Holdingler ülkeyi esir almış, kârlarına kâr katıyor, kanımızı ve emeğimizi emerek büyüdükçe büyüyor. Kazandığımız ücretler her geçen gün düşüyor, her şeyin fiyatı da aynı hızda yükseliyor. Hayatlarımız müdahale etmemiz istenmeyen karmaşık siyasi ilişkiler, ittifaklar, savaşlar ve kavgalar içinde şekilleniyor. Bugün, büyük siyasi çalkantıların, temel yurttaşlık haklarından seçme ve seçilme hakkının büsbütün gasp edilmesine cüret eden bir iktidar aracılığıyla “holdingcilik” giderek berraklaşan bir süreç olarak karşımızda beliriyor.
İddiamız basit ve yalın. Bu ülke holding merkezlerinin belirlediği koşullarda yönetilmektedir. Devlet de bu koşulları dayatan, bu merkezlerin tadının kaçmaması için uğraşan aktördür. Evet, Türkiye sefalet seviyesinde asgari ücretle, sigortasız çalıştırmayla, iş cinayetleriyle, ucuz emek ve ucuz ürün dayatmasıyla insan hayatının bir bütün olarak değersiz olduğu, holdinglerin daha fazla büyümesi, sahip oldukları zenginleşme olanaklarını kaybetmemesi için devletin tüm şiddetini uyguladığı bir “holdingler ülkesi” haline gelmiştir. Bizim olan her şeyi, yaşadığımız hayatı, şehri, toprağımızı, emeğimizi holdinglerin elinden kurtarmak zorundayız.
Yıllardır takip ettiğimiz, desteklediğimiz ve örgütlediğimiz sayısız direniş ve mücadelenin neferleri, yani bugün karşı karşıya olduğumuz sınırsız servet transferine karşı emeğini, toprağını, çocuğunun geleceğini savunan, direnen, onuruna sahip çıkan emekçiler, bu yağma ve talan düzenine son verecek yolu da, yordamı da, özneyi de gösteriyor.
Anadolu’nun hemen her yerinde olduğu gibi bereketli Ege coğrafyasında da direnişin azmi ve mücadelenin yoğun gündemi içerisinde yaşamını, onurunu savunan herkesi bir araya getirme, baskı ve zora karşı direnme kapasitemizi ileri taşımak için örgütlenme ve emekçi sınıfların bu dünyayı yeniden yaratma iradesine dayanan bir siyasi gücü inşa etme çabasını büyütüyoruz.
Gelin, Holdinglerin Türkiyesi’ne karşı birleşelim. Holdingsiz bir Türkiye’yi inşa edecek işçilerin, emekçilerin sınıf cephesini beraber yaratalım!




