Ana Sayfa Güncel İnşaat-İş Örgütlenme Sorumlusu Deniz Gider: “Şantiyelerin durumu: Rezalet”

İnşaat-İş Örgütlenme Sorumlusu Deniz Gider: “Şantiyelerin durumu: Rezalet”

Türkiye’de inşaat sektörü, iş kazaları ve denetimsizliğin, kötü çalışma ve barınma koşullarının sembolü haline gelmiş sektörler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bu alanda sendikal mücadele oldukça zor ve mücadele alanının genişletilmesi büyük önem arz ediyor. Umut-Sen olarak şantiyelerde olanları İnşaat İşçileri Sendikası’nın Örgütlenme Sorumlusu Deniz Gider’den dinledik. Gider, İstanbul Finans Merkezi’nde (İFM) yaşanan iş cinayetlerinden yola çıkarak çalışma koşullarına, iş cinayetlerine ve işçi intiharlarının arka planına değindi.

Şantiyelerde inşaat işçilerin çalışma koşulları nasıl, neler yaşıyorlar? İnşaat işçilerinin durumu nasıl?

Deniz Gider: Aslında finans merkezi şantiyesinde, alanda birlikte hareket ediyoruz; fakat genele vurduğunda inşaat işçilerinin en temel ihtiyacı olan maaşlar bile asgari ücretten ödenir, yattıkları koğuşlarda tahta kuruları vardır, kaldıkları koğuşlar 7-8 kişiliktir, yemekler çalışırken harcadıkları kalorinin kat ve kat altındadır. Maaşlar geç ödenir. Çoğu Kürdistan ve Karadeniz’den gurbete gelen insanlardır. Çoğu hakkını bilmez; çünkü şantiyede orman kanunları vardır, birden ölebilirsin. Bunun gibi birçok örnek verebilirim, şu an aklıma gelenler bunlar.  Yani şantiyeler bir insanın bedenini zorlamasından başka bir şey değil. İnsan hani açlığa, yoksulluğu alışır ya, inşaat işçileri de… Patron önüne ne koyduysa sen onunla barınmak, geçinmek yaşamak zorundasın. Sadece finansa indirgememek lazım, bütün şantiyelerde bu böyle. “Ben bu işçiye ne sundum, şu kadarı koğuş, şu kadarı yemek ve o çalışacak, o üretecek, ondan sonra da onun hakkını ödemeyeceğim.” Patron ne diyorsa o, iki dudağı arasında…

Bununla birlikte taşeronlaşmayı getirmiş oldu, sömürünün katmanlaşması bu. Ağır iş kollarından biri maden, ikinci ise inşaat. Burada hiçbir inşaat işçisi asgari ücretle çalışmaz; fakat bugün asgari ücret tutarı bankaya yatırılır, gerisi elden verilir ya da verilmez, mesaileri ödenmez. Dini, resmi bayramlarda çalışırlar. Kıdem, ihbar tazminatları genellikle ödenmez. Biz mücadeleyle kazanırız gasp edileni.  Şantiyelerin durumu işte böyle, rezalet.

Güvencesizlik, geleceksizlik, mobbing

İki tane genç işçinin intihar haberlerini aldık. Bu sadece görünen kısmı bu arada, görmediğimiz çok var.  Bu çalışma koşullarından dolayı işçiler arasında intihar eğilimi var mı? Bu eğilimler geçim derdinden, bir hayat yaşayamamaktan mı kaynaklanıyor? Başka şantiyelerde yaşanıyor mu böyle olaylar?

DG: Bu yaşananları inşaat işine indirgemek doğru değil. Sonuçta bir işçi yaşadığı mobbing yüzünden hayatına son veriyor. Bu anlamıyla Türkiye’deki intihar vakalarına baktığımızda kirasını ödeyemeyenler, daha çok kazanmak için daha çok çalışan işçiler görüyoruz. Yaşamına son veren arkadaş 19 yaşında, hayatının baharında ve böyle bir yolu seçiyor. Biz bugün bu çocukları şantiyelere indirgeyemeyiz. Şantiyedeki kimse kolay kolay orada çalışmak istemez; ama ülkedeki bu enflasyon oranları, yaşam koşulları, para kazanabilmenin zorluğu, işsizlik insanları buraya yönlendiriyor. Bugün üniversite öğrencisini de şantiyelerde görebiliyoruz. Bu aslında komple bir geleceksizlik, güvencesizlik, mobbing’dir. Bu aslında bir katmerleşme, insan hayatına bir anda son vermek istemez. Bunun altında yatan başka nedenler vardır ve oradan çıkar. Bugün arkadaşları örnek veriyoruz ama zaten pandemi döneminden bu zamana kadar yaşanan intihar vakalarına baktığımızda çoğu işçi. Genel olarak baktığımızda güvencesizlik hâkim, mobbing var. Şantiyelerde çok rastladığımız şeyler değil bunlar oransal olarak da değil ama bugün oralara da yansıyor.  Aslında başlı başına yaşadığımız toplumdaki baskı, geleceksizlik, güvencesizlik insanlara ağır geliyor. Bu koşullarda yaşamak istemedikleri için aslında yaşamlarına son veriyorlar.

Yarattığımız dünyanın altında kalmamak için mücadeleden başka yol yok!

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

DG: Kendi sektörümüz ya da başka sektörlerde intihar olaylarının yaşanmaması için, koşullara karşı insanca yaşayabilmek için var olan mücadeleyi görmemiz ve esas almamız, dahil olmamız, bunun için de birbirimize dokunabilmemiz lazım. 301 madenci Soma’da katledildiğinde “fıtrat” dediler ya, bu bizim fıtratımız değil kardeşim. “Ben böyle yaşamak istemiyorum ve ben bunu nasıl dönüştürebilirim,” diyerek mücadele etmek gerek. Kendi kaderimizi kabul etmememiz lazım, yalnızlaşmayı kabul etmemek lazım. Tıkanmamak lazım; yol açmak, yol aramak gerekiyor. Birlik olmazsak bu yaşam koşulları bizi öldürecek, atomlarımıza ayıracak. Bunlara karşı birlikte olup mücadele etmemiz gerekiyor. Bizim başlıca görevimiz bu yaşam koşullarını ortadan kaldırmak. Emek veriyoruz, üretiyoruz, ürettiğimiz dünyanın altında kalıyoruz. Yarattığımız dünyanın altında kalmamak için mücadele etmekten başka yolumuz yok.

İlgili İçerikler

Son Eklenenler