Ana Sayfa 6356'yı parçala Hukuk yok, kavga ve direniş var!

Hukuk yok, kavga ve direniş var!


Enerji-Sen Örgütlenme Uzmanı Ozan Erbaş, 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun işçilerin mücadelesi açısından ne anlam ifade ettiği üzerine yazdı.

Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu olarak bildiğimiz yasa, 6356 sayılı meşhur yasa. Genel hatları itibariyle sözde, işçiler ve onların öz örgütleri olan sendikalar için yazılmış olan bir yasa. Fakat işçilerin patronlara ve sermayeye karşı verdiği mücadeleyi burjuva egemen diktatörlüğünün yasal sınırları içine hapseden, patronlara karşı bir savunma sağlayamayan, yazılı mevzuatta sağlasa bile yargıda uygulanması ve uygulatılması çok güç olan bir yasa.

Yasanın her yönü ile sermaye çıkarına işlediği ve işçilere temsili olarak belirli haklar verdiği çok açık. Aynı zamanda yasanın uygulatılması da bir o kadar sıkıntılı ve zor.

Yetki süreçleri bu zorluğun en somut hali. Örneğin; herhangi bir iş yerinde/işletmede işçiler, anayasal bir hak olan sendika üyesi olma hakkını kullanıyor ve örgütlenme süreci tamamlandığında (iş yerinde/işletmede %50-%40’lık çoğunluk sağlanması) sendika, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bir ‘çoğunluk tespit’ yazısı gönderiyor. Bir hafta ila on beş gün süren sessiz bekleyişin ardından çoğunluk tespitinin sonucu hem işverene hem sendikaya tebliğ ediliyor. İşte filmin koptuğu ve ortalığın karıştığı; kavganın, mücadelenin başladığı ortam bu noktada oluşuyor. İşveren elinden gelen tüm hukuksuzlukları yapmaya başlıyor:

Çoğunluğa itiraz ediyor/sayının doğruluğuna itiraz ediyor;
gidip başka bir ilde, başka bir mahkemeye çoğunluk tespiti için başvuruda bulunabiliyor, hiç alakası olmayan bir yerden yetkiye itiraz edebiliyor;
işçilerin e-devlet şifrelerini alıp onları sendikadan istifa etmezlerse olacaklara dair tehdit ediyor;
rotasyonlar, sürgünler başlıyor ve çeşitli tutanaklar işçilerin önüne koyuluyor;
işletmenin iş kolu değiştiriliyor ve sendikadan üyeliklerin düşmesi sağlanıyor;
işçileri sebep göstermeden, performans düşüklüğü bahanesiyle işten atıyor.

Bunlar işverenlerin yaptıklarının yalnızca bir kısmı, daha niceleri yaşanıyor. Bunların haricinde, ‘Türkiye barajı’ dediğimiz %1’lik barajın kendisi de bir sorun. Eğer yılda 2 defa açıklanan işletme barajlarında (Ocak ve Temmuz) sendika, Türkiye genelinde kendi iş kolunda %1’lik barajı geçememişse süreç iyice zorlaşıyor. Buraya şunu ekleyip örnekleme yapmakta fayda var: Dev-Yapı-İş Sendikasının örgütlü olduğu ASSA ABLOY fabrikasında sendikalı olup sözleşme hakkını savunan işçilerin yüzde yüzü örgütlü olduğu ve sendikalı olduğu halde, sendika Türkiye’de %1’lik barajı geçemediği için ASSA ABLOY işçilerinin işverenle sözleşme yapma hakları gasp ediliyor.

Böylece kavga başlıyor; hukuk ortadan kalkıyor… Fiili bir meşru mücadele hattı kuruluyor. Tabii bunu yapabilmenin koşulu çok açık bir biçimde önümüzde duruyor: Örgütlenmek, irade sahibi olmak, mücadele etmek… İşçilerin “Söz, Yetki, Karar” sahibi olduğu, ‘’Üreten Biziz Yöneten de Biz Olacağız’’ anlayışının olduğu; konsey-komite-meclis tipi örgütlenme içinde olduğu; kendi kararlarını kendilerinin verdiği; sınıf hareketinin parçası olarak toplumsal bir mücadele yürüttüğü bir anlayış ile bu kavgaya girebilir. Yalanın, zorbalığın, çıkar ilişkilerinin, konformist yaklaşımların olmadığı; şeffaf bir mücadele anlayışı ile kazanımlar sağlanabilir.

Birleşik-Metal-İş Sendikasının Farplas direnişi, fabrika işgalleri, işçilerin çatıya çıkması, içeride ve dışarıda her yerin direniş alanına dönüşmesi 6356 sayılı yasanın sefaletini önümüze seriyor.

İnşaat işçileri ve Dev-Yapı-İş Sendikasının gasp edilen haklar için yürüttükleri Emlak Konut, Gür-Yapı, Çakır İnşaat direnişleri; geceleri sokakta yatmaları, her gün farklı bir alanda, farklı bir patronla mücadeleye girişmeleri, gözaltına alınmaları, şirketi işgal etmeleri, yemekhaneleri pespaye patronlarının başlarına geçirmeleri de 6356 sayılı yasanın sefaletini önümüze seriyor.

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın, 10 numaralı torba iş kolu dediğimiz iş koluna geçirilmesi, bu iş koluna alınmalarına rağmen üyeliklerin hızla artması; resmi bayramlarda veya Valilik kararı olduğunda çalıştırılmamaları gerektiği halde kölece çalıştırılmalarına karşı okul basmaları; taban maaş kampanyasıyla büyüyen sendikalı öğretmen kitlesinin Ankara’da yaptığı yürüyüşün sonrasında yapılan gözaltılar; biber gazı yemeleri; polis şiddetine karşı mücadeleleri; ancak bunlardan sonra Milli Eğitim Bakanı Yardımcısı ve Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Ömer İnal’ın Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasıyla görüşmek zorunda kalması, 6356 sayılı yasanın sefaletini önümüze seriyor.

DİSK’e bağlı Enerji-Sen Sendikası’nın EnerjiSA işçileriyle 93 gün boyunca Türkiye’nin en köklü ve en azılı patronu olan Sabancı’ya karşı verdiği mücadele; Ankara’dan İstanbul’a yürüyüşleri, gözaltına alınmaları, polis şiddetine uğramaları, yerlerde sürüklenmeleri, terörle mücadele savcılarının karşısına çıkartılmaları 6356 sayılı yasanın sefaletini önümüze seriyor.

DGD-Sen’in Migros depo direnişinde işçilerin, Tuncay Özilhan’ın Beykoz’daki evinin kapısına dayanması; polisin keyfi Valilik kararı ile sokağa, mahalleye, semte eylem yasağı koyması; bunlara rağmen işçilerin “Bizden Çaldıklarınızı Geri Alacağız” demesi ve şiddetle gözaltına alınması 6356 sayılı yasanın sefaletini önümüze seriyor.

DİSK’e bağlı Nakliyat-İş Sendikasının kendi iş kolunda olmamasına rağmen kazandığı Uzel Makina Direnişi; yine işçilerin bağlı olduğu iş kolunun değiştirilmesine rağmen günlerce sokak sokak, mahalle mahalle her yeri eylem alanına çevirdikleri Yemek Sepeti direnişi; Şanlıurfa Polçak direnişinin iradi ve teslim olmayan duruşu, 6356 sayılı yasanın sefaletini önümüze seriyor.

Kötü zamanı atlattık şimdi sıra daha kötü zamanlarda…

En civcivli süreç tam burada başlıyor. Bizim iş kolumuzun en can yakıcı kısmına gelmek gerekirse, enerji işçilerinin 6356 sayılı yasayı geçmişten bu yana nasıl un ufak ettiğini anlatalım. Bilindiği üzere özgürlük veya işçilere tanınmış olan sendikal özgürlükten bahseden 6356 sayılı sözde yasanın grev ve lokavt yasakları başlığı altında şu var:

MADDE 62 – (1) Can ve mal kurtarma işlerinde; cenaze işlerinde ve mezarlıklarda; şehir şebeke suyu, elektrik, doğal gaz, petrol üretimi, tasfiyesi ve dağıtımı ile nafta veya doğalgazdan başlayan petrokimya işlerinde; Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde; kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye ve hastanelerde grev ve lokavt yapılamaz.

Bu da kısaca 14 nolu enerji iş kolunda grev yapmanın yasak olduğu anlamına gelir. Böylece;

toplu sözleşme dönemlerinde üretimden gelen gücümüzün kullanılmasının önüne geçilir;
toplu sözleşme düzeneklerini kurarken veya sendikalı olmak isterken grev hakkımız elimizden alınır;
hukuksuz yere işten atıldığımızda diğer işçi arkadaşlarımızın eli kolu bağlanır.
Fakat demiştik; yasa bitti, hukuk bitti, kavga başladı.

2013 yılında Fırat Aksa dağıtım şirketinde 62 gün süren fiili mücadelemiz boyunca, (‘iş bırakılamaz, grev yapılamaz’ denilen iş kolunda) iş yeri tabelasının üstüne kocaman bir BU İŞ YERİNDE GREV VAR pankartı asıldı ve asılı kaldı. 2011’de BEDAŞ’ta porselen kontrol kalemi için başlatılan mücadeleyi, 384 gün süren fiili meşru bir mücadeleye dönüştürdük ve iş bıraktık.

2015 yılında VEDAŞ’ta insanlık dışı çalışma koşullarına karşı ve taşerona karşı başlatılan mücadelede, Yüksekova, Çukurca, Şemdinli, Hakkari’den dağıtım şirketlerine sıçrayan bir fiili meşru mücadele hattı ördük.

2022 yılında Sabancı’ya karşı yürütülen mücadelede 93 gün boyunca beş işçi arkadaşımızla fiili bir meşru mücadele yürüttük.

2022 yılında Kangal Termik Santralinde çalışan 500 enerji işçisi, insanca bir yaşam, insanca bir ücret talebiyle 10 gün iş bıraktı. Torku şeker patronlarına karşı, üretimimizden gelen gücümüzle fiili meşru mücadelemizi yürüttük.

Yasaklar bir başlarsa elimizdeki her şeyi alana kadar durmazlar.

İşçilerin mücadeleyle, yasal olarak kazandığı grev hakkı bile grev yasaklarıyla, 60 günlük grevleri erteliyoruz denilmesiyle bile yasaklanıyor. Metal iş kolunda grev yasağı olmamasına rağmen en çok grev yasağı ile karşılasan sektör metal sektörü. Birleşik-Metal-İş’in birçok grevi kanunsuz bir biçimde yasaklanıyor, engelleniyor. Grev yasağı olmasa bile fiili meşru direniş hakkımızı kullanarak bu yasayı çiğneyip geçmekten başka şansımız kalmıyor.

Bu yasaya, bütün baskılara ve saldırılara rağmen kavga ederek ve zaten 6356’yı parçalayarak bugüne geldik. Kıssadan hisse, kanunsuzlukların kanun olduğu dönemde emeğimiz için dövüşmek mücadele etmek hakkımızdır. Kimse bizlere altın tepside bir hayat sunmadı, sunmayacak!

Yasaklara rağmen 6356 sayılı yasa her mücadele alanında paramparça olacak, yetmezse un ufak edilecek.

Evet, yasa yok, hukuk yok. KAVGA VE DİRENİŞ VAR!

İlgili İçerikler

Son Eklenenler