“Holdingsiz Türkiye” hedefine ulaşmak üzere yola çıkıyoruz, 7 Aralık 2025 Pazar günü bir araya geliyoruz. Umut-Sen kolektifinin bu yılki konferansı önceki yılların birikimini politik bir hedefe taşıyabilmenin arayışıyla toplanıyor.
Umut-Sen, ilk konferansından itibaren kapitalist devletin neoliberal küreselleşme döneminde işçi sınıfını boyunduruk altına aldığı hakikatinden hareketle, bu boyunduruğun sendikal ve siyasal alandaki kurumları çürüttüğü tesipitini direnen işçilerle birlikte yaptı. Bu tespitten hareketle işçi sınıfının prangalarını kırabilecek pratik müdahaleleri geliştirebilecek kurumsallığı inşa etmenin peşine düştü. Bu inşa gayreti esnasında söz konusu prangaları daha yakından tanıdık, onlara bir süredir “holdingci güçler” diyoruz.
1990’lardan itibaren bir tarihsel blok oluşturarak neoliberal küreselleşme çağına uygun biçimde Türkiye’yi dönüştüren ve Anadolu’da küresel fabrikayı inşa eden oligarşik muktedirler ağı, 2002’den itibaren kendisine fazlasıyla uyan bir siyasal liderlik eliyle Türkiye’yi idare ediyor. Emperyalizmin dönemsel eğilimiyle tam uyumlu bu dönüşüm, ilk evresinde başarılı bir tarihsel blok oluşturmuş olsa bile, neoliberal reçetelerin itibarsızlaştığı, halkların öfkesinin dünyanın her yerinde yükseldiği 2008 krizinin ardından küresel konjonktür sayesinde ilk döneminde yarattığı zenginliğin bölüşümünde de zorlanarak daralmaya başladı ve yağmacı karakteri iyice açığa çıktı.
Bu yağmacı eğilim bugün bazen kendi içinden çıkan figürlere ve kurumlara çökse de esasen emekçi halka dönük bir yoksullaştırma saldırısı yürütüyor. Bu oligarşik ağ, emekçilerin itirazıyla karşılaştığı her yerde artık çürümüş, hatta zombileşmiş bir tarihsel blok, bizim tanımımızla “holdingci güçler” olarak karşımıza çıkıyor.
Holdingci güçler kendi maddi çıkarlarını, güçlerini ve etki alanlarını pekâlâ bilerek, yurttaşların yükselen öfkesini ve itirazını da görerek emekçi halkın karşısında giderek daha nobran ve zalimce davranıyorlar. Niye çekinsinler? Emperyalist sisteme sırtlarını yaslamışlar, devlet onların devleti, yargı onların yargısı, kolluk onların kolluğu, siyasetçiler ceplerinde, seküler avukat da imam efendi de sofralarında. Bu koşullarda öfke ve itiraz ulusal bir kitlesel politik muhalefet karakteri kazanmadığı sürece, birbirinden kopuk direnişler silsilesi onların sınırsız yağmacılığıyla birlikte sürecektir.
Kapitalist devleti yıkıp parçalamayı, yerine işçi sınıfının iktidarını kurmayı hedefleyen bir siyasal yoğunlaşmadan yoksun bir sendikal-siyasal tarz, son tahlilde sınıfı düzene bağlama aracı olmaktan kurtulamaz. Başından beri Umut-Sen kolektifinin temel tespitlerinden biri budur.
Bu yüzden geçen yıl konferansta yaptığımız tespitler doğrultusunda, bu yıl “Holdingsiz Türkiye” diyoruz. Bu düzen daha fazla devam edemez. Holdingci güçlerin kan emiciliği, sömürücülüğü arttıkça emekçilerin yurttaş hakları törpüleniyor, emekçiler yurttaşlıktan kovuluyor, halk da tebalaştırılıyor. Kimilerinin düşündüğünün aksine bu durum yürütme erkini tekelleştirmiş Cumhur İttifakı iktidarının yerli ve milli bir özelliği de değil. Zombileşen neoliberal düzen, bütün dünyada emekçileri ve sabit gelirlileri ülkemizdekine benzer bir biçimde temel haklarından yoksun bırakarak sömürüyü, adaletsizliği ve eşitsizliği müstehcen boyutlara doğru büyütmektedir. Emperyalizmin güncel eğilimi budur.
Bu tespitlerden hareketle konferansımızda bu yıl işçi hareketini de aşan, sınıfsal düzlemde bilinçli ya da bilinçsiz olarak holdingci güçlere itiraz eden, onlara karşı öfkesini bileyen tüm kesimleri bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Depremin ne zaman kafasına yıkacağını bilmediği konutlarda yaşayıp, AVM’lerde güneş görmeden 10-12 saat güvencesiz işlerde düşük maaşla çalıştırılmak dışında bir gelecek vaat edilmeyen gençlerimizden sadakadan farksız maaşlarını alırken geçinebilmek için ek iş yapmak zorunda olan emeklilere, sendikasız kalarak ya da sarı sendikalara üye yapılarak iş cinayetlerinde öldürülme tehlikesiyle burun buruna düşük ücretle çalışan işçilerden toprağı, emeği maden ya da gıda sanayi tekellerinin insafına terk edilen köylülere, küçük mülküne acele kamulaştırma zorbalığıyla el konacak ev sahibinden ateş pahası kiralardan ötürü barınamayan evsize bütün halkımızı konferansımıza davet ediyoruz. Bu yoksullaştırma saldırısının çözümünün “Holdingsiz Türkiye” şiarından geçtiğini göstereceğiz.
Anadolu’daki kürsesel fabrikanın yağmacı politik ekonomisinin doğası gereği gittikçe küçülen ekmeğimiz, yok olan temel haklarımız, kaybolan adalet duygumuz ve daha fazlası, emperyalist sistemle uyum içinde memleketi yağmalayan holdingci güçlerin işçi sınıfını yoksullaştırma ve tebalaştırma saldırısının birer sonucudur.
Toprağını, ağacını, doğayı savunan köylünün, mahsulünü çöpe dökmek zorunda kalan çiftçinin, barınamayan öğrencinin, yaşamına göz dikilen kadının, geçinemeyen emeklinin, sendika hakkı tanınmayan ve düşük ücretlere mahkum edilen işçinin, konutuna çökülen mahallelinin, zulme uğrayan emekçi halkların isyanını ve öfkesini örgütleyecek bir siyasi güç inşa ediyoruz.
Düşmanı “holdingci güçler” olarak tanımladığımızdan bu yana mücadelede sırtlandığımız sorumluluklar altından tek başına kalkamayacağımız düzeyde arttı. Bu sorumlulukların ağırlığını bizimle birlikte hissedecek, her yere yetişme azmiyle yerinde duramayacak, elindeki tüm imkânları bu uğurda seferber edecek olanları yoldaşlığa çağırıyoruz.



