spot_img
spot_img
Ana SayfaÇeviriİtalya’da göçmen işçiler haftalık 40 saatlik çalışma için grev dalgası başlattı

İtalya’da göçmen işçiler haftalık 40 saatlik çalışma için grev dalgası başlattı

İtalya’daki küçük tekstil firmaları uzun süredir örgütlenmesi neredeyse imkânsız yerler olarak görülüyordu. Ancak son dönemde gerçekleşen başarılı eşzamanlı grev dalgası, ülkedeki aşırı sömürülen göçmen işçi kitlesi için yeni olanaklar yaratıyor.

Nisan ayının başından bu yana Toskana’nın Prato kentindeki göçmen işçiler, kırk saatlik çalışma haftası ya da kısaca “8*5” hakkı için bir grev dalgası başlattı.

SUDD Cobas sendikasının örgütlediği bu iş bırakmalar, “Grev Günleri” olarak adlandırıldı ve Avrupa’nın en büyük tekstil üretim merkezinde yetmiş tekstil ve konfeksiyon fabrikasını doğrudan etkiledi. Oldukça başarılı geçen bu eşzamanlı grevler, on dört hafta gibi kısa bir sürede altmış sekiz atölye ve depoda “8*5” kazanımını, yani günde sekiz saat, haftada beş gün çalışma düzenini hayata geçirdi.

Bu kazanımlar, İtalya’nın en kötü şöhretli sanayi bölgelerinden birinde yedi yıllık örgütlenme çalışmasının bir sonucudur. Prato’da yedi binden fazla tekstil ve konfeksiyon işletmesinin bulunduğu ve buralarda kırk üç bin kişinin çalıştığı tahmin ediliyor. İşçiler genellikle moda üretiminin farklı aşamalarında yoğunlaşmış küçük işletmeler tarafından istihdam ediliyor; ip boyama, iplik bükme, kumaş baskısı, tişört dikimi ya da hatta işletmeler arasında askı taşıma gibi işler. Tüm bu faaliyetler, yıllık yaklaşık 2 milyar avroluk ihracat geliri yaratıyor ve Prato’yu dünya çapında rağbet gören Made in Italy (İtalyan Malı) modasının önemli merkezlerinden biri haline getiriyor.

Prato, göçmen işçilerin yoğunluğu ve ağır sömürü koşullarıyla biliniyor: günde on dört saatlik çalışma, sendika karşıtlığı, tehlikeli makineler ve atölyelerin içine yerleştirilmiş derme çatma yatakhaneler. Bu koşullar 2013’te yaşanan bir fabrika yangınında yedi Çinli işçinin ölümüne yol açmıştı.

Bu kötü şöhret, yıllar boyunca benim de aralarında olduğum birçok gazeteci ve araştırmacıyı kente çekti. Bugün ise dikiş makineleri başındaki işçilerin tanıdık görüntüleri, yürüyüş ve grev hattı fotoğraflarıyla birlikte dolaşıma giriyor; şehir, göçmen işçi hareketliliğinin yükselişine sahne oluyor. SUDD Cobas’taki sendika örgütçüleri bu yükselişi “8*5 hareketi” olarak adlandırıyor ve başlangıcını 2021’deki Texprint grevine bağlıyor. Benim o dönemde Labor Notes için yazdığım bu grev, kırk saatlik çalışma haftası talebiyle dokuz ay boyunca bir kumaş baskı fabrikasında sürmüştü.

Sendikayla ilk kez Texprint’te tanıştım, pek çok kişi gibi kendimi onların mücadelesine dahil olmuş buldum. Cesaretleri ve mizahları bulaşıcıydı. Fabrika kapısında kamyonların giriş çıkışını engellemek için yirmi dört saat boyunca süren ablukayı, aylarca para cezalarına, şiddete, gözaltılara ve sert hava koşullarına rağmen sürdürmelerini hayranlıkla izledim.

SUDD Cobas, bu kesintisiz ablukalarıyla biliniyor. Grev gözcüleri, “presidio” adını verdikleri grev hattında çadırlar, masalar, sandalyeler ve gölgeliklerle kurdukları yaşam alanlarında yiyip içiyor, uyuyor ve vakit geçiriyor. İtalyancada “nöbet” ya da “karakol” anlamına gelen presidio, üretilen malların işyerlerinden çıkışını engelliyor. Bu sayede grev, katılım sayısından bağımsız olarak doğrudan şirketin kârını vurabiliyor; bazı grevler azınlıkta kalmasına rağmen etkili oldu. Finansal kayıplar ve müşteri kaybetme riski, çoğu zaman işverenleri masaya oturmaya zorluyor.

SUDD Cobas, 2024 Mayıs’ında bağımsız sendika Si Cobas’tan ayrılarak kuruldu. SUDD, Sindacato Unione Democrazia Dignità — yani Birlik, Demokrasi, Onur Sendikası’nın kısaltması; Cobas ise İtalya’nın sanayi alanlarında faaliyet gösteren çok sayıdaki comitati di base (taban komiteleri) ifadesinden geliyor. SUDD Cobas gibi taban sendikaları, tarihsel olarak farklı siyasi partilerle bağlantılı olan ülkenin üç büyük işçi konfederasyonunun (CGIL, CISL ve UIL) dışında faaliyet gösteriyor. Prato’da SUDD Cobas, kentin en güvencesiz işçileri adına hak mücadelesi verirken hem işverenlerle hem de merkez sol Demokrat Parti’nin seçilmiş temsilcileriyle karşı karşıya geldi.

Bu bahar başlatılan “Grev Günleri” modeli ise sendikanın yeni bir örgütlenme yöntemi: coğrafi bölgeler bazında koordine edilen, birden fazla işletmede eşzamanlı, süresiz grevler ve kalıcı grev hatları. Geçen hafta, SUDD Cobas’ın koordinatörlerinden Sarah Caudiero ile sendikanın bu deneyimini konuşmak için bir araya geldim.

MORGANNE BLAIS-MCPHERSON:
Öncelikle, Grev Günleri’ne yol açan süreci açıklayabilir misiniz?

SARAH CAUDIERO:
6 Nisan’dan itibaren bir ay boyunca, eşzamanlı süresiz grevler gerçekleştirdik. Her grevin bir presidio’su vardı. Patronlar sırada kimin olduğunu bilemiyordu. Bir yerde greve başlıyor, o bitince başka bir yerde yeniden başlatıyor ve her seferinde presidio’yu oraya taşıyorduk.

MORGANNE BLAIS-MCPHERSON:
Anlattığınız bu eşzamanlı süresiz grevler modeli, Birleşik Otomotiv İşçileri’nin 2023’teki ‘Büyük Üçlü’ sözleşme grevlerinde uygulanan ve benim de geçen yıl Kaliforniya Üniversitesi’nde Filistin yanlısı protestocularla dayanışma amacıyla katıldığım grevde uygulanan “Stand Up” modeline benziyor. Bu grevlerde sendika, tüm işçileri aynı anda greve çıkarmak yerine zamanla yeni fabrikaları veya kampüsleri greve çağırıyor, böylece patronu sürekli belirsizlik içinde bırakıyordu. Bu model Prato’da ne kadar başarılı oldu?

SARAH CAUDIERO:
Çok başarılı oldu. Birçok grev çok kısa sürdü, bazen yalnızca bir günlük grev bile bir sözleşme kazanmaya yetti. Toplamda bir ay içinde on beş grev gerçekleştirdik. Öyle başarılı oldu ki modeli değiştirmek zorunda kaldık. Pek çok işçi bize gelip kendi işyerlerinde grev örgütlememiz için yardım istedi. Bu grev modelini sürdürseydik zamanımız yetmeyecekti. Nisan-Temmuz arasındaki moda üretimindeki yoğun sezon sona erecekti ve elimizdeki önemli baskı gücünü kaybedecektik.

MORGANNE BLAIS-MCPHERSON
İşte o zaman Grev Günleri modeline geçtiniz.

SARAH CAUDIERO
Evet. İlk Grev Günleri dalgamızı 30 Mayıs’ta başlattık. Artık grevleri birbirini takip edecek şekilde değil, baştan itibaren eşzamanlı olarak düzenliyorduk. Aynı anda düzenlediğimiz maksimum grev sayısı dört gün süren on grevdi. Bir grev sona erdiğinde, başka bir grev başlıyordu. Örneğin, bir Cuma sabahı on grev olabiliyordu; öğleden sonra iki grev sona eriyor, akşam iki yeni grev başlıyordu.

Bu maksimum sayı kendi kapasitemizle belirlendi. Her presidio’da, polis geldiğinde veya patron masaya gelmek istediğini bildirdiğinde iletişim kurabilecek en az bir kişi bulunmalıydı. Bu sorumlu kişiler genellikle grev öncesinde sendikada aktif olan kişilerdi: “Haklarınızı Bilin” atölyelerine katılmış, sendika genel kurullarına gitmiş ve müzakereleri koordine etmek ya da şiddet tehdidine karşı acil önlem almak için sendikada kiminle iletişime geçeceklerini bilen kişilerdi.

Grev Günleri’nin ilk pazar günü, bizim “Makroblok Günü” dediğimiz bir eylem düzenledik (Macrolotto, Prato’nun sanayi bölgelerinin adı, burada “lotto” yerine İtalyanca “blocco” yani ablukayı kullanarak bir kelime oyunu yapılmış). Macrolotto’nun sömürü merkezinde on grev hattı kurduk ve bölge sokaklarında bir yürüyüş düzenledik. Yürüyüşe ağırlıklı olarak Pakistan, Bangladeş, Afganistan ve Hindistanlı sendika işçileri katıldı, ama lise öğrencileri, üniversite öğrencileri ve Pisa ile Lucca’daki eylemciler de dahil oldu.

Yürüyüşe, 2013’te yedi işçinin öldüğü Teresa Moda fabrikasından başladık. Yürüyüş boyunca işçiler işyerlerinden çıkarak yürüyüşe katıldı. Elbette tüm bunlar önceden gizlice planlanmıştı.

MORGANNE BLAIS-MCPHERSON
Tüylerim diken diken oldu!

SARAH CAUDIERO
Gerçekten inanılmazdı! Komşu bir fabrikada çalışan tanımadığımız bir işçi bile işyerini terk etti! O akşam sadece üç grev hattı kalmıştı. Diğer tüm grevler kazanılmıştı!

Ertesi gün, o üç grev hattından birindeyken, komşu bir fabrikadan bir işçi bize greve gitmek istediğini söyledi. Biz de ona grev örgütlemesinde yardımcı olduk. İlham alan sendika üyeleri megafon alıp sokaklarda tüm işçilerin greve çıkabileceğini duyurmaya başladılar. Dört konfeksiyon şirketinden sekiz işçi, kendi inisiyatifleriyle işlerini bırakarak bize sokakta katıldı.

Bunun mümkün olmasının nedeni Nisan ayında greve çıkan ve haklarını kazanan işçilerin Grev Günleri sırasında yeni katılanlarla birlikte dayanışma grevine katılmasıydı. Bu kadar çok grevi aynı anda yürütmek büyük bir destek gerektirir ve işçiler bu desteği sağladı.

MORGANNE BLAIS-MCPHERSON
Sendika şu anda ne yapıyor?

SARAH CAUDIERO
Şimdi yeni bir Grev Günleri dalgası başlattık. Önceki dalgadan bu yana, otuz ek fabrikadan işçiler bize gelip grevleri koordine etmemiz için yardım istedi. Şu ana kadar bu yeni dalgada on sekiz grev gerçekleştirdik ve şu anda on beşinci sözleşmeyi tamamlamak üzereyiz.

MORGANNE BLAIS-MCPHERSON
Grev Günleri deneyiminden hangi dersleri çıkardınız?

SARAH CAUDIERO
Grev hattı desteğini coğrafi bölgelere göre örgütlemenin önemi çok büyük. Prato’yu sekiz bölgeye ayırdık. Zaten 8×5 hakkını kazanmış işçiler, gece vardiyalarını, yemek hazırlığını ve su lojistiğini organize etmek için bölge toplantıları düzenlediler. Sanayi bölgesinde grevcilerin susuz kalmamasını sağlamak zor, ama özellikle İtalya’da yaşadığımız kavurucu sıcaklar göz önüne alındığında bu hayati önemde. Daha önce sendikada çok aktif olmayan kişiler, kitlesel desteğe ihtiyaç olduğu açıkça görüldüğünden aktif hâle geldi.

MORGANNE BLAIS-MCPHERSON
Bugün, bir grevin tarihsel önemi (veya önemsizliği) genellikle grevin katılımcı sayısıyla ölçülüyor. Bazıları bu sayılara bakıp, “İyi de birkaç düzine küçük işyerindeki işçiler sendikalaşırsa ne olmuş ki?” diyebilir. Bu Grev Günleri’nin önemini açıklayabilir misiniz?

SARAH CAUDIERO
Grev Günleri, çok küçük tekstil ve konfeksiyon şirketlerinde gerçekleşen grevleri kapsıyor; buralar yıllardır sendikalaşmanın imkânsız olduğu düşünülen, çok az sayıda işçinin çalıştığı yerler. Dikim atölyeleri, ütü atölyeleri, hazır giyim depoları… Her işyerinde genellikle sekiz ila yirmi kişi çalışıyor. Dolayısıyla bu şirketlerde çoğu zaman en kötü çalışma koşulları mevcut: On iki saatlik mesailer, haftanın yedi günü çalışma dayatılıyor.

Ama patronları “küçük patron” değil; genellikle birden fazla şirketin sahibi oluyorlar. SUDD Cobas’ta, bu küçük şirketleri tek bir büyük fabrikanın bölümleri gibi görüyoruz ve son grevleri buna göre örgütledik. Küçük işyerlerine odaklanmak bizim için yeniydi. Altı yıl boyunca, elli ila yüz işçi çalıştıran çok daha büyük tekstil üretim ve lojistik firmalarında grevler örgütlemiştik. Prato’daki sayısız küçük atölye ise çoğunlukla dışarıda kalmıştı. Sendikamız büyüdükçe liderlik yeni bir hedef belirledi: görünüşte sendikalaşması imkânsız olan bu havzaları örgütlemek. Bunu dayanışma yoluyla başardık; farklı şirketlerden işçileri sanki aynı işyerinden meslektaşlarmış gibi bir araya getirerek örgütledik. Yıllar önce daha büyük fabrikalarda greve çıkan işçiler, kendi bölgelerindeki grev hattını desteklemek için geldi. Onların desteği olmasaydı, son Grev Günleri zaferlerinin hiçbiri mümkün olmazdı.

Grev Günleri’nin başarısı önemli, çünkü dayanışma ile imkansız görünenin mümkün hâle getirilebileceğini gösterdik.

Kaynak: labornotes.org/blogs/2025/07/italy-immigrant-workers-launch-wave-strikes-40-hour-week
Çeviren: Bala Ulaş Ersay

spot_img
İlgili İçerikler

Son Eklenenler