Umut-Sen olarak bir süredir “holdingci güçler” olarak tanımladığımız girift yapının yoksullaştırma hamlelerinin derinliğini ve bu hamlelere karşı mücadele yollarını tartışmak üzere “Umudu Kuşan, Holdingci Güçleri Parçala” diyerek 12 Ekim’de yapılacak ikinci Umut-Sen İç Anadolu Konferansı’nı duyuruyoruz.
2025 yılında holding merkezleri, İK’ları, devlet daireleri, kolluk kuvvetleri, onların emrine amade sayısız STK ve sarı sendikalar işbirliği halinde, hiç olmadığı kadar küstahça ve korkusuzca yağmaya devam ediyor. Güvencesiz emek rejimi, çalışma yaşı tabanının düşürülmesi ve tavanının artırılması, giderek artan işçi ölümleri, toprak yağması ve emperyalizmle kurulan ilişki bizim için normalleşmiş, gündelik hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumdayken, yaşamlarımız holdingci güçlerin kâr hırsına hizmet eden birer araca dönüşmüş durumda.
Bir yandan proletaryanın siyasi kavgada yenilmesiyle karşısında hiçbir güç kalmayan kapitalizmin neoliberal küreselleşme döneminde, devrimler çağının tüm kazanımları bertaraf edildi ve ediliyor.
Diğer yandan bugün egemenlerin hiçbir meşruiyeti kalmadığını görüyoruz. Holdingci politikalarına devam edebilmek için kaba kuvvete daha sıkı ve daha çabuk sarılıyorlar. Emperyalizm, Anadolu’da kurduğu küresel fabrikayı ve soygun ağını bozdurmamak adına agresifleşmekten korkmuyor. Meşru değiller ve bunu biliyorlar.
Yoksullaştırma yaşamın her alanında devam ediyor:
Sarı sendika Eğitim-Bir-Sen, MÜSİAD, TÜSİAD, TOBB ve Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle 4 yıllık zorunlu eğitim yeniden tartışmaya açılarak çocuk işçiliğini kurumsallaştırma süreci hızlandırılıyor.
Öte yandan, yeni yasa tasarısıyla kıdem tazminatı dahi alamayacak emekliler, kayıtdışı çalışmaya zorlanıyor ve iş cinayetlerinde yaşamlarını yitiriyor. Bu tabloya hiç olmadığı kadar sık tanık oluyoruz.
Maden patronları, holding sahipleri ve AKP milletvekilleri tarafından 13 Haziran’da meclise sunulan torba Maden Yasası, köylülerin meclis önündeki nöbeti ve açlık grevine rağmen kabul edildi. Topraklarımız birkaç holding merkezine hediye edilmiş durumda.
Deprem, bizim felaketimiz iken holdinglerin rant aracına dönüştü. Hâlâ su ve altyapı sorunlarıyla yüz yüze olan depremzedeler borçlanarak elde edecekleri TOKİ konutlarıyla şehir çeperlerine sürülmek istenirken, şehir merkezleri OSB kentlere dönüştürülmek isteniyor.
Enflasyon yükselişine sebep olacağı gerekçesiyle işçi sınıfına ara zam yok ama holdinglere milyarlarca liralık vergi afları ve Ortadoğu’daki cehennemi harlayacak savunma sanayisine yine milyarlarca liralık yatırımlar yapılıyor, bu sırada çocukların okullarında sabun bulunmuyor. Yarattıkları krizin faturası ücretli çalışanlara, nitelikli eğitim ve sağlıklı beslenme hakkı gasp edilen çocuklara ve emekliliklere kesiliyor.
2025 senesi “Aile Yılı” ilan edilerek, kadınları sermaye için üretime yeni köleler kazandıracak birer kuluçka makinesine çevirip evlerine hapsetmek tasarlanırken, kadın cinayetleri hız kesmeden devam ediyor. Aile Yılı kapsamındaki yeni yasa tasarısıyla LGBTİQ+’ların her türden yurttaşlık hakkı gasp ediliyor. Holdingci güçlerin yarattıkları bu şiddet sarmalı, çocuktan yaşlıya, kedi köpekten denizde yüzen balığa kadar hiçbir canlıyı es geçmiyor.
Sağlıkta özelleşmeyle nitelikli tedavi hakkı elinden alınan, turizm sektöründeki düzenlemelerle 10 günde 1 izin yapmaya zorlanan, free-lance çalışma rejimiyle güvencesizleşen, ofislerde ve fabrikalarda mobbingden intihara sürüklenen, günde 10 saati aşkın çalışma sürelerine maruz kalan, yoksullaştırılan, mülksüzleştirilen, yurttaşlıktan kovulan işçi sınıfı yolun Ankara’dan geçtiğinin ve sorumlunun karşısına dikilme mecburiyetinin farkında. Biz de Umut-Sen İç Anadolu olarak bunun yükümlülüklerinin farkındayız. Kuruluşumuzdan itibaren kapitalizmi yıkma, proletaryanın mutlak iktidarını kurma hedefimiz doğrultusundaki fiili meşru mücadelemizin bize öğrettikleriyle yola devam ediyoruz: “Burjuvazi, kavgaya davet etti bizi. Davetleri kabulümüzdür.” Bu çağrı, kavgayı omuzlamak isteyen herkesedir.



