Ana Sayfa Ekoloji Malatya'da vahşi madenciliğin yarattığı ekolojik yıkım ve direniş - Hasan Kaya

Malatya’da vahşi madenciliğin yarattığı ekolojik yıkım ve direniş – Hasan Kaya

Ege, Türkiye’nin doğa tahribatında başı çeken ve bu tahribata karşı mücadeleye ilk başlayan bölgesi ve İzmir-Bergama bu bakımdan insanları buluşturan, onlara ilham veren şehir. Ege’den yükselen etkili bir haykırış. Sorunların kökenine baktığımızda ise sermaye ve kâr merkezli uygulamaların meydana getirdiği bakış açısını değiştirmemiz, dayanışmak için daha incelikli düşünmemiz, durup ‘kuş bakışı’ ile görmeyi yeniden denememiz ve omuz omuza vermemiz gerektiğini görüyoruz. Bugün Ege’nin sesine Karadeniz, Akdeniz ve tüm Anadolu halkları kulak kesilmeli. Çünkü artan termik santraller, siyanürlü madenler, HES’ler, RES’ler, JES’ler, planlanan nükleer santrallerle ve daha niceleri iklim sorununu tetikleyen, tarımı, toprağı, hayvancılığı bitiren ve hiç durmadan ilerleyen bir yağmacılıkla karşı karşıyayız.  Diğer yandan ise henüz zayıf da olsa köyde, kırda, kentte öğrenciler, emekliler ve kadınlar direniyor. Çünkü ne gideceğimiz başka bir gezegen var ne de başka bir memleket. Soluduğumuz hava, ekip biçtiğimiz tarlalar, içtiğimiz sular kirletilirken köşemizde oturup seyretmeyeceğiz. Yazarak, çizerek, bilgiyle, eylemle ve dayanışma içinde sözümüzü söyleyip direnişimizi büyütmeye devam edeceğiz. 

2 yıl önce çeşitli kesimlerden duyarlı çevreci ve ekolojistler bir araya gelerek Malatya Çevre Platformu’nu (MÇP) kurduk. İlk işimiz Malatya’nın bir haritasını çıkarmak oldu. Vahşi madencilik diye adlandırdığımız madenler nelerdir? Nerelerden çıkarılmaya çalışılıyor?

Malatya il genelinde HES, RES, JES, kömür, bakır, krom, nikel, demir başta olmak üzere  polimetal aramalarında Malatya yerelinde altın, gümüş, nikel, demir, toryum, çinko, kurşun, platin, titan, manganez, pirit, boksit, barit, kalay ve ayrıca taş ocakları, kum ocakları faaliyetleri sürdürülüyor. Avrupa’nın terk ettiği bacalı sanayi arasında sayılan çimento fabrikaları yapımı devam ediyor. Başta Arguvan, Arapgir, Hekimhan, Kuluncak, Doğanşehir, Pütürge ilçelerinde metalik madenler için sondaj çalışmaları yürütülüyor. Taş, kum, çakıl, mıcır, mermer, eleme ve kırma ocakları da faaliyetlerini sürdürmektedir. Mermer çıkarma ise Akçadağ ilçesinin köylerinde gerçekleşmektedir. Göletler ve barajlar Akçadağ ilçesinin Kürecik, Kepez, Harunuşağı, Durulova’da yapılmaya çalışılıyor. Demir daha çok Hekimhan ve Kuluncak köylerinden çıkarılıyor. HES’ler Kuluncak, Darende, Yazıhan, Arguvan, Arapgir, Hekimhan ilçelerinde yapılıyor. Toryum madeni Doğanşehir, Pütürge, Kuluncak köylerinde; altın başta Arguvan, Doğanşehir, Hekimhan, Arapgir’de; kömür ise Yazıhan ve Arguvan’dan çıkarılmaktadır. Pütürge’de profilit, barit, yakut madenleri var. Ayrıca Şiro Çayı ıslah projesi var. Şiro Çayı’nın bir kolu olan büyük çay üzerine bir baraj ve uzun bir tünel ile Malatya ili Pütürge ilçesinin suyunu Adıyaman ilinin Kahta ilçesinin bir köyüne götürmeye çalışıyorlar. 5 köy ve 7 mezra bu gölet altında kalıyor. Nemrut yolu kapanıyor… Bitmedi, bir şey yapmazsak bitmeyecek. Ekosistem bozuluyor, insanlar ve diğer canlılar yerlerinden ediliyor, sağlıklarından oluyor, yok ediliyor. Peki bizler neler yaptık?

MÇP ve Pütürge ilçe temsilciliğimiz bir süredir halkla birlikte direnişler gerçekleştiriyor. Pütürge temsilciliğimiz bugüne kadar 9 tane dava açtı. Bu davaların 5 tanesi kazanıldı, 2 tanesi kaybedildi, 2 tanesi de devam ediyor. Hukuki süreçler eylem ve etkinliklerle birlikte yürütüldüğünde mutlaka kazanım elde ediliyor. Kuluncak ilçesinde HES’lere karşı hem hukuki mücadele hem direniş sürdürüldü ve kazanım elde edildi. HES’ler durduruldu. Yazıhan ilçesi Fethiye mahallesinde çimento fabrikası kurulmak istendi. Hem direniş hem de hukuki mücadele birlikte sürdürüldü ve dava açıldı. Mahkemeye 150-160 köylü katıldı ve davalarına sahip çıktılar. Avrupa’da bacalı sanayiler nasıl durdurulduysa Fethiye’de de öyle durduruldu. Çimento fabrikasının tozunu, gazını ve zehrini istemiyoruz diyerek direniş gerçekleştirildi. Direnişin haklı gerekçesi halka iyi anlatıldı. Süreç, halk toplantılarında bilgilendirilmeler ve tartışmalarla yürütüldü. Halk havasına, suyuna, toprağına sahip çıktı. Direniş sonuç verdi. Fabrika yapılmadı.

Ekolojik durumun ne denli kritik olduğunu görmek için sadece Malatya özelinde kimi bilgileri paylaşmak bile yeterli:

BARAJLAR ve GÖLETLER: Malatya’da il genelinde işletme safhasında 13 adet baraj mevcut. İnşaat safhasında ise 7 adet. Proje ve planlama safhasında 27 adet. İşletme safhasında 1 adet, proje ve planlama safhasında 6 adet gölet bulunuyor. 11 adet sulama tesisi var. İnşaat safhasındaki sulama tesisleri 6 adet, proje ve planlama safhasındaki sulama tesisleri 48 adet.

MALATYA İL GENELİNDE KAÇ ADET ÇED RAPORU VAR? 

Akçadağ’da 117, Arguvan’da 33, Battalgazi’de 75, Darende’de 45, Doğanyol’da 6, Doğanşehir’de 149, Hekimhan’da 81, Kale’de 9, Kuluncak’da 64, Malatya merkezde 10, Pütürge’de 48, Yazıhan’da 46, Yeşilyurt’da 268 ve toplam 991 adet. 200 civarında ise ‘ÇED raporuna gerek yoktur’ kararı var.

MALATYA İLİ GENELİNDEKİ ŞİRKETLER İSE ŞUNLARDIR: Koreli, Kolin, Eczacıbaşı, Şampiyon, Ziver. Ve diğer yabancı yerli ortaklığı ile ilimizin dağlarını, ovalarını, ormanlarını, yeraltı ve yerüstü sularını yok ederek, çevreyi, doğayı kirleterek, ekosistemi bozarak, ekolojik yıkıma uğratıyorlar. Doğanşehir ilçesinde Kalecik-Hudut-Dedeler’de ormanları, bağ, bahçe ve tarım arazilerini, Sürgü barajını yok ederek, siyanür ve sülfürik asit kullanarak, sulama ve içme sularını zehirliyorlar. Ormanları keserek ormanların içine 45 adet sondaj kuyuları açarak, 400-600-800-1000 m yerin derinliğine inerek, yüzey sularının kaybolmasına neden oluyorlar. Bu faaliyetler Sürgü Barajına 600-700 m uzaklıkta. ÇED raporuna bile ihtiyaç duymuyorlar. Hukukçularımız tarafından ÇED hükümsüzdür davası açıldı. Akçadağ ilçesinde taş, kum, çakıl ve mermer ocakları açarak çıkarılan malzemeleri bağ, bahçe, tarım arazisi ve köy aralarından geçirerek, binlerce kamyonun, iş makinelerinin çıkardığı tozu, gazı, zehri, cürufu yöreye bırakıyorlar. Atılan dinamitler, patlayıcılar yöredeki endemik bitkileri, yaban hayatı yok ediyor. Keklik, bıldırcın, ceylan, dağ keçisi, kuşlar, börtü böcek yok oluyor. Akçadağ Harunuşağı’nda ÇED çalışmaları kapsamında yapılan halkı bilgilendirme toplantıları oldukça tartışmalı geçiyor. Bazen toplantılar tartışmalar nedeniyle hiç yapılamıyor. Peki ÇED nedir? Pek çoğumuza anlatıldığı gibi ekosistemleri çevreyi ve insan sağlığını koruyacak bir yasal düzenleme midir? Elbette ki hayır. Yazıhan’da, Pütürge’de, Arguvan’da, Doğanşehir’de, Yeşilyurt’da ve Kırlangıç, Karapınar ve en son ise Kürecik Kepez ve Harunuşağı’nda Gölet-Baraj yapıyorlar. Kuru dereye, suyu olmayan Kavuma deresine 24,87 dönüm arazi üzerine 60 m yüksekliğinde; su tutmayan alana, sit alanına yapıyorlar; önünde bağ bahçe arazi, tarla yok. Sulanacak alan yok. 

Üç proje var; kum, çakıl ve harfiyat, MTA ve DSİ ile projelendirilip şirketlere devrediyorlar. Kamulaştırıp 3-5 şirketle inşaat işlerini yürütme malzemesi ve rant elde ediyorlar. Bu konuda yöre halkı, bilim insanları, uzmanlar, MÇP üyeleriyle 3-4 kez Kürecik TV’de bilgilendirme toplantıları yapıldı. Sonuçta tutulan toplantı tutanak ve imzaları, ÇED toplantısına gelen yetkililere ortak bir  tutum alarak, yöre hukukçuları, MCP hukukçuları ile bir protokol hazırlandı. ‘Ben bu projeyi ve toplantının yapılmasını istemiyorum’ ibareli yüzlerce imza tutanağı bir de üst yazı ekleyerek, hukukçularımız, sözcülerimiz imzasıyla iletildi. ÇED toplantısı yaptırılmadı. İlk defa direniş bir sonuç verdi. Çevre Şehircilik ve  İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ve Bakanlığa dava açılmış oldu. 

Sorunlar çok ve oldukça kapsamlı ama bir yerden başlamak, direne direne gücümüzü biriktirmek, dayanışmak, büyümek ve kitleselleşmek dışında yolumuz yok. Sorunların nedenlerinden hareketle geliştirilen direnişler er ya da geç karşılığını bulmaktadır. Direne direne kazanacağız sözünün somut karşılığı şudur: Nerede olursa olsun direnişleri örgütlemek, büyütmek, geliştirmek için çalışmak ve daha çok çalışmak zorundayız. Çalışacağız, direneceğiz ve kazanacağız.

ARTIK YETER, BİZ BU GÜZEL DÜNYA ÜZERİNDE YAŞAMAK İSTİYORUZ. Zincir, daha fazla direnişle, daha fazla zaferle kırılacaktır. Zincir, kapitalist birikimle parçalanmış ve toplumsallığı tahrip edilmiş emekçilerin birleşik gücüyle, dayanışma ve direniş ağlarının örgütlenmesiyle kırılacaktır.

İlgili İçerikler

Son Eklenenler