Ana Sayfa Yazı Tekno Maccafferi'de Yeni Grev Kırıcılık Pratikleri ve Birkaç Not - Başaran Aksu

Tekno Maccafferi’de Yeni Grev Kırıcılık Pratikleri ve Birkaç Not – Başaran Aksu

Çift bükümlü tel ağ üretiminde lider olduklarını iddia eden ve Türkiye gibi yol, HES inşaatlarına ürün satan İtalya kökenli Maccaferri ve Türk kökenli Tekno’nun ortaklığıyla kurulmuş bir şirket Tekno Maccafferi. Ve Düzce 1.Organize Sanayi Bölgesi (OSB)’nde 10.000 m² alana kurulu bir fabrika. Her iki ortağın da bu yatırım ve diğer yatırımlarda hızlıca büyüdükleri aşikar. Tekno firmasının sahibi Altay Coşkunoğlu’nun kim olduğunu, her zenginliğin esas kaynağının Allah’ın bir hikmeti değil de kural olarak emeğin haklarının ve kamunun yağması sonucu olduğuna inanan biz faniler gibi daha ayrıntılı merak edenler Google’a baksınlar. Bakmayacaklar için biz Altay Coşkunoğlu’nun meşhur “en zengin bürokrat” babasıyla ilgili Hürriyet’te çıkan haberi paylaşalım:

“Karayolları Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde haksız servet edindiği gerekçesiyle hakkında dava açılan ve 3 yıl hapis cezasına çarptırılan Atalay Çoşkunoğlu dün tahliye oldu. ‘‘En zengin bürokrat’’ olarak anılan ve cezaevinde sadece 7 ay yatan Coşkunoğlu çarptırıldığı 14.4 milyar liralık para cezasından da tek kuruş ödeme yapmadı

Karayolları Genel Müdürü iken ailesiyle 7 milyon dolarlık (1.5 trilyon lira) haksız servet edindiği için 3 yıl hapisle cezalandırılan Atalay Coşkunoğlu, sadece 7 ay yatıp dün tahliye oldu. Coşkunoğlu, cezasının büyük bölümünü de 5 yıldızlı otel lüksüne sahip hastane odalarında yatarak çekti. Coşkunoğlu, mahkemece çarptırıldığı 14 milyar 406 milyon liralık para cezasından da tek kuruş ödeme yapmadı. Eski Genel Müdür, ‘Kimse benden cezayı istemedi ki götürüp ödeyeyim’ diyerek kendini savundu.”

Tekno şirketi, ANAP ile birlikte semirtilen para aktarılan “başarı” örneklerinden biri. İşçilerin ve halkın paraları şimdi AKP iktidarları eliyle böylesi hırsızlara aktarılarak yeni bir zengin sınıf yaratılıyor. Bu yağmacı, hırsız, mafyöz yeni zengin sınıf ise yerel medya ve düzen siyasetleri tarafından Anadolu’da ‘halkın aç kalmamasını sağlayan, halka ekmek kapısı sunan veliler’ olarak takdim ediliyor. Cemaat ve tarikat bağları hem piyasa-siyaset kapılarını açması hem de işçilerin düşük ücretlere rıza gösterip isyan etmemesi için yoğun biçimde, çok yönlü bir kullanımla devreye sokuluyor. Coşkunoğlu Ailesi ise yolların, HES’lerin, reislerin krallarına mal üreten bir şirket olarak büyüyor yıllar boyunca ve kendi alanında kral oluyor.

Ancak karşılarına hesap etmedikleri bir “düşman” çıkıyor:  AKP’ye yüzde yetmiş oranında oy veren, geri kalan yüzde yirmilik oy diliminin de milliyetçi/muhafazakar partilere gittiği Düzce ovasında fabrikasını kuran Coşkunoğlu’nu Düzce’nin işçileri şaşırtıyor. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası’nda örgütlenen işçiler. Birleşik Metal’in Düzce’de örgütlü olduğu 5 fabrika daha bulunuyor. Örgütlü olduğu başka birkaç fabrika içinse mahkemeden yetki bekleme sürecinde. Fabrikada çalışan 48 işçinin büyük çoğunluğu evli ve çocuklu. Çoğunluğu kirada oturuyor ve 1500 TL ücret alıyor. Ağır sanayi işçiliği açısından alınan ücret, patron açısından evlere şenlik… İşveren, sermayesini biriktirmesinin esas dayanağı olan bu kölelik koşullarını korumak istiyor. Bu nedenle toplu iş sözleşme görüşmelerinden uzlaşma çıkmıyor, Temmuz sonunda greve çıkılıyor.

“OHAL koşullarını grev yasaklamak için  fırsat olarak kullanıyoruz” diye işverenlere yaranmaya çalışan Reis, bu grevi çok istese de patron ailesinin şaibeli sermaye birikim süreci kendi ve partisinin ayaklarına dolanır diye yasaklayamıyor. Ancak tüm devlet olanakları devreye sokularak, yeni grev kırıcılığı teknikleri Tekno Maccaferri Grevi üzerinde deneniyor. Grev süresince iki kez AKP-Valilik talimatı ile jandarma, emniyet, toma, itfaiye, belediye güçleri işverenin içeride bulunan malları dışarıya-piyasaya çıkarılsın diye seferber edildi.  Devletle koordinasyon ilişkisini AKP ilçe yöneticisi olan işverenin avukatı sağlıyor. İşçiler ve sendika yöneticileri darp edilerek gözaltına alınıyor. Kanun hükümleri doğrudan devlet tarafından ortadan kaldırılıyor. 12 Eylül öncesinde faşist, paramiliter gruplara yaptırılan grev kırma işini devletin ve AKP’nin artık resmi, siyasi güçleri üstlenmiş oluyor. Grevin 52. gününde de içeriden 5 tırlık mal çıkarmak üzere üçüncü grev kırma denemesi yapıldı. İşçiler iki grev kırma saldırısından edindikleri deneyimle  bedenleriyle ve buldukları araçlarla tırların çıkışını engellemek için fabrika kapısını kapattılar. Bininin üzerindeki sayıda jandarma ve polis gücüyle işçilerin karşısına dikilen devlet, işçilerin ve sendikanın kararlılığı karşısında geri adım atıp istişare yolunu seçti. Çalışma Bakanlığı yetkilileri ve Vali bu sefer saldırı emri veremedi, işvereni sendikayla masaya oturmaya davet etti. Haftasonu bir görüşme olması bekleniyor. Grev tüm talepleriyle kararlılıkla sürüyor.

Tekno Macceferri’nin hemen yanında kurulu olan Teknorot Fabrikası işçilerini emek kamuoyu hatırlayacaktır. Gangaster, sarı sendika Türk-Metal’de örgütlü olan Teknorot işçileri greve çıkmayı beklerken sendika yöneticilerince satıldıklarını öğrendikleri 7 Mayıs günü fabrikayı işgal ederek direnişe başlamışlardı. Direnişi kırmak üzere gelen sarı sendika yöneticilerini meydan dayağından geçiren işçiler 3 gün direnişlerini sürdürmüşler; emniyet müdürü, alay komutanının şahitlik ettikleri bir anlaşmayla Türk-Metal’den topluca istifa ederek işbaşı yapmışlardı.

 

WhatsApp Image 2017-09-21 at 23.30.53 (1) 

Teknorot Direnişine Saldırı

500’ü aşkın fabrikanın bulunduğu iki OSB’ye sahip, üçüncüye kavuşacak Düzce’de işçiler sınıf içgüdüleriyle hareket ediyor. DİSK üyesi 48 Tekno Maccaferi işçisinin grevinin kazanmasının sembolik önemi çok büyük, diğer fabrikalarda örgütsüz ve kölece çalışan işçiler için…

Birkaç Not:

Anadolu ve Trakya’nın her yanı OSB’lerle dolup taşmaktadır. Genç bir işçi sınıfı kuşağının emeği, burada kölece koşullarda sömürülmektedir. Sermaye, devlet ve siyasi iktidarın tüm hesabı ülkedeki bu ucuz işgücü yapısının korunması, denetim altında tutulması ve yeniden üretilmesi koşullarının sağlanmasıdır.

Çerkezköy, Kapaklı, Çorlu, Silivri, Hadımköy, İkitelli, Dudullu, Samandıra, Sultanbeyli, Kartal, Tuzla, Gebze, Dilovası, İzmit, Sakarya, Hendek, Düzce, Çilimli, Bolu, Bursa, Gemlik, İnegöl, Mustafa Kemal Paşa, Gürsü, Akhisar, Soma, Manisa, Salihli, İzmir, Kemalpaşa, Çiğli, Aliağa, Aydın, Nazilli, Antalya, Adana, Mersin, İskenderun, Kahramanmaraş, Batman, Malatya, Antep, Kayseri, Konya, Aksaray, Uşak, Kütahya, Afyon, Denizli, Çorum, Tokat, Ankara, Eskişehir, Bozhöyük, Bilecik, Samsun, Fatsa Organize Sanayi Bölgelerinin irilerinin olduğu yerleşimlerdir. Sayılan şehirlerin çoğunda ikiden fazla organize sanayi bölgesi bulunmakta. Sayamadıklarımızın sayısı da az değil. Hizmet, enerji, tarım ve turizm işkollarındaki işçi sayılarını ekleyince bir proleterler ülkesinin resmini ortaya koymuş oluruz.

Yurdumuz yurttaşları kırlardan sürülerek sermayenin kölesi haline getirilmiş durumdadır. Uluslararası firmalarla iş yapmanın zorunlu bir gereği olarak sarı sendikalar çağrılıp üyelikler şirketlerce yapılmadıkça buralarda sendikal anlamda da bir örgütlenmeden söz etmek mümkün değil. İşçilerin mesaileri, kıdemleri, ihbarları, izinleri yani gelecekleri gasp edilerek sermaye biriktiriliyor buralarda.  Anadolu’nun alçakları işçi kanı emerek kaplanlaştı buralarda. Elbette bolca vatan, millet, ezan söylemiyle yoğrulmuş bir eğitim ve söylem, ve elbette bu söylemlerin taşıyıcısı olan siyaset, tarikat, cemaat ve mafyöz şebekelerin kuşatması altındaki bir kölelik bu.

Batıda kent merkezlerinde yaşayanların büyük çoğunluğu, hatta işçi sınıfı siyasetini/söylemlerini siyasetlerin merkezlerinde tutanların büyük çoğunluğu bile, onları ancak Metal Fırtına olup on binler halinde fabrikaları işgal edip ortalığa çıkınca fark ediyorlar ya da Tekno Maccaferi Grevi’inde olduğu gibi jandarmadan dayak yiyince, gözaltına alınınca haber değeri olarak görülünce… Anadolu bir kültürler mozaiği olunca solun gözü doğal olarak sadece kültürleri görüyor. Oysa o kültürleri bugünlere, tarihin el verdiği oranda bugüne taşıyanların çocuklarının taşeron tezgahlarında köleleştirilmesinin öykülerinde biriken kan ve feryadı görmedikçe Anadolu’nun kültüründen söz etmenin imkansız hale geleceğini bile göremiyoruz.

Biz,  “Umut Senin GÜCÜNDE” diyoruz gördüğümüz, dokunduğumuz her işçiye… Onların varoluşlarına, onların otonomisine, ontolojisine inanıyoruz… Ölümsüz köstebeğin kostak kostak yürüyüşünü görüyoruz…

Başaran Aksu

İlgili İçerikler

Son Eklenenler