Türkiye kamuoyunda, özellikle kendilerini modern, seküler, çağdaş vb gibi etiketlerle tanımlayan yurttaşlar arasında, AKP döneminde palazlandırılan Cengiz, Limak, Kolin türevi holdinglere tepki göstermek oldukça yaygın. Buna karşılık Koç, Sabancı, Eczacıbaşı gibi holdinglerin ise kendilerini sanki olması gereken bir şeyi yapıyorlarmış, iyi ve doğru yapıyorlarmış, topluma bir yararları varmış gibi pazarladıklarını söylemek mümkün.
Oysa bir süredir üzerinde durduğumuz “Holdingci Güçler” kavramını ve bu güçlerin ördüğü karmaşık ilişki ağlarını incelediğimizde, sermaye grupları arasında, üst yapıdaki kültürel ya da siyasi kimliklerin hiçbir önemi olmadığını görüyoruz.
Koç Holding’in 100. yılı kutlamaları vesilesiyle kaleme aldığımız bu yazıyla, her devrin yandaşı Koç Holding’in eğitim, sağlık, çevre gibi konularda öncüsü olduğu tahribatları; kamu kaynaklarını nasıl talan ettiğini, sendikal örgütlenmeye ve işçi haklarına vurduğu darbeleri derlemeye çalışacağız. Darbe demişken, lafa gelince herkesin kötülediği 12 Eylül askeri darbesinin Rahmi Koç tarafından nasıl sahiplenildiği ve desteklendiğinden de elbette bahsedeceğiz.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük peşkeşi: TÜPRAŞ
12 Eylül darbesinin ardından kurulan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın özelleştirme kapsamına aldığı ilk kamu kurumlarından biri TÜPRAŞ’tı. Yıllar içinde yavaş yavaş ve parça parça özelleştirilen, Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşu olan TÜPRAŞ’ın devlette kalan son %51’lik hissesi, 2005 senesinde 4,1 milyar dolara Koç Holding’e satıldı. Satış Aydın Doğan’ın sahibi olduğu o dönemin en çok okunan gazetesi Hürriyet’in manşetine “Koç’luğunu gösterdi” ifadesiyle taşınacaktı.
Koç Holding bu satışa ödediği parayı sadece 4-5 sene içinde yine TÜPRAŞ üzerinden geri kazandı. Son olarak TÜPRAŞ, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş sırasında artan petrol fiyatları sayesinde, kârını %2800 artırmasıyla gündeme geldi.
Köylüye arsenikli içme suyu
Türkiye’de madencilik denince ilk olarak akla Kazdağları’nda, Akbelen’de Karadeniz’in her yanında ormanları, doğayı, yerel ekosistemleri, su kaynaklarını tahrip eden, yandaş denilen holdingler gelir. Ancak Koç Holding bünyesinde 1957’de kurulan, Koç ismini teniz tutmak için ”Demir Export” adı verilen şirket az bilinir.
Türkiye’nin en büyük maden ihracatçılarından biri olan Koç Holding’in Soma’da işlettiği kömür madeni sık sık iş cinayetleri ve iş kazalarıyla gündeme geliyor. Erzurum İspir’de bakır, Sivas Divriği’de demir madenleri işleten Koç Holding son olarak Sivas’ın Kangal ilçesinde işlettiği altın madeniyle gündeme gelmişti. Maden sahasını genişletmek için, köylüleri arazilerini kendilerine satmazlarsa kamulaştırma yoluyla arazilere el koymakla tehdit eden Koç Holding, aynı zamanda bölgedeki su kaynaklarının çoğunu tüketmiş, kalanları da arsenikle zehirlemişti. Ardından da bölgede bir su arıtma tesisi kurarak bunu “Sosyal Sorumluluk” adıyla duyurmuştu. Ancak yapılan incelemede Koç Holding’in arıtılmış suyla arsenikli suyu karıştırarak köye verdiği ortaya çıkmıştı.
Koç Holding’in vahşi madencilik pratiklerine maruz kalan Pınargözü köylüleri, kamuoyunun sessizliği karşısında “Koç Holding de burada aynı suçu işliyor. Cengiz olunca ses çıkıyor da Koç olunca neden ses çıkarılmıyor anlayabilmiş değiliz. Koç olunca geri mi duracağız? Gezi eylemlerinde otelini açan Koç ile bizim Bakırtepe’de doğamızı yok eden aynı şirket!” diyecekti.
Seneler içinde 6 maden ocağıyla katlanarak büyüyen, kapasite artışını hızlandıran, yalnızca 2025’de 22 milyar lira net kâr elde eden Koç Holding madenlerinde, fabrikalarında maliyeti işçilerin maaşlarından, İSİG önlemlerinden kısıyor.
Koç Holding’in Çocuk İşçiliği Projesi
Meslek liseleri ve benzeri teknik eğitim kurumları her zaman vardı. Ancak bu sisteme, sermayenin çıkarları doğrultusunda ucuz çocuk işçi çalıştırmak için mevcut şeklini verme şerefi Koç Holding’e nail oldu. 2006’da başlatılan “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” projesi basında geniş yer buldu. Türkiye’nin ihtiyacı olan nitelikli ara eleman ihtiyacı çözülecekti. Her şey pırıl pırıl ve fotoğraflıktı. İlk “bursiyerler” Koç Holding’e bağlı şirketlerde “staj” yapacaktı.
Bugün 500 bini aşkın ortaokul ve lise öğrencisi MESEM adı altında, haftada ortalama 5 gün, fabrikalarda ve atölyelerde çalıştırılıyor. Her türlü istismara, yaralanmaya ve iş cinayetine açık durumdalar. Herhangi bir denetim ya da kontrol mekanizmasına ihtiyaç duyulmuyor. Ellerine asgari ücretin üçte biri geçiyor. Pek çok dar gelirli aile, geçinebilmek adına çocukları için MESEM’leri seçmek zorunda bırakılıyor.
İSİG verilerine göre son 13 yılda en az 852 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatlarını kaybetti; sayılar her geçen yıl artıyor. Ucuz çocuk işçi çalıştırmanın tadını alan Koç Holding, Ford Otosan fabrikasının içinde bir meslek lisesi kurmak için MEB ile işbirliğine gidiyor. “Sektöre Entegre Okul İş Birliği Protokolü” ile sistemin daha da yaygınlaştırılması için elinden geleni yapıyor.
Protokolü web sitesinde “öğrencilerin gerçek üretim/hizmet ortamlarında eğitim alacakları” ifadesiyle duyuran MEB, her fırsatta bahsettiği yeni eğitim modelinin mekanının okullar değil fabrikalar olacağını duyuruyor. Böylece yoksul çocukları holdinglerin avucuna teslim ederken onların payına düşen eğitimin ucuza üretmeyi ve ucuza hizmet etmeyi öğrenmek olduğunu afişe ediyor.
Darbe destekçisi Koç Holding
Koç Holding’in devletle ve hükümetlerle arası her zaman iyiydi, nerede bir parsa varsa öncelik hep Koç Holding’indi. Türkiye’nin NATO üyeliğinin hemen öncesinde, Marshall Planı çerçevesinde tarımın ve doğal kaynakların ABD önceliklerine göre düzenlenmesi sırasında, çiftçilere satılmak üzere getirilen traktörlerin en büyük dağıtımcısı Koç Holding olacaktı.
Günümüz Türkiye’sinin kurucu mekanizmalarından olan 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştiğinde, Rahmi Koç BBC’ye verdiği mülakatta “ordunun çok doğru bir zamanda müdahale ettiğini” söylecekti. Kenan Evren’e yazdığı ve “emrinize amadeyim” diye bitirdiği mektubunda ise, “İşçi-işveren ilişkilerini düzenleyecek olan kanunlar asgari hata ile çıkarılmalıdır.” diyecekti.
Dediği yapıldı. Darbe yapıldığı sırada Türkiye’de %40 dolaylarında olan sendikalaşma oranı, bugün %13-14 seviyesine geriletildi.
Koç Holding’in uykusuz geceleri: Metal Fırtına
Koç Holding’in faaliyet gösterdiği iki büyük sektör olan enerji ve metal sektörlerinde sendikaların ve sendikal hakların yeniden yapılandırılması, kârlılığın artırılabilmesi için elzemdi. 2012’de yürürlüğe giren 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu sayesinde enerji sektöründe grev yapmak yasaklandı. Böylece Koç’un TÜPRAŞ’ının kârıyla birlikte Azerbeycan petrolünü İsrail’e taşıyan SOCAR’ın faaliyetleri de güvence altına alınmış oldu.
Ford, Tofaş, Arçelik ve bunların tedarikçileri dahil yüzbinlerce metal işçisini kontrol altında tutmak için ise Türk Metal Sendikası devreye sokulacaktı. Holdinglerin İK departmanlarına doğrudan bağlıymışçasına faaliyet gösteren Türk Metal Sendikası, patronların şartlarının işçilere daha kolay kabul ettirilmesine aracılık edecek ve emeğin disipline edilmesini sağlayacaktı.
2015 yılının ilk yarısında ise metal işçilerinin ayağa kalkma iradesi gösterdiği, onbinlerce işçinin Türk Metal’den istifa ettiği, yüzlerce eylemin gerçekleştiği bir dönem yaşandı. Ülkede Gezi’nin yarattığı atmosfer hakimdi; 7 Haziran 2015 seçimlerinin hemen öncesiydi. TİSK ve MESS yöneticisi Koç Holding görevlileri, Türk Metal yöneticileriyle birlikte isyanı kontrol altına almak için işçilerin karşısına binlerce polis diktiler. Tutuklama tehditleriyle işçileri yeniden ve zorla Türk Metal’e üye yaptılar.
Bugün MESS ile işçi sınıfının en önemli bölüklerinden metal işçisinin tavan ücretini, TİSK ile işçi sınıfının hayatını cendereye alan asgari ücreti belirleyen masaları Koç Holding yönetiyor. Aynı TİSK, çocukların hayatını cehenneme çeviren MESEM projesi için Koç Holding’e sosyal sorumluluk ödülü veriyor.
Koç’ların yüzyıllık sömürüsü bitecek
Kurucuları Vehbi Koç’un “En önemli sermayem insan kaynağımdır” lafı bugün Koç Holding ambalajının en önemli unsuru olarak servis ediliyor. Ancak Türkiye’de emeğin değersizleşmesinden, halkın yoksullaşmasından, işçilerin örgütsüzlüğünden, çocuk işçilerden, kamu kaynaklarının talanınından bahsediyorsak, onur madalyasını, açtığı yolda kendisiyle birlikte yüzlerce holdingin zenginleşmesini sağlayan Koç Holding’e takmamız gerekiyor. Koç Holding’in çizdiği parıltılı imaj hala pek çok yurttaşın gözlerini kamaştırıyor, kuruluş kutlamaları Özgür Özel ile Devlet Bahçeli’yi bir araya getirebiliyor; ancak o parıltılı yüzeyin altındaki damarlarda akan çamur da giderek daha görünür hale geliyor. Kültürü, sanatı, sporu, eğitimi ve sağlığı asıl yüzünü maskelemek için kullanan Koç Holding, milyonlarca işçiyi ise bunlara erişemeyecek denli güvencesiz ve yoksul hale getiriyor.
Koç Holding’in talanına direnen Pınargözü köylülerinin sorusunu hatırlayalım: “Koç olunca geri mi duracağız?” Hayır, geri durmayacağız. Saflarımızı netleştirmek için en çok da Koç Holding gibilerin maskesini indireceğiz. Sömürü ile, kanla, talanla dolu yüzyılda Koç Holding’e direnen madencinin, köylünün, metal işçisinin yanında, Koç Holding’in karşısında olacağız. Koç’ların sermayesi, insan kaynağı olmayacağız ve Koç’ların ışıltılı sömürüsünü yeneceğiz!



