Örgütlenme Koordinatörümüz Başaran Aksu ve Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır, TCK 216 “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama” suçlaması ile tutuklandı. Bu tutuklamanın asıl nedeni, günlerdir Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde direnen madencilerin gasp edilen ücretlerinin ödenmesi için Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne yürüme iradesi göstermiş olmasıdır. İşçilerin seslerini doğrudan Külliye’ye taşıyacağını açıklamasının hemen ardından gelen bu tutuklamalar, madencilerin ve yoksullukla sınanan tüm emekçilerin büyüyen mücadelesini engellemeye yönelik siyasi bir müdahaledir.
Başaran Aksu ve Gökay Çakır, Yıldızlar SSS Holding tarafından gasp edilen ücretleri için Enerji Bakanlığı önünde direnen madencilerin yanında, tüm baskılara ve defalarca gözaltına alınmalarına rağmen mücadeleyi kararlılıkla sürdürmüş, direniş boyunca iktidarın ve tüm bakanlıkların holdingci güç ilişkileri içindeki konumunu teşhir etmiştir.
Enerji Bakanlığı’nın garantörlüğüne rağmen ücretlerin ödenmemesi, Bakanlığın işçilerin görüşme taleplerini karşılamaması ve holding karşısında herhangi bir zorlayıcı adım atmaması, madencilerin tepkisinin doğrudan Cumhurbaşkanlığı makamına yönelmesine neden olmuştur. Bağımsız Maden İş ve madencilerin yürüttüğü mücadele sonucunda Doruk Madencilik ve Eti Gümüş Maden işçilerinin direnişi zaferle sonuçlanmış, direnen işçilerin önceki direniş sürecinden kalan ve ödenmeyen alacakları hesaplarına yatmıştır. İktidarın Başaran Aksu ve Gökay Çakır’la asıl derdi, işçilerin haklarını almak için holdingci düzenin merkezini doğrudan hedef almasının yaratacağı sınıf hareketliliğidir. İşçilerin yalnızca patronun karşısına değil, patronun arkasında duran siyasal gücün karşısına da çıkabileceğini göstermesi iktidar açısından kabul edilemez görülmektedir.
Enerji Bakanlığı, madencilerin alacaklarının ödenmediğinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından tespit edilmiş olmasına rağmen Yıldızlar SSS Holding’e ve işçilerin alın teri üzerinden servet biriktiren Sebahattin Yıldız’a karşı herhangi bir yaptırım uygulamaya cüret edememiştir. Buna karşılık hakkını isteyen madenciler ve onların yanında duran sendikacılar defalarca gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kalmıştır.
Bu tablo, garantör bakanlıkların tarafsız birer kamu makamı olarak değil, holdingci düzenin işleyişini güvence altına alan bir kalkan olarak konumlandıklarını açıkça göstermektedir. Hırsızlar da, onlara kalkan olanlar da ortadadır. İşçilere verilen tüm ödeme taahhütlerine rağmen bu suç şebekesine karşı yaptırım uygulama sorumluluğunu yerine getirmeyen kamu görevlileri, görevlerini kötüye kullanmaktadır ve derhal istifa etmelidir.
İşçilerin ürettiği zenginliğin holdingler lehine bölüşülmesi ve bu bölüşüm ilişkilerinin korunması, holdingci güçlerin ortak çıkarını oluşturmaktadır. Holdingler işçilerin emeği üzerinden servet biriktirirken, devletin tüm kurumları bu sermaye birikiminin koşullarını güvence altına almaktadır. Yıldızlar SSS Holding’in işçilerin ücretlerini gasp etmesine rağmen korunması, buna karşılık bu gaspa itiraz eden işçilerin ve sendikacıların baskı ve tutuklamalarla karşılaşması, holdingci güçlerin bu bölüşüm ilişkilerini korumak üzere nasıl birlikte hareket ettiğini açıkça göstermektedir.
Madencilerin Külliye’ye yürüme iradesi tam da bu nedenle önemlidir. Külliye, holdingci güçlerin siyasal merkezidir. Madenciler sendikalarıyla birlikte haklarını gasp eden holdinglerin arkasındaki siyasal gücü doğrudan karşılarına almıştır. İşçinin yönünü buraya çevirmesi, ürettiği zenginliğin kimler tarafından ve nasıl bölüşüldüğüne ilişkin siyasal düzene doğrudan meydan okumak anlamına gelmektedir.
İktidarın Başaran Aksu ve Gökay Çakır’ı tutuklayarak işçi sınıfına vermek istediği mesaj da buradan okunmalıdır. Hakkı gasp edilen her emekçinin, madencilerin Külliye’ye yürüme iradesini kendi mücadelesi açısından bir örnek olarak görmesinin önüne geçilmek istenmektedir. Ücreti gasp edilen, tazminatı ödenmeyen, ücretsiz izne gönderilen işçinin patronun karşısında mücadeleci bir sendikada örgütlenmesi ve hakkını almak için devlet kurumlarının kapısına dayanması iktidarın kabul sınırlarını aşmaktadır. Devletin bütün aygıtları holdingleri korumak için seferber olmuşken hakkını arayan işçinin yönünü holdingci düzenin siyasal merkezine, Külliye’ye çevirmesi ise bu sınırların topyekûn aşılması anlamına gelmektedir.
Başaran Aksu ve Gökay Çakır, işçilerle birlikte yürüttükleri mücadeleler içinde sınıf hareketinin önemli örgütleyicileri hâline gelmiştir. Türkiye’nin dört bir yanındaki maden havzalarında madencilerin üretimden gelen güçlerine güvenmesini sağlayan, farklı işyerlerindeki işçilerin birbirleriyle dayanışmasını ve örgütlenmesini mümkün kılan bu mücadelelerin etkisi, her direnişte yeni işçi önderlerinin ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bu da hâliyle hırsızları ve onlara kalkan olan monşerleri her geçen gün daha fazla tedirgin etmektedir.
Madencinin tutuklamalar karşısında “Başaran biziz” sözleriyle meydan okuması, bu baskının işçilerin iradesini kıramayacağının en somut göstergesidir.
Başaran Aksu ve Gökay Çakır derhal serbest bırakılmalıdır. Ancak mücadelemiz yalnızca iki yoldaşımızın özgürlüğüyle sınırlı değildir. Başta Yıldızlar SSS Holding’e bağlı madenler olmak üzere tüm madenler derhal kamulaştırılmalı, işçilerin haklarını gasp eden maden işletmelerinin ruhsatları iptal edilmelidir. Madenler holdinglerin servet biriktirme alanı olmaktan çıkarılmalı, halkın ortak zenginliği hâline getirilmelidir.
Başaran Aksu ve Gökay Çakır’ın tutuklanmasıyla işçilerin mücadelesini durdurabileceklerini sananlara açıkça söylüyoruz:
İşçiler madenlerde, fabrikalarda, şantiyelerde, tarlalarda ve tüm üretim alanlarında örgütlenmeye; hakları için yan yana gelmeye ve holdingleri üzmeye devam edecek.
Tüm sendikaları, emek örgütlerini ve halkımızı bu hukuksuz tutuklamalara karşı dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.
Başaran Aksu’ya Gökay Çakır’a ve tüm devrimci tutsaklara özgürlük!
Kahrolsun holdingci güçler, yaşasın mücadelemiz!



