Ana Sayfa Çeviri Çeviri | Dünyanın bütün gig* işçileri birleşiyor! - The Nation

Çeviri | Dünyanın bütün gig* işçileri birleşiyor! – The Nation

*Gig işçiliği kavramı Türkçede birebir karşılığı olmayan bir yüklenici işçilik modelini işaret ediyor. Uber’in ya da web uygulaması tabanlı diğer ulaştırma, dağıtım ve kurye şirketlerinin maaşlı çalışan olmayan ve çevrimiçi platformlara üyelik üzerinden iş alan ve aldıkları iş oranında para kazanan çalışanlarını tanımlıyor. Klasik olarak parça başı ücretlendirilen işçiliğe benzetilebilir
Kendilerini mevcut iş kanunlarından muaf kılmak için yüzlerce milyon dolar harcayan şirketleri nasıl yenebilirsiniz? Örgütlenerek.
Küresel kapitalizmin son yıllarda artan biçimde rağbet ettiği gig usulü çalışma bir yandan işçileri risk alan yükleniciler haline getirerek sınıfsal sömürüyü yeni bir boyuta çekiyor diğer yandan onları geleneksel iş kanunlarının koruyuculuğu dışında bırakarak daha da güvencesiz ve kırılgan hale getiriyor. Bu yeni ücretli kölelik sistemi gitgide yaygınlaşırken yarattığı sarsıcı etkiye karşı işçilerin enternasyonal örgütlenmesi de genişliyor. Bu önemli gelişmelere dair Wilfred Chan’ın The Nation’da yayınlanan yazısını sizler için çevirdik.

Deliveroo’nun[1] halka arz girişiminin Londra Menkul Kıymetler Borsası’ndaki son on yılın en büyüğü olması bekleniyordu. Amazon destekli, risk sermayesine dayalı gıda dağıtım şirketi 12 ülkede faaliyet gösteriyor. Hiç kâr etmemiş olmasına rağmen, 12 milyar dolarlık değer biçilmesi beklenen şirket, Britanyalı bakan Rishi Sunak tarafından “gerçek bir İngiliz teknolojik başarı hikayesi” olarak övüldü.

Fakat en iyimser platform kapitalizmi[2] anlatıları bile şu basit gerçeğin üstesinden gelemiyor: İşçiler direniyor. Sömürüye dayalı iş modeli, Deliveroo’yu dünyanın en çok protesto edilen uygulama tabanlı platformu haline getirdi. Şimdi yatırımcılar bile işçi örgütlenmesinin gücünün farkına varıyor. Dünya çapındaki Deliveroo kuryelerinin protestolarının ortasında ve Şubat ayında şoförlerin İngiltere Yüksek Mahkemesi’ndeki Uber’e karşı zaferiyle birlikte, Britanya’nın en büyük varlık yöneticilerinden üçü Deliveroo’nun iş pratiklerine dair kaygılarını vurgulayarak yüz milyarlarca meblağı şirketin halka arzı öncesi geri çekti. 31 Mart’ta Büyük Britanya’nın Bağımsız İşçi Sendikası (IWGB) tarafından organize edilen iş bırakma eyleminde sürücülerin sokağa çıkmalarıyla Deliveroo’nun çılgın teklifi çöktü, alım-satımın ilk dakikalarında yüzde 31’lik bir düşüş gösterdi ve halen başlangıç fiyatının çok altında işlem görmeye devam ediyor.

İşçiler, çalışma mantığı onların birbirleriyle temasını imkansız kılan bir endüstride kolektif bir güç inşa etme hususunda önemli zorluklarla karşı karşıyalar. Patronunuz sanal bir uygulamayken, ücretiniz bir algoritma tarafından ödenirken ve iş arkadaşlarınızla tanışmamışken nasıl müzakere edebilirsiniz ki? Kendisini emek yasasından muaf tutmak için (Uber ve onun Silikon Vadisi’ndeki müttefiklerinin geçtiğimiz 22 Kasım’da Prop 22 yasa teklifini geçirerek yaptığı gibi) yüz milyarlar harcayabilen bir şirketi nasıl yeneceksiniz? Bu engellere rağmen, bütün dünyadan gig işçileri bu sorulara cevap vermeye başladı. Platformlar örgütlenme çabalarını etkisiz kılmaya çalıştıkça, işçiler birbirlerini buluyor ve forumlar, grup mesajlaşmaları ve videolu aramalar üzerinden ulus ötesi bir direniş ağı geliştiriyorlar.

Deliveroo’nun arzına karşı itirazlar bir diğer dönüm noktasını yansıtıyor; iki yıl önce araba paylaşımı uygulaması Rideshare çalışanları da Uber’in halka arzının tarihi bir fiyaskoya dönüşmesine yardımcı olan dünya çapında bir genel grev tertip etmişlerdi. Los Angeles’da şoförlük yapan ve iş durdurmayı organize eden Nicole Moore, bana farklı ülkelerden aktivistlerin online ortamda bir araya gelerek, hisse senedi duyurusunu önceden tahmin etmek için finansal haberler üzerine nasıl birlikte çalıştıklarını anlatmıştı. Moore, Uber’e arz için değer biçilmesinden önce 6 kıtada ve 25 şehirde 2 gün boyunca manşetlere çıkan bir grevle ortaya çıkan sonucun bir dönüm noktası olduğunu söyledi. “Bu noktada, söz konusu şirketler hakkındaki küresel piyasada konuşlan şuydu: ‘Şu yenilikçi şirketler, onlara yatırım yapmalı mıyız?’ Buna karşı biz de insanlara para ödememenin ve taşıma maliyetlerini asgari ücretten daha az kazanan insanlardan temin etmenin yenilikçi bir şey olmadığını söyleyen şoförlerin seslerinin her yerden duyulmasını sağladık. Ve de bunun dünya çapında bir problem olduğunu ifade ettik.”

O protestolar esnasında kurulan dostluklar, 2020’nin başlarında Britanya’da yapılacak bir toplantının da önünü açtı. Yirmi beşten fazla ülkeden gig işçileri, Uluslararası Sanal Uygulama Tabanlı Taşımacılık İşçileri İttifakı (IAATW)’nı oluşturmak için şahsen bir araya geldi. Bu ittifak, “dünya çapında emek standartlarını yok eden” uygulama tabanlı taşımacılık şirketleri karşısında “geniş bir küresel ittifak” ilan eden bir tüzük ortaya koydu. IAATW şu anda ortaklaşılan konularda eylem düzenlemek için bir merkez olarak hizmet ediyor. Bu ortak meselelerden en önemlisi işçilerin yoksulluk ücretlerine, güvenlik ihlallerine ve algoritmaya dayalı otomatik işten kovulmalarına karşı hiçbir rücu hakkı olmadan, haksız biçimde “bağımsız yükleniciler” olarak sınıflandırılmaları. Bu ayrıca ulus-aşırı şirketlerin iş pratiklerini işçilerin emek koruma hakları kazandıkları yerlerden başka yere kaydırmalarına kadar varan pazarı terk etme alışkanlıklarına karşı da birliği sürdürmenin yollarından birisi.

Torontolu bir bisikletli taşıma işçisi olan ve 2019’da evlere servis platformu Foodora’ya karşı organize olmak için bir grup işçi-aktivistin kurduğu Foodsters United’ın da üyesi olan Jennifer Scott bunu ilk elden deneyimlemişti. 2020’de kuryeler “bağımsız yükleniciler” olarak (Kanada’da kolektif pazarlık da dahil bazı çalışan haklarıyla birlikte, melez bir istihdam kategorisi) Ontario Emek Kurulu’ndan tanınma hakkı kazandılar. Daha sonra Kanada Posta İşçileri Birliği’ne girmek için oy kullanıldı ve Kanada’da uygulama tabanlı çalışanların ilk sertifikalı sendikası haline geldiler. Ama daha sonra kötü haberler geldi; bu karar üzerine Foodora bütün operasyonlarını Kanada’dan çekecekti. Scott “bu duygusal olarak yıkıcı oldu” diyor. “Bir an için kazandığımızı sandık ama sonra da işimizi kaybettik.”

Foodster üyesi işçiler başlangıçta bu olan bitenin yasını tutmak için buluşmaya devam ettiler ama çok geçmeden de mücadelelerini genişletmeleri gerektiğini fark ettiler. Kanada’nın iş kanunları eyalet tarafından belirleniyor ve dolayısıyla Ontario’daki kararlar, gig şirketlerinin başka yerlerdeki işçileri sömürmesini engelleyemiyor. Şubat’ta Scott ve iş arkadaşları Gig Workers United olarak, eyalete ait sınırların ötesinde dayanışma inşa etmek için azimle yeniden çalışmaya başladılar. Mart’ta organize ettikleri bir çevrimiçi seminere katıldım. İtalya, Hollanda ve Avusturya kadar uzak yerlerden işçi ve aktivistleri bir araya getirmişlerdi. Park halindeki arabasının şoför koltuğundan katılan bir dağıtım işçisi bile vardı. İki saatlik toplantıda işçiler kendi ülkelerinden mahkeme zaferleri, toplu iş sözleşmeleri ve platformların olası hamleleri gibi bilgileri birbirlerine aktardılar. Scott için bu tarz temaslar hayati bir moral kaynağıydı: “Çok yorgun olduğunuzda ve bu ay yapmayı planladığınız şeyleri tam olarak yapamadığınızda, 5 ülkedeki 15 başka şehirden insanların önemli kazanımlara ulaştıklarını bilmek bu durumun size büyük bir kayıp gibi gelmesini engelleyebilir.”

Seminer konuşmacıları arasında Montreal merkezli, dünya çapında sendikaları destekleyen asırlık kuruluş Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu’nun (ITF) resmi direktörü Ruwan Subasinghe de vardı. Bu federasyon son yıllarda ağırlığını Gig İşçileri Birliği ve Britanya’nın IWGB’si gibi kuruluşlara yöneltti. Subasinghe geleneksel sendikaların giderek artan biçimde uygulama tabanlı işçileri benimsemesiyle (bazı sendikalar platform şirketleriyle anlaşma yapmış olsa da) platform şirketlerine karşı mücadelenin dönüm noktasına ulaştığına inandığını söyledi. Bana, şu anda sendikaların platform tarzı sömürünün “kolaylıkla diğer sektörlere de yayılabileceğini” anladıklarını söyledi. “Dolayısıyla gig işçilerini örgütlemek ve bu sektörle de diğerleriyle olduğu gibi ilgilenmek herkesin yararına olan bir şey.”

Gig platformlarına karşı küresel mücadelenin ön saflarında yer alan Hollandalı kurye Debbie Berendsen de bu işçilerden biri. Berendsen 2018’te Arnhem adlı küçük bir şehirde yemek dağıtımı yaparak makul bir kazançla Deliveroo için çalışmaya başladı. Bu kasabada vardiyaları programlayacak ve paylaşacak sadece bir düzine dağıtımcı vardı. Berendsen “Birbirimizi iş arkadaşları olarak görüyorduk. Her zaman yeterli işimiz vardı” diyor. Ama geçen sene Deliveroo onların vardiyalarını “ücretsiz giriş” sistemiyle değiştirdi. Bu sistem herhangi birinin sisteme kayıt olup istediği bir zamanda siparişleri kabul etmesine izin vererek Berendsen’in çalıştığı şehirden yeni işçilerin platforma akınına sebep oldu. Berendsen “Birkaç gün içinde tüm gelirimizi kaybettik” diyor. Bunun üzerine (Hollanda’daki ITF üyesi olan) FNV Sendikası yardımıyla şirketin onu çalışan olarak sınıflandırması gerektiğini öne sürerek Deliveroo’ya dava açtı.  Şubat ayında Hollanda Temyiz Mahkemesi onun lehine karar verdiğinde, telefonu dünyanın dört bir yanındaki diğer gig işçilerinin tebrikleriyle aydınlandı.

Deliveroo uygulama tabanlı iş modeli üzerinde büyük etkisi olabileceğinden davayı Uber’in dünyanın geri kalanındaki operasyonlarını yürüttüğü genel merkezinin olduğu ülke olan Hollanda’da Yüksek Mahkemeye temyize götürmek için karara itiraz ediyor. Hollanda’daki bir galibiyet, Avrupa’daki son büyük işçi kazanımlarını da teyit edecek nitelikte olur. Nitekim Şubat’ta Britanya Yüksek Mahkemesi Uber şoförlerini bağımsız yükleniciler değil, işçi olduklarını ilan etti. Günler sonra, İtalya’daki savcılar gıda dağıtım şirketlerinin 60 binden fazla işçi çalıştırdıkları ve işçi haklarını ihlal ettikleri için yaklaşık 900 milyon dolar para cezasına çarptırılmalarına hükmetti. Bunu İspanya’da çığır açan bir yeni yasa takip etti. Bu yasa çevrimiçi platform şirketlerini, çalışanları yönetmek için kullandıkları algoritmayı açıklamaya zorluyor. Arkaya alınan bu rüzgar işçilerin, Uber’in rakibi Just Eat de dahil olmak üzere yemek dağıtım şirketleriyle önemli toplu iş sözleşmelerini müzakere etmelerine de yardımcı oldu.

Kuzey Amerikalı aktivistler de bu ivmeden faydalanmayı umuyor. IAATW üyesi Nicole Moore, diğer ülkelerdeki olumlu değişimlerin, ABD’yi de benzer bir tavır almaya zorlaması gerektiğini söylüyor. “sizin de bildiğiniz üzere dünyanın dört bir yanındaki mahkemeler Uber ve Lyft’in birer işletme olduğunu ve bizim de hemen hemen her yasaya göre çalışan olduğumuzu tespit ediyor. Dolayısıyla Los Angeles’ta çalışan bir sürücü olarak bunlardan haberdar olmanın benim için çok güçlü bir etkisi var.” İyi işaretler belirdi: Mayıs’ta Çalışma Bakanlığı şirketlerin gig işçilerini bağımsız yükleniciler olarak kolayca sınıflandırmasına yol açan Trump dönemi kararlarını tersine çevirdi. Bunu çalışma bakanı Marty Walsh’ın pek çok gig işçisinin çalışan olarak sınıflandırılması gerektiğine yönelik sözleri takip etti. Ki bu da daha büyük bir değişimin yolda olabileceğine işaret ediyor.

Ancak gig şirketleri değişimi önlemek için yarış halinde. Söylendiğine göre, New York milletvekilleriyle bir tasarı için anlaşmaya yakınlar. Bu tasarı onların işçileri bağımsız yükleniciler olarak sınıflandırmalarına devam etmesine ve asgari ücret yasalarından muaf tutulmalarına yardımcı olacak. Kuzeyde Uber sömürücü iş modelini ülke çapında yasallaştırmaya yönelik, Prop22’nin Kanada versiyonu denebilecek Esnek Çalışma + isimli kampanyasını tanıttı. Bunlara direnişin öncüsü ise dayanışmayı hızlı bir şekilde derinleştirmek için IAATW ve ITF gibi gruplar aracılığıyla sınırlar ötesinde koordinasyon sağlayan gig işçileri olacak. Moore “Kaliforniya’daki bir işçinin, Kenya’daki Uber sürücüsüyle ya da Hindistan veya Malezya’daki sürücüyle yakından bağlantılı” olduğunu söylüyor. Çünkü “Hepimiz San Franciscolu bir milyarderin 40 milyon dolarlık evi için acı çekiyoruz.”

*Orjinal metin için :https://www.thenation.com/article/activism/global-gig-worker-organizing/

Çeviren: Enes Köse

[1] Gig usulüyle çalışan, üyelerin çevrimiçi platformdan gelen yemek siparişlerini restoranlardan alıp müşterilere teslim ettikleri bir uygulama tabanlı şirket.

[2] Platform kapitalizmi kavramı web tabanlı uygulamalar ve bunlara üyelik üzerinden çalışmaya dayalı, yeni gelişmekte olan bir sermaye işleyişini ifade ediyor.

 

İlgili İçerikler

Son Eklenenler