Ana Sayfa Güncel "Rektör sizi görmeyi kabul ettiği için çok şanslısınız" - Bilgi Asistan...

“Rektör sizi görmeyi kabul ettiği için çok şanslısınız” – Bilgi Asistan Birliği

2020 Nisan ayında yürürlüğe giren 2547 Yükseköğretim kanunu vakıf üniversitelerinde çalışan öğretim elemanları ücretlerinin devlettekinden az olamayacağını söylüyor. Akademisyenler 2 yıldır ücretlerin devletle eşitlenmesini bekliyor. Geçtiğimiz günlerde Bilgi Üniversitesi asistanları bu konuda bir adım attı. Sosyal medya sayfalarını kurdular ve kampüs içinde 25 gündür masa kurarak seslerini duyurmaya başladılar. Direnişlerinin 21. gününde yaşadıklarını ve taleplerini onlardan dinledik;
1-Çalışma şartlarınızı biraz anlatır mısın? Zorunlu fazla mesai, çalışma ortamı, mobbing, yemek/ulaşım giderleri, maaş vb. gibi konular üzerinden biraz anlatır mısınız?
Çalışma koşullarımızla ilgili en büyük problem görev tanımı muğlaklığı herhalde, sözleşmelerde de hiçbir tanım yok (verilen işi yapar gibi bir ifade var, mübalağa değil) dolayısıyla tamamen bölümün ihtiyaçlarına göre konulduğumuz kabın şeklini almamız bekleniyor. Kimi arkadaşlarımız tamamen büro çalışanı gibi hiçbir şekilde akademik işleyişe dahil edilmeyip tümüyle sekretaryal iş yapıyorken bazımız haftada 16 saat ders yapıyor. Genelde ikisi birden tabii ve pek çok arkadaşımız hocalarının kişisel işlerine de koşturuluyorlar. Okulun veritabanının özellikle kalabalık bölümlerde kabus gibi bitmeyen ve sürekli tekrar edilen bir takım angarya işlerin Ar.Gör emeğiyle dönebildiğini burada söylemek de lazım, bu tarz bir işleyiş devlette çalışanlara yabancı olabilir. Mevzuat gereği okumamamız gerekirken hepimiz ödev ve kağıt okuyup notlandırıyoruz elbette. Danışmanı olduğumuz öğrencileri sürekli yakın takipte olmamız ve notları düştüğünde yüz yüze görüşmemiz de bekleniyor, ayrıca tanıtımlarda okul içinde de hedef görülen liselerde de okulla ilgili sunum yapmamız bekleniyor. Mobbing genelde en habis haliyle değil seyreltilmiş şekliyle yaşanıyor, yani görevin netlikle tanımlanmaması ve bitmeyen bir memnuniyetsizlik ve bazen alaycılık şeklinde mesela. Fakat doğrudan hakarete maruz kalan veya iş vermeme, sonrasında ise fazlalık görülüp işten çıkarılma gibi vakalar da oldu geçmişte. Basitçesi hocaların karakterine kalmış bir şey tümüyle; şu anda masa açmamızın bir sonucu olarak bir araya geldiğimiz durumlar sayesinde bu durum elbette değişti fakat normalde bunlara itiraz etmek bir yana dertleşebileceğimiz kanallar dahi namevcut. Akademik hiyerarşi kozmetik olarak yokmuş gibi yapılıyor fakat bu bazen açıkça ortada olduğu durumlardan da daha toksik bir ortam yaratabiliyor; bize eşit gibi davranılmasına sonsuz bir diyet öderken bulabiliyoruz kendimizi. 50D’yi ve 7+1 meselesini ise sanırım açıklamama gerek yoktur. Maaşlarımız ise her zaman (ben sekizinci senemdeyim, en azından ben bildim bileli öyle) devlettekinden ciddi oranda düşük oldu fakat bu “Davutoğlu zammı” dedikleri şeyden sonra kademeli olarak 3’te ikisine kadar geriledi ve hiçbir zaman ücretlere dair önden bir bilgilendirme yapılmıyor, zam dönemlerinde excel ve hesap makinesiyle birbirimize sora sora yüzde kaç zam aldığımızı anlamaya çalışıyoruz. Yemek ücretleri ise yetersiz, kampüste içeceğiyle filan tam bir yemek 50 liradan daha pahalı (ben senelerdir kampüste yemek yemiyorum ama arkadaşlarımdan biliyorum) bize günlük yatan yemek ücreti ise 30 liranın altında. Fakat daha da vahimi (sırf bizim değil tüm akademik ve idari personelin) salgında evden çalıştığımız dönemde yemek ücretleri kesildi. İtirazımıza cevap olarak ise bizzat Mehmet Can’dan “kampüsteki yemek seçeneklerinden faydalanmanız için verdiğimiz paralar kampüse gelmeniz durumunda yatacaktır” diye bir toplu mail aldık, idareye mail atıp günlük ücret yüklettirmemiz gerekiyordu işyerine geldiğimiz durumlarda. Kampüse gelip gitmek için çoğumuz öğrenci servislerini kullanıyoruz, kayıt haftası gibi en yoğun dönemlerde öğrenciler okula gelmediği için servis de olmuyor mesela, veya servis yoğun saatlerde dolunca saati gelmeden gidebiliyor. 
2-Okul aynı zamanda öğrenci olduğunuzun bilincinde mi hareket ediyor? Derslerinize çalışacak zaman ve ortam size sağlanıyor mu?
Yine hocalarımıza ve bölüm başkanına göre değişiklik gösterebilen bir durum bu. Ama her koşulda iş mutlak öncelik olarak görülüyor, iş olmadığı zamanlardaysa hocalarımızın insafına kalmış bir durum bu, hak olarak tarif edilebilecek bir şey değil.
3-Talepleriniz neler? Yönetime bu talepleri iletecek iletişim ağları mevcut mu? Yönetimden aldığınız tepkiler nasıl?
Çok kısaca devletle eşit “ücret”. Tırnak içine alıyorum çünkü okul yönetimi brüt maaşı baz alarak bir takım iyileştirmeler yapmayı eşitlemek olarak görebiliyor fakat özel sektörün vergilendirilmesi farklı olduğu için bahsettiğim düzeyde bir türlü kapanmayan aksine senede bir zam ve enflasyon birleşince gittikçe açılan bir uçurumla karşı karşıya kalıyoruz. Bu arada eşitlenme, gereği 2020’de çıkan bir YÖK kanununca ve üstüne bir emsal mahkeme kararı bir de eşitlenme yapılmaması üzerine yayınlanan bir YÖK duyurusu ile sabit. Bununla beraber mali konularda şeffaflık istiyoruz ve tabii senede iki zam yapılmalı, iki zam dönemi arasında enflasyondan ötürü yaşanan kayıplar ise hesaplanıp tazmin edilmeli. Esasen kanunun yayınlandığı dönemden bu yana oluşan tüm kayıpların geriye dönük tazminini istiyoruz. Tepki 105 imzayla gönderdiğimiz talep metnimize iki hafta sonraya bir randevu verilip, toplantıda hiçbir şeyin söylenmemesi, bunun yerine rektör sizi görmeyi kabul ettiği için çok şanslısınız gibi bir uyarıda bulunulması oldu. Cevapsızlık sonucu masa açmaya karar verdik ve ikinci günün akşamı rektör zoraki bir biçimde acele bir şekilde sözcümüzü görmeyi talep etti ve bizim tüm temsilciler olarak orada bulunma isteğimizi kabul etmedi. Biz de bunun sonucunda o kısa süre içinde kaç kişi toplanabiliyorsak toplantı süresince rektörlüğün önünde bekleyerek tepkimizi gösterdik. Çağrının aceleci ve emrivaki tavrına rağmen 30 kişiden fazla vardı, üstelik daha yolun çok başındaydık bugün olsa çok daha kalabalık olacaktır. Bu toplantıda ise kabaca “devletle eşitlenmek istiyorsunuz madem size yemek ücreti ve özel sağlık vermeyelim” denildi. Bunun üzerine yan hakların ne olursa olsun ücret dışında tutulması da taleplerimiz arasına eklenmiş oldu.
4-Şuan kampüs içinde aktif bir görünürlük sağladınız. Lisans öğrencilerinden ve diğer üniversite bileşenlerinden nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Öğrencilerin ilgisi olumlu. Ancak Vakıf üniversitelerinde “öğrenci velinimetimizdir ve ne olursa olsun haklıdır” türünden gittikçe kesifleşen bir kültür var bu yüzden esas olarak öğrencilerin tepkisine odaklanmadık. Ama örneğin bizim masa açmamızdan çok kısa süre sonra kantin fiyatlarını protesto etmek için öğrenciler de bizim yanımızda bir masa açtı, her gün yan yana duruyoruz. Öğrenci konseyleri gibi öğrenci temsil organları ise bizimle hemen iletişime geçip yardım için neler yapabileceklerini sordular.
5-Benzer şeyleri neredeyse tüm vakıf üniversiteleri asistanları yaşıyor, buralardaki iletişiminiz ne durumda? yaygın bir dayanışma ağı kurmanın yollarını açmak mümkün mü?
VÜEDA ve şimdi VÜDAM gibi kimi ağlar insanların değerli çabalarıyla bu işi üstlenmeye çalıştılarsa da ne yazık ki eylemlilik düzeyine dair an itibariyle aktif bir çalışma yapmıyorlar ve dolayısıyla böyle bir ağ şu anda yok. Olması kesinlikle kritik önemde, yalnız güncel maaş ve haklar değil başta vakıf olmak üzere tüm üniversitelerdeki her alandaki keyfiyete karşı ortak bir ses çıkarılması gerekiyor. Bilgi Üniversitesi’nde sendikalaşma döneminden gelen bir hafıza var her şeye rağmen ve bunun sayesinde böyle işler nispeten daha az güçlükle organize ediliyor. Diğer vakıf üniversitelerindeki arkadaşlarımızın yaşadıkları şeyleri görüyoruz ve koşulların, özellikle güvencesizlik ve mobbing’in bizim okuldakinden de ağır olduğunu izliyoruz, fakat her koşulda dayanışmaya hazırız.
İlgili İçerikler

Son Eklenenler