Mike Cooley (çev. Elçin Gen)
Michael Joseph Edward “Mike” Cooley (1934-2020) İrlanda doğumlu mühendis, yazar ve sendika lideri. Teknolojinin toplumsal sonuçlarını irdelediği eserleriyle, insanın yaratıcılığını ve toplum yararını merkeze alan üretim sistemleri üzerine çalışmalarıyla tanınıyor.
Cooley 1970’lerin sonunda Britanya merkezli Lucas Havacılık şirketinde sendika temsilcilerinin işçilerle birlikte geliştirdiği “Lucas Planı”nın hazırlıklarına katılmıştı. Şirketin yeniden yapılanma kararı doğrultusunda binlerce işçiyi işten çıkaracağını duyurması üzerine hazırlanan “Lucas Planı”, şirketin silah ve cephane imalatını bırakıp sivil üretime geçmesini öngörüyordu. İşçiler rüzgâr türbini, hibrit araba, ısı pompası, enerji tasarruflu konut gibi 150’den fazla alternatif ürün tasarımı yapmış; plan kapsamında piyasa analizleri ve eğitim programları hazırlamıştı. İşgücünü yeni baştan organize eden “Lucas Planı”nda, üretim bölümünde çalışan işçilerin örtük pratik bilgisi ile tasarımcıların teorik mühendislik bilgisini birleştiren bir ekip çalışması öngörülmüştü.
Lucas işçileri planın duyurulmasını ve destek görmesini sağlamak için ülke çapında seferberlik yürüttüler; uluslararası alanda birçok sosyalist sendika Lucas işçileriyle dayanışma gösterdi. Dönemin İşçi Partili Sanayi Bakanı Tony Benn’in plan lehine sarf ettiği çabaya rağmen, İşçi Partisi iktidarı şirket yönetiminden yana tavır aldı. 7 yıllık mücadelenin sonunda şirket Mike Cooley’yle birlikte binlerce işçinin işine son verdi. “Lucas Planı”nın ve onu hazırlayan sendikanın hikâyesi The Lucas Plan: A New Trade Unionism in the Making? (1982) başlıklı kitapta anlatıldı.
Mike Cooley’nin yayınlandıktan sonra altı dile çevrilen “Mimar mı Yoksa Arı mı? İnsan/Teknoloji İlişkisi” (1980) başlıklı kitabı, Lucas Havacılık fabrikasındaki deneyimlerinin ürünüydü. Kitabın başlığı Marx’ın Kapital’deki ifadelerine göndermeydi: “Bir arı, kovanının yapısıyla pek çok mimarı utandırabilir. En kötü mimarı arıların en iyisinden ayırt eden şey, mimarın peteği balmumundan inşa etmeden önce kafasında kurgulamış olmasıdır.” Cooley’nin kitabının temel vurgusu, yönetici sınıflar tarafından dayatılan zihin-kol emeği ayrımının ortadan kaldırılmasıydı.
Aşağıda Mike Cooley’nin kitabından seçilmiş pasajların çevirisini sunuyoruz. (Architect or Bee? The Human/Technology Relationship, Southend Press, 1980, s. 1, 21-23)

ABD’de 1800-1970 yılları arasında değişen istihdam yapısı. Dikey taranmış alanlar: Sanayi (imalat, madencilik, inşaat). Yatay taranmış alanlar: Hizmet sektörü (sevk ve idare, ticaret, taşımacılık, mağazacılık, dağıtım, sosyal hizmet, eğitim, sağlık, sanat). Boş alanlar: Tarım. Kaynak: Architect or Bee?, s. 14.
İnsan Zekâsını Zayıflatmak Niye?
İnsanları ne kadar çok gözlemlersem, kullanıma sokabildikleri muazzam genişlikteki zekâ birimleri karşısındaki hayranlığım o ölçüde artıyor. Bazı işlerin basitliğini tarif etmek için “Karşıdan karşıya geçmek kadar kolay” deriz; halbuki insanların karşıdan karşıya geçme yeteneği bile bir teknoloji uzmanı olarak beni daima hayran bırakmıştır: Kaldırımın kenarına gidiyorlar; her iki yönden gelmekte olan taşıtların hızını hesaplamak üzere, taşıtın araba mı otobüs mü olduğuna karar vermelerini sağlayan (çünkü taşıtın boyutu da önemli) devasa bir hafıza bankasını devreye sokuyorlar. Ardından, görüntünün değişim oranından hareketle hızı hesaplıyorlar. Bunu aynı anda her iki yönden gelen taşıtlar için yapıyorlar ki, aralarındaki kapanma süratini hesap edebilsinler. Bu sırada bir yandan da yolun genişliğini, kendi ivmelerini ve tepe hızlarını hesaplıyorlar. Harekete geçebileceklerine karar verince, iki yönden gelen taşıtların hareketiyle tam bir uyum içinde aralarından geçip karşı tarafa ulaşıyorlar.
Tarif ettiğim bu işlem, insanlar olarak sürekli yaptığımız hesaplamaların en basitlerinden bir tanesi. Siz bir de Lucas Havacılık fabrikasındaki vasıflı işçilerimizin, bir uçak jeneratöründe neyin ters gittiğini bulmak için hayata geçirdikleri hata tespit işlemlerini seyredin… Orada tanık olacağınız şey, tam anlamıyla işbaşındaki zekâdır.
Kendi bilgi işleme kapasitesinin tamamını kullanan bir insanın devreye sokabileceği sinaptik bağlantıların miktarı 1014 iken, örüntü tanıma kabiliyetine sahip en karmaşık robotik cihazda halihazırda sadece 103 zekâ birimi bulunuyor. Neden makinenin 103 birimlik zekâsını yükseltirken insanın 1014 kapasiteli aklını zayıflatacak araçları bile bile tasarlıyoruz?

Makine ve insanda toplam bilgi işlemede kullanılabilecek zekâ birimleri karşılaştırması. Sağdaki çizim, yukarıdan aşağıya sırasıyla: zekâ + hayal gücü, zekâ + bilinç, zekâ + irade, zekâ + ideoloji, zekâ + mizah duygusu, zekâ + siyasi amaçlar. Kaynak: Architect or Bee?, s. 22.
İnsan zekâsı beraberinde kültürü getirir; siyasi bilinci, ideolojiyi, siyasi bağlılıkları getirir. Bizim toplumumuzda bunlar az çok “yıkıcı” şeyler olarak görülüyor, bastırılmaya veya tümden yok edilmeye çalışılmalarının sebebi de bu…
Tasarımcılar olarak bizler insanların zekâsını bastırmaya o kadar koşullandırılmışız ki bunu yaptığımızın farkına bile varmıyoruz. Bazı Yapay Zekâ alanlarında tanık olduğumuz dehşet verici azmin sebebi de bu. Avusturya Sendika Hareketi liderlerinden, bilgisayar bilimci Fred Margulies, insan beyingücünün nasıl heba edildiğinden bahsederken şöyle diyor:
İki yönlü bir israftır bu: Elimizdeki özkaynakları kullanmamakla kalmıyoruz, giderek küçülüp yok olmalarına da göz yumuyoruz. Körelme [atrofi], tıp alanında uzun zamandır bilinen bir olgu. Kullanılmayan organların, sözgelimi alçıda kalan kasların, kütle ve kuvvetindeki azalmayı ifade ediyor. Sosyal bilimcilerin son araştırmaları, körelmenin zihinsel işlev ve yetenekler için de geçerli olacağı hipotezini destekliyor.
İnsan beyingücünün kabiliyetlerine örnek olarak, Sir William Fairbairn’in 1861 tarihli değirmen ustası tarifini aktarmak isterim:
“Eskinin değirmen ustası vaktiyle mekanik sanatların yegâne temsilcisiydi. Hem bir gezici mühendis, hem de büyük itibar gören bir teknisyendi. Baltayı, çekici ve rendeyi aynı beceri ve ustalıkla kullanabilir; çevirme, delme, dövme işlemlerinin tümünü bu zanaatların hepsinde pişerek yetişmiş olmanın rahatlığıyla yerine getirebilir; değirmen taşındaki olukların boyutuna ve yönüne, değirmeni bizzat kullanan değirmenci kadar ya da ondan daha büyük isabetlilikle karar verebilirdi. Çoğu değirmen ustası aynı zamanda iyi bir matematikçiydi, geometriden anlardı, ölçme işlemlerini bilirdi, hatta bazı durumlarda son derece yetkin bir uygulamalı matematik bilgisi olurdu. Makinelerin hızını, kuvvetini ve gücünü hesaplayabilir; plan ve kesit çizebilir; mesleğinin icrası için gerekli olan her biçimde ve her koşulda bina, oluk veya suyolu inşa edebilirdi. Köprü inşa edebilir, kanal açabilir, bugün inşaat mühendislerinin yaptığı birçok işi yerine getirebilirdi.”
O tarihten sonra bütün bu zihinsel işler değirmen ustalarının elinden alındı.



