Ana Sayfa Güncel "Bir yılımın dolmasına dört gün kala saat beş buçuk gibi telefonum çaldı..."

“Bir yılımın dolmasına dört gün kala saat beş buçuk gibi telefonum çaldı…”

 

IBB’de son birkaç aydır KHK’lı öğretim üyeleri, daha önce devlet tarafından hedefleştirilmiş kişiler usulsüz güvenlik soruşturmaları ile işten atılıyor. CHP’nin makro siyasal söylemiyle son derece çelişkili olan bu emekçi kıyımı usulsüz ve hukuksuz yöntemlerle gerçekleşiyor. İstanbul Planlama Ajansı’nda (IPA), Göç Birimi’nde, IBB’nin iştirakleri bünyesinde çalışan diğer yerlerde hiçbir işçi kendini güvende hissetmiyor. Bu süreci yaşayan emekçilerden birine ulaştık ve süreci dinledik. 

IBB’ye giriş sürecinizi ve girdiğiniz zamandan bugüne kadar yaşadığınız zorlukları anlatır mısınız?

Merhabalar

İBB’de işe girdiğim günden bu yana neler yaşadığımızdan birazcık bahsederek sohbete başlayacağım. Daha sonra da hangi gerekçelerle işime son verildiğini, son verilme kararının bildirim sürecini, bildirim süreci de dahil olmak üzere yaşanan hukuksuzlukları anlatmak istiyorum. Ardından bundan sonra kendi adıma ve tabii ki sendikadaki arkadaşlarımızla beraber neler yapacağımıza dair biraz konuşabilirim. Öncelikle şöyle; İBB’ye işe giriş tarihinde bizden birtakım evraklar istendi. Bunlar bence önemli bir ayrıntı. Çünkü bu evraklar sayesinde işe giriş işlemlerimiz yapıldı. Bu evrakların arasında adli sicil kaydından psikiyatri raporuna kadar bir sürü belge yer alıyordu. Akciğer taramaları, kulak/ses cihazları gibi sürü evrak bu istenenler arasındaydı. Bu evrakları çevrimiçi ve elden teslim ederken felsefe mezunu olduğum için felsefe mezuniyet diplomamı da ilettim. Diğer yandan, işe giriş esnasında da bu diplomamı verirken şöyle bir şeyden bahsettim: Bakın, Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığına giriş yapıyorum. İSPER’li olarak işe giriş yapıyorum. – İSPER A.Ş. belediyenin bir iştirak şirketi. Aslında kamu işçisi olarak çalışıyoruz. Sözleşmeli kamu işçisiyiz. – Dolayısıyla işe giriş yaparken de felsefe mezunu olduğumu özellikle belirttim. “Bakın bu diplomayı veriyorum. Çünkü buradan mezunum” gibi bir şey söyledim. Onlar da, bunun bir sorun olmadığını; zaten işe girişlerde herhangi bir lisans mezuniyetinin yeterli olduğunu söylediler. Bu sürecin ardından evrakları teslim ettim ve işe başladım. Bu olay Haziran 2021’de yaşandı.

Sonrasında, Göç Birimi’nin bir projesinde çalıştım. Daha sonra Ocak 2022’de telefonla arandım. Bu arada bunun öncesinde, Ocaktan önce, benden ve bir arkadaşımdan tekrardan bir diploma, bir ikametgâh belgesi istediler. İşime son verilene kadar toplamda dört kere diploma, dört kere ikametgâh ve dört kere de aslında ehliyet istemiş oldular benden. Her seferinde de kaybettiklerini ve kaybettikleri için evrakların yeniden erişilmesi gerektiğini falan söylediler. Ocak ayında da arayıp, en son evrak tesliminden sonra, ben ve bir arkadaşıma şu ifadelerde bulundular: “Kusura bakmayın ama siz sosyal hizmetler mezunu değilsiniz dolayısıyla biz sizin kodunuzda bir değişiklik yapacağız. Siz artık sosyal inceleme uzmanı olarak değil; büro personeli olacaksınız.” Biz de yasal haklarımızda buna dair bir sorun olup olmayacağını öğrendik. Sözleşmeyi buna göre imzaladık. Herhangi bir hak kaybının olmayacağını, bunun gözden kaçtığını (üstelik söylememize rağmen); ama bir sorun olmayacağını söylediler. Biz de tekrardan Ocak ayında evrakları imzaladık. Ardından da Ocak ya da Şubat ayı yanlış hatırlamıyorsam büro personeli olarak çalışmaya başladık. Yaşanan süreçlerin tamamı güvencesizlik, ne olacağını bilemediğin, sürekli aranıp evrak istenen, bu anlamda da iş yaparken dahi iş yaptırılmadığın bir döngünün açık göstergeleri.

IBB’de çalışırken yaşadığınız güvencesizliklerden biraz bahseder misiniz?

IBB Göç biriminde çalışıyordum. Göç birimindeki yapılacak işlerde herhangi bir netliğin olmaması, sürekli yönetimin değişmesi ve bunun aslında bütün süreci etkilediği iş yaparken ki süreci de etkilediği bir sistemsizlik söz konusu.

Diğer yandan birlikte çalışmaya başladığım arkadaşlarımla hakikaten her gün ne zaman bir sene dolacak diye gün saydığımız bir süreç yaşadık. Çünkü birinci yılımız dolduğunda işimize son verilse de en azından herhangi bir hak kaybı yaşamayacağımızı düşünüyorduk. Böyle tuhaf ve güvencesiz bir süreç oldu benim için. Bir ay kaldı, on gün kaldı falan… Günlerim böyle geçiyordu çalışırken.

Hangi gerekçeyle işinize son verildi ve bu size nasıl bildirildi?

Bir yılımın dolmasına dört gün kala saat beş buçuk gibi telefonum çaldı. İSPER A.Ş. insan kaynaklarından birisi aradı. Konuşmaya “duymuşsundur” diye girdi. Ben de neyi duyup duymadığımı sorarak bunların telefonla söylenmemesi gerektiğini ifade ettim. Tebligat yollanması gerektiğini; bunun nasıl bir süreç olduğunu, neden ve hangi gerekçeyle işime son verildiğini sordum.

Fakat benim o sırada aklımdan geçen tek şey şuydu: “Dört günüm kalmıştı, bir yılım dolacaktı ve belli haklar elde edecektim.”

Telefon görüşmesi ardından “Bir yıl kala mı bu güvenlik soruşturması sonuçlanıyor?” gibi sorularıma cevap ararken zaten tek taraflı fesih gerçekleştirildiğini öğrendim. Kod 42 ile çıkarılmıştım, kaç yıllık çalışan olursam olayım zaten herhangi bir hak elde edemeyeceğimi böylece öğrenmiş oldum. Çünkü kod 42’de işçi, işverene yalan beyan sunmaktan işten çıkartılıyor. Bu da aslında güvenlik soruşturması adı altında açıklayamadıkları bir süreç ve ona da aslında yalan beyanla son veriyorlar. Dolayısıyla da aslında hiçbir şey talep edememiş oluyorsun. Elbette hukuki süreç dışında.

Böylece o gün öğrenmiş oldum işime son verildiğini. Ben yine de tebligat geldikten sonra SGK çıkışımın yapılacağını umarken; bugün işten çıkaralı yaklaşık 12 gün oldu; ama 12 gündür elime tebligat ulaşmadı. Fakat ben 12 gündür sigortasızım. Tüm bunlarla birlikte böyle bir hukuksuzluk da yaşanıyor bir taraftan.

Oysaki telefonda arandığımda zaten tebligatı biz size yolladık falan diye anlatmışlardı. Ancak SGK’yı aradığımda öğreniyorum ki zaten beni işten çıkardıklarını bana haber vermeden SGK çıkışımı yapmışlar. Sonrasında aslında lütfedip beni arayıp haber verdiler. Ve dediğim gibi telefonda yürüyen bir süreç bu.

IBB’den gerçekleşen işten çıkarmaları nasıl yorumluyorsunuz sizce şu an neden böyle bir süreç yaşanıyor?

Yaşanılan sürecin ne olmadığını anlatmak istiyorum;

“İBB bir baskı altında, bu yüzden de bu baskıyı bir şekilde ekarte edebilmek için böyle davranıyor” gibi bir şey değil bence bu süreç. Çünkü belediyede bütün bunlar yaşanırken bir yandan da çıkıp farklı mecralarda “Biz KHK’lıları kendi iktidarımızda tekrar işlerine iade edeceğiz. Güvenlik soruşturması da neymiş?” diyorlar ya da alınan ceza dosyalarının hiçbirinin hukuki yürümediğini söylüyorlar.  Bir taraftan Canan Kaftancıoğlu’nun da hedef gösterildiği suçlamaların gerçek dışı olduğundan bahsederken bir taraftan da KHK’lı hocaları önce kendileri belediyede çalışmak için çağırıp projeler yürütürken akabinde “siz çıkın biz size yine iş buluruz çok baskı var” demek muhalefetin durduğu yeri çok açık gösteriyor… Dolayısıyla ben İBB’nin bütün bunlardan azade olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Şuan da kimleri işten atacağını belirlemiş sırası bekleniyor. İBB nasıl bu süreçten azade olabilir ki?

“Sahiden ne yapsın ama baskı altında onlar” ile açıklanabilir mi? Tüm bu hak kayıpları

Kesinlikle açıklanamaz. Tüm bu yaşanılanlar suça ortak olma değil; belediye tamamen suçun bir parçası, suçun kendisi ve suçu işleyen haline gelmiş durumda. Tüm bu hukuksuzlukları uygulayarak kendi sürecini daha tekin yürütebileceğini düşünüyor.

Yaşanılan süreci böyle yorumluyorum ve bu hukuksuz sürece karşı bir dava sürecine girdiğimi paylaşmak istiyorum. Bu süreci tek başıma yaşamadığımı biliyorum. İBB tarafından haksızca işine son verilen arkadaşlarımla dayanışma içinde bu süreci yürüterek hakkımı kazanacağıma inanıyorum.

Dava sürecine değindiniz. Bundan sonra yaşadığınız bu hukuksuzluk ve haksızlıkla ilgili neler yapmayı planlıyorsunuz?

Öncelikle haklarımı kazanacağıma inanıyorum.

Bu sürecin böyle münferit birkaç hikayeyle devam etmeyeceğini de maalesef öngörüyorum. Çalışanların sırayla hep aynı gerekçeyle aranmaya başlandığını ve telefonların çaldığını biliyorum. Gerekçeler şöyle sıralanıyor: Pardon unutmuşuz diplomanız var mı?, Yeniden alabilir miyiz?, Kaybetmişiz, ikametgahınızı tekrar gönderir misiniz?, Ehliyetinizi gönderir misiniz?… Daha sonra da bu telefonların akabinde maalesef bir çıkartılma söz konusu oluyor.

Ben en son arandığımda, dördünce kez diplomam ve bu belgeler istendikten 10 gün sonra işime son verildi. Dolayısıyla arkadaşlarımızın da böyle telefonları çalmaya başladı. Birim birim işten çıkartılıyor insanlar. Bunun sebebi de toplu bir işten çıkartılmanın bir basınç oluşturacağını düşünmeleri. Seçerek, tek tek, yalnızlaştırarak, hedef göstererek ve zamana yayarak yürütüyorlar bu süreci. Sürecin böyle devam edeceğini düşünüyorum.

İfade ettiğim gibi yürüyen bütün bu hukuksuzluklara dair de bir mahkeme süreci devam edecek.

Son olarak özellikle yaratılmak istenen başka bir şeye de dikkat çekmek istiyorum. Bir işçinin Kod 42 ile işine son verilmesi; işçinin bir sonraki işe giriş süreçlerinde karşısına büyük bir sorun ve engel olarak çıkmaktadır. Yani aslında Kod 42 ile işten çıkarılan bir işçi, çalışma hayatında sistematik olarak cezalandırılmaktadır. Buna sebep olan da İstanbul Büyükşehir Belediyesidir. Dolayısıyla bu süreçte aynı mağduriyeti yaşayan herkesin bir arada dayanışması ile bu günlerin atlatılacağına inanıyorum. Bu dayanışmanın çoğalması için herkesi benimle ve hukuksuz bir biçimde işinden olan tüm diğer İBB emekçileriyle birlikte hareket etmeye çağırarak sözlerimi bitirmek istiyorum.

 

İlgili İçerikler

Son Eklenenler