This is America! – Alican Boynak

0

Amerika Birleşik Devletleri’nin Minnesota eyaletinin Minneapolis şehrinde George Floyd’un polis tarafından öldürülmesi büyük tepkilere neden oldu. Eylemler, ilk günlerde Minneapolis Polis Karakolunun ve çevresinin yakılması ile önce büyük şehirlere, ilerleyen günlerde ise birçok eyalete ve kente sıçradı. Ancak bu eylemler ırkçılığa ve adaletsizliğe karşı bu denli büyük çapta ve yoğunlukta yaşanan ilk ve son eylemler değildir, olmayacaklardır da elbette. 1960’lı yıllar, Afrikan-Amerikalıların belki de yüzlerce yıllık mücadelelerinin en yüksekte olduğu dönemdi. ABD’nin ilk sosyalist partisi olan Black Panther kendi mahallelerini korumak için silahlanmıştı. Muhammed Ali, Martin Luther J. King ve Malcolm X gibi toplum önderlerinin “radikal” fikirleri meydanlarda ve hatta ana akım medyada da dile getiriliyordu. O dönemin sonunda günlük hayatın içinde yaşanan ırkçılık pratikleri her ne kadar yasaklansa bile günümüzde benim de birebir olarak şahit olduğum pratikler devam etmektedir. Bu duruma şaşırmamak gerekiyor çünkü bu topraklarda yaşanan soykırımlar, katliamlar ve insanlık suçları ile halen yüzleşilmemiş, özür dilenmemiş ve aksine çelişkiler derinleşmiştir.

En çok Afrikan-Amerikalılar’ın devlet/polis şiddetine maruz kaldıkları bir gerçektir. Bu konuda istatistik tutmak oldukça zordur çünkü polislerin kendi aralarında “blue code” pratikleri çok yaygın. Blue code, kısaca suç isleyen bir polisin diğer polis tarafından korunmasıdır. Açıktır ki polis şiddeti Afrikan-Amerikalılar için azalmamış, aksine şiddetin görünürlüğü artmıştır. Cep telefonlarının ve sosyal medyanın kullanımı sayesinden insanlar yaşadıklarını belgeleyebiliyor ve hatta çoğu zaman bu sayede hayatını kurtarıyor. Maalesef George için sonuç böyle olmamıştır…

Son bir haftada yaşadığımız bu olayları insanlar, geçtiğimiz yıllarda yaşanan eylemlere benzetiliyor. Ancak özellikle son yıllarda olanlar ile ciddi farklılıklar mevcut. 2012 yılında, 17 yaşındaki Trayvon Martin’in katledilmesinin ardından kurulan “Black Lives Matter” organizasyonu kuruldu. Black Lives Matter, 2015 yılında polis gözetimindeyken katledilen Freddie Gray için yapılan eylemlerde adını tüm dünyaya duyurmuştur. Fakat ilk haftalarında oldukça etkili ve kendiliğinden çıkan eylemler bir süre sonra gücünü kaybetmiş, sönümlenmiştir. Nazi Avrupasında Yahudi kamplarındaki Yahudi güvenlik görevlilerinin (Jüdischer Ordnungsdienst) bulunması gibi burada da zengin veya güçlü Afrikan-Amerikalılar toplumun, siyasetin ve sermayenin içinde mevcut. 2009-2017 yılları arasında ilk defa bir ABD başkanı Afrika kökenli olup Demokrat Parti’den seçilmiştir. Amerikan tarihinin en popüler başkanları arasında yer alan Obama aynı zamanda birçok ilklere imza attı. Bir yandan ABD tarihinde en fazla ülkede askeri unsur bulundurarak birçok ölüme neden olurken bir yandan da sağlık sistemini “reforme” etti, LGBTQ evliliklerini resmîleştirdi, işsizliğe karşı ciddi “başarılar” elde etti. Aynı zamanda eşi de ülkenin en popüler kişisi unvanını halen korumaktadır. Böyle güzel bir tablo karşısında Black Lives Matter ve yoksul ezilenler seslerini ne kadar duyurabildi?

2020 yılı Amerikası ise içeride oldukça zor zamanlar geçiriyor. Büyük sermayelerin ve siyasetin elinde olan, basın özgürlüğünü kısıtlamaya çalışan, toplumu kutuplaştıran, gerçek dışı söylemlerde bulunun ve Recep Tayyip Erdoğan’a oldukça benzeyen Başkan Trump, aynı zamanda ekonomik ve sosyal politikaları sebebiyle de çokça eleştirilmektedir. Dört yıllık iktidarında Trump’ın birçok sosyal enkazı mevcuttur. Covid-19’un vurması ile bu enkazlar toplum tarafından katlanılamaz hale gelmiştir. Yoksulluk, işsizlik, gelir adaletsizliği, sağlık sistemine girememe, kalitesiz eğitim, güvencesizlik gibi birçok kavram günlük hayatımızdan çıkamıyor. Amerikan rüyasının insan algılarından yıkımını da kolaylaştırmıştır. Kitlesel evsizler ve açlar ordusu büyümektedir. 40 yaşına gelmiş ama hala üniversite öğrenim ücreti kredisi ödeyen insanlar ne kadar daha susacaklardır. İnsanların tek işte çalışırken çocuk sahibi olmaları ancak “Sims” gibi oyunlarda mevcuttur. Bunların yanında ise Donald Trump’ın Recep Tayyip Erdoğan’ı aratmayan çıkışları ve halka karşı tehditkâr konuşmaları toplumu kutuplaştırdığı gibi sokağın gücüne güç katmaktadır.

Sokağa çıkanlar temsil edilmeyen/edilemeyen işsizler, Afrikan-Amerikalılar, güvencesizler, kadınlar, gençler, yani halktır. Görünen o ki ne Bernie Sanders bu sesi temsil edebiliyor ne de kara bayraklılar sokağa öncülük edebiliyorlar. Önce Minneapolis polis karakolunun yakılması, son günlerde ise ulusal muhafızların öncülüğünde polisin mahallelere girip halka terör estirmesinin özel bir nedeni var gibi duruyor. Büyük Buhran döneminde yerelde iktidara gelen Çiftçi-İşçi Partisi’nin 1944 yılında demokratlar ile birleşmesiyle Minnesota Demokratik Çiftçi-İşçi Partisi kuruluyor. Eyalet içinde neredeyse cumhuriyetçilere seçim kaybetmeyen parti, aynı zamanda yerelde Demokrat Parti’den de bağımsız hareket etmektedir. Ancak Minnesota Demokratik Çiftçi-İşçi Partisinin seçilmiş belediye başkanı ve valisine bağlı olan bir polis, 8 dakika boyunca Afrikan-Amerikan bir vatandaşı boğarak katledebiliyor. Polis karakolunun yakılması ise işte bu durumun yansımasıdır. En demokratik eyaletlerden birinde olmasına rağmen polis, insanları istediği gibi öldürebiliyor. Covid-19’un getirdiği yüz binden fazla ölüm, milyonların işsizliği ve açlığı, Trump’ın faşistliği ve halk düşmanlığına rağmen bu eylemler ya sönümlenecek ya da devrimci bir odak bu topraklarda yeniden doğacaktır.

Fotoğraf: Alican Boynak. 30 Mayis 2020, San Francisco, Mission Polis Karakolu, George Floyd Eylemi.

 

Share.

Comments are closed.