spot_img
spot_img
Ana SayfaKadın- LGBTİBelirsiz şafakları beklerken

Belirsiz şafakları beklerken

12 Mart döneminde eserleri müstehcenlik bahane edilerek yasaklanan, sıkıyönetim kurallarını ihlal etmesi gerekçe gösterilerek Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’nda mahpus edilen, orduya hakaret suçlamasıyla Adana’ya sürgüne gönderilen Sevgi Soysal’ın 90. doğum günü olması vesilesi ile yazarın “Şafak” adlı romanı üzerine yazdığımız yazımızı paylaşıyoruz.

Deniz Berfin Kotan

Kısa yaşamı boyunca biz okuyucularına sanki yanı başımızda oturuyorlar, bizimle yaşıyorlarmışçasına anlattığı kahramanlarının belki de en gerçekçe anlatıldığı Şafak’ta, Adana’da sürgünde olan devrimci bir kadını -Oya’yı- ve misafir olduğu Maraşlı bir ailenin evine yapılan baskın sonrası sorgu sürecini ve salınmak için bekledikleri şafağı anlatıyor Sevgi Soysal. Ne olacağını, nereye gideceklerini, nasıl biteceğini bilmedikleri bir şafağı beklerken 12 Mart döneminin insanlar üzerinde yarattığı endişeleri, şüphenin günlük hayatın parçası haline gelişini, mahpusların yaşadıklarını okuyoruz. Fakat tüm bunları okurken en çok da kadınların kadınca endişelerini ve kendilerini baskılayanlarla aralarındaki ilişkiyi kimi zaman öfke, kimi zaman nefret, kimi zamansa utanç olarak görüyoruz.

Anne, eş, dost, misafir, devrimci, adli mahkûm, gardiyan olarak çıkıyor karşımıza Şafak’taki kadınlar. Ayrıştıkları kadar birleştikleri noktaları olan ve toplum tarafından kendilerine biçilen rollere göre baskılanan kadınlar. Kendi belirsiz şafaklarını bekleyen, belki kocası İskenderun’dan gelecek diye hazırlanırken heyecanlanan, belki gözaltı sırasında cinsel işkence gören, belki de sürgünden dönmeyi bekleyen kadınlar. Bize kadın gözünden anlatıyor baskıları Oya, kendi yaşadıklarını ve dinlediklerini duyurmak için.

Bir şafak baskını ile götürülüp 14 ay mahpus yatan öğretmen Mustafa’nın üniversitede tanışıp evlendiği, o zamanlar devrimci düşüncelere sahip Güler, ne hikmetse evlenince artık fotoroman okuyan ve devrimcilikten uzaklaşmış, bebek bekleyen bir eş oluyor. Urfa’ya taşındıklarında, Mustafa’nın ardı kesilmeyen Maraşlı akrabalarının kendisine yükledikleri iyi bir gelin olup hizmet etme görevini ve baskısını hiçbir zaman benimsemiyor ama Mustafa’nın kendine arka çıkmasını beklerken de yarı yolda bırakılıyor. Güler bu evliliğin içinde zamanla sessizleşiyor, Mustafa’nın Fen Fakültesi’nde gördüğü o sert konuşan heyecanlı kadından eser kalmıyor. Güler niçin devrimcileşemiyor? Mustafa baskınla götürülmeden hemen önce, pişirmekten mide bulantısı duyduğu bumbar dolmasını sırf o seviyor diye pişirmeyi teklif ettiğinde Mustafa niçin Güler’den tiksiniyor? Güler’den alınanlar ve ondan geriye kalanlarda Mustafa’nın payı yok mu? Güler’e yüklenmiş bunca görev arasında, onun devrimcilik yapmasına vakit kalmıyorsa, burada kabahati sadece Güler’de mi aramalı?

Adana’da Maraşlıların evinde misafirken Mustafa ve onun avukat kuzeni Hüseyin ile beraber tam da Gülşah ve Ziynet’in binbir emek ile hazırladığı sofraya oturduklarında yaşanan baskında gözaltına alınan Oya, sorguyu beklerken ve sorgu esnasında, geçmişinde tanıştığı kadınları düşünüyor. Kendilerini baskınla götüren polis memuru Abdullah’ın sorgu odasının masası üzerine bırakıp gittiği cop, ona mahpus zamanlarından tanıdığı Sema’yı ve onun cop ile yaşadıklarını düşündürüyor. Sema, üç erkek polis tarafından cinsel işkence görmüş ve bunun acısını, öfkesini ve utancını taşıyan bir kadın. “Cinsellik olmasa, beni döverler, elektrik verirler, tırnaklarımı sökerler… her ne ise… ölesiye acı çektirirler, acıdan delirtebilirler… Ama bunlar atlatılabilir, bunlardan sonra, şimdi duyduğum tiksinti duyulmaz asla. Böyle utanılmaz.” (s.95) diyerek üç erkek polisin copu bir cinsel işkence aleti olarak kullanmalarını anlatıyordu Sema. O üç polisin nasıl coşkuyla işkence ettiğini, kadın olmasının kendisine büyük bir ihanet olduğunu hissettiğini anlatıyordu bizlere. Cop ile bambaşka şeyler yaşamış adli mahkûm Menekşe ise kocasını aldattığı sevgilisini kocası ile bir olup öldürdüğü için yatıyor mahpushanede. Dört gün dört gece dayak yemiş copla, kocası konuşmuş da kendisi tek kelime etmemiş. “Tövbe, polis kısmına sır verilir mi?” (s.101) diyor Menekşe, kocası polisin ayağını öperken kendisinin sır vermemesini Oya’ya anlatırken. Cop ile yaşananları, yarattığı utancı düşünen ve midesi bulanan Oya, artık utanmayı aşan Sema’nın mahkemede “Adalet Mülkün Temelidir” yazısına doğru kanlı küludonu sallayarak “Bana işkence yapıldı!” diye haykırıp, saklanması beklenen utancı fırlatacağını (s.111) düşünüyor.

Utanç ve endişe, Şafak boyunca tüm kadınların sıkça yaşadığı iki duygu. Tüm dertlerin arasında kadınların yaşadığı en doğal durumların dahi kendilerine karşı bir silah olarak kullanılması, bu durumların içine düşmekten endişe duymak ve bu durumlar karşısında utandırılmak. Oya sorguya götürüldüğünde belinde bir ağrı duyduğunda regl olacağı endişesini ve regl olursa emniyet müdürü Zekâi gibi bir adamın karşısında düşeceği durumun kaygısını yaşıyor. Sorgu boyunca Zekâi, karşısındaki komünist kadına duyduğu öfkenin yanında pis bir şehvet de besliyor. Sorgusu boyunca Oya, gerek sürgünde olmasıyla, gerek yabancı adamların sofrasında olmasıyla ahlaksız bir kadın olarak görülüyor. Evli ve çocuklu bir kadın niçin komünistlik peşinde koşup elin adamlarının sofrasında oturuyor? Bunu ancak hafif kadınlar yapabilir, ancak ahlaksız kadınlar evini barkını bırakıp başka işlere koşturur emniyet müdürü Zekâi gibi adamların gözünde. Oya tüm bu sözler karşısında istemeden kendini savunmaya geçmeye kalkıştığında ise içselleştirdiği ve bir türlü kurtulamadığı ahlak normlarını düşünüp kendine kızıyor (s.85). Birbirine geçen tüm bu duygularla ve geçmişin hatıralarıyla boğuşurken sorgu bitince, Oya’nın kalktığı sandalyedeki kan lekesi gören Zekâi’nin içindeki pis şehvet kabarıyor.

Gülşah ve Ziynet abla kardeş; biri Maraşlı işçi Ali ile evlenmiş, biri kimsesiz Zekeriya ile. Şafak’ta geleneksel kadınlık görevlerinin yüklendiği kadınlar onlar. Kendilerinden beklenen görev tüm gün çamaşırların yıkanması, evin temizlenmesi, sofranın kurulması ve günün sonunda kadınlık edilmesi. Gülşah hiç ses etmeden misafirlere sofrayı kuruyor, Mustafa gelecek diye bumbar dolması yapıyor. Ziynet kocası Zekeriya’yı bekliyor, bir yandan kendi yorganlarını düzerken. Baskın olup da evdeki erkekler ve evin yabancısı Oya götürülünce ortada kalan sofrada Gülşah’ın emek edip de doldurduğu bumbar yenmeyince, sanki kadınlık görevleri yarım kalıyor.

Şafak boyunca birbirinden çok farklı kadın kahramanlar üzerinden kadınların sırtına bindirilmiş yükleri ve bu yükleri yaratanları okuyoruz. 12 Mart döneminin işkencehanelerinden, Adana’nın gecekondu mahallelerine kadar kadının kadın olduğu için gerçekleştiremediklerini ve kadından “zaten” yapması beklenenleri anlatıyor Sevgi Soysal. Bugünden okununca kadına biçilmiş görevlerin içselleştirilmesinden hala kurtulamadığımız, devrimcilik iddiası taşınan yerlerde bile kadınların devrimcileşemeden, eşit yoldaşlar gibi görülmeden yalnızca annelik ile görevlendirildiği kolayca anlaşılıyor aslında. Kadınların siyaset içindeki görevleri Gülşah gibi, Ziynet gibi, Güler gibi olmak, birkaç adamın arkasını toparlamak ve onların yolunu beklemek. Yoldaşlaşmak değil ama etrafı çekip çevirmek kadınlardan beklenen. Peki bunca yükün arasında Gülerler nasıl devrimcileşecek? Sırtındaki bunca yükten Gülşahlar, Ziynetler nasıl kurtulacak?

Belirsiz şafak biterken, Mustafa da Urfa yolunu tutmuşken, evde belki Güler domatesli pilav yapmış, yeni doğan bebeğimizle beni bekliyordur temiz çarşaflarla diye düşünüyor. Devrimde kadınlardan beklenen bumbar dolmalarını, domatesli pilavları, temiz çarşafları askıya alıp eşit yoldaşlığı düşünmeyi ısrarla hatırlatmak gerekiyor. Bugün kadın yoldaşlardan beklenen şey belki bumbar dolması yapmak değil ama toplantı günü geldiğinde çay servisi yapmak, toplantı mekanını temizlemek nedense önce kadın yoldaşlara düşüyor, bakım gerektiren işler “doğal” olarak kadın yoldaşlara itiliyor. Kadın yoldaşlar evlerinde belki annedir, ancak onlardan bu anneliği siyaset içinde yoldaşlarına karşı devam ettirmelerini beklemek onların devrimcileşmelerini engellemektir. Devrimcileşmesi engellenmiş Gülerlerin yapması beklenen domatesli pilavlar bir kenarda durabilir; Oyaların, Semaların, Ziynetlerin hesabını soracak devrimci kadınların öfkesi belirsiz şafaklara doğru zincirleri kırmayı bekliyor.

spot_img
İlgili İçerikler

Son Eklenenler