Ana Sayfa Çeviri Çeviri | Amazon, Amerika Birleşik Devletleri’nde Şirket Kasabaları Yaratıyor - Jacobin

Çeviri | Amazon, Amerika Birleşik Devletleri’nde Şirket Kasabaları Yaratıyor – Jacobin

Amazon depolarından bildirmeye devam ediyoruz. Fakat Amazon sömürü ve hakimiyet düzenini sadece depolarda değil o depoların etrafında ördüğü yeni yaşam alanlarına ve işçi kasabalarına da genişletiyor. Sermayenin böylesi genişlemesi karşısında mücadelenin zemini de genişleyebilir mi? Alex N. Press’in yazdığı Jacobin‘de yayınlanan yazıyı Umut-Sen Çeviri Kolektifi olarak sizler için çevirdik.

Amazon, giderek ülkenin daha fazla yerinde bir şirket kasabasında işverenmiş gibi hareket ediyor; bütün toplulukları kendi içine çekiyor, kamu mal ve hizmetlerini kendi kâr amaçlı ihtiyaçlarına uydurmak için şekillendiriyor. 

Bir tez; Amazon’un depolarının olduğu bölgeler “işçi sınıfı için banliyö ve şehir-dışı sosyalleşmenin başlıca alanlarıdır. Dolayısıyla kiracı birliği de kursanız siyasi parti de, önemli bir sosyal alandan bahsediyoruz. Buralar büyük bir öneme sahip.” Bu kısım, örgütleyici ve coğrafyacı Spencer Cox’un izniyle, New York Times’ta yayınlanan denemesinden alıntılanmıştır. 

Times makalesinin yazarı ve işçi muhabiri E. Tammy Kim, Cox’un alıntısını takiben Seattle belediye meclisi üyesi, sosyalist Kshama Sawant’ın Cox ile uyumlu bir iddiasını dile getiriyor; “Amazon işçilerinin bilincine baktığınızda bu, işçi sınıfının bir bütün olarak nerede olduğuna dair size bir rehberlik sağlar.”

Eğer sınıf toplumsal bir ilişkiyse ve işçi sınıfı her gün tekrar ve tekrar meydana geliyorsa, bu oluşum giderek artan bir şekilde Amazon’un depolarını barındıran devasa yapıların içinde gerçekleşiyor. Buralar, işçilerin makinelerin vızıltısında, müdürlerin çığırtkanlığında ve onları daha hızlı olmaya zorlayan ellerindeki barkod okuyuculardan çıkan bip seslerinde vücuda gelmiş sermayeyle yüz yüze geldikleri yerlerdir. Bu, insanların sigara içtikleri, oyalandıkları, sohbet ettikleri ve endişeyle bekledikleri dışarıdaki otoparklarda bile gerçekleşiyor. Amazon’un gerçekten sosyalleşme alanının en büyüklerinden biri ya da tek başına en büyük olanı olup olmadığı, onun işçi sınıfının yaşamında neredeyse doğa olayına yakın biçimdeki faaliyetinin düzeyini kavramaktan daha az önemlidir. 

Amazon’un faaliyetlerinin coğrafi olarak dallanıp budaklanmasındaki aşırılık konuyu karmaşıklaştırıyor: bazı topluluklar Amazon tarafından neredeyse tamamen ele geçirilirken, diğerlerinde ise insanlar şirket için çalışan kimseyi tanımıyor. Bu tür eşitsizlikler, depo çalışanının müşteriler tarafından görülmediği ve duyulmadığı düşünüldüğünde daha da önemlidir; en azından Walmart’da, mağazaya gidersiniz ve işçileri görürsünüz – var olduklarını bilirsiniz. 

Depolardan birine yakın olan birçok toplulukta vuku bulan şudur; Amazon’un başvuru süreci sıklıkla formalite icabıdır. Başvurursunuz ve işe girersiniz. Potansiyel işveren ve işçi arasındaki mülakatı ya da görüşmeyi tamamen ortadan kaldırmak, yoğunluk dönemleri esnasında şirketin güçlenmesini sağlar. Bu dönemler, tatil sezonunun yanı sıra, şirketin yaz durgunluğunu kırmak için yarattığı şirket tatili olan Prime Day zamanlarından oluşur. Bu dönemler esnasında, Amazon muazzam iş gücüne sahip olsa da artan talebe ayak uyduramıyor, dolayısıyla şirket “mevsimlik ortaklar” denilen orduları işe koşuyor. Bunlar, saati 15 dolara hızlıca para kazanmak için kayıt yaptıran geçici işçilerdir ve bu başlangıç ücreti depolama sektörü için ortalamanın altındadır. Ama yine de 7.25 dolar olan federal asgari ücretimizden çok daha fazladır. Bu geçici işçilerin neredeyse tamamı satışlar azaldığında gönderilir. Amazon için bu süreç sadece geçen yıl yoğunlaştı; pandemi sırasında artan satışların ortaya çıkardığı ihtiyaçla, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir istihdam çılgınlığına imza atan şirket, birkaç ay içinde ücret bordrosuna yaklaşık beş yüz bin kişiyi ekledi.

Sonuç, bütün bu toplulukların depoların içerisine çekilmesidir. Bunun nasıl göründüğüyle ilgili bir örnek için, özellikle huzursuzluğun arttığı bir yer olan New York, Staten Island’daki Amazon deposu JFK8 ile ilgili bu raporu ele alalım; 

“Alacakaranlık çökerken ve kamyonlar ilerlerken lise öğrencisi Tiara Mangroo vardiyasından yeni çıkmış ve erkek arkadaşına sarılmıştı. Erkek arkadaşı da babası, amcası, kuzenleri ve en iyi arkadaşı gibi Stalen Island’daki Amazon için çalışıyordu. Üniversite öğrencisi Keanu Bushell gündüzleri, babası ise geceleri çalışmak üzere Brooklyn ve JFK8 arasında günde dört sefer yolculuk yapan arabalarını paylaşıyorlardı. Bir anne ve kızı, gece yarısı molaları için yanına alacakları yemekleri paketlediler; diğerleri işçilerin taşıdığı şeffaf hırsızlık önleme çantalarına Red Bull veya Starbuck Frapuccino doldurdu. Çoğu sadece istihdam edildikleri için bile minnettar olduklarını söylüyor.”

Bunlar Amazon tarafından bütünüyle istihdam edilmiş aileler. Birçoğu haftalar içinde işten çıkarılacak, diğerleri ise işin stresini ve zorluğunu sürdüremediği için daha da erken işi bırakacaklar. Bu kaçışlar, en yoğun dönemlerde gereken personel sayısını korumak için insanları giderek daha uzaktan otobüsler ile taşıyan üst düzey şirket yöneticileri için bir endişe kaynağıdır. Depoları analiz etme işinde Amazon kurumsal ekiplerini yönlendiren Paul Stroup’un New York Times’a anlattığı gibi; “Başvuran altı ila yedi kişi arasından bir kişi işe gelip fiilen çalışmaya başlıyor…. Her yıl, sekiz, dokuz, 10 milyon kişinin başvuru yapması gerekiyor.” Gazetenin aktardığına göre, bu ABD işgücünün yaklaşık yüzde 5’idir. 

Diğer yakaya bakarsanız, yine benzer bir dinamiğin işlediğini fark edersiniz. Belirli yerel dinamiklere yakından bakın, olası bir geleceğe bakış atmış olursunuz; bir monopson (alıcı tekeli) işverenin, kamu malları ve hizmetlerini yöneten bir yapıya etkin bir şekilde dönüştüğü bir şirket kasabası. Bu tanımlamanın Seattle için giderek daha fazla geçerli olduğu, uzun zamandır doğruydu; Amazon Seattle’da sonraki en büyük kırk işverenin sahip olduğu toplam ofis alanından daha fazla alana sahiptir. Ancak bunun, şirketin depolarının yakınındaki bölgelerde nasıl işlediği daha az anlaşılmıştır.  

Los Angeles’a yakınlığı sebebiyle depolar ile doldurulmuş Kaliforniya’nın banliyö ve şehir dışı bölgesi Inland Empire’ı ele alalım. San Bernardino’da bir devlet lisesi olan Cajon Lisesi’nin -çoğunun aile üyeleri Amazon’da çalışan- öğrencileri Amazon Lojistik ve Şirket Yönetimi Kariyer Programı dahilinde dersler alabiliyorlar. 

Yazar Erika Hayasaki Cajon Lisesi’ni ziyaret etti. İşte gördükleri:

Bir düzine öğrenci, Amazon tesisinin benzeri olarak dizayn edilmiş klimalı bir sınıftaki çalışma masalarında oturuyordu. Bir duvarda Amazon’un devasa logosu, sarı ve yeşil afişler boyunca sırıtıyordu. MÜŞTERİ TAKINTISI ve TESLİMAT SONUÇLARI sözcükleri kurumsal tarzda sarı bir zemine yazılmıştı. Bir öğretmen beyaz tahtaya “Lojistik Final Projesi” yazmıştı ve günün dersi Amazon’un “14 Liderlik İlkesi” hakkındaydı. Her bir genç, şirketin Amazon Logolu golf gömleğini giyiyordu.

Öğrenciler ve çalışanlar şirketle ilişkili oldukları için onur duyduklarını ifade ettiler. Amazon Inland Empire’daki beşinci yılında, pilot programın başlatılması için 50.000 Dolar bağışlayarak okul ile bir ortaklık kurdu. Bu bağış, bir piyango reklamı misali dev Amazon çeki ile sınıfın girişinde sergileniyor. Öğrenciler, yakındaki Amazon deposunu gezmek için şimdiden saha gezilerine çıkmışlar bile.

Devlet lisesinin bir sınıfı Amazon tesisine benzetilerek tasarlanıyor ve öğrenciler Amazon’un liderlik ilkelerini (içerisinde, bu derginin okuyucularının, Amazon tarafından temsil edilen sorunların nasıl çözüleceğini düşünürken işine yarayabilecek “Sahiplik” ve “Büyük Düşün” gibi ilkeler olduğunu belirtmeye değer) öğrenirken Amazon logolu kıyafetler giyiyor.  Şirket ile devlet okulu gibi bir kamu malı arasındaki böyle bir ilişki, Amazon’u işçi sınıfı için banliyö ve şehir-dışı sosyalleşmenin başlıca alanları olarak düşünmenin ne anlama geldiğinin bir parçası.

Canavar burada, sadece kar değil insan da üretiyor. Bu, kurumsal beyin yıkamaya, toplumsal yabancılaşmaya ve kişinin emeğinden derin bir şekilde yabancılaştırılmasına yol açıyor. Sonuncusu, birinin vücudunu diğer insanların kapısına çok sayıda mal götürmek için heba etmesi açısından özellikle anlamsız. 

Ancak direniş ve örgütlenme kültürü oluştukça, bu çok daha farklı bir şeye dönüşebilir: Mücadele, itiraz ve dayanışmanın mekanı olarak depolar ve bir düşman, incelemenin nesnesi olarak Amazon. Depoların içerisinde ve dışarısında halihazırda bu sonuç için çalışan insanlar var ve Jeff Bezos’un sosyal medya beğenileri bile onları durduramaz. Farklı bir çağın tanınmış bir tarihçisinin dediği gibi “İşçi sınıfı, kararlaştırılmış bir zamanda güneş gibi doğmadı. Kendi oluşumunun bizzat dahilindeydi.” Bu hala böyle ve her vardiyada yeniden gerçekleşiyor. Bunun umutsuzluğa mı, militanlığa mı yoksa tamamen başka bir şeye mi yol açacağı ise henüz belli değil.

*Orjinal metin için: https://www.jacobinmag.com/2021/07/amazon-warehouse-communities-towns-geography-warehouse-fulfillment-jfk8-cajon-inland-empire

Çeviren: Ayşe Irmak Şen, Enes Köse

İlgili İçerikler

Son Eklenenler