İşsizlik Üzerine Notlar 1 – Metin Özuğurlu

0

İşsizlik her dönemde, ama daha belirgin olarak da son 10-15 yılda, gerçek işsiz oranının çok üstündeki yüzdelerle, ülkenin öncelikli sorun listesinin tepelerinde yer aldı. Kuşku yok ki işsizlik, varlığının ötesinde etkiler uyandıran bir olgu. Hele de geleneksel ve modern biçimleriyle müştereklerin büyük ölçüde tasfiye olduğu ve yaşamla bağın hepten para ile kurulduğu neoliberal kapitalizm koşullarında, kendi çapını kat be kat aşan oranlarda bir sorun olarak algılanması, anlaşılırdır.

Örnek olması bakımından Temmuz başında Birgün’de haber yapılan İstanbul Ekonomi Araştırma’nın alan taraması sonuçlarına bakılabilir. Verilere geçmeden önce, parantez açıp, araştırma kuruluşuna anket ve/veya analiz tekniği bakımından küçük bir uyarıda bulunmak isterim. Lütfen anket sorularında seçenekleriniz kategorik olsun. “Türkiye’nin öncelikli sorunu nedir” sorusuna yüzde  40’la ekonomi, yüzde 16 ile işsizlik dendiğinde işler karışıyor, zira ekonomi seçeneği işsizliği de içeriyor. Bu zaafa rağmen araştırma halkın nabzını kavramak bakımından fikir vermiyor da değil. Örneğin Türkiye’nin sorununu; “muhalefette”, “dış güçlerde”, “terörde” gören yada “sorun yok” diyen iktidar gündemli dört seçeneğin toplamı yüzde10’u geçmiyor. Buna karşın işsizliği de içerir biçimde ekonomik sorunlara vurgu yapanların oranı yüzde 60’a yaklaşıyor.

Kendilerini algı cambazı sanan Saray iktidarının iletişimden sorumlu birimleri bu veriler karşısından herhalde çıldırıyorlardır. “Sosyal medya açığı nedeniyle sonuç alamıyoruz, orayı kapatırsak tamamdır” diyerek reislerini ikna etmiş olmalılar ki o fenalığı da yasalaştırdılar. Yaşamı sürdürmede metalaşmayı, istihdamda ise güvencesizleşmeyi tavan yaptıran bir iktidar, işsizliğin çarpan etkili algılanışı karşısında hangi numarayı yaparsa yapsın çaresizdir. Çünkü büyük şairin de dediği gibi “asl’olan hayattır”. Ve o hayat ki, sermaye iktidarının en gerici programı tarafından lime lime edilmektedir, değil beyaz cam yada sanal platformlar, duman işaretlerine bile hükmetseniz, yine de “şahlanışa geçen bir ekonominin mutlu mesut insanları” algısını bu topluma monte edemezsiniz. Osmanlı’nın dirilişi algısına ise kendisini yeniçeri sanan Nedim Şener gibi ikinci bir saf isim bulamazsınız.

TUİK istediği kadar ağırlıklandırma yapmadan dar tanım eşliğinde işsizliği yüzde 12.8 olarak ilan etsin, işsizlik algısı bunun en az iki üç kat fazlası olacaktır. Bu algının gerekçeleri arasında metalaşma ve istihdamın güvencesizleşmesinin önemli bir yer tuttuğundan söz etmiştim. Saha çalışmalarından biliyoruz ki işsizliği en önemli sorun olarak görenler içinde ücretli çalışanlar, kayda değer oranlarda yer alıyor. Burada bir çelişki bulunmuyor. İşgücü piyasasına fırlatılan bir emekçi bakımından işsizlik ve istihdam, iç içe geçmiş bir çalışma deneyimidir artık. İşçi giriş-çıkışları o kadar hızlanmış durumda ki kalbur üstü bir otomotiv fabrikasında bile ortalama çalışma süresi 5 yılı geçmiyor. İşgücü piyasasında beş yılıdır bulunan bir işçi, üç ay ve daha fazla süreyle en az üç kez işsiz kalmış olabiliyor. Durum bu iken meşrebe uygun işsizlik oranını değil TUİK, Global TUİK bile açıklasa, fayda etmez. Ürün taban fiyatlarında belki ama, İŞSİZLİKTE, ALGI İMAJ TUTMAZ! Çay üreticisi fındık taban fiyatı ile maalesef ilgilenmez. Ama işsizlik, hem bir olgu hem de yakın bir tehdit olarak, mülk geliri olmadan geçimini sürdüren bütün ahaliyi yakından ilgilendirir.

Bütün bunların üstüne bir de pandemi faktörü bindi. Pandemi bu vahim işsizlik tablosunu derinleştirdiği gibi, yanına enformel sektörü de ilave etti. Enformel sektör ki kamu çalışanlarının ve emeklilerin ikinci iş alanıdır. 21. yüzyıl kapitalizminde işsizlik ve istihdam iki ayrı dünya, demek değildir. İşsizlik istihdamın bir anına, istihdam da işsizliğin bir anına dönüşmüş durumdadır. Bu durumun sınıflar mücadelesi bakımından çok yönlü sonuçları vardır: Sendikalar, “emek aristokrasisi” örgütleri gibi davranmaktan vazgeçmelidir; böyle bir zemin gerçekte yoktur. İşgücü piyasasına çıkamayacak durumda olanlarla birlikte işsizler, 20. Yüzyılın çeşitli zamanlarında görüldüğü gibi ayrı bir işsizler hareketinin öznesi de olmayacaklardır; çünkü çalışmakla işsiz kalmak iç içe geçmiş deneyimlerdir. İşsizlerin örgütsel temsili (aynı anlama gelecek şekilde işçilerin örgütsel temsili) birleşik ve politikleşmiş bir sınıf hareketinin içinde vücut bulacaktır.

Kaynak: BirGün

Share.

Comments are closed.