Flormar direnişçileri: “Kadınlar yemek değil, devrim yapar!”

0

Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde Flormar Fabrikası’nda çalışan işçilerin Petrol-İş Sendikası’na üye olmaları ve sendikanın yetki belgesini almasının ardından işten atmalar sebebiyle başlayan direniş 2 ayı geride bıraktı. Son sayı olarak 134 işçi sendikalı oldukları için işten atılmış bulunuyor. Flormar patronları yetkili sendikayı tanımamak için bildik yöntemlere başvurarak öncelikle yetki belgesine itiraz etti. Sonrasında işçileri peyderpey kapının önüne koyan Flormar işvereni, içerde de baskı ve rüşvetle işçilerin sendikadan istifa etmelerini sağlamaya çalışıyor. İşveren kamuoyu baskısını ise “Olay mahkeme sürecinde, işçiler yasal olmayan eylemler gerçekleştirdiği için işten atıldı” gibi söylemlerle soğutmaya gayret ediyor.

Direnişçi işçilerin profillerine baktığımızda 134 işçinin yaklaşık 110’unun milliyetçi/muhafazakar kadınlar olduğunu görüyoruz. Kadınların gerek sendikal mücadele içinde bulunmaları gerekse işten atılma karşısında kamusal alanda tepkilerini göstermeleri çok daha zorlu bir mesele. Sendikaya üye olmak isteyen kadın işçinin abisi, eşi, dayısı, amcası vs.nin de sendika üyeliğine ikna olması gerektiği gibi bir kadının herhangi bir direnişteki varlığı aile bireyleri tarafından genellikle yakışıksız olarak değerlendiriliyor. Böylesi bir tabloda direnişteki işçilerin çoğunluğunun kadın olması çok kıymetli. Direniş alanında sohbet ettiğimiz kadınların bir bölümü kocalarına, babalarına, aile büyüklerine rağmen direnişi sürdürüyor. Buradaki en önemli dayanak noktaları, direniş alanında yoldaşlaştıkları diğer kadınların varlığı, desteği ve direnme azmi. Bazı kadın işçiler kocalarından boşanmayı göze alacak kadar mücadelelerine sahip çıkıyor. Direnen kadın işçilerden daha ön planda olanlar 5 yılı aşkın süredir Flormar bünyesinde çalışan deneyimli kadınlar. Dolayısıyla fabrika onların ikinci evleri, aileleri gibi olmuş. Flormar’ı kendilerinin var ettiklerini bilen kadın işçiler, aynı zamanda ikinci evlerindeki otorite figürleri olan şeflerin, amirlerin, yöneticilerin (ailedeki baba ve koca figürü ile paralelliğinde) kendilerine sahip çıkmamalarını bir ihanet olarak görüyor. Bu ihanete karşılık öfke ve inançla direniyorlar. Daha genç yaşta olan ve daha kısa süredir Flormar’da çalışan çoğunluğu bekar kadın işçiler ise iş değiştirme konusunda (“buradan atıldım, direnişten sonra başka yerler denerim”) daha esnek davranabildikleri gibi, birimlerinde beraber çalıştıkları ve onlara işleri öğreten “ablalarının” işten atılmasına daha büyük tepki gösteriyor. Böylesi bir tabloda kadın işçiler; ailede yerinden oynayan taşlara rağmen haklılıklarına duydukları inanç, birbirleri arasında dayanışma ilişkilerinin ortaya çıkması, direniş alanında yaşadıkları özgürleşme, kendi fikirlerini ifade edebilme olanakları vb. sebeplerle direniş alanının tüm atmosferini değiştiriyor.

Flormar Direnişi’nin kamuoyundaki karşılığına baktığımızda, diğer işçi direnişleri ile kıyaslandığında ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu görüyoruz. Zira mesele işçi olduğunda toplumsal muhalefet sessiz. Örneğin Real Market işçileri 1 yıla yakın süredir direnirken neden böylesine görünür olamadılar/olamıyorlar? Bunun birçok gerekçesi var.

Öncelikle Flormar Direnişi’nin başladığı dönem, 24 Haziran seçimlerinin hemen öncesiydi. Dolayısıyla birçok sol/sosyalist yapı soluğu direniş alanında aldı. Geçit törenlerini andıran uzun yürüyüş ve sloganlarla işçileri ziyaret eden hemen her kurum temsilcisi uzun konuşmalar yaparak OHAL koşullarının toplumun tüm kesimlerini olumsuz etkilediğini, sokakta ses çıkarmanın türlü baskı ile engellenmeye çalışıldığını vs. anlatmaya koyularak bir nevi seçim çalışması yaptı. Elbette işçi direnişlerinin sesini yükseltmek önemlidir. Fakat buradaki riyakar tarzı da vurgulamamız gerekir. İşçilerin çoğunluğunun milliyetçi/muhafazakar kadınlardan oluştuğunu gören sol, AKP karşıtı propaganda için direniş alanını fırsat olarak görürken kaçının seçim sonrasında da işçilerin yanında yer aldığı muamma. Şimdiye kadar gördüğümüz seçim sonrası solun direnişe sahip çıkma pratiğinin azaldığı, kadın örgütlerinin dayanışma eylemlerinin arttığı yönünde. Direnişin bir diğer “şansı”, işçilerin politik duruşları ve sendikanın ifade ettiği çizginin çoğu sol yapı için şeytanlaştırılmamış olması. Real Market işçilerini solun bilinçli olarak görmemesinin gerekçesi Nakliyat-İş Sendikası’nın politik çizgisini eleştirmesi, Zeytinburnu direnişçisi Kenan Göngördü’ye sahip çıkılmamasının sebebi işçinin politik düşüncesinin eleştirilmesi. Kısacası o işçi şucu, o sendika bucu kafası hakim. Flormar Direnişi solun söz konusu hastalığından etkilenmemeyi başardı.

Flormar Direnişi’yle dayanışmanın büyümesinde en büyük etken ise kuşkusuz direnişçi işçilerin çoğunluğunun kadın olması ile kadınların tüketimine yönelik üretim yapan Flormar firması arasındaki temel çelişki. Avon Direnişi’nde de deneyimlediğimiz üzere kozmetik firmalarının çoğunlukla kullandıkları strateji “kadınları güçlendiriyoruz, güzelleştiriyoruz” takiyesiyle firma bünyesinde çalışan kadınlara uyguladıkları sömürü vahşetini gizlemek. Dolayısıyla sermayenin ikiyüzlülüğünü böylesine örneklerde kamuoyuna anlatmak kolaylaşıyor. Örneğin Avon’un temel mottosu “kadınları güçlendirmek”ti. Bizler de doğrudan propagandamızı bu mottonun içinin boşluğuna odaklamış, kadın işçilerin sömürü koşullarını ifşa etmiştik. Flormar firmasının sloganı olan “Kadınlar isterse yapar”ı direnişçi kadın işçilerin sendikalı olma mücadeleleri ile oluşturduğu tezatlık, kamuoyu nezdinde hızlıca karşılık gördü.

Son gelinen noktada, direnişle dayanışmanın alışkın olmadığımız biçimde büyümesine rağmen Flormar patronları geri adım atmıyor. İşverenin OHAL koşullarına ve iktidarın işçi düşmanı politikalarına güveninin büyük olduğu anlaşılıyor. Aynı inanç ve kararlılıkla direnişin devam ettiği ve dayanışma ağları ısrarla büyütüldüğü sürece Petrol-İş Sendikası’nın Flormar Fabrikası’na gireceği, işçilerin işlerine geri döneceğini biliyoruz. Avon’dan Flormar’a kadın işçilerin öncülüğünde işçi sınıfı mücadelesi sürüyor.

Komite

Share.

Comments are closed.