Bedenini ateşe veren inşaat işçisi Sıtkı Aydın: “Biz işçiler ölene kadar süründürülüyoruz!”

0

Maddi sıkıntılar yaşadığını, borç batağından kurtulamayıp geçinemediğini söyleyen inşaat işçisi Sıtkı Aydoğmuş(39), dün akşam saatlerinde TBMM’ye 50 metre yakın mesafede bedenini ateşe vererek sesini duyurmaya çalıştı.

Ezilen, yok sayılan, temsil edilmeyen ve çaresizliğe, çözümsüzlüğe mahkum edilen işçilerin, emekçilerin yaşamın ağırlığı altında hiçleştirilmesine tepki olarak bu eylemi gerçekleştiren Aydoğmuş, milyonların varolma mücadelesinde yoklukları ve yoksunluklarıyla dinamiti ateşleyenler olacağını göstermiştir. Sömürücü kapitalist düzen, kan emici sermaye ve zorba devlet; öldürmediği işçilerin ölümden beter bir yaşamı sürdürmesi ve dipsiz uçurumlara sürüklemesiyle yoksul emekçi halkın ancak biriken ve keskinleşen öfkesiyle ortadan kalkacaktır.

Sıtkı Aydoğmuş kardeşimizin eyleminin büyüklüğü karşısında kendisine sonsuz saygı duyuyor ve haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe uğrayan tüm işçi kardeşlerimizin aynı iradi gücü patronlara, patron temsilcilerine ve sarı bürokrat sendikacılara göstermesini, bu eğilimi taşımasını diliyoruz.

İnşaat-İş Sendikası’nın  Sıtkı Aydoğmuş ile Ankara Numune Hastanesi odasında yaptığı röportajı okurlarımız için paylaşıyoruz.

’15 yıllık kalıpçı ustasıyım. 2013 yılında SİNPAŞ’a bağlı Delta isimli bir taşeronda çalıştım. 13 Şubat 2013’te hiçbir iş güvenliği olmadığından kaynaklı şantiyenin üçüncü katından düştüm. Kaburgam kırıldı, omuriliğimde ve kafatasımda zedelenme oldu. Hastanede tedavi altına altındım. Omurulik zedelenmeme sebebiyet verdiği için bir aylık tedavi sürem boyunca hastanede hiç kıpırdamadan yatmak zorunda kaldım. Tam bir ay!

Bizlerin ancak cenazesinin değerli olduğu bu ülkede, firma yetkilileri hastanede yanıma geldi. Benim tedavi sürecimde yardımcı olacaklarını, şikayet etmemem durumunda bana ev alacaklarını, araba alacaklarını, para vereceklerini vaat ettiler. Bir ayın sonunda sanki bir köpeği dışarı atarmışçasına hastaneden çıkınca beni sedyeyle evimin kapısının önüne bırakıp çekip gittiler. Ha birde 200 TL verdiler, sadece 200 lira!

Bunun üzerine yine 2013 yılında SİNPAŞ’ı mahkemeye verdim. Gerek mahkeme süreci için gerekse çalışamadığımdan dolayı hayatımı sürdürebilmem için çeşitli ihtiyaçlarımı karşılamak suretiyle 30 bin TL kredi çektim. Yetmedi, 10 bin TL daha kredi çekmek zorunda kaldım. 5 senedir bu mahkeme devam ediyor, bu süreçte işsiz kaldım, tam 6 kere hakim değişti ama mahkeme hala sürüyor.

SİNPAŞ ile mahkemelik olmamdan kaynaklı girdiğim her yerde beni işten çıkartıyorlar. Hatta bu yüzden kimi yerlerde kaçak çalıştım, sırf üç kuruş para kazanabilmek için. İnşaat işçisine her şeyi geçtim ücreti dahi verilmiyor, bedavaya çalıştırmak peşindeler. Sigortalarımız eksik ve gerçek ücret üzerinden değil, asgari ücret üzerinden yatırılıyor. Devletin bize verdiği Asgari Geçim Ücreti’ne patronlarımız sağ olsun el koyuyorlar. Göstermelik iş güvenliğinin olduğu şantiyelerde cambaz gibi çalıştırılmaya mecbur bırakılıyoruz.

TBMM önüne sadece sesimi duyurmak için gittim. Giderken kendimi yakmak gibi bir niyetim yoktu. İstiyordum ki sadece bir milletvekili gelsin, inşaat işçisinin sorununu dinlesin, yaşadıklarımızı bir bilsin. Bir milletvekili gelseydi hiç bir şey olmayacaktı. Sırtımı duvara dayadım, elimde benzin bidonuyla bekledim. Ben bir milletvekilini beklerken, apar topar polisler üzerime geldiler. Hiçbir şey yapmayacaktım aslında. Polisleri öyle görünce, ben de dayanamadım. Üzerime benzini döküp çakmağı çaktım, kendimi ateşe verdim. Sadece bir milletvekili ile görüşmek için illa ölmek mi gerekiyor?

Ben 15 Temmuz’da iki gün sokaklardaydım. Bana reva görülen bu mu? Tecavüzcüler, hırsızlar mahkemenin ön kapısından girip arka kapısından çıkıyor, ama biz işçiler ölene kadar süründürülüyoruz. Hakkımızı istediğimiz için süründürülüyoruz.

Ben adaletsizliğin her zaman karşısında oldum, ama bense en ağır biçimde yaşadım adaletsizliği. Sadece sesimi duyurmak istiyorum’’

Share.

Comments are closed.