Ana Sayfa Ekoloji Sermayenin Mekânsal Sınırları: Merkez ve Çepere Gebze’den Bakmak

Sermayenin Mekânsal Sınırları: Merkez ve Çepere Gebze’den Bakmak

Can Bal, Damla K., Deniz Gül

Umut-Sen Ekoloji Kolektifi/ Kent Çalışma Grubu

Günümüzde Gebze’nin adını, Kocaeli’nin bir içesi olmasına rağmen, Kocaeli’nden daha fazla duyuyoruz. Sadece bu gerçeklikten yola çıktığımızda bile Gebze’nin önemli bir mekân olduğunu görebiliyoruz. Umut-Sen Kent Çalışmaları Grubu olarak, Gebze’ye bu önemi veren şeyin ne olduğunu birlikte tartışmak ve değerlendirmek için “Sermayenin Mekânsal Sınırları: Merkez ve Çepere Gebze’den Bakmak” başlıklı sunumu gerçekleştirdik. Sunumda Gebze’nin Türkiye ekonomisini neredeyse tek başına kalkındırmaya yetecek bir üretim mekânı olduğunu ancak Gebze’de yaşayanların ve çalışanların gündelik hayatı açısından ne kadar yetersiz olduğuna dikkat çekmeye çalıştık.

Kocaeli’nde toplamda 14 organize sanayi bölgesi varken, bunların 10 tanesi Gebze’de bulunuyor. Bu organize sanayi bölgelerinde toplam 1384 firma yer alıyor, bu firmalarda yaklaşık 130.000 kişi istihdam ediliyor.[i] Demir-çelik, kimya, otomotiv, gıda, kömür, metal sanayi ve makine imalatı gibi alanlarda çalışan bu OSB’lerdeki üretimi, Türkiye’nin diğer ilçeleriyle karşılaştırdığımızda benzerini görmediğimiz bir durum olduğunu fark ediyoruz. Dolayısıyla Gebze’de yaşayan emekçilere “Gebze sizin için ne demek?” sorusunu sorduğumuzda da gelen cevapların “iş imkânı” gibi cevaplar olmasının, sermayenin Gebze’ye dair planlarını faş ettiğini düşünüyoruz ve buraya odaklanıyoruz.

Gebze son yıllarda İstanbul’un çeperi olarak görülüyor. Tarihsel olarak incelediğimizde, Gebze’nin uzun zamandır Anadolu ile İstanbul arasında adeta “gümrük” gibi işleyen bir mekân olduğunu fark ediyoruz. Sanayileşmenin 1900’lerden itibaren başladığını, bu başlangıcın da tren yoluyla temellerinin atıldığını görüyoruz. Gebze’nin tren yoluyla kentleşmeye açılması, birçok diğer ilçe gibi, daha o yıllardan itibaren işçi havzası olarak planlandığını ve ranta açılacak topraklar gibi görüldüğünü gösteriyor. Gebze’nin nüfusu 2007’de 521.291 iken, Çayırova ve Dilovası’nın Gebze’den ayrılmasıyla Gebze’nin nüfusu 2008’de 288.569’a düşüyor. Fakat bu nüfus 2008’den bugüne düzenli bir artış göstererek 400.000’e ulaşıyor ve Gebze’yi Kocaeli’nin en büyük ilçesi konumuna getiriyor. Gebze için gündüz nüfusu tahmini 1.500.000 civarlarında. İdari sınırların değişmesiyle azalan nüfusun hızla artışından buraya akan göçü, gündüz nüfusunun üç kattan fazla oluşundan da buraya akan işçi nüfusunu görebiliyoruz.

Etkinliğe katılan işçilerin erken biten akşamların ve karanlık sabahların mekânı olarak tanımladığı Gebze, hem Anadolu’dan ucuz işgücü çekiyor hem de yakın çevresinden gündüz iş için gidip gelen bir hareketliliği taşıyor. Gebze, ulaşımla kendi mekânsal ağlarını ören sermaye ve devlet tarafından işçinin işe gidip gelebildiği ama kendine ayıracak vaktinin olmadığı bir mekân olarak sermayenin çeper tanımlarına uyuyor. Biz de merkez ve çeper kavramlarının sermayenin ve egemenlerin kurgusu olduğunu, çeperin ve merkezin sürekli sermayenin çıkarları doğrultusunda değişim hâlinde olduğunu, hayatlarımızın da bu süreçte oradan buraya savrulduğunu vurguluyoruz.

Gebze, bize başka bir şey daha gösteriyor. Ülkenin, hatta dünyanın dört bir yanına ulaşan üretimiyle idari sınırları aşan Gebze’nin hangi ile bağlı olduğu, kendi başına bir ilçe olup olmadığı ya da sınırlarının nerelerde başlayıp bitmesi gerektiği Gebze’de yaşayanlar için tek bir açıdan önemli: yerel yönetimlerden hizmet alabilmek için tabi olunacak yasal çerçeveler. Bu sınırları elbette sermaye belirliyor ve düzenliyor. OSB’lerin ya da serbest bölgelerin hangi idari çerçeveye tabi olacağı, vergi muafiyetleri gibi ayrıcalıkların mekânsal planlaması sermayenin elinde. Kent sakinlerinin de yaşarken hissettiği çeperleşme, tartışmaya dahil olan işçilerin de onayladığı biçimde, Gebze’yi yaşanabilecek bir yer olmaktan çok ucuz işgücüne dayanan zorunlu bir ikamet yeri yapıyor.

İşçi üretiminin bu kadar ağır ve yoğun olduğu ilçede, üretimi gerçekleştiren insanlar için sabah kalkıp işe gitmeyi sağlamaktan (temel gıda ve giysi alışverişini yapmaktan) başka herhangi bir kamusal işlevi bulunmuyor. Yaşayanların rahatça bir araya gelebileceği kamusal ve ücretsiz sosyal alanlar ya da eğlenebilecekleri tüketim alanlarının sayısı yok denebilecek düzeyde. Merkez ve çeper aracılığıyla kenti yeniden üreten egemenlerin işçilerin ertesi gün yeniden mesaiye başlamasından başka bir amacı yok. Gebze’de yaşayan işçilerin “geçiş mekânı” olarak tanımladığı bu ilçe, idari sınırlardan bağımsız olarak üretimin ve sömürünün sabit olduğu, göç ile gelip geçen bir ucuz emek akışının durmadan sürdüğü, işçilerin mekâna dair bir talep üzerine düşünecek kadar zamanlarının olmadığı bir sermaye kurgusu. Sermayenin kent mekânında belirlediği bu sınırların sadece işyeriyle ilgili olmadığını, işin zamanı da sınırladığını biliyoruz ve tartışıyoruz.

Peki, bu “gel, işini yap ve evine git” kurgusunun ağır biçimde hissedildiği Gebze’de, kent üzerinde hak iddia edebilmek için neler yapabiliriz? Aklımıza gelen cevaplardan biri, yaşadığı yere sahip çıkan “bilinçli yurttaşlar” olabilir. Bu cevap üzerine hep birlikte düşünelim. Deneyimlerimizden ve gördüklerimizden biliyoruz ki, bilinçli bir kent sakini olduğumuzda, haklarımızı bildiğimizde karşı çıkma hamlemiz hukuka başvurmak oluyor. Ancak devlet ve sermaye “mülkiyet hukuku” çerçevesinde bizi alt etmekte giderek daha başarılı hâle geliyor. Mekânın bir diğer sınırıyla da burada karşılaşıyoruz. Sermaye, çıkarları doğrultusunda, bizi üretim gücümüzün ötesinde görmüyor. Bize tanıdığı hakları da sürekli aleyhimize olacak biçimde değiştiriyor. Kent muhalefetinin hukuki mücadele alanına sıkışması karşısında hukuk da aynı kent gibi sınırları egemenlerce belirlenen bir araç oluyor, çıkış yollarımız da böylece kapatılıyor.

Kente bakış açımızda işin neredeyse görünmez olması, işçi sınıfının gündelik hayatının kentte nasıl organize edildiğinin arka planda kalması da yabancılaşmaya yol açıyor. Bu kapsamların dışına çıkıp, kentte ve mekânda söz hakkımız olduğuna, ürettiğimiz yerde doğru düzgün yaşayabilmenin en temel hakkımız olduğuna dikkat çekiyoruz. Bu alanda örgütlü bir mücadele yürütmenin kanallarını aramamız gerektiğini savunuyoruz. Kenti savunurken Gebze’de işçilerle karşılıklı yürütülen tartışmadan öğrendiğimiz üzere, gündelik hayatın akışını ve bizi nasıl sıkıştırdığı üzerine düşünmek, mekân mücadelesinin sınırlarını da bu doğrultuda genişletmek gerekiyor.


[i] Organize Sanayi Bölgeleri – Gebze Ticaret Odası (gebzeto.org.tr)

İlgili İçerikler

Son Eklenenler