Burcu Çıra & Baran Dağ
23 Ocak 2026 tarihi, Türkiye işçi sınıfının tarihine büyük bir gümbürtü olarak altın harflerle yazıldı şüphesiz. Öyle ki, sadece konu komşuyu ayağa kaldıran patırtı değil, halkta ve işçi sınıfında derin yankı uyandıran bir gümbürtü. Yeni yıl tedarik zincirlerinin uzun bir halkasını kangren edilmesiyle başladı, daha iyi bir açılış olamazdı. Bu yazının meramı, Akdeniz’in iki önemli şehrindeki üç depoda örgütlenme sürecini aktarmaktır. Eksik bırakılan yerleri mücadeleyle doldurarak af dileyelim.
Depo işçileri, Migros yönetiminin yüzde 28’lik sefalet zammına, ağır vergi yüküne, gasp ettiği promosyon ve yan haklara karşı sendikaları DGD-SEN öncülüğünde 10 şehirde, 12 depoda iş bıraktı. Akdeniz’de Adana OSB, Adana Sarıçam ve Tarsus depoları bir yandan ilk kez fiili meşru mücadeleyi deneyimlerken bir yandan da sefalet zammına karşı ses yükseltenlere “biz de varız!” dedi.
23 Ocak sabahı Adana Sarıçam depoya vardığımızda onlarca işçi depoda iş durdurmuş, ayaklanmıştı. Depo önünde güvenlik amirine işçilerle görüşmek istediğimizi söylediğimizde buna yetkimiz olmadığı cevabını aldık. İletişimde olduğumuz öncü işçilerden birini arayarak tüm depocuları kapı önüne çağırdık. Bir araya geldiğimizde coşkulu, inançlı ve kararlı bir işçi topluluğuyduk. Grup içindeki konuşmalarda işçiler heyecanlı bir şekilde sürecin nasıl ilerleyeceğine dair sorular soruyordu. Hukuki bilgilendirmeler, işçilerin alacaklarıyla ilgili hesaplamalar üzerine konuşurken Migros yönetiminin işçilere sarı sendika Tez Koop İş’i dayatmasıyla karşılaştık.
Migros yönetimi, işkolu hilesine başvurarak işçileri 16 No’lu taşımacılık işkolundan 10 No’lu Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar işkoluna kaçırdı. Migros, işçilerin taleplerini karşılayacağını, onları Migros kadrosuna alacağını ancak bunun şartının sarı sendikaya üye olmak olduğunu söylüyordu. DGD-SEN’in sürecin başından bu yana tavizsiz, geri adım atmayan ve işçilerin lehine olacak her türlü hesaplamaları yaparak, cansiperane bir savunmayla Migros’un, patron Tuncay Özilhan’ın, taşeron şirketler US Grup ve MBM’in karşısında durması, işçilere gerçek işçi sendikacılığının ne olduğunu anlatmak konusunda bizi zorlamadı. Nitekim Tez Koop İş’in sarı sendikacılık pratiklerini de bu sebeple işçiler kendileri araştırmaya ve tahlil etmeye başladılar. Her gün Migros yönetimi tarafından yeni karalamalar, tehditler, sendikaya yönelik kara propagandalar ve yıldırma politikaları uygulanmaya başladı. Süreç bu şekilde ilerlerken Nakliyat-İş, Kataş-Sen ve Yapı Yol İş Sendika temsilcileri başka illerden depo önüne dayanışmaya geldiler.
Öte yandan Adana OSB depoda da benzer süreçler işliyordu. İl dışından sendika temsilcilerinin gelişini işçiler davul zurnayla karşılamıştı. Coşku ve güven. Korku ve güvensizlik. İnanç ve şüphe. Kazanmaya dair heyecanlar, elindekinden de olmaya dair kaygılar… Tüm bunlar iç içe geçmiş, birinden ötekine hızla geçiş yaptığımız birer duyguydu. Duyguların direnişleri şekillendirdiğini defalarca kez deneyimledik.
Yüzlerce işçinin her biriyle sayısız kez yapılan telefon görüşmeleri, mesajalaşmalar, online ya da yüz yüze buluşmalar, WhatsApp işçi grubundaki yazışmalar… Bitmeyecekmiş gibi gelen bir mesaiydi. Dış dünyadaki her şey durmuş, memleketteki en önemli görev bu direnişin kazanmasına bağlanıyordu. “Dışarıda kahve içmesem de olur” diyen işçinin cümlesi vazgeçme eşiğini zorlar. Bazen öyle olur. Başlarsın, yola çıkmaya güçlü bir adım atarsın ama yıllar boyunca nereye gitsen patronlar tarafından manipüle edilmişsin, amirler tarafından aşağılanmışsın. “Hiçbir şey değişmez olan sana olur” cümlelerine alışmışsın. Eşik buradan sallanır. İlk deneyimdir, ilk ayağa kalkıştır. Ama dizler titrese de sesler güçlü çıkar, neticesinde serde yiğitlik var. Öyle de oldu.
İki depodaki fiili grev dört gün boyunca tavizsiz ve kararlı şekilde devam etti. Bu sırada Migros yönetimi, holding direktörünü tüm depolara gönderip işçilerle toplantılar yaptırmaya başlamıştı. Tarsus’tan çıkıp OSB depoya, OSB depodan çıkıp Sarıçam depoya giden direktör, DGD-SEN’e dair kara propagandasıyla işçileri sendikadan koparmaya çalışıyordu. Aynı zamanda hiçbir yazılı belge sunmadığı, sözlü birçok kazanımdan ve iyileştirmeden bahsediyorlardı. “Yeter ki işçiler bir an önce işbaşı yapsın” deniyordu. Onlar işçilerin iyiliğini istiyordu, elbette işçiler için her şeyi yapacaklardı, bunu anlatıyorlardı işçilere. Bu teklifler yapılırken diğer yandan özellikle öncü işçilere işten atılma tehditleri, çocukları üzerinden örtük şantajlar yapılmaya başlandı. Küçük il olmanın getirdiği iş bulamamaya dair haklı kaygılarla ve işçi toplamının genç, deneyimsiz, ilk kez direnen ve örgütsüz işçilerden oluşması beşinci günde grevi iş durdurmadan iş yavaşlatmaya evirdi. Migros’un bu yalan ve şantaj işlerini takip eden günlerde işçiler huzursuz şekilde de olsa artık yavaş yavaş işbaşı yapmaya başlamış, direnişin tüm seyrini ve kaderini belirleyecek İstanbul’un iki büyük deposuna gözler çevrilmişti.
Tarsus depoda ise benzer şekilde 23 Ocak’ı 24 Ocak’a bağlayan gece yaklaşık 40 kişilik bir işçi grubu sefalet zammına teslim olmayacağını belirterek iş bırakma kararı aldılar. Bu işçilerden bazıları uzun sürelerdir depolarda çalışan “kıdemli” çalışanlarken takriben yarısından fazlası henüz yeni başlamışlardı (0-1,5 yıl). Tarsus deponun en belirgin özelliklerinden biri yeni açılan bir depo olması, bu yeni açılan deponun personellerinin belirgin bir kısmının Adana Sarıçam depodan transfer edilmiş olmasıydı. İlk bakışta henüz işe yeni başlayan işçiler büyük çoğunluğu olmak üzere neredeyse iş bırakan 40 işçinin büyük oranda öfkeli ve kararlı görünümleriyle “Ya hakkımızı alacağız ya da bu depo çalışmayacak” kararlılığının egemen olduğu bir manzara hakimdi. İş bırakan işçiler arasında stratejik öneme sahip işlerde çalışan işçiler de mevcuttu: Forklift operatörleri. Zira onların çalışmaması demek depo içerisinde çeşitli işler yapılsa dahi depodan malzeme çıkmaması yani tümden bir aksama ve durma anlamına gelmekteydi. Gecenin ilk saatlerinde öncelikle işçilerle ilk temaslar gerçekleştikten sonra fabrika müdür yardımcılarının işçileri ikna çalışmaları başladı. İlerleyen saatlerde müdür yardımcıları tarafından sendika temsilcisi de provoke edilmeye çalışıldı. Bu sırada işçilerle birlikte sabah 8’de mesaisi bitecek olan gece vardiyasının sabah vardiyasını karşılaması ve cesaretlendirmesi kararlaştırıldı. Gece boyunca müdür yardımcılarının ikna çabaları ve provokasyonları devam etmesine karşın işçiler kararlı bir şekilde durmaya devam edeceklerini defaatle belirttiler. Sabah vardiyası geldikten sonra yaklaşık bir saat kadar gece vardiyasından işçiler sabah vardiyasındaki işçilerle birlikte bekledi, iş bırakma eyleminin devam etmesi için çaba harcadılar. İlerleyen birkaç saatte Adana depoda yaşananlara benzer stratejilerle işçilerin bir kısmı iş başı yaptı, daha küçük bir grup iş bırakma eylemini sürdürdü.
Bu süreçte Erzurum’da olan fabrika müdürü de cumartesi günü yola çıkacağını ve pazar günü fabrikada olacağını belirtti. Bu sıralarda sabah vardiyası da mesaiyi akşam vardiyasına teslim etmişti. Akşam mesaisinin bitimiyle hafta tatili olan Pazar günü gelmiş ve bu kapsamda sendika avukatımızın depo önüne gelerek işçilere moral vermesi ve soruları cevaplaması planlanırken, ne yazık ki pazar akşamı sendika avukatımız depo önüne geldiğinde Erzurum’dan dönen müdür işçileri adeta alıkoydu, fabrika yetkilileri sendika avukatımıza darp girişiminde bulundu ve işçilere tam tersi durum aktarılarak işçiler manipüle edildi. Daha sonra işçilerden öğrenilen bilgiye göre ise fabrika müdürü hemen aynı gün yol ücretini yatırdı, bu durumda işçiler arasında verilen sözlerin tutulacağına dair bir inanç oluşturduğundan eylemin kati suretle sonlandığı bildirildi.
Adana ve Tarsus’ta direnişler bu hallerde şekillenip giderken Akdeniz’in incisi Antalya depoda işçiler buraları takip etti. Sendikaya mesaj atan işçilerin sayısı fazlaydı. Onlar da direnmek, güç katmak istiyorlardı. Daha fazla cesarete ihtiyaçları vardı, bu ihtiyaç o depoda da direnişe çıkmaya evrilemedi ama nihayetinde turizm cennetini kilitlemenin hazırlığını yapmak bile küçümsenemeyecek bir iş. Çünkü bu hazırlık yalnızca işçi sınıfı cephesi için değil koca holding patronları cephesine de büyük bir uyarıydı. Daha fazla cesaret ve cürete kalkışmanın hazırlıkları mutlaka yapılacaktır. Direnen bu üç depodaki işçiler ilk kez deneyimledikleri hak mücadelesi, fiili meşru direniş boyunca Migros patronuna ve yönetimine insanca bir yaşam ve ücret taleplerini en üst perdeden duyurmuş, yurdun dört bir yanındaki depolara güç katmıştır. Bu depolardaki direnişin görece erken sonlanmış olmasında elbette Migros’un manipülasyonlarının etkisi büyüktür. Ancak unutulmamalıdır ki Esenyurt depo işçileri günlerce direnirken arkalarına 2022 direnişinin hafızasını da almışlardır. Akdeniz havzasında üç depo direndi, bu hafıza ve bolca çalışmayla bir sonrakinde daha güçlü, daha kalabalık direneceğiz. Memleketin her yanında direnen ve kazanan Migros emekçilerine selam olsun!



