Cumartesi günü dahil her gün 8.30-17.00 arasında çalışıyoruz, sadece pazar günleri tatil. Sabah dağıtım merkezine girdiğimizde “ring aracı” diye adlandırdığımız gönderilerin bulunduğu kamyon merkeze yanaşmış vaziyette bekler. Önce paketleri barkodlarını okutarak kamyondan banda indiririz. Tüm çalışanlar bandın başında bekler, herkes kendi mahallesinin (sokağının) gönderisini alır. Böylece ayrım işlemi tamamlanmış olur. Daha sonra herkesin gönderisi sicil numarasıyla kendi üstüne eklenir, gönderileri bu şekilde zimmete alınmış olur. Bu işimizin rutini ve ortak olan kısmıdır. Gönderilerin içinde ne taşıdığımızı bilmeden alıcısına götürmek üzere sonra arabamıza veya motorumuza koyar, dağıtım listemizi alır, dağıtıma hazır hale geliriz.
Ancak PTT’de anlaşılamayan bir yönetim tarzı olduğu için her gün çıkılan mahalleye az gönderi geldiyse “100’e tamamla” veya çok geldiyse “150-200 sende, hepsini al, liste imzalatmadan kimse çıkmayacak” veya “100’ün altında kimse çıkmayacak, gönderisi kalan dağıtıma çıkmayacak” gibi söylemlerle günün gerginliği başlar. Bu sayılar tepeden inme bir emirle gelse de, merkez müdürünün inisiyatifiyle esneyilebildiği, katılaşabildiği herkesin bildiği bir gerçektir.
Herkesin bir de şunu anlaması lazım ki, iş yapanın ve muhatabın insan olduğu yerde her gün aynı performansın sergilenmesi zordur. Dağıtımın ters sokaklara yönelmesi işi zorlaştırır. Bu işin kolay tarafı esasen işin çok olmasıdır. Doğru yönetimle “dar alan, geniş dağıtım” dediğimiz mesele hayata geçirilebilir. 100 dağıtımı 100 sokakta yapmak başka, 30 sokakta tamamlamak farklıdır.
Dağıtıma çıktıktan sonra bütün iş ve sorumluluk senindir. Araba parkı, gönderi teslimi vs. Eğer işinde ustalaşmış bir dağıtıcıysan, rotanı gönderileri gördüğün an sokak sokak kafanda kodlarsın. Rotana göre arabaya dizersen, büyük oranda işi kolaylaştırırsın. Muhatabın insan olması bu işin en zorlayıcı kısımdır, mesela evde olmayıp gönderisini almak isteyen insan: “Kodu söyleyeyim, TC söyleyeyim, bakkala bırakın, komşuma verin veya kapıya bırakın…” Bunları kabul etmek dağıtıcının sorumluluk almasıdır. Bir taraftan da şubenin teslimat konusunda zorlaması vardır: “Şubeye az gönderi bırakın, geri getirmeyin.” Yani teslim edilmeyen her gönderide biz de sorumluluk almışn oluruz.
Ödemeli kargolarda bozuk para sorunu (para üstü için) başlıca sorunlardandır. Büyük sitelerden yönlendirilen siparişlerde her alıcının ayrı ayrı aranması, üstelik kapıda bekletilmemiz bizim için zaman kaybıdır. Alıcıya ulaşamadığımız zaman cep telefonundan ayrıca aramak da öyledir. Çünkü gönderi kırılabilir, bozulmuş olabilir.
Öğle molasını genelde kullanmayız. Açlığımız hızlıca bastırıp işe devam ederiz çünkü gönderi sayısını tutturunca erken çıkma ihtimalimiz vardır. Dahası dışarıda yemek yemek pahalıdır, para cebimizde kalsın diye hızla dağıtım yaparız (yanlış olduğunu bilsek de böyle yaparız). Bu durum bize performans verilerinin yükselmesi olarak geri döner. Ama tutturmamız gereken hedefler sürekli yukarı çekiliyor, eskiden yaptığımız işin iki katını yaparak aynı parayı kazanmaya çalışıyoruz.
Dağıtım bitince dönüş yoluna geçeriz. Evde bulamadığımız insanların gönderileri adreslerine en yakın PTT şubesine bırakılır. Alıcı taşınmışsa gönderiler iade edilmek üzere merkeze geri getirilir. Burada son kontroller yapılır. Ödemeli kargoların ücretleri vezneye yatırılır. Bugünün işi bitmiş olabilir ama bir hafta, bir ay, hatta bir yıl sonra bugünün işiyle alakalı bir sorun oluşmayacağının, bir şikayetle karşınıza çıkılmayacağının garantisi yoktur.



