spot_img
spot_img
Ana SayfaManşetÇocuk koruma kanunundaki değişiklikler kimi koruyor?

Çocuk koruma kanunundaki değişiklikler kimi koruyor?

Şevval Sarı

“Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” geçtiğimiz hafta TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Yapılan bu düzenlemeyle 12-18 yaş grubunda ağır suçlar için öngörülen cezalar artırıldı. Ağır suç işleyen 15 yaş altı çocuklar içinse infaz indirimi uygulaması kaldırıldı. Çocuk hükümlülerin cezalarının infazına doğrudan çocuk eğitimevlerinde başlanması uygulaması kaldırılarak kapalı ceza infaz kurumlarında başlanması düzenlemesi getirildi. Ayrıyeten “suça sürüklenen çocuk” kavramı kaldırılarak yerine “adli süreçteki çocuk” kavramı kullanılmaya başladı. Peki tüm bu düzenleme ne için?

Yoksul mahallelerde büyüyen çocuklar için seçenekler oldukça kısıtlıdır. Günümüzde üniversite diplomasının dahi istihdam garantisi yokken ailesine ekonomik yük olmak istemeyen çocukların bir kısmı örgün eğitimden uzaklaşarak MESEM gibi uygulamalarda ucuz işgücü olarak sömürülüyor. Bu ucuz ve güvencesiz çalışma koşulları altındaysa iş cinayetlerine kurban gidiyorlar. Okulda ve işte umduğunu bulamayan, ailesine yük olmadan hayatta kalmaya çalışan ve bunun için başka bir yol arayan çocuklar böylelikle sanal ortamlar üzerinden yeni nesil çetelerle tanışıyor. 

Bu çeteler açısından çocuklar kolay manipüle edilebilmeleri ve yasal düzenlemeler gereği alacakları cezaların daha düşük olması nedeniyle elverişli birer araç oluyor. Çocuk açısından bakıldığında ise eve para götürebiliyor ve anasının babasının eline bakmamış oluyor. Böylelikle çetecilik, uyuşturucu satıcılığı daha cazip geliyor ve bu yapıların iyice içine giriyor. “Suça sürüklenen çocuk” kavramı burada ortaya çıkıyor. Suça sürüklenen çocuk anlattığımız sebeplerle aslında sistemin kurbanıyken yeni düzenlemeyle birlikte getirilen  “adli süreçteki çocuk” kavramıyla, sistemin mağduru olmaktan çıkarılıyor. Suça sürüklenen çocuk suçun tek faili, tek suçlusu konumuna getirilerek sorumluluk tamamen bireyselleştiriliyor.

Çocuk hükümlülerin infazına eğitimevlerinde başlanması yerine kapalı ceza infaz kurumlarında başlanması uygulaması da sorumluluğun bireyselleştirilmesi çabalarından biri. Suça sürüklenen çocuk kendini bir anda kapalı infaz kurumunda bulmasıyla ve artırılmış infaz süreleriyle bu ortamı bir yaşam alanı olarak görüyor. Bu yeni yaşam alanında kimliği şekillenen çocuk “cezaevinde biz sana bakarız” diyen ve gerçekten de cezaevinde kaldığı sürece ihtiyaçlarını karşılayan çetelerin girdabına daha derin düşüyor. Bu durumların toplamı, çocuğun “suçlu” kimliğini içselleştirmesine, hayatını bu yönde dizayn etmesine sebebiyet vererek devletin sözde “topluma yeniden kazandırılması” hedefini tümüyle suya düşürüyor.

Sözde diyorum çünkü devletin suça sürüklenen çocuğu topluma kazandırmak gibi bir niyeti yoktur. Devletle kol kola iş yapan çeteler ve uyuşturucu satıcıları çocuklar aracılığıyla varlığını daha kolay idame ettirebiliyor, çocuk yakalanıp cezaevine girdiğinde ona sahip çıkarak kendilerine bağımlı hale getiriyor. Böylelikle çocuk, uzun seneler cezaevinde kalıp çıktığında çeteler için muazzam bir kadro haline gelmiş oluyor. Devlet açısından yeni düzenlemeyle birlikte ceza limitlerinin arttırılması ve diğer uygulamalarla çocuğu suça iten yoksulluk, eğitimsizlik, geleceksizlik vb. yapısal sorunlarla yüzleşmek gibi bir zorunluluğu kalmamış oluyor ve özellikle Minguzzi davasından sonra iyice artan halkın öfkesini soğurmuş oluyor. 

Minguzzi davasında görüldüğü üzere devlet toplumsal infiali suça iten koşullara ve bu koşulların sorumlularına değil (çünkü sorumlularından en önemli aktör kendisi) doğrudan suçlu çocuk figürüne yönlendiriyor. Böylece çocukları bu koşullara iten ekonomik ve toplumsal düzeni değiştirmek yerine ortaya çıkan sonucu kriminalize ederek bu harcanabilir bedenler üzerinden mücadele ediyor görüntüsü verebiliyor. Bu düzenleme gerçek bir çözüm olarak değil, hem toplumsal öfkeyi yatıştıran hem de mevcut düzenin sorumluluğunu görünmez kılan bir rıza inşası mekanizması görevi görüyor, devlet için kazan-kazan durumu ortaya çıkıyor.

Daltonlar çetesinin elebaşlarından olan Beratcan Gökdemir’in anlattığı ve savcılığın da iddianamede yer verdiği üzere çete insan kaynağı profilini ailevi sorunlar yaşayan, maddi sıkıntılar çeken veya uyuşturucu batağına saplanmış, toplumda kendine yer edinmeye çalışan 15-18 yaş aralığındaki çocukları özellikle tercih ediyor. Böylelikle söz konusu çeteler devlete yardımcı olarak bahsettiğimiz yapısal sorunları kendi lehine kullanabiliyor, devletin işini kolaylaştırmış oluyor. 

Bir çocuğun tetiği çekmesi yalnızca nihai bir sonuçtur, şarjörü dolduran asıl etkenler ise kolay manipüle edilme, yoksulluk, geleceksizlik, eğitimsizlik gibi derin yapısal sorunlardır. Bu etkenleri deşmek yerine yalnızca bireysel çıktıya odaklanmak ve faturayı suça sürüklenen çocuğa kesmek asıl failleri ve sistemi çok iyi gizler. Tüm bu düzenleme bunun içindir.

spot_img
İlgili İçerikler

Son Eklenenler