Ana Sayfa Kültür - Sanat Masanın Altına Doğru - Şahin Özden

Masanın Altına Doğru – Şahin Özden

Roland Topor’un ‘Masanın Altında’ adlı oyunundaki meşhur fikirdir: ismi bilinmeyen ama yöresi yurdu az çok tahmin edilen bir ülkeden göçmen olarak Fransa’ya gelen adam, Fransız bir kadının evindeki masanın altını kiralar. Göçmen adam artık bir masa altında yaşıyor, çalışıyor ve bu masanın altına kira ödüyordur. Ve yazar öyle bir ustaca mizahla verir ki bu durumu, adamcağızın ağrıyan beline, tutulmuş boynuna, mahrum kaldığı gökyüzüne üzülecek yerde memnun bir sırıtmayla takip ederiz oyunu.

Kapitalizmin önde gelen birkaç metropol ülkesinden mürekkep olan Avrupa fikrinin coğrafi olarak Avrupa denen yerdeki birçok ülkeyi ve halkı dışarıda bıraktığını biliyoruz. Sözünü ettiğimiz oyundaki göçmen adam da bir Avrupa’dan başka bir Avrupa’ya göç ediyordu. Kapitalizmin merkez ülkeleri dışında kalan savaşlar, işsizlik, yoksulluk gibi sebeplerle bu merkeze göç etmeye çalışan dünya halkları ise zaten malumumuz.  Peki, dünya halkları olarak bu küçük refah adalarına kaçmaya çalışırken, hicretimizin hedefindeki bu ülkelerde kapitalist yaşam ne durumda?

Büyük savaş sonrası anlatıdaki kapitalist rüyada sağlığı, güvenliği, eğitimi devletin garantisi altına alınmış ve bolca tüketecek kadar müreffeh bir hayata ermiş vatandaşlar resmediliyordu. Aradan geçen yıllar sonunda sosyal devletin izalesi gerçekleşir, ve kapitalizm bu müreffeh vatandaşa sağlık için, eğitim için para ödetir, ödeyemeyeni ölüme mahkum eder hale gelince bu anlatı lehim tutmamaya başladı. Eğitim, sağlık bir yana artık su dahi insan [1. Nestle CEO’su Brabeck “Su bir insan hakkı değildir.” https://www.youtube.com/watch?v=Gfy6LL-8sTg] hakkı olarak tanınamaz hale gelmeye, aldığımız nefes de yakında şişelenir ve metalaşır mı diye düşünmeye başlamışken kapitalist söylemin tutunacağı tek dal olarak tüketim serbestisi kalmışa benziyor.

Oysa, tüketim tarafında durum reklamlarda izlediğimiz gibi mi? Sağlık, eğitim, konut, ulaşım, su vb. toplumsal hayatın olmazsa olmaz bileşenleri teker teker meta olarak pazarlanırken, merkez ülkelerde işçi sınıfı bu metalara reklamlarda yansıtıldığı gibi rahatça ve hatta müsrifçe ulaşabilmekte midir? Bu sorunun cevabını istatistiklerle, iktisadi teorilerle vermeye çalışmayacağım, zira böyle bir yeteneğim de yok. Fakat sanırım merkez ülkelerdeki kapitalizmin tüketim alanında nasıl bir dar boğaza doğru ilerlediği son yılların en çok sükse yapan internet uygulamalarında takip edilebilir.

Misalen, bu uygulamalardan bir tanesi kişisel arabanızla yolculuk yaparken yanınızdaki koltuğu sizinle aynı yere giden bir yolcuya satmanıza yarıyor. Böylece araçtaki boş yerlerden tasarruf ediliyor ve hem aracındaki koltuğu satan şoför hem de otobüs firmasına vereceği bilet parasından daha azına seyahat eden yolcu kazanıyor. İlginçtir ki henüz bir düzenleme ile bu uygulamanın önüne geçilmedi.

Bir başka uygulama ise ikinci el eşya satışıyla ilgili. Uygulamayı kullananlar basitçe ellerindeki kullanmadıkları eşyaları satışa çıkarıyorlar. Hazır giyim reklamları televizyonlarda oynarken kıyafetler, mobilya reklamları bilbordlarda karşımıza çıkarken ikinci el kanepeler, hatta gıda reklamları maillerimize gelirken ev yapımı tarhanalar, bu uygulama üzerinden bir tüketiciden bir başka tüketiciye satılıyor.

Kapitalizmin yerlere göklere sığdıramadığı kişisel özgürlüğü en çok ihmal eden uygulama ise yaşam alanını satmak üzerine çalışıyor. Bu uygulama ile evinde boş odası olanlar bu odaları kiralıyor. Şehir merkezlerindeki el yakan kiralardan dolayı bu uygulama ‘beraber eve çıkma’ ismiyle zaten uzun süredir uygulanıyordu. Öğrencilikten kurtulup iş sahibi olunca tek başına eve çıkabileceğini düşünen birçok proleter sükut-u hayale uğramaya devam ederken, şehirlere sökün eden milyonlarca göçmen beşerli onarlı tek göz odaları dolduruyor, o kadar şanslı olmayanlar ise garlarda, parklarda sabahlamaya devam ediyordu zaten. Peki, bu uygulamanın ortaya çıkardığı yeni gerçeklik nedir? Bu uygulamanın proleteri nispeten rahat yaşayan ülkelerdeki yüksek kullanım oranları, bizlere artık o müreffeh merkez kapitalizmin işçisinin de pek rahat yaşamadığını gösteriyor. En zengin proleter hususi aracındaki koltuğunu, geçen yaz aldığı şortunu, evindeki odasını satmaya başladı ve bunlara müşteri olarak da milyonlarca proleter var. Demek ki bugün kapitalizmin doğduğu ve tartışmasız hüküm sürdüğü ülkelerde proleterler pazar için üretilmiş meta yerine kullanılmış ya da kişiselleşmiş eşya ya da hizmeti almaya yöneliyor. Bu üzerinde durulması gereken bir şeydir.

Bu uygulamaları kapitalizm dışı diye adlandırarak göklere çıkarmak da, kapitalist uygulamalar olduklarından faydasız görmek de akıllıca bir yaklaşım değil. Burada ilginç olan, merkez ülkelerdeki sözde müreffeh halkın, artık daha çok tasarruf ve olabildiğince daha az tüketim peşine düşecek bir mali konumda olmalarıdır.

Son olarak yaşanmış ve Topor’un oyunundaki mizahi durumu hatırlatan bir örnekle bitirelim: Geçtiğimiz günlerde bir Avrupa şehrine gitmek durumunda kalan bir arkadaşım beklenildiği üzere bu uygulamaları kullanarak konaklamasını ucuz yollu halletmek istemiş, komik olan kalacağı eve gittiğinde oda değil yalnızca evin koridorunda bir yatağı kiraladığını farketti. “Bir dahaki sefere dikkatli ol da konaklamak için bir masanın altını kiralama bari” dedim. Zira proleterler Avrupa’da 19. Yüzyıl boyunca değil bir eve, değil bir odaya, ancak günü gününe kiraladıkları bir yatağa sahip olabildiler. Ağzımızı hele bugün saklamaları mümkün olmayan sınıf mücadelesinden açtığımızda bizi 19. Yüzyıl’ın fikirleri ile konuşmakla itham eden liberaller, insanlığı 21. Yüzyılda en azından birazcık ileri götürmesini bekledikleri kapitalizmin, nasıl oldu da iki yüzyıl önceki yaşam koşullarına tepetaklak yuvarlandığını açıklamaları gerekmez mi?

Son olarak Not: Masanın Altında oyununda ilginç olan Avrupalı ev sahibinin yaşadığı ev, göçmenin masa altından daha dar ve boğucudur.

İlgili İçerikler

Son Eklenenler