Ana Sayfa Ekoloji Doğanın metalaştırılmasına karşı mücadeleler ve örgütlenme sorunları - Umut Kocagöz

Doğanın metalaştırılmasına karşı mücadeleler ve örgütlenme sorunları – Umut Kocagöz

Toplumun ortak varlıkları olan suyun, havanın, yeraltı minerallerinin metalaştırılması, sermaye birikimi biçimi olarak, bir bölgede yaşayan halk kesimlerinin mülksüzleştirilmesi ve yerinden edilmesi süreçlerini beraberinde getiriyor. Üretim ve geçim araçları talan edilen, yaşadıkları konutları yıkılan, kırsal ve mahalli ilişkileri tahrip olan kesimler, bu projeler karşısında başarılı direnişler ortaya koyamadıkça proleterleşiyor, emek piyasasına ucuz işgücü olarak dahil oluyor.

2000’ler itibarıyla hızlanan toplumsal ortak varlıkların metalaştırılması süreçlerine karşı farklı kesimlerin farklı biçimlerde mücadeleleri söz konusu oldu. Maden, enerji, otoyol, turizm projelerine, tarım alanlarına yönelik sanayileşme ve konut projelerine, kentsel dönüşümlere karşı gelişen bu mücadeleler çeşitli örgütsel formlar aldı. Bunların ideolojik ve örgütsel sorunlarını ele almak, bu mücadeleleri geliştirmek isteyen bir devrimciliğin asli görevleri arasında.

Özellikle Gezi sonrası dönemde siyasi iktidarın direnişleri bastıracak araçları keşfettiği, mücadelelerin kitleselleşme ve düzen dışına doğru siyasallaşma eğilimlerini zayıflatmayı başardığı söylenebilir. Direnişlerin ise buna karşı yeni araçlar geliştirmekte zorlandığı, zayıflayan yerlerde düzen siyasetinin hâkim hale geldiği veya yeni statüko alanlarının oluştuğunu saptamak mümkün.

Bir bölgede yapılacak projelere karşı çoğunlukla yerel dernekler, platformlar ve inisiyatifler kuruluyor, bölgedeki siyasi partilerin il/ilçe teşkilatları, gençlik ve kadın örgütleri, milletvekilleri mücadelelere katkı sunmaya çalışıyor. Bu tipte mücadele araçları mücadelelerin duyurulması, hukuki ve teknik sürecin yürütülmesi ve takibi açısından belirli ölçüde etkili olabiliyor. Ancak, hukuku ve düzen siyasetini ön plana alan mücadelelerde, bir profesyonelleşmenin ve statüko alanının mevcut olduğu da görülüyor. Mücadeleler birtakım iptal davaları açmakla ve bu davaların belirleyiciliği üzerinden süreçleri takip etmekle sınırlı kalıyor. Bu durum dava süreçlerini yürütenlerin de siyasi önderliği ele almasına, zaten halihazırda kendini temsil imkanlarından dışlanan kesimlerin bir kez daha dışlanmasına vesile oluyor. Bu durum, düzen siyasetinin yeniden üretilmesi anlamına geliyor.

Siyasi iktidarın, yerel yönetimlerin ve patronların kimi zaman açık, kimi zaman örtük bağları etrafında örgütlenen ilişki dünyası, çoğu projenin hayata geçmesinde asli bir rol oynuyor. Hukuki süreçler devam ederken kolluk güçlerinin şirketlerin güvenlik güçlerine dönüştüğü, halkın karşısına dikildiği durumlarla karşılaşıyoruz. Devletle ilk kez böyle karşı karşıya kalan, pek çok değeri ve kodları alaşağı olan, afallayan kitlelerin çoğunlukla yalnız bırakılmış, yıllardır devletle iç içe yaşayan kesimler olduğu bir gerçek. Dolayısıyla, hukuk ve yerel örgütlenme araçlarında halkın katılımını ve kendini temsil imkanlarını inşa etmeyen, hukuki süreci ve seçimleri asli kurtarıcı olarak işaret eden yaklaşımlar, ideolojik ve örgütsel sorunların temelinde yer alıyor. Böylesi durumlarda yerel mücadelelerle ilişkilenme ve bu mücadeleleri güçlendirmeye yönelik berrak bir pozisyona ihtiyacımız var.

Aslolan, doğanın metalaştırılması sürecine karşı verilen mücadelelerde halkın bir mücadele ve örgütlenme deneyimi kazanması, kendi birliğini oluşturmasıdır. Hukuki süreçler, kurulacak yerel platformlar, siyasi propaganda tam olarak buna odaklanmalıdır. Kolluğu, hukuku ve bürokrasisiyle berrak bir şekilde kendini gösteren düzenin karşısında halkın kendi hakları için ayağa kalkması temel referans noktamızı oluşturur.

Ortaya çıkan mücadelelerde dava açılması, direniş çadırı kurulması, iletişim kanallarının oluşturulması, bilgilendirme toplantılarının yapılması, tespit raporlarının hazırlanması gibi bütün araçlar ihtiyaçlar çerçevesinde kullanılmalıdır. Ancak mücadele araçları mücadele edenlerin yerine koyulamaz. Temel sorumluluğumuz, halkın örgütlenmesi ve mücadele edebilecek bir pozisyona taşınmasıdır. Mücadele araçları da bu bağlamda işlev görür. Farklı siyasi, dini, kültürel tercihleri olan kesimleri mücadele etrafında bir araya getirmek, ortak bir program inşa etmek ve kolektif eylem kapasitesini güçlendirmek esastır. 

Bir köyde yapılacak HES, JES, RES vb. projelerine karşı bölgede yaşayanların bir araya gelmesi ve projeye karşı mücadele örgütlemesi, o köyün mevcut durağan ilişkilerinin yeniden tanımlanması ve organize olması için vesiledir. Nihayetinde projelerin gerçekleştiği yerlerde insanların büyük kısmı birbirini tanır. Ancak mücadeleye dahil olduklarında, kendi somut durumlarının ötesinde başka ilişki imkanlarının açılması olanaklı hale gelir. O güne kadar kendilerine biçilen rol, bu role istinaden sermaye ve devletle kurdukları ilişki sorunsallaştırılmaya başlanır. Ezilenlerin siyaset sahnesine çıkması da tam olarak bu kurucu dinamikte gerçekleşir. Kendi kaderlerini -belki de ilk kez- ele alma çabası, hayatlarına dayatılan talan, yıkım, sömürü, yerinden edilme projesiyle açığa çıkar. Lakin, direnişle açılan alanın, sermaye sınıfı karşısında örgütlü bir emekçiler sınıfının ortaya çıkmasına otomatik olarak dönüştüğünü söylemek mümkün değil. 

Bizim örgütlememiz gereken tam olarak bu dinamiktir. Bu dinamikte, ezilenlerle birlikte ortak bir kader yaratmanın imkanlarını aramak gerekir. Mücadeleye dahil olmak, bağlar kurmak, halk nezdinde sınanmak, uzun erimli politik bir ilişkinin olanağını taşır. Yaşanılan bu kırılma anlarının öncesinde ve sonrasında geliştirilecek ilişkileri süreklileştirmek, mücadele edenlerin düzenle olan bağlarının kopma ihtimalini pekiştirir. Yoksa, çokça gördüğümüz üzere, sistematik ilişki kurulmayan yerlerde düzenle ilişkisini sorgulayan kesimlerin arayışları düzen tarafından hızlıca bastırılır. Dolayısıyla bu mücadeleler, ezilenlerin kendi kurtuluşlarının okulu olarak görülmeli, emekçilerin canlı bir şekilde sınıf olma deneyimlerinin bir parçası olarak değerlendirilmeli, ince ince örülmelidir. Yani, burada esas olan şey kimliğimiz değil nasıl bir siyasal mücadele yürüteceğimizdir.

Sermaye sınıfının metalaştırma projeleri karşısında, ezilenlerin kendi kaderlerini eline alma süreçlerine maddi manevi her türlü imkanla destek sunarak, onların sermaye sınıfı karşısında ayağa kalkma cüretini desteklemek ve sınıf olma sürecinin siyasal araçlarını örgütlemek gerekir. Emekçilerin bizzat tartıştığı, karar aldığı, kararlarını uyguladıkları bir siyasallaşmanın örgütlenmesi, düzen siyaseti karşısındaki temel konumlanmamızı oluşturur. 

Yaşadığı bölgeye JES yapılacak köylülerin bir araya gelmesi, ortak bir tavır geliştirmesi, kararlar alması, bu kararların arkasında birlikte durması, yeri geldiğinde şirket yetkililerinin, kolluk güçlerinin karşısında durması; ezcümle, ortak, kolektif bir tecrübeyi birlikte inşa etmeleri mücadelenin esasıdır. Bunu mücadelenin esası olarak görmek de ideolojik bir bağlanma biçimini, odaklanmayı ve niyeti ifade eder. Mücadele eden insanları kendi örgütünüze dahil etmeye değil, onların kendi adlarına kendi birlikleriyle hareket edebilmelerine odaklanmak veya bunu inşa etmek gibi son derece incelikli ve ağır bir işi üstlenmek anlamına gelir. Bu direnişleri mevcut düzen siyaseti karşısında “siyasetler üstü” yapan, lakin düzen dışında bir kolektif tecrübe yaratması itibarıyla mücadeleleri tam da siyasi yapan şey, halkın kendi mücadele zeminini inşa etmesi ve imkanlarını ortaya çıkarmasıdır. Devrimci birikimin bu mücadelelere aktarabileceği temel husus burada görülebilir.

Velhasıl, doğanın metalaştırılmasına karşı direnen ve mücadele edenlerin örgütlenmeye dair esas sorunu birliklerini kurmalarıyla -yani somut bir sorun karşısında, ona odaklanarak örgütlenmekle ilgilidir. Bizlerin, bu mücadelelere katılan, suyunu, ormanını, parkını, gıdasını, sağlığını savunan insanların çıkarları dışında bir çıkarımız olamaz. Onların somut bir mücadele etrafında bir araya gelerek örgütlenmesi, düzen siyasetinden kopacak siyasallaşmaları yaratması ise asli amacımız olabilir.

Sermaye sınıfının doğanın metalaştırılması projesine karşı direniş ve mücadelelerin ideolojik sorunsalı bu açıdan bir siyasal örgütlenme sorunu olarak ele alınmak ve tartışılmak durumunda. Pek çoğu bizim siyasal tercihlerimize ve yönelimlerimize benzemeyen, pek çoğu kendi içinde ortak bir siyasal tercih oluşturmamış, çoğunlukla dönemsel maddi çıkarları sebebiyle tercihlerde bulunan kesimleri nasıl olacak da ortak bir amaç etrafında bir araya geldiklerinde, kendilerinin çıkarlarını ifade edecek örgütlenmelerde, kolektif bir güce dönüştürecek ve bunun örgütsel sürekliliğini sağlayabileceğiz? Ortak bir siyasal kadere doğru birlikte yönelmeyi nasıl başarabileceğiz? 

İlgili İçerikler

Son Eklenenler