Ana Sayfa Çeviri ÇEVİRİ | Kuryeler platform kapitalizminin devleriyle mücadele ediyor —Roar Magazine

ÇEVİRİ | Kuryeler platform kapitalizminin devleriyle mücadele ediyor —Roar Magazine

Deliveroo, 2013’te Londra’da faliyete başladığında birçokları kuryelerin karşı karşıya olduğu engellere, daha kötümserleri de bu işçilerin “örgütlenemez” olmalarına dikkat çekmişti. Büyük Britanya Bağımsız İşçiler Sendikası, bu yorumları haksız çıkararak 2016’dan beri Deliveroo kuryelerinin yanı sıra diğer gig işçilerini de örgütlüyor, üstelik bu süreçte hakiki kazanımlar elde ediyor. Birleşik Krallık’taki bu deneyim, direniş hareketlerinin yakın gelecekte karşılaşacağı güçlüklerin nasıl üstesinden gelebileceğimizi gösteren bir ders niteliğinde.

Yazan: Alex Marshall ve Jamie Woodcock


7 Aralık 2021’de Deliveroo kuryeleri Londra sokaklarında bir araya geldi: Bayraklar ve pankartlar açıldı, megafonlar kaldırıldı, sloganlar yükseldi. Kuryeler trafiği engelleyerek dev teslimat platformunun Londra’daki merkezine doğru harekete geçti. Şirket merkezinin dışında protestolar büyüdü, greve şarkılar ve kırmızı fişekler eşlik etti. Deliveroo sürücüleri çalışma şartlarında ve ücretlerinde iyileşme talep ediyorlar, herhangi bir itiraz hakkı olmadan işten çıkarıldıkları ani “etkisizleştirmelere” karşı seslerini yükseltiyorlardı.

Londralı Deliveroo kuryesi Joseph Durbridge şunları aktarıyordu:

“Bütün gelirim için Deliveroo’ya bel bağlayamam. Pandemi boyunca çalıştım, zar zor geçiniyorum. Deliveroo sürekli yeni kuryeler aldığı için gelirimiz durmadan azalıyor. Sürücülerinin finansal güvenliğini veya temel haklarını umursamıyor, bir de utanmadan işgücünün büyük ölçüde günlük olduğunu iddia ediyor.”

Bu işçiler, Birleşik Krallık’ta geleneksel ücretli istihdamın ömür boyu öngörülebilirliğinden farklı olarak freelance veya kısa dönemli sözleşmelere dayalı istikrarsız ve geçici işlerin belirlediği gig ekonomisinin sembolü oldular. 2008 finansal krizin ardından daha güvencesiz hâle gelen pek çok işkoluyla birlikte gig ekonomisi son on yılda hızla büyüdü. Güvenceli istihdam iyice azalırken serbest meslek (self-employment) istihdamının yeni biçimlerinde muazzam bir artış yaşandı. Tüm bunların merkezinde işçilerin müşterilerle bağlantılarını kurmak üzere (örneğin, teslimat sürücüleriyle müşteriler ve restoranlar arasında) dijital araçları kullanan platform şirketleri çarpıcı biçimde yükseliyorlardı. Yemek dağıtımında Deliveroo’nun yanı sıra DoorDash ve GrubHup, kiralık özel taşımada da Uber ve Lyft gibi şirketler sayesinde ulaşım bu yeni platformların odak noktası oldu.

Deliveroo, 2013’te Londra’da faliyete başladığında pek çok yorumcu Deliveroo işçilerinin karşı karşıya olduğu engellere, daha kötümserleri de işçilerin “örgütlenemez” olmalarına dikkat çekmişti. Büyük Britanya Bağımsız İşçiler Sendikası (Independent Worker’s Union of Great Britain-IWGB), bu yorumları haksız çıkararak 2016’dan beri Deliveroo kuryelerinin yanı sıra diğer gig işçilerini de örgütlüyor, üstelik bu süreçte hakiki kazanımlar elde ediyor.

IWGB’nin platform işçilerini destekleme mücadelesi, direniş hareketlerimizin gelecek on yıllarda karşılaşacağı güçlüklerin nasıl üstesinden gelebileceğimizi gösteren bir ders niteliğinde. Sendikanın işaret ettiği gibi, “Biz yalnızca bir Davut’tan ibaretiz, oysa dışarıda birçok Câlût (Golyat) bulunuyor.” Sendikanın gelecekteki mücadelelere hazırlanmak için teslimat sürücüleri, bisikletli kuryeler, taşeron temizlikçiler ve diğer güvencesiz işçilerle yürüttüğü kampanyaların tarihi, önümüzdeki yıllarda çokuluslu şirketlerin yeni Golyatlarına karşı yürütülecek mücadelelerde gerekli olacak yaratıcı taktikleri denemek için önemli bir eğitim alanı oldu.

Gig ekonomisinde örgütlenmenin yükselişi

Son on yıldır gig ekonomisinde yaygın hâle gelen grevler ve protestolarla işçi örgütlenmesinde de artış görüldü. Yaklaşık on yıl önce Londra’daki üniversitelerde çalışan Latin Amerikalı göçmen temizlikçiler kendi aralarında örgütlenmeye başladı. Hem iş yerlerinde hem de yerleşik sendikal hareketlerde ötekileştirilmelerine rağmen yeni bir sendika olarak IWGB’yi inşa etmeyi başardılar. Sendika, o zamandan beri diğer sektörlerdeki temizlikçiler, kuryeler, özel kiralık şoförler, koruyucu aile işçileri, çocuk bakıcıları, oyun işçileri gibi farklı sektörlerdeki güvencesiz ve göçmen işçilerle örgütlenmesini genişletti. Britanya sendikacılığında uzun zamandır yaşanan düşüşün aksine IWGB yıldan yılda büyüdü.

Deliveroo, “talebe bağlı ekonomide” (on-demand economy) çalışmanın kökten değiştiğini iddia edenler korosundaki bir sesten ibaret. Patronların ve işçilerin geleneksel rollerinin yerini, emeğini sunan ile hizmet isteyeni birbirine bağlayan parlak teknolojik arayüzler aldı. Bunlar, Silikon Vadisi’nin teknolojik iyimserliğini (tech-optimism), reklamcılığı ve yaygın politik lobi faaliyetlerinin arkasındaki istihdam ilişkilerini gizleme girişimleridir.

Serbest piyasa düsturuna uygun olarak, Deliveroo ve Uber gibi platformlar işçi hareketinin nesiller boyunca mücadele ettiği istihdam yükümlülüklerini kısıtlayanlardan hep kurtulmaya çalıştı. İstihdam durumu yoksa asgari ücret, hastalık veya tatil ücreti, emeklilik veya sendika temsilciliği gibi yasal haklar da yoktur. İşçileri serbest meslek sahibi olarak işe almak istihdam haklarını kaldırır ayrıca işçileri şirket kayıtlarının dışında tutmaya devam eder. Maliyetlerden ve sorumluluklardan kurtularak risk sermayesine daha cazip görünmesini sağlar. Uber, sürücülerini istihdam etmiş olsaydı dünyanın en büyük (Amazon’dan bile büyük) özel işvereni olurdu.

IWGB pek çok kez bunun “sahte serbest meslek” olduğunu savundu. IWGB’nin önceki genel sekreteri Jason Moyer Lee’nin söyleriyle “Ne mantıksal ne de yasal olarak işçilerin esnek çalışamayacağını söyleyen herhangi bir şey yok.” Diğer bir deyişle, esnek çalışma düzenine sahip olmak kimseyi istihdamdan veya işçi statüsünden vazgeçmeye zorlamamalıdır. Serbest meslek (esnaf kuryelik) yoluyla esneklik vaadi (çalışma saatlerine karar verme özgürlüğü), işçilerin 7/24 çağrı beklemelerinin yanı sıra bunun beden ve akıl sağlığı üzerindeki etkileri sayesinde pek çok kişi için güvencesiz çalışmaya dönüştü.

Taşeron kullanımı ve gig ekonomisi

Pek çok bakımdan yeni görünmesine karşın bu meselenin elbette bir geçmişi var. Bu süreç, Birleşik Krallık’ta 1970’lerin sonunda Margaret Thatcher’ın başbakan olarak seçilmesiyle, yani neoliberal kapitalizmin ortaya çıkışıyla başladı. Çalışma koşullarına saldırılar, refah devletinin gerilemesi, güvenlik devletinin gelişmesi, kuralsızlaşma (deregülasyon), kamu hizmetlerinin ve hayatlarımızın belli kısımlarının özelleştirmeye ve “piyasaya” açılması bunun bir parçasıydı. Piyasanın liberalleşmesinin ve özelleşmesinin daha fazla verimlilik ve daha düşük maliyet sağlayacağı miti, kuralsızlaşmanın önemli bir bileşeninin de taşeron kullanımı olmasını sağladı. İşçilerin payına düşen, daha önce sahip oldukları güvence ağı ve korumalar ortadan kalkarken başka bir aracının onların emeklerinden kazanç elde etmesi oldu.

IWGB, 2012’de kurulduğunda Londra Üniversitesi’ndeki Senato Binası’nı temizleyen göçmen işçiler üniversiteden ziyade aracılar tarafından istihdam ediliyordu. Oysa daha önceleri bütün işçilerin istihdamını üniversite yapıyordu. Taşeron şirket kullanımına geçiş işçilerin serbest meslek sözleşmelerine zorlandığı gig ekonomisiyle aynı değildi fakat benzer ilkelerle işliyordu. Taşeron kullanımıyla üniversite yönetimi bütün sorumluluklarını reddettiği gibi işçilerin ücretlerinin ve şartlarının aşağı çekilmesine de göz yumuyordu.

Britanya’da taşeron kullanımı yaygın. Örneğin, Britanya hükümeti 2018’de tedarikçilerden aldığı mal ve hizmetlere 84 milyar avro (kamu harcamalarının üçte biri) harcadı. Hepsi taşeron iş olmasa da Ulusal Sağlık Hizmeti’nden (National Health Service/NHS) okullara kadar kamu kurumlarının pek çoğunda taşeron kullanımı olağan hâle geldi.

Temizlikçilerin tabi olduğu taşeron kullanımı sözleşmeye bağlı. İşçiler hâlâ aynı binaya geliyorlar fakat artık ayrı bir şirket tarafından istihdam ediliyorlar. Bu, üniversitelerin amfilerinin ve binalarının temizliği için ne kadar az işçiye ödeme yapıldığını bilmediklerini iddia edebilecekleri anlamına geliyor. Böylelikle üniversiteler taşeron işçilere kendi istihdam ettiği çalışanlara olduğu gibi davranmıyor, onları işgücünün kalanından izole ediyor. Bu durum greve çıktıklarında (son on yılda pek çok kez gerçekleşti) temizlikçilerin aynı yerde birlikte çalışmalarına rağmen akademisyenlerden ve yönetici personelden farklı bir işvereni hedef almaları anlamına geliyordu.

IWGB, son on yıldır işçileri Senato Binası’na geri getirmek, taşeron sözleşmelerine son vermek, ücretleri ve şartları iyileştirmek amacıyla kampanya yürütüyor. Bu, küresel kapitalizmin başkentlerinden birindeki prestijli bir üniversitede mücadele eden Latin Amerikalı göçmen işçilerin öncülük ettiği bir mücadeleydi. İşçilerin mücadelesi, Senato Binası’na gelmeden önce yeniden istihdam edildikleri OCS, Balfour Beatty ve son olarak Cordant gibi üç farklı taşeron şirketten daha kalıcıydı. 1990’larda ABD’deki “Hizmetliler İçin Adalet” (Justice for Janitors) kampanyasından dersler çıkaran mücadele, işverenlere baskı yapmak için yeni yollar aramaya başladı. Topluluklar arasında uzun yıllar örgütlenme, sivil itaatsizlik, kitlesel protestolar, grevler, boykotlar ve “kamusal alanda görünmez (ve çoğu göçmen) işgücünün görünürlüğünü sağlamayı amaçlayan” kampanyalar bu yöntemler arasındaydı.

Taşeronlaştırılmış temizlik işleri ile esnek platform işlerinin ortak noktası, sorumlulukları ve ihtiyaçları işverenden alıp başkasına devretmek için her ikisinin de sözleşme hilelerini kullanmalarıdır. Gig işinde sorumluluk işçilere verilirken taşeron işinde sorumluluk başka bir şirkete verilir. Bir anlamda gig işi taşeron kullanımının yeni ve daha aşırı biçimidir.  Her ikisi de neoliberal senaryoya ve bu senaryonun serbest piyasa söylemine uygun olarak işçi haklarına saldıran ve ekonomiyi işverenlerin çıkarlarına göre yeniden düzenleyen oyunun bir parçasıdır.

Sendikal hareketlerin düşüşü

Sendikal hareket 1980’lerden itibaren düşüşteydi. 1970’ler ile 2000’ler arasında sendikaların üye sayısı neredeyse yarıya azaldı. Bu, kısmen geleneksel liman işçiliği, matbaacılık, çelik ve kömür endüstrilerindeki daralmayla açıklanabilir. Ayrıca sendika faaliyet ortamı da giderek düşmanlaştı. Yasalar sendikaların gücünü kısıtladı. Tali grev engelleme faaliyetleri eylem biçimlerini yasakladı, grev oylamalarının posta yoluyla yapılmasını zorunlu hâle getirdi. Yeni hizmet endüstrileri sendikalaşamadı, sendikalar da özel sektördeki pek çok işçiye kolayca ulaşamadı.

Göçmen statüsü, yabancı düşmanlığı, dil engeli gibi pek çok güçlükle karşı karşıya olmalarına rağmen Londra Üniversitesi temizlikçilerinin başarılı mücadelesi Britanya’daki mücadelelere öncülük ederek diğer güvencesiz işçi gruplarına ilham kaynağı oldu. Bisikletli kuryeler, kendi endüstrilerinde benzer haklar için mücadele etmek üzere yeni bir şube kurarak 2015’te IWGB’ye katıldı. Şehirde evrak ve diğer malzemeleri taşıyan kurye endüstrisinin Londra’da uzun bir geçmişi vardı. Londra gibi yoğun şehirlerde bunu hızlıca yapabilmek için bisikletliler büyük avantaja sahipti. Kuryelerin birbirlerini destekledikleri bir geçmişi zaten vardı: Yaralanarak çalışamayacak durumda olanlara destek olmak adına kendilerinin örgütlediği Londra Kuryeleri Acil Durum Fonu (London Courier Emergency Fund) 2008’de kuruldu.

Sendikal örgütlenme kurye şirketlerinde ücret artışlarını sağlamaya, sonrasında serbest meslek statüsüne itiraz etmeye yoğunlaştı. Londra’da CitySprint, eCourier ve diğerlerine karşı işçi örgütlenmeleriyle yasal davalarda önemli kazanımlar elde ettiler.

Deliveroo’daki kampanya

Ağustos 2016’da Londra’daki Deliveroo işçilerinin WhatsApp grupları grev çağrısıyla hareketlilik kazandı. İşçiler, sendika veya herhangi bir resmi organizasyon olmadan Deliveroo’nun daha düşük ücret dayatmasına karşı grev örgütlediler. Grev öncesinde kuryelerin ve temizlikçilerin önceki kampanyalarındaki başarılarını gören birkaç işçi IWGB ile temas kurdu. Grevin ilk gününde IWGB’den örgütleyiciler eylemi desteklemek için oradaydılar.

Grev medyada geniş yer buldu, hem Britanya’da hem de uluslararası alanda büyük destek gördü. Değişiklikler kısa bir süreliğine geri çekilmesine karşın yeni ödeme modeli Britanya’da yürürlüğü koyuldu. Müzakere etmeyi reddeden Deliveroo işçilere taviz vermedi. Grevden sonra bazı işçiler IWGB’nin Kuryeler ve Lojistik (Couriers and Logistic) koluyla örgütlenerek sendikaya üye oldular. Son beş yılda IWGB bu işçiler için farklı yapılar geliştirdi. Fakat Deliveroo hâlâ sendikayı tanımıyor ve müzakereyi reddediyor.

Londra’daki 2016 grevinden sonra Deliveroo işçileri Britanya’daki ve Avrupa’daki farklı şehirlerde eylemler gerçekleştirdiler. Bu ülkeler arasında Fransa, Almanya, İspanya, İtalya, Belçika ve Hollanda bulunuyordu. Callum Cant’ın öne sürdüğü gibi ülkeler arasında artan koordinasyonla birlikte platformda yayılan iki mücadele dalgası vardı. Avrupa’nın dört bir yanında taktik paylaşımı ve grevlerle dayanışmanın yanı sıra işçiler Ulusaşırı Kuryeler Federasyonu’nu (Transnational Couriers Federation) kurdular. Grev, 2016’dan itibaren Avrupa’nın yanı sıra küresel olarak Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Asya’da farklı platformlarda popüler eylem biçimi haline geldi. Bunlar öncelikle ücret sorunlarıyla ilgili olmasına karşın aynı zamanda itiraz hakkı ve genel çalışma şartları olmaksızın iletişim eksikliği, kovulma ve etkisizleştirmeyle ilgiliydi. 2017-2020 arasında yemek teslimat sektöründeki işçi eylemlerinin dörtte birinden fazlasının gerçekleştiği Deliveroo küresel çapta en çok işçi protestolarının ve grevlerinin hedef aldığı platform hâline geldi.

IWGB, Deliveroo’da örgütlenmek için farklı yöntemler denemeyi sürdürüyor. Sendika, özellikle örgütlenmeye odaklanmak için “Riders Roovolt” kampanyasını Deliveroo’ya karşı başlattı. Bu, Deliveroo’yu istihdam statüsü nedeniyle dava etmek, protestoları örgütlemeye ve desteklemeye devam etmek (işçilerin ayrımcılık, fesih ve asılsız suçlamalarla ilgili özel şikayetlerini çözmeye uğraşmanın yanı sıra) gibi toplumsal çalışmaları içeriyordu. Beş yıl boyunca izinsiz grevler (wildcat strike) farklı mahallerde patlak vermeye devam etmişti veya belirli restoranlar hedef alınmıştı. Restoran işçileri ile teslimat işçileri arasında gerginlik olsa da (özellikle bekleme zamanlarıyla ilgili) UberEats ve McDonalds işçileri arasında dayanışma geliştirildi, hatta geniş çaplı ortak grev de yapıldı. Deliveroo işçileri arasında sosyal çalışmaların ve sendikal yapıların geliştirilmesi konusunda bazı başarılar elde edildi.

Sendika üyeliğinin sınırlı olması nedeniyle IWGB pek çok kişiye sendikalı olmayı yeniden anlatmak zorunda kaldı. İşçi hareketinin uzun yıllardır savunmada olması (hem hükümetin hem de medyanın saldırılarına maruz kalıyordu) sendika yanlısı tutumların hep yaygın olmadığı anlamına geliyordu. Pek çok genç işçi daha önce işyerlerinde sendikayla karşılaşmamış olabilirdi. Göçmen işçiler diğer ülkelerden militanca deneyimler getirebilirler, işçi hareketini yeni ve yaratıcı fikirlerle tazeleyebilirlerdi. Bu durum diğer IWGB kollarında da böyleydi fakat pek çok kurye sendikalarda olumsuz deneyimlere sahip olduklarını ya temsil edilmediklerini hissettiklerini ya da destek almadıklarını söyledi. IWGB’nin işverenleri barındırmayan “yeni” bir sendika olarak ortaya çıkması avantaja dönüşebilir.

Geleneksel sendikalarda nadir görülen çevikliğe yeni sendikalar sahip olabilirler. Ancak kaynakları ve kapasiteleri çok daha sınırlıdır. Yine de bütün olarak değerlendirildiğinde yeni sendikalar örgütlenmeyi değiştirmenin, Deliveroo işçileriyle örgütlenmede hayati önem taşıyan yeni yöntemleri denemenin daha kolay olduğu ortama sahip olma eğilimindedirler. Bu, işçilerin koşullarına uyum sağlamayı ve şehirdeki tüm üyelerin dahil olmasını kolaylaştırmayı gerektirir. Ancak gidişat tahmin edilemez olabilir ve değişim örgütlenmenin zayıflaması anlamına gelir. Çalışmayı etkili biçimde yapmak için sokak tezgâhları, WhatsApp grupları, Zoom görüşmeleri, buluşma alanları, tercümanlar ve çeviriler gerekebilir. Uluslararası düzeyde genellikle iş hukukunun dışında faaliyet gösteren ve büyük sermaye sahibi platform devlerine karşı mücadele inşa etmeye çabalayan işçiler son derece güç koşullar altında muazzam bir mücadele veriyorlar.

Gig işçisinin gücünü büyütmek

Bu eşitsiz güç ilişkisinde iki farklı pratik yol denenebilir. İlki, işçilerin Golyat yerine diğerlerini hedef almasıdır. Deliveroo’yu hedef almak yerine uzun bekleme süreleri, yer darlığı ve istismarcı yöneticiler nedeniyle gönderiyi almanın zor olduğu bilinen belirli restoranlarla çatışmalar yaşandı. Kampanyalar daha küçük tavizlere zorlamak amacıyla Wagamama ve McDonalds gibi restoranları hedef alarak işçilerin özgüvenlerini ve mücadelelerini inşa etmelerine yardımcı oldu.

Kampanyaların belirli restoranları hedef almasıyla küçük başarılar elde ediliyor, ayrıca işçilere adil olduğunu göstermek isteyen böylelikle özellikle kamusal kampanyalara kulak verebilecek sözde etik restoranları hedef almaya da olanak tanıyor. Çalışma dinamiklerini ve hiyerarşilerini anlamaya çalışırken McDonalds ve UberEats grevinde olduğu gibi tedarik zinciri boyunca dayanışma gösterilerek teslimat işçilerine kötü davranan yöneticilerin muhtemelen restoran işçilerine de benzer biçimde davrandıklarına işaret etmek önemlidir. Benzer biçimde, işçilerin toplanmasını yasakladıklarında veya işçilere park cezası kestiklerinde yerel konseyler de başka bir çatışmanın odağı haline gelebilir. Böyle durumlarda, Davut’un sapanı diğer hedeflere yönelir ama bu basit bir hedef alma pratiğinden daha fazlasıdır.

Diğer yaklaşım, doğrudan Deliveroo’yu hedef alan sapandan daha fazla faydalanmanın yeni yollarını bulmaktır. 7 Nisan 2021’de Deliveroo Londra’da halka arzoldu. Bu, Deliveroo’nun özellikle kamu baskısına açık hâle geldiği bir andı. Platformun Londra’daki merkezinin dışındaki protestolarla birlikte IWGB’nin yukarıda sözü edilen grevi aynı gün gerçekleşti.

Bu olayın öncesinde sendika bir dizi farklı taktiğin kullanıldığı bir kampanya örgütledi. Avustralya’daki TWU, Fransa’daki CGT, Hollanda’daki FNV, İrlanda’daki SIPTU ve İspanya’daki UGT gibi dünyanın dört bir yanındaki sendikalardan desteğinin yanı sıra uluslararası bir ağ inşa etmede sendika kilit bir rol oynadı. Ayrıca kampanya Britanya Parlamentosu’nun 70’in üzerinde üyesinin desteğini almayı başardı. Son olarak IWGB ile Araştırmacı Gazetecilik Bürosu’nun ortak çalışması bazı sürücülerin saatlik 2 avro gibi düşük bir ücret aldıklarını ortaya çıkardı. Kampanyanın bu kısmı yatırımcıları hedef almaya odaklandı, işçi haklarına dair endişeleri gündeme getirerek 12 büyük yatırım şirketinin halka arzdan çekilmesini sağladı. Deliveroo’nun hamlesi, şirketin 7,6 milyar sterlinlik piyasa değerinden yaklaşık 2 milyar sterlinin erimesiyle, Financial Times’ın “Londra tarihinin en kötü halka arzı” olarak tanımladığı bir halka arz olarak sonuçlandı.

Deliveroo IWGB’yi tanımayı veya müzakereye yapmayı reddetmeyi sürdürüyor. Halka arza ilişkin öfke yatışır yatışmaz, Deliveroo gelen baskılara karşılık çalışma şartlarında bir dizi değişiklik yaptı. Şimdilerde bir miktar hastalık ücreti sunuyor, ancak en az sekiz gün çalışamamış düzenli çalışanları kapsıyor ve yılda sadece iki kez talep edilebiliyor. Ebeveynlik ödeneği olarak bir kereye mahsus olmak üzere işçilere 1,000 sterlinlik bir ödeme de yapılıyor.

Bu hakların kazanılması IWGB’nin başından beri Deliveroo’ya karşı sürdürdüğü mücadelenin bir parçasıydı. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde Deliveroo bu değişikliklerin işçilerin girişimleriyle geldiğinden hiç söz etmedi. Bu, gig ekonomisinde değişimin başlangıcının işaretidir. Getir ve Gorillas gibi Britanya pazarına yeni girenler Deliveroo’nun güvendiği sahte serbest meslek modeli yerine sözleşmeli işçiler istihdam ediyorlar.

Mücadelelerden öğrenilenler

IWGB’nin hikâyesi, “örgütlenemez” denen işçilerin hikâyesidir. İşverenlere, taşeron şirketlere ve platformlara karşı mücadelelerle gelişen emek hareketinin yeni bölümünün hikâyesidir. IWGB son on yılda birçok öğrenim edindi. İlki, “örgütlenemez” işçinin olmadığı henüz örgütlenememiş işçinin olduğuydu. Bu türden mücadelelerde kullanılabilecek, işyerinde grevin ve eylemin yanı sıra işyeri dışında da baskı oluşturmayı içeren geniş bir taktik yelpazesi bulunuyor.

En önemli öğrenim ise bütün mücadelelerin kavgaya değer olduğudur. IWGB’nin hikâyesi, işçilerin kısa vadeli gig işinde zor olmasına rağmen mücadeleye bağlılığının hikâyesidir. Ortalama bir işçi sadece on ay çalıştığı için Deliveroo’da personel devir hızı oldukça yüksekti. Mücadele, bu nedenle sendikal hareketlerdeki gerileme eğilimini değiştirerek güvencesiz işin yapısal güçlüklerinin üstesinden gelmeyi gerektirdi.

Böyle mücadeleler güç dengesinin tersine çevrildiği ve haklı olarak Golyat’ın yıkıldığı tek bir sinematografik anla kazanılamaz. Aksine mücadeleden vazgeçmeden pek çok açıdan hedefin ardı ardına vurulmasıyla kazanılır. İşçilerin özeylemliliklerini ve özgüvenlerini inşa edecek uzun vadeli örgütlenmeyi gerektirir. Bu, pratikte, (ister üniversitede temizlikçi olsun ister şehirde yemek dağıtsın) işçilerin işyerinde sahip oldukları gücü yani işverenin bel bağladığı şeyin işçilerin emeği olduğunu gösterir.

Emeği geri çekme (veya geri çekmeyle tehdit etme) hâlâ işçilerin sahip olduğu en güçlü araçtır. İşyerinde daha iyi şartlara ulaşma mücadelesinde veya başkalarıyla dayanışmada kullanılabilir. Eylem, farklı IWGB kollarında veya daha geniş çapta farklı işçi grupları arasında ittifaklar kurabilir. Ancak son on yılın mücadeleleri bunun yegâne araç olmadığını açıkça gösteriyor: Grevler başka eylem biçimleriyle de birleştirilebilir.

Gelecek on yılda işçi hareketi birçok zorlukla karşı karşıya kalacak. Bu zorluklar, işçilere yeni saldırılar ya da gig ekonomisindeki güvencesiz istihdamın artışından ibaret olmayacak. Hayatlarımızın yanı sıra insan yaşamının geleceği üzerindeki kontrol mücadeleleri genişleyecek. İklim değişikliğinin kıyametvari etkilerinin hissedilmesi gibi kaybedemeyeceğimiz küresel bir kavgayla karşı karşıyayız.

IWGB’nin mücadeleleri dayanışmanın ve gelecekte ihtiyaç duyulacak kampanyalara bağlılığın önemini gösterdi. Gig ekonomisindeki bu örgütlenmeden alınacak ders, işçilerin hâlâ dünyayı değiştirme gücüne sahip olmasıdır. Bu inançla işyerlerinden gezegenimizin geleceğine kadar yeni Golyatlar’a karşı mücadele için sapanlarımızı hazırlamamız gerekiyor. Sadece iklim değişikliğinin felaketlere neden olan etkilerini tersine çevirmek için değil aynı zamanda hepimize daha iyi bir gelecek inşa etmek için.

Özgün Metin:Delivery Drivers Take On the Platform Goliaths

Çeviren: Nuray Turan
Editör: Cüneyt Bender

İlgili İçerikler

Son Eklenenler