Ana Sayfa Manşet Kartel rejimi ve paramilitaristleşme - Volkan Yaraşır

Kartel rejimi ve paramilitaristleşme – Volkan Yaraşır

Kapitalist devletin doğası kriminaldir. Hatta varlığını bunun üzerinden kurar. Fakat bu karakterini ve süregelen pratiklerini gizlemeye ya da bir fiksiyon-kurgu olan resmi tarihle normalleştirmeye çalışır. Bu noktada gerçekliği bozar, kırar ve yeniden inşa eder. Aslında resmi ideolojinin temel görevi yeni, kurgusal bir “gerçeklik” inşa etmektir. Herkesin kolayca içselleştireceği, kolayca yeni nesillere aktarılan ve herkesin mana bulacağı bir “gerçekliktir” sözü edilen. Bu kurgusal gerçeklik egemen ideoloji olarak kendini dışa vurur. Birçok olayda çok farklı kimliklerin benzer sözler söylemesi, benzer akıl yürütmeleri, benzer refleksler göstermesi tesadüf değil, bir ortalamayı ve egemen ideolojinin kudretini gösterir. Bu kudret olağan rejimlerde itaatin ve rızanın imalatını sağlar, olağanüstü rejimlerde ise “küçük adamın” mana dünyasını besler, ruhunu işaret eder. Egemen ideoloji aslında gücünü özel mülkiyetten alır. Sermaye özünde yıkıcı bir mülksüzleştirme faaliyetidir. Mülksüzlük salt iktisadi bir mahiyet taşımaz. Mülksüzlük çok boyutlu ve katmanlı bir içeriktedir. Kitlelerin zihniyet dünyalarının işgali de aslında mülksüzleştirme faaliyetinin parçasıdır. En azından bu faaliyetin meşru kılınmasını ve normalleştirmesini sağlar. Egemen ideolojinin egemenlerin ideolojisi olması şaşırtıcı bir şey değil, özel mülkiyet olgusuyla, iktidar ve tahakküm ilişkileriyle doğrudan bağlantılı bir içeriktedir. O zihnin esir ve işgal edilmesi üzerinden kendini üretir.

Bu durumun somut yansıması toplumun devlete bütünüyle tabiliğidir. Total devlet bu zeminde kendini inşa eder. Resmi ideoloji o toplumun ruhu, egemen ideoloji o ruhun dile gelişini işaret eder.

Doğu toplumlarında vaka daha derinden tezahür eder. Doğu toplumlarının geleneğinden kaynaklı devletin kutsallaştırılması ve devletin paternalist yönü yukarıda bahsettiğimiz süreci derinleştirir. Devletin kerim olarak algılanması, onun kahhar (kahredici, yok edici) yanını görülmez kılar. Ya da böyle algılamak yığınların normalidir. İçine girdiğimiz konjonktür kapitalist devletin bu tarihsel algısı yanında, devletin garip dönüşümlerine sahne oluyor. Bu süreç bir yanıyla bir kök devletleşme süreci olarak karşımıza çıkıyor. Yeni süreçte kapitalist devletin kriminal yüzü hızla alenileşiyor, bir meşruiyet kaygısının, onay üzerinden kurulan hegemonya inşasının ürünü olan “toplum sözleşmesiyle” bağlantılı her olgu devre dışı bırakılıyor. Devlet sermayenin organik parçası ve onunla paralel yaşam sürdüren bir aygıt olarak faaliyet yürütüyor. Bunun somut yansıması ise hem devletin, hem de toplumun paramiliterleşmesidir. Genellikle Latin Amerika’da narko-devlet biçimde gördüğümüz bu olgu şimdi ikinci kuşak kapitalist ülkelerde bir eğilim olarak karşımıza çıkıyor. Kapitalist kriz bu süreci hızlandırdı ve karmaşık bir görünüm kazandırdı. Narko-devlet ve bu olguyla bağlantılı kartel rejimleri yeni kompradorlaşma ya da yeni komprador kapitalizmi işaretliyor. Sermaye fraksiyonları arasında ittifakları ve gerilimleri bu sarsıcı sürecin yansımaları olarak okumak gerekir. Lümpen burjuvazi komprador kapitalizmin öz evladı olarak işlev görüyor. Kompradorlaşma ve lümpenleşme sürecin ayrılmaz iki olgusu olarak işliyor. Paramilitaristleşme toplumu devlete tabi kılma ve olası her düzeyde muhalefeti bastırma amacı güdüyor ve operasyonal bir mahiyet taşıyor. Bu manada sokağın tutulması, sokağın fethi stratejik önem taşıyor. Çünkü sokak iktidar olmanın, iktidarda kalmanın ve bir kartel gücü olarak devamlılığın olmazsa olmazı olarak önem taşıyor.

Sermaye birikimi ve paramiliterleşme

Kapitalist devlet bütün bu süreci sermaye birikiminin gerekleri ve güvenliği üzerinden ifa ediyor. Aslında gündemde olan Peker videoları, tweetleri ve anlatılanlar söylediklerimizi güçlendiren, kartel rejiminin bütün yönlerini ve işleyişini ortaya koyan içeriktedir. Sermaye birikiminin gerekleri yönünde her şey meşru ve her şey “kutsal”dır. Ve kerim devlet adınadır. Bu sürecin parçası ve ayrılmaz yönü ise emeğin bütünüyle kontrol edilmesi, denetlenmesidir. Kapitalist devlet bir yandan formel ve enformel şiddet uygulayarak ve zor aygıtlarını kompleks bir şekilde devreye sokarak, sermaye birikimi için steril alan yaratıyor, diğer yandan artı-değer sömürüsünü derinleştirecek uygulamaları devreye sokuyor. Bu olgular iç içe geçmiş ve birbirini tamamlayan bir süreç olarak işliyor.

Kartel rejiminin belki en ayırt edici yönü devlet ve toplumun para-militaristleşmesi olarak ele alabiliriz. Latin Amerika’da devlet-toplum ilişkisinde ya da devletin biçimlenişinde gördüğümüz bu özellik bir yandan yeni faşizmin karakteri bağlı olarak yaygınlaşmaktadır. Türkiye özelinde başından itibaren devlet eteğinde büyüyen, özellikle sermayenin ve mülkün Türkleştirilmesine bağlı olarak yağma, talanla palazlanan burjuvazi doğası gereği (her burjuvazi gibi) lümpendir ve kompradorluk ruhuna sinmiştir. Yeni olan kapitalist kriz ve devletin yeniden yapılanmasına bağlı olarak biçimlenen yeni kompradorlaşma sürecidir. Kartel rejimi varlığını, topluma da sirayet eden bu lümpenleşme süreci üzerinden inşa ediyor. Lümpen burjuvazinin bir başka fraksiyonunu tefeci bezirgan sermayenin metamorfoza uğrayarak bir sermaye gücü haline gelen kesimleri oluşturuyor. Özellikle inşaat sektöründeki öne çıkan 5’li oligarşi rejimin patronajıyla en çok palazlanan kesim olarak dikkat çekiyor.

Lümpen burjuvazi* ve stratejik hamleler

Sermayenin agresyonunu şiddetlendiren, sömürüyü derinleştiren ve her düzeyde sınıfa saldırı anlamına gelen bu gelişmelere karşı işçi sınıfının militan kolektif bir defans yaratması yaşamsal önem taşıyor. Kolektif defansın olmadığı koşulda sürecin işçi sınıfı için yıkıcı sonuçlar yaratması kaçınılmazdır. Ancak örgütlü bir karşı duruş bu saldırıları boşa çıkarabilir. Ekonomik krizin derinleşmesi olası bir ekonomik çöküş, sınıfa yönelik stratejik saldırıları tetikleyecektir. İşçi sınıfı için her şeyin her an olabileceği bir konjonktürün içine girdik. Türkiye kapitalizmi küresel tedarik zincirinin bir halkası olarak konumlanmaya çalışıyor. Bu konumlanmayı ucuz emek ve örgütsüz işçi sınıfı üzerinden gerçekleştirmeyi hedefliyor. Bu anlamda sınıfın abluka altına alınması, sistematik yıkıma uğratılması kartel rejimi ve finans kapital açısından stratejik önem taşıyor. Sermayenin en ufak hak talebine karşı tahammülsüzlüğünün arkasında bu faktörler var. Kartel rejiminin sınıftan yükselen her tepki ve direnişe şiddetle yaklaşması boşuna değil. Çünkü zemberek dolmuş ve her an boşalabilir.

Çok yönlü saldırılara karşı tek yumruk olmak

Sınıf açlık, salgın, işsizlik tehlikesini bütün sıcaklığıyla yaşıyor. Sınıf her havzada ve işyerinde öfkeli ve gelişmeleri dikkatle izliyor. 20’nin üzerinde gerçekleşen lokal eylemler ve bu eylemlerde ileri sürülen talepler bunun çok somut ifadesi oluyor. Sermayenin ve kapitalist devletin stratejik saldırıları ancak tabandan inşa edilecek örgütlenmelerle boşa çıkarılabilir. Taban örgütlenmeleri sadece işyeri değil, yaşam alanlarında da bizim kolektif karşı duruşlarımızı sağlayacaktır. İşyerlerinde bir barikat işlevi gören taban örgütlenmeleri, yaşam alanlarında kurulan paylaşma ve dayanışma ağlarıyla ve oluşturacağımız mahalle komiteleriyle sınıfı kuşatacak ve güçlendirecektir. Barikatı tahkim edecektir. Bu adımlar aynı zamanda sınıfa yönelik stratejik saldırılara karşı stratejik duruş gösterme anlamı taşıyacaktır. Ancak Total Örgütlenmeyle**; yani sınıfı ve ezilenleri 7 gün, 24 saat kavrayan, yaşam ve çalışma alanları arasındaki diyalektiği gören, bu diyalektiğe uygun son derece esnek, kavrayıcı olan ve militan ruhu besleyen direniş ve mücadele örgütleri yaratarak bu süreci aşabiliriz. Total Örgütlenme kolektif aksiyonu besleyen, kolektif bir karşı duruştur.
İçine girdiğimiz olağanüstü süreci ancak işyerinde ve yaşam alanlarında kuracağımız taban örgütlenmeleriyle aşabiliriz. Bugün işimiz, aşımız, ekmeğimiz ve haysiyetimiz için ayağa kalkma, acil örgütlenme ve bir arada olma günüdür. Ve bu görev her işçinin ekmeği kazanması kadar kutsal ve yaşamsaldır.

Volkan Yaraşır

* Lümpen burjuvazi kavramı, Andre Gunder Frank tarafından Latin Amerika’da kolonyal ve yeni sömürgeci elitlerin suçu meyilli kesimlerinin ve kriminal kapitalistleşme sürecininin tahlili için kullanılan bir kavramdır. Bizde siyasal iktidarın ve kapitalist devletin sağladığı olanaklarla yağma, tehdit, şantaj, soygunla ve patronajlarla şekillenmiş ve varlığını bu ilişkilerle sürdüren sermaye güçlerini için kullanıyoruz. Yaşanan süreci bundan daha iyi anlatan bir kavram olmadığından biraz kavramın içeriğini değiştirip, farklı manalar yüklüyoruz.

** Total Örgütlenmenin içeriği, işlevi ve yaşamsallığı başka bir yazıda daha detaylı ele alınacaktır.

İlgili İçerikler

Son Eklenenler