spot_img
spot_img
Ana SayfaÇeviriAlmanya’da göçmen hayatı

Almanya’da göçmen hayatı

Kimliğinin tamamını kendi şiddet tarihinden ders çıkarmış olmaya dayayan Almanya, bir soykırımı finanse ediyor, onaylıyor ve destekliyor mu? Bu hangi akla mantığa sığar?

İngiliz-Bangladeşli yazar ve araştırmacı Zara Rahman’ın, Almanya’yı 15 yılın ardından neden terk ettiğini anlattığı veda mektubunun çevirisini paylaşıyoruz.

Zara Rahman

Neden 15 yılın ardından bu ülkeyi terk ediyorum?

Sağa kayma yüzünden değil, sözde ilerici ve liberal kesimin kendini kandırması yüzünden ayrılmak zorundayım. Bir veda mektubu.

Beyaz Almanlar, 15 yıldan sonra Almanya’dan ayrılacağımı duyduklarında, çoğu “Neden?” diye soruyor. Göçmen kökenli insanlar ya da “People of Colour” ise beni kutluyorlar.
 
Elbette Almanya’daki ırkçılık korkutucu boyutlarda. Berlin’de yaşadığım açık ırkçılık üzerine koca bir kitap yazabilirim. Bu hikâyeler ve deneyimler, görmek isteyince her yerde karşımıza çıkıyor. Ancak Berlin’den ayrılmamın asıl nedeni AfD ya da sağın yükselişi değil.
 
Kendi ırkçılığına kör olmak
 
Sorun, kendini ilerici ve liberal olarak gören Alman toplumunun samimiyetsizliği ve kendini kandırması. Büyük bir Alman medya kuruluşunun genel yayın yönetmeni bana, polisin protestolarda sık sık Arapça sloganları yasakladığından haberi olmadığını söyledi. Bazı sol görüşlü aktivistler bana ciddi ciddi, elbette şiddete karşı olduklarını söylüyorlar – tabii ki şu anda Filistinlilere yönelen şiddet hariç.
 
“İyi Almanlar” gösterilere bile katılıyorlar. Ama sadece AfD’ye karşı olanlara.
 
İlerici bir Alman vakfının girişimi olan ‘Demokrasi Mekanları’, Federal Eğitim Bakanı Karin Prien’i ağırlarken, Prien’in İsrail’in yürüttüğü soykırımı desteklediğini ve Filistinlilere karşı genel geçer terör suçlamalarında bulunduğunu bir kez olsun gündeme getirmedi. Aynı vakıf, bir sivil toplum kuruluşuna, ancak Filistin hakkında artık hiçbir şey söylememesi koşuluyla finansman sağlayacağını açıkça dayatabiliyor. Elbette kapılar ardında.
 
Bu insanların hepsi, kendilerinin “iyi” safa olduklarına derinden inanıyor. Irkçılıkla suçlandıklarında öfkeleniyorlar ve ardından Alman toplumu için yaptıkları tüm “iyi” şeylerden bahsediyorlar. Hatta üzerinde antifaşist sloganlar yazılı t-shirtler ile gösterilere bile katılıyorlar, ama sadece AfD’ye karşı olanlara. Aynı zamanda, kendilerinin göz yumduğu İslam düşmanlığı ile aşırı sağın yükselişi arasındaki bağlantıyı görmeyi reddediyorlar.
 
Yaptıkları şeyin, birçok açıdan açıkça ırkçı olan insanların yaptıkları kadar kötü olabileceği akıllarının ucundan bile geçmiyor. İşte benim ayrılmamın ana nedenlerinden biri de bu: Alman solcularının kendileri hakkında düşündükleri ile gerçekte yaptıkları arasındaki çelişki. Marjinalleştirilmiş bir azınlığa yönelik çeşitli şiddet biçimlerini, fazla düşünmeden görmezden gelme (ve böylece dolaylı olarak destekleme) eğilimleri ve bizzat kendilerinin çözümün değil, sorunun bir parçası olduklarını bir an olsun bile dikkate alamamaları.
 
Anma Kültürünün (Erinnerungskultur) arkasına saklanan şey İngiltere’den buraya taşındığımda, Almanya’nın geçmişiyle yüzleşme biçiminden çok etkilenmiştim: gözden kaçmayacak kadar çok sayıda Stolperstein* ve insanların hatalarından ders çıkararak bunları tekrarlamamak için gösterdikleri kararlılık.
 
Bu görünüşün ardında yatan şeyi fark etmem biraz zaman aldı: başka bir azınlığı, yani Filistinlileri ve genel olarak Müslümanları günah keçisi ilan etmeye yönelik büyük bir istek; antisemitizmin günümüzde “dışarıdan ithal edildiği”ne dair inanç; Holokost’a, asla başka kötülüklerle karşılaştırılmaması gereken en üstün kötülük olarak atfedilen tarihsel rol; ve Almanya’nın, devlet şiddeti uygulayan İsrail’i korumasına yönelik tek taraflı bir bakış.
 
7 Ekim 2023’ten sonra arkadaşlarımla, komşularımla ve sağda solda karşılaştığım diğer insanlarla konuşarak ve benim için gerçekten kafa karıştırıcı olan tepkilerini anlamaya çalışarak aylarımı harcadım. Kimliğinin tamamını kendi şiddet tarihinden ders çıkarmış olmaya dayayan Almanya, bir soykırımı finanse ediyor, onaylıyor ve destekliyor mu? Bu hangi akla mantığa sığar?
 
İşte bu yüzden tüm bunlar, muhtemelen olması gerekenden daha fazla can yakıyor. Aslında bunun artık bir önemi olmaması lazımdı – ama ben, ne anlama gelirse gelsin, tüm gücümle buraya uyum sağlamaya çalıştım. 2011’den beri Almanya’da çalıştım ve vergilerimi burada ödedim. Bir Almanla evlendim, iki Alman çocuğum oldu, ben de Alman oldum ve Alman kuruluşlarında çalıştım.
 
Şu anda Almanya için hissettiğim tek şey: acıma. Bu toplumun ne hale geldiğinin farkında olmaması üzücü. Bu kadar çok insanın gerçeklere gözlerini kapaması üzücü. Bu kadar çok insanın, o kadar çok acı ve zarara yol açarken kendilerini “iyiler” olarak görmesi çok hazin.
 
Hesaplaşma içten gelmelidir. Derinlemesine bir özeleştiriden başka hiçbir şey işe yaramaz. Ancak bunun için gerekli itici güç, benim gibi görünen birinden gelemez. Bu tür bir hesaplaşma içeriden gelmelidir. Ve şu ana kadar gördüklerim bana öyle bir şeyin gerçekleştiği izlenimi vermiyor.
 
O halde, hoşça kal Almanya. Siz, Almanya’yı vatanı haline getiren milyonlarca göçmeni hak etmediniz. Burada bir yuva kurmak için kendi ülkelerimizdeki onca güzelliği ve dayanışmayı geride bıraktık. Yaptıklarınızın farkına vardığınız ve en büyük hatalarınızı tekrarladığınızı anladığınız gün geldiğinde – ki o gün mutlaka gelecek –, umarım o zaman sizi affetmek isteyen yeterince insan hâlâ burada olur.
 

*Nazi rejimi döneminde katledilen, sürgün edilen veya Nazi zulmüne uğrayan kişilerin son serbest ikametgâhlarının önüne yerleştirilen anma parke taşları (Stolpersteine).

Fotoğraf: Erbil Basay / imago

spot_img
İlgili İçerikler

Son Eklenenler