80’den fazla madenci ile Bağımsız Maden-İş Başkanı Gökay Çakır ve örgütlenme uzmanı Başaran Aksu iki gün boyunca gözaltındaydı. Dün gece saatlerinde Başaran Aksu hariç hepsi salındı. Aksu “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik” suçlaması ile hala rehin tutuluyor. Kendisinin gözaltına alınmadan önce yaptığı konuşmayı sizler için derledik.
Şimdi biz dün Enerji Bakanlığı’ndan randevu talep ettik. İlk günden beri randevu talep ediyoruz ama randevu taleplerimize şu ana kadar bir dönüş olmadı. Sabah biraz önce geldiğimizde tekrar randevuyu talep ettik. Haberimiz var, geri dönüş yapacağız size dediler. Yani olumlu mu olur, olumsuz mu olur bilmiyoruz ama biz buradaki şu anki pozisyonumuzu sonsuza kadar koruyacağız. Buradan ayrılmayacağız. Buraya geliş döngümüzü sürdüreceğiz. Burada bir çözüm üretmeye çalışıyoruz, Bakanlık’ta bir çözüm üretmeye çalışıyoruz.
Bakanlık’ta çözüm olmasa da yarın Türkiye’nin geleceği hazır, “Türkiye Yüzyılı” etkinliği var Cumhurbaşkanı’nın Başkent Millet Parkı’nda. O etkinliğe dahil olacağız. O etkinliğe dair de bir planlama yaptık, hazırlıkları sürdürüyor şu an eylemde olmayan arkadaşlar. Sonuçta Cumhurbaşkanı’na da 1 Mayıs’ta işçilerin parası ödetildi, madencilerin parası ödendi açıklamasını yaptırtan bir güç var. Bu gücü merak ediyoruz. Çünkü burası Enerji Bakanlığı, Taner Yıldız’dan, Hilmi Güler’e, Berat Albayrak’tan, Alparslan Bayraktar’a deyin; bu arkadaş bütün bu süreçler içerisinde ruhsat şişirmiş.
Yani üç binli ruhsatlara nasıl ulaştı? Enerji Bakan Yardımcısı işte yüz seksene düşürdük dedi bize kendisi ama biz bu iptal edilen ruhsatlara da halen hak sahibi olabileceği konusunda hukukçu arkadaşların görüşleri var. Yani o sürecin de çok şeffaf olmadığını düşünüyoruz. Çünkü bu kaç, dört bakan da silsile olarak devlete, kamuya ait madenleri neredeyse hiç para ödemeden alabilmiş bir siyasal network’e sahip bir arkadaş Sebahattin Yıldız. Sonuçta bir yoğrulduğu ilişki ağı da, kendisini anlatması da AKP-MHP ilişkileri içerisinde, ta Trabzon’dan beridir. Kendisi Ağrı’lı ama Trabzon’da büyümüş, şekillenmiş siyasi hayatı. Bu ilişkilerin içerisinden gelen bir şahsiyet ve böyle holdingleşmiş.
Türkiye’de böyle holdingleşmiş çok sayıda yapı var. Bence Türkiye’nin en büyük sorunu holdinglerdir. Holdingler henüz yakayı ele vermemiş organize suç örgütleridir. Benim kendi değerlendirmem böyledir. Bugüne kadar, bir önceki Çalışma Bakanı Vedat Bilgin, şu an milletvekilidir kendisi, geçtiğimiz hafta dedi ki; “Bu şirketi Cumhuriyet Savcıları acilen soruşturmalı, bu şirket yargılanmalıdır” dedi Meclis’te yaptığı açıklamada. Şu anki Çalışma Bakanı kendi denetiminde olduğu süre boyunca bu arkadaşın kanunsuz ücretsiz izin uygulamaları var. Doğrudan kendi işçilerinin haklarını ödememe pratikleri çok yaygın ve tüm işletmelerde, granitlerden tutun sahip olduğu madenlere benzer pratikler yürütüyor. Sabah Sebahattin Bey, Nesko’ları da ödedik diyor. Ben telefon açtım, böyle bir ödeme yok. Çünkü emeklilik hakkı kazanmış arkadaşlar var, hiçbirisi almamış. Kıdem alacakları olanlar var, hiçbirisi almamış. Dört yere telefon açtım; Yozgat Akdağmadeni’ne, Şebinkarahisar’a, Yomra’ya, Zamantı’ya… Kendisi de bu şirketleri ifade ediyor ama şimdi oradaki arkadaşlarla halkımızın bir irtibatı olmadığı için halkımız bu bilgiyi doğru zannediyor. Beşer, altışar maaş alacağı olanlar var. Dolayısıyla bu maaşlarla ilgili halen bu saate kadar en azından bugün gün içerisinde yatarsa bilmiyorum ama yatmış bir şey yok. Eti Gümüş zaten yatmamış durumda. Yani Eti Gümüş’teki arkadaşlar burada, kontrol edebiliyoruz. Elazığ’la ilgili bir gelişme de yok.
Şimdi Doruk Madencilik’te bir; on beşe yakın arkadaşın geçmiş dönemden kalan alacağı var. Biz %95’ini aldık demiştik o zaman, %5’lik dilimi; geçmişe dair maaş alacakları, kıdem tazminatı, ihbar alacakları olan 15’e yakın arkadaşımız var. Bunlar ödenmedi, bunlar da buradalar. Bir de Temmuz’un 15’inde Çalışma Bakanlığı’nın raporuyla bu arkadaşlara zorunlu ücretsiz izinde kaldıkları sürecin, yani diyelim 15 ay kalan arkadaşlar, maaşları ödenecek ve sigorta primleri işlenecek diye bir karar çıktı. İhbarlar ödenecek diye bir karar çıktı, sendikal tazminatlar ödenecek diye bir karar çıktı.
Holding’te üç Bakan Yardımcısının önünde, eğer şayet Çalışma Bakanlığı’nın raporu bu doğrultuda çıkarsa biz hemen bu parayı da ödeyeceğiz diye söz verdiler. Holding’te iki kez görüşme yapıldı. CEO olacaktı görüşmede, CEO görüşmekten kaçtı. İK Yöneticisiyle arkadaşlar görüştü. Orada da “Biz bu parayı ödeyeceğiz ama ne zaman ödeyeceğimiz belirsiz. Şu an böyle bir paramız yok” yanıtını aldılar.
Biz 27 Temmuz’da Çalışma Bakanlığı tarafından yine bu ilişkiler aracılığıyla 360 kişi üstünde olmamıza rağmen barajın altında bırakıldık siyasi tercihle. Başka sendikalar geçirildi, Bağımsız Maden-İş bu mücadeleci tarzı nedeniyle siyaseten baraj altı bırakıldı. Dava açtık. Arkadaşlar direnelim Bakanlığın önünde dediler ama bu arkadaşlarla ilgili eylem planı olduğu için sendikanın özel sorununu kamuoyunun gündemine bir eylemle getirmekten imtina ettik, arkadaşların şu eylemi nedeniyle imtina ettik. Dolayısıyla ama bu da yapıldı. Bağımsız Maden-İş bilinçli bir şekilde baraj altı bırakıldı. Şimdi Bakan Yardımcısı kendisini arayan milletvekillerine, “Yetkili olan sendikayla görüşürüz” diyor. O da yalan. Şimdi sen Türkiye Maden-İş’le toplu iş sözleşmesi mi yapıyorsun Enerji Bakanlığı’nda? Senin bir alakan yok. E bu Türkiye Maden-İş’in Doruk Madencilik’te de çoğunluğu yok, çoğunluk biziz. Ezici bir şekilde biz çoğunluğuz. Elazığ’da da çoğunluk biziz. Muhatap biziz. Ama devletin bakanı, bakan yardımcıları bu görüşmekten imtina ediyorlar. Neden? İşte Gökay başkan esmer bir arkadaş. Arkadaşlar esmerler, yanmışlar güneşte, kömürde… Yoksullar, zenciler… Görüşmek istemiyorlar, kibirliler.
Yani siyasette kibrin tavan yaptığı bir dönemdeyiz. Yani halkı aşağı görüyorlar. Halka tepeden bakıyorlar. Halk da bunu görüyor. Böyle kendini gökten inmiş gibi kutsal zanneden adamlar buraları yönetiyorlar. Kibirli, çünkü hiç kimseye sorumluluk, hesap vermek gibi bir şeye sahip değiller, liyakatsizler. Nasıl verdin sen şimdi üç bin tane ruhsatı bu adamlara? Kimler verdi? Hadi yargılayın. Hadi sorun nereden buldunuz siz bu paraları? Ey bakanlar nasıl zengin oldunuz? Ey belediye başkanları nasıl zengin oldunuz? Ey milletvekilleri nasıl zengin oldunuz? Maaşlarla zengin olmanın yolu bu kadar. Siz nasıl zengin oldunuz? Kimden çaldınız? Sizin bu zenginleşmenizin bedelini bu halk hangi acılarla ödedi? Zenginleştiniz!
Geriye doğru gidelim, 30 yıl gerinize bakalım zengin miydiniz? Bu kadar varsıllığınız var mıydı sizin hiçbirinizin? Yoktu. Ama nasıl zengin oldunuz? Yüce Rabbim mi verdi size bunu? Yani bu çocuklara vermedi size mi verdi? Bu arkadaşların çocuklarının, çoluklarının kursaklarından alıp o paralarla o ihtişamlı hayatları yaşıyorsunuz. AKP’den Bayburt’tan aday adayı olan CEO, e dün Bayburt’ta, Bayburt şiirleri yazıyor ata biniyor. İzliyoruz biz, biz burada çile çekiyoruz, bugün gelmiş tekrar Bayburt’tan vekil adayı olacak. Çünkü o da görüyor, ancak bu yollarla holdingleşildiğini, ancak bu yollarla zenginleşildiğini o da görüyor.
Ama topluma çıkıldığı zaman, halkın huzuruna çıkıldığı zaman “Milletimiz, milletimiz için kendini feda eden insanlar, gece gündüz çalışan insanlar, adamlar uyumuyorlar, bakın işte uçakta uyur kalıyorlar” böyle numaralarla bunu da servis ediyorlar basınla, trollerle. Sahip oldukları medya aracılığıyla, ucuz iş gücü çalıştırdıkları medyalar aracılığıyla servis ediyorlar. üç beş tane gazeteci de o işlerden nemalanıyor, onların tetikçisi olduğu için onlar da yolunu buluyorlar diğerlerine göre daha fazla. Ama bu tezgah… Bu tezgahı beraber kuruyorlar. E milleti de arkadaşlar işte dinen, yok işte millet, vatan arkadaşlar falan… Holdinglerin bazıları milliyetçi kostümü giymiş, bazıları laik seküler kostümü giymiş, bazıları İslamcı kostümü giymiş, bazıları kendilerine sosyalistiz diyenler de var. E aşağıda halkı inim inim inletiyorlar bunlar. Migros direnişinde öyleydi; taşeron şirketin sahibi kendine sosyalistim diyordu adam. E sarı sendikacılar kendilerine sosyalistim diyordu. Holding bünyesindeki adam da laf arasında yöneticisi de sosyalistim diyordu. Ama hepsi aynı tezgahın, binen o lüks, hep beraber milyonları soyuyorlar.
Emekliye 23 bin lira para, asgari ücretliye 28 bin lira para, kamu çalışanına 70 bin lira para, yoksulluk sınırı 130 bin liraya dayandı! Ondan sonra “Türkiye Yüzyılı’na hazır”. Neresi hazır abiciğim ya? Kim hazır? E holdingler hazır tabii, çünkü servet katlıyorlar. Bin bürokrat hazır tabii, servet katlıyorlar, servet büyütüyorlar. Araştırın hepsini. Milletvekilleri hazır, araştırın, nereden buldun deyin 30 yıl önce yoktu. Sen belediyede yöneticiydin, nasıl bu kadar zenginleştin? Bakan oldun nasıl bu kadar zenginleştin? Hepsini araştırırsın kardeşim geriye doğru, 40 yıllık…
Savcılar izliyor sadece, savcılar sadece bize dava açıyor. Var benim şimdi e-Devlet’imde 48 tane dava. Sarı sendikacılar açıyor, şirketler açıyor, e devlet kamu eylemi üzerinden açıyor. Biz de senemizin 150 gününü mahkemelerde, polislerde ifade vererek geçiriyoruz. Açın kardeşim bunlara da. Şimdi yok böyle bir şey.
Şimdi burada biz bu eylem biçimimizi buradan ayrılmayacağız. Ne olursa olsun buradan ayrılmayacağız, bir görüşme talep ediyoruz. Ve devletin bakanı da madem milletin adına iş yürütüyor bakan yardımcısı, burada millet burada. Milli irade burada, milli iradenin temsilcileri burada. Kendi partisine de oy veren arkadaşlar burada. Cumhur İttifakına oy veren arkadaşlar burada, el kaldırsalar Cumhur İttifakı burada %90 çıkar. Ama bu dönem vermeyecekler. Geçen dönem de vermediler. Ve insanlar ayrılıyorlar, bu tarz kibirlilikler üzerinden, tepeden bakmalar üzerinden. Yurdun dört bir tarafı böyle. Biz Yozgat’ta, biz Kayseri’de, biz Trabzon’da, biz Gümüşhane’de toplantılar yaparken işçiler bunu söylüyorlar. Bu kibir… Kibir, üsttenci, insanları aşağı gören, çünkü zenginleşmişler.
Şimdi Sebahattin de bunun temsilcisi Sebahattin Bey. Türkiye Maden-İş de bunun temsilcisi. Hak-İş, Türk-İş, DİSK’in merkezlerini kontrolü altına almışlar, bunlarla beraber toplumu uyutuyorlar. Sendikacılara parayı basıyorlar, sendikacılar zenginleşiyor. Onlar da halka diyorlar ki “İşte asgari ücret efendim 28 bin lira e isyan et kardeşim”. Normalde Türk-İş Başkanı masaya bir tane yumruk vursa yanlışlıkla, bunlar korkudan o parayı verirler. Ama adam uysal, adam bu çizgide, bunların izinde. Ya da DİSK Başkanı kendini ortalara atsa, bu bakanlığın kapısına yapışsa koca konfederasyon başkanı… E millet der ki bak birileri bizim için hak arıyor.
Ya da Hak-İş Başkanı… Filistin’e, Filistin’de 73 bin insan katledildi. Hak-İş’in üyesi sendikalardan ve limanlardan, katliam-soykırım süresince milyonlarca liralık malzemeler, çelik, gıda İsrail’e aktı, İsrail’i beslemek üzere. Tek cümle kurmadılar! “Filistin’i savunuyoruz, hayır topluyoruz Filistin halkına”… Ulan Filistin halkını o 73 bin kişi katlettiler, sen limanı durdurmadın! İskenderun çeliği durdurmadın, Karabük çeliği durdurmadın İsrail’e oradan gidiyordu onlar. İşte bu nedenle bu emperyal, kapitalist ilişki bu sendikaları elinden, işçi sınıfının elinden aldı. İşçiler kendi sendikalarına yönetici seçilemiyorlar asla, asla! Herhangi bir işçi kendi isteğiyle kendi sendikasında yönetici olamaz Türkiye’de. Böyle şebekeler ele geçirmişler, hep beraber. O yüzden rahatlar, o yüzden bu kadar kibirliler. “Bu halka biz polisi salarız üstüne, gerekirse orduyu salarız, savcıyı salarız üstüne e bu gariban korkar tabii ki”… E korkar tabii ki. Durum budur.
Dolayısıyla eylemimizin sadece buradaki bu çıplak arkadaşlarla ilgili bir sorun değil, memlekette halk çıplaktır. Bu gerçeklik çıplak bir gerçekliktir. Dolayısıyla bu eylemi yapmamız ve inat etmemizin nedeni de bu çıplaklığı herkesin görmesi, yönetenlerin görmesi, holding merkezlerinin görmesi. Bu holding merkezlerinin %60-70-80 vergilendirilmesi ya da kapatılması lazım. Kamunun elinden alınanların geri verilmesi lazım. Bu halkın bu kadar yoksullaştırılarak servet biriktirme işine son verilmesi lazım. Bu arkadaşların haklarının da bir an önce ödenmesi lazım. Bizim de aciliyetlerimiz var, herkesin aciliyeti var çolukları çocukları bekliyor. Bir an önce bu paralar ödenecek ve bakanlık da mutlaka bizimle görüşecek. Mesele budur.



