket ettiğini, sendikanın yıllarca emek veren gönüllü uzmanlarını silerek emek hırsızlığı yapıldığını anlattı. Mevcut yönetime ilişkin tepkisini sert sözlerle aktaran Ömür Tekin, meclis ve meclis tipi araçların işletilmediğini bir örgütlenmenin işçi sınıfı mücadelesine hiçbir katkısı olmayacağının altını çizdi.

Ardından İzmir Konak Meclisi’nden bir arkadaşımız söz alarak, özel güvenlik işçilerinin sorunlarını detaylı bir biçimde aktardı. Taşeron gerçeğinin altını çizen arkadaşımız, güvencesizliğin geldiği düzeye dikkat çekti. İş güvencesi kadar önemli bir diğer sorunun ise işçi sağlığı ve güvenliği olduğunu vurgulayan arkadaşımız, ücret eşitsizlikleri, taşeron-kadrolu ayrımları, ihale süreçlerine müdahil olamamak, kamu personeli gibi yargılanmak ve cezalandırılmak, sürekli şikayete maruz kalmak gibi bir dizi soruna değindi.

Ardından İstanbul Meclisi’nden bir işçi arkadaşımız söz aldı. İstanbul Meclisi’nin yapısını anlatarak konuşmasına başlayan arkadaşımız, meclisin İstanbul merkezli bir planlama ve örgütlenme sorumluluğu ile hareket etmeye çalıştığını, sadece kendi işyerlerini değil ancak diğer işyerlerini de tartışarak örgütlenmeyi büyütmek için muazzam bir çaba harcadıklarını vurguladı. Etkinlik için yola çıkacakları gün sendikadan mesaj aldığını, mesajda etkinliğin iptal edildiğinin yazılı olduğunu anlatan arkadaşımız, kendisinin aylardır üye olmasına rağmen sendikanın yönetimi ile bir kez bile karşılaşmadığını, bu sendikada aktif çalışmasının nedeninin de sendikanın “yönetimi kağıt üzerinde kabul eden” bir anlayışa sahip olması olduğunu vurguladı. Sendika yönetiminden gelen mesaja çok sinirlendiğini belirten arkadaşımız, yönetimin derhal değişmesi gerektiğini söyleyerek; “ben o mesaja rağmen buraya geldim. Buradan sesleniyorum. Sizi oraya nasıl getirdiysek, anlayışımızı terk ettiğiniz için indirmeyi de biliriz” diyerek sözlerini bitirdi.

İstanbul Meclisi’nden sonra söz alan Tekirdağ Meclisi’nden arkadaşımız, Tekirdağ’daki çalışmanın geldiği düzeyi aktardı. Kendilerinin yönetsel anlamda sendikada yaşanan krizlerden haberdar olmadıklarını, bu zamana kadar kendileri ile görüşmeleri sürdüren gönüllü uzman ve avukatlar eliyle tüm Tekirdağ’ı hedefleyen bir çalışma yürüttüklerini ve 3 ay gibi kısa bir süre içerisinde bir takım sözleşmesi hazırlamayı da kapsayan bir biçimde, her şeyi mecliste tüm işçilerin katılımı ile tartışarak somut sonuçlar elde etme aşamasına geldiklerini vurguladı.

Çorlu Meclisi’nden arkadaşımız ise söz alarak Çorlu’da karşı karşıya kaldıkları sorunları aktardı. Çorlu Meclisi’nin en temel gündeminin iş güvencesi olduğunu belirten arkadaşımız, sendikal anlayış olarak ise meclis çalışmalarını yaygınlaştırmayı benimsediklerini vurguladı.

Çorlu Meclisi’nden arkadaşımızdan sonra Ankara Meclisi’nden başka bir arkadaşımız söz alarak sendikal anlayışın nasıl olması gerektiğine dair uzun ve kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Mevcut yönetimin yarattığı sorunları somut örnekleri ile aktaran arkadaşımız, sendikanın ilkelerinin çiğnendiğini vurguladı. Örgütlenmenin ve örgütlü mücadelenin önemine değinen arkadaşımız, özel güvenlik işçilerinin kolluk kuvveti gibi kullanılarak Yırca’da ya da üniversitelerde olduğu gibi toplumsa muhalefet unsurlarının karşısına çıkartılmasının önüne geçmek gerektiğini vurguladı. Sendikanın mücadelesinin bir yanının da özel güvenlik işçilerinin maşa olarak kullanılmasını engellemek olması gerektiğini söyledi.

Meclislerden arkadaşların konuşmalarının ardından sendikanın gönüllü avukatı söz alarak mevcut yaşanan yönetim krizinin ne anlama geldiğini ve nasıl aşmak gerektiğini ayrıntıları ile anlattı. Sorunun kişiler sorunu değil, anlayış sorunu olduğunun altını çizen avukatımız, bu tür krizlerin hep yaşanabileceğini, önemli olanın işçi sınıfının çıkarlarına uygun olan ve işçileri nesneleştirmeyen bir anlayışa ısrarla sahip çıkmak olduğunu belirtti. Mevcut yönetimin son dönemde attığı adımları sıralayan avukatımız, sendika yönetimindeki baskın anlayışın meclisleri bir düşman olarak gördüğünü, çünkü kendi sendikasını yöneten bir işçi profilinin yönetimdekilerin koltukları için birer tehdit anlamına geldiğini vurguladı. Meclislerin Türkiye buluşmasının karşısındaki düşmanca tutumu da teşhir eden avukatımız, sendika yönetiminin aslında meclislerden korktuğunu ekledi. Sendikada güçlü olanın meclis iradesi ve sınıf sendikası anlayışını benimseyen işçiler olduğunu belirten avukatımız, burada geçtiğimiz günlerde İzmir’de sendika yönetimince gerçekleştirilmek istenen “işçi hakları eğitimine” dikkat çekti. İşçi Hakları Eğitimi’ne toplamda 20 kişi katıldığına dikkat çeken avukatımız, bu 20 kişinin 12’sinin sendika yönetiminin tüm dışlama çabalarına rağmen sendikal mücadeleyi önceliğine koyduğu için eğitime katılma bilinci ile hareket eden meclis bileşeni işçiler olduğuna dikkat çekti. “Yani 5 kişilik bir yönetim kendi düzenlediği bir etkinliğe kendileri dışında yalnızca 3 kişi katabilmişler” diyen avukatımız, hınca hınç dolu salonu göstererek, çalışma azminin, çalışma iradesinin adresinin meclisler olduğuna ve başarılı sonuçlar alındığına dikkat çekti. Avukatımızın konuşmasından sonra etkinliğe ara verildi.

İkinci bölüme başladığımızda katılımımız vardiyası biten arkadaşlarımızın da eklenmesi ile daha da artmıştı. Bu bölümde de çeşitli illerdeki meclislerden toplamda 20’ye yakın arkadaşımız söz aldığı bir biçimde tartışmaya devam edildi. Mevcut yönetim ile ilgili meclislerin bir karar vermesi gerektiği konusunda ortaklaşıldı. Aslında yönetimin kağıt üzerinde bir önem taşımasından ötürü kimin yönetici olacağının bir önem taşımaması gerektiği konusunda hem fikir olundu. Ancak bugünkü yönetimin ısrarla şifre gizlemesi, şeffaf olmaması, uzmanların / avukatların yetkilerini silmesi, etkinlikleri sabote etmesi, meclisleri tanımadığını belirterek toplantılarını adeta gizli kapılar ardında yapması gibi sorunların sendikaya zarar verdiği konusunda ortaklaşıldı. İzmir Meclisi’nden bir arkadaşımız olağanüstü genel kurula gidilerek bu anlayışın sendikadan sökülüp atılması gerektiğini vurgulayan uzun bir konuşma yaptı. Bu anlayışın mülkiyetçi bir anlayış olduğunu ve hiyerarşiyi derinleştirerek yeni bir patronaj yarattığına dikkat çekti. Başka bir arkadaşımız ise kendisinin yeterince insandan işyeri içerisinde emir aldığını, sendikasında yeni bir emir-komuta zincirine katlanamayacağını söyledi. Bu arada etkinliğe katılan Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi’nden avukat dostlarımızda söz alarak, işçi meclislerini selamladı ve her türlü hukuki desteği sunmak konusunda hazır olduklarını vurguladı. Bu arada etkinlik için planlanan süre dolmasına rağmen, kültür merkezi içerisinde başka bir salona geçilerek tartışmaya devam edildi.

Bu tartışma kapsamında gönüllü avukatlardan olağanüstü genel kurul sürecinin nasıl işletileceği ile ilgili bilgi alındı. Gündemin yeterli olgunlukta tartışıldığı kanaatine varıldıktan sonra olağanüstü genel kurula gidilip gidilmeyeceği konusunda oylama yapıldı. Oylama sonucunda mevcut yönetime olağanüstü genel kurul için çağrı yapılması, bu kurulun toplanmaması halinde ise yargı yoluna başvurulması kararı oy çokluğu ile alındı.

Ardından 1 Mayıs tartışmasına geçildi. Özel güvenlik işçilerinin 1 Mayıs alanında talepleri ile yer alması gerektiği konuşuldu. İş güvencesi, taşeronluk, işçi sağlığı ve güvenliği konularının özel olarak öne çıkartılması gerektiği kararlaştırıldı. Tüm meclislerin kendi şehirlerinde meclis toplantıları yaparak 1 Mayıs tartışmaları yürütmeleri, Güvenlik Sen İşçi Meclisleri olarak merkezi bir bildiri çıkartılarak çalışma yapılması ve alana İşçi Meclisleri’nin de taşınması gerektiği vurgulandı. Güvenlik Sen pankartı açılan illerde pankartın arkasında Güvenlik Sen İşçi Meclisi imzalı dövizlerin taşınması kararlaştırıldı.

Saat 18.00’e gelirken toplantımızı yeniden bir araya gelmek üzere sonlandırdık. Sonuç olarak olağanüstü genel kurula çağrı ve 1 Mayıs’a etkili ve meclisler olarak katılım kararlarını almış olduk. Saatler süren toplantı boyunca hemen herkes söz alarak tartışmaların verimli geçmesine katkı sunmuş oldu. Mevcut yönetimin toplantıyı engelleme çabalarına rağmen büyük bir başarı ile gerçekleştirdiğimiz buluşmamız sonrasında daha güçlü, daha güvenli ve gelecek için daha umutluyuz.

Bu vesile ile tüm güvenlik işçilerini sendikamıza, tüm üyelerimizi meclislerimize katılmaya, mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz!

 

Türkiye Güvenlik İşçileri Meclisi

İlgili İçerikler

Son Eklenenler