Ana Sayfa Manşet Bize ait olanı almak için - Ercan Yenigül

Bize ait olanı almak için – Ercan Yenigül

Türkiye işçi sınıfı kendisi için sınıf olma yolunda ilerliyor. Bu süreç çokça handikaplar içeriyor. Her şey bir yana en temel sıkıntı işçilerin dinamik bir sınıf odağından yoksun olmasıdır. Bu odağa doğru arayışlar mevcuttur kuşkusuz ama hakim sınıfın hegemonyasını kıracak bir marifeti geliştirmekten uzaktır. Sınıfın bu hâli tabiatıyla her türlü saldırıya kendi başına göğüs germesine sebep olmuş, yılların mücadelesi ile kazanılmış haklar bu güçsüzlükten kaybedilmiştir. Öyle ki asgari geçim ücreti, en son zam açıklamalarının yarattığı tartışmalar arasında kaybedilmiştir. Yine hakim sermaye sınıfı bu son dönem itibari ile sınıfın güçsüzlüğünü görerek kendi ihtiyaçlarına uygun içerden ve dışarıdan bir dizayn etme taktiği ile sınıfın en dinamik güçlerinden olan metal işçilerinin gücünü işçi sendikaları aracılığıyla manipüle etmeye yönelik önemli yol katetmiştir. Özellikle bunun açığa çıktığı dönemler MESS süreçleridir. Egemen sınıfın truva atı olarak kurulan Türk Metal öncülüğünde metal işçilerinin gücü düzeniçi sulara akıtılmış ve sürece son iki sözleşme sürecinde Birleşik Metal-İş de dahil edilmiştir. Son imza fotoğrafı DİSK tarihine salt bir leke değil sınıf suçu olarak yazılmıştır. 

Diğer ülkeler gibi Türkiye de her dönemin kendine has özellikleri itibariyle dönemsel bir türbülans yaşamaktadır. Bu türbülans eskiyen sistemin hortlakça kendini gösterdiği durumlar bir yana dönemin güncel ekonomik politik kültürel akışına göre hakim sınıf eski-yeni enstrümanları ile (devlet, medya, siyasi parti, sendika vs.) kendi varlığını sürdürmenin yolunu aramaktadır. Türkiye ekonomisi kurgusal doğası gereği küresel sermayenin haritasına göre şekillenmektedir. Bu şekillenme içinde egemen sınıf katmanları arasında güç savaşları, güç devşirmeleri, haliyle işçi sınıfına açık ve dolaylı biçimlerle yansımaktadır. Bu yansıyış dönemin reel politik güçlerinin sınıfla kurduğu pragmatik ilişkileri de açığa çıkarmaktadır. İşçi sınıfının girişte ifade ettiğimiz hâli, bu güç savaşlarında dalgakıran olmaktan uzaklaştırmış gücü olanın kıyısına yönelen rotasız bir gemi gibidir. Sınıfın bu hâli yaşadığımız ve MESS patronları diye bildiğimiz TÜSİAD, MÜSİAD gibi sınıfın düşmanı, yani ülkenin esas yöneticileri karşısında kazanmaya yönelik güç savaşına girememe halini doğurmuştur.

Dolayısıyla bir kapışma kaçınılmazdır. Bu kapışma için işçi sınıfının kendi önceliklerini defaeten yerine getirmesi gerekmektedir. Bu doğanın kanunları gibi bir şeydir. Olmazsa olmazlar vardır ve bu olmazsa olmaz temel taban örgütlenmeleridir. Artık şunu gün gibi biliyoruz; sınıf olma hali, sınıfın vücut bulduğu havzalarda, fabrikalarda kendi öz örgütlenmelerini, kendi kardeşleşmesi üzerinden aşağıdan yukarıya doğru güç  ilişkilerini kırarak ve yoldaşlık temelli bir bağın inşa edilmesi ile mümkündür. Bu; komitedir, birliktir, ortaklıktır, konseydir, meclistir. Biçimden çok özün içerisinin örgütlenmesidir. Sınıfın hayat damarları bunlar olacaktır kuşkusuz. Bunların oluşma süreci ise dışsal değil bizatihi içerden geliştirilmeli, kendi içinden birbirine bakan şekilde bağlanıp mücadele içerisinde sağlamlaştırılmalıdır. Öyle ki bu damarlar sınıfının mücadele içerisinde ihtiyaç duyacağı enerjinin, fikirlerin güncelleneceği bütün bir tarihsel sürece yayılıp kökleşecek  hareketin gerçek varlığını belirleyecektir. Hayati önemde olan da bu kökleşmedir. 

Bu kökleşmenin devamında bazen denk geliriz ki hayatın ve işçi sınıfının sürprizleri vardır. Her şeyi tarifleyebiliriz ama hayatin öngörülerini kendimizce uyduramayız. Sınıf hareketi de bir tür hayattır, hatta rasyonel dediğimiz seyin ana dinamiğidi. Yani bir derdiniz varsa mücadele içinde olmanız gerekir. Peki hikayenin süprizi nedir diye sorarsak yine sınıfın en güçsüz hâlinden patlayan sınıfın tarihsel birikimininden feyz aldığı direnişidir. İşte sınıfın bu sürprizi başta metal işçilerinin iliklerine çökmüş olan hakim sınıf ve enstrümanlarının sesini kesecek olandır. İşçi sınıfının varlığı,  MESS patronlarının gece valsi eşliğinde verdikleri satış sözleşmesinin karşısına çoban ateşini yakan Çimsataş metal işçisinin gücü ile ortaya çıkmıştır. Gücümüzü en dibe bükerek işçi sınıfının kendisi için sınıf olma hâline dönüştürmek icin üstlendiğimiz tarihsel görevimizin sorumluluğunu bugün Çimsataş metal işçileri bir kez daha göstermiştir. Beklenmeyeni bekle dediğimiz budur.

Biz buna sınıf okulu diyoruz. Bu sınıf okulunun öğretmeni ve öğrencisi işçilerdir. Biz de bu okulun daimi öğrencileri olarak mücadeleden öğrenen, öğrendiğini deneyen bir mücadele hattını hakim olan idelojik, politik, kültürel duruma itirazını ileri sürebilir ve buna uygun bir güç savaşına girilebileceğini artik öğrenmiş bulunuyoruz. Hakim olanın sınıf iktidarını yıkmak için hakim bir fikir ve pratik mücadele hattı ile mümkün olduğunu biliyoruz. Çünkü bir derdimiz var. Güçseniz görünür, duyulur ve saf tutulur olursunuz. Yaratacağımız hikaye bize ait olunca biz oluruz. Olacak olan budur.

Olacak Tahir başkan.

İlgili İçerikler

Son Eklenenler