Çeşitli sektörlerde çalışan kadınların yıllardır maruz kaldığı taciz, cinsel saldırı ve mobbing ifşaları sürüyor. Özellikle kültür, sanat ve edebiyat alanında kurumsal yapıların yanı sıra bağımsız olarak yürütülen ilişkilerde de bu vakaların yaşandığı görülüyor. Sinema ve medya sektörü ise güvencesiz çalışma koşulları, uzun mesai saatleri ve denetimsizlik nedeniyle bu sorunların en yoğun görüldüğü alanlardan biri olarak öne çıkıyor.
12 yıldır kamera asistanlığından kurguculuğa kadar setlerde birçok farklı pozisyonda çalışan Ayşe Irmak Şen, bu koşullar içinde yaygınlaşan cinsel taciz ve mobbingi anlatıyor. Hukuki sürecinin zorluklarından, setlerdeki ‘iş kültüründen’, usta-çırak ilişkilerinde ortaya çıkan güç dinamiklerinden ve örgütlenme ihtiyacından söz eden Şen, “Tacize veya mobbinge uğradığında bir kere bunu hukuki olarak kanıtlamak çok zor çünkü örneğin sigortasız çalışma çok yaygın. Ya da birebir çalışma modeli yaygın olduğu için tanığın olmuyor” diyor.
‘İşin doğası bu, deniyor’
Setlerdeki taciz biçimlerini ve bu ortamın nasıl “işin doğası” olarak meşrulaştırıldığını örneklerle aktaran Şen, sendikaların, dayanışma ağlarının önemine ve hâlâ devam eden sorunlara dikkat çekiyor: “Çalışanların daha çok örgütlenmesi lazım. Bunu bir kültür, işin doğası diyerek kabul etmemek gerekiyor. Sonuçta günde en fazla 12 saat çalışılması kuralı bir arada durularak kazanıldı.”
Şen, çalışma koşulları gereği patrona düşen sorumlulukların tamamen göz ardı edildiğini şöyle ifade ediyor: “İşe gireceğin zaman ‘Kadınsın, bir noktada evlenecek çocuk sahibi olacaksın. Gece geç saatlere kadar çalışamazsın. Bu işe uygun olduğuna emin misin?’ gibi sorular ile dayattıkları çalışma koşullarını değil, kadınların mesleki tercihlerini sorguluyorlar. Ancak örneğin gece geç saate kadar çalışılacaksa servis ayarlanmalı. Ancak gerekeni yapmak yerine ağır çalışma koşulları dayatılıyor.”
Eskiden setlerde durmadan 2-3 gün boyunca çalışılırken çalışma saatinin günde en fazla 12 saate düşürülmesinin mücadeleyle kazanıldığını hatırlatan Şen, “Ancak pratikte bir denetim mekanizması olmadığı için çok uygulanmıyor. ‘Ben 12 saat çalışırım’ dediğimde bana gülüyorlar, ‘Tamam sen 12 saat bitince gidersin’ denilerek bu işin doğası böyleymiş gibi davranılıyor. Bu yerleşmiş ve kültür haline gelmiş artık.”
Usta-çırak ilişkisi istismara açık
Setlerde bilgi aktarımının da genellikle eşitsiz bir şekilde gerçekleştiğini belirten Şen, şöyle anlatıyor: “Setlerde kamera işiyle ilgili çokça ayrıntı bilgi var. Bunlar okulda öğrenebileceğin ya da işe girdiğinde sana öğretilen bilgiler değil. Mecburen usta çırak modeli gibi daha deneyimli kişinin -ki bu genelde erkek oluyor, kamera kullanan çok kadın olmuyor- sana öğretmesi bekleniyor. Ancak burada da eşit işlemeyen bir süreç gelişiyor, erkekler kendi arasında çok güzel öğretiyor birbirine işi, ‘broculuk’ yapıyorlar. Ama bir kadına bir şey öğreteceği zaman hemen başkaca niyet ve ilişki dinamiği giriyor ortaya.”
Birebir çalışma ortamları suistimal ediliyor
Özellikle yönetici ve üstleriyle birebir çalışma zorunluluğunun da suistimal edildiğini ifade eden Şen, “Zaten çalıştığımız işler 2 ay gibi kısa süreler olduğu için çokça iş görüşmesine gidiyorsun ve bu görüşmelerin bazısı dolandırıcılık olabiliyor. Başka amaçlarla görüşmek istiyorlar” diyor.
Çalıştığı koşullarda da başkaca olaylara değiniyor: “Set için bazen il dışına çıkıyorsun, otelde konaklıyorsun vs. Sabah birlikte çıkmak için haberleşiyorsun ancak gecenin bir yarısında ‘Ne yapıyorsun, uyudun mu, gelsene’ tarzında çok kolay rahatsız edilebiliyorsun.”
‘Güvencesiz çalışma koşulları tacizi katmerleştiriyor’
Şen, birebir çalışma modelinin suistimal edildiğinden bahsediyor: “Bazen evine gitmek zorunda kalıyorsun birebir çalıştığınız için ancak evine neden çağırdığını o zaman anlıyorsun. Bir defasında kurgusunu yapmaya evine gittiğim yönetmenden çok çirkin teklifler aldım ve reddettiğimde de hakarete uğradım, işimi yapmamakla suçlandım. Bu tür vakaların yaşanmasının sebebini biraz güvencesiz çalışma koşulların tanıdığı ‘rahatlığa’ bağlıyorum.”
‘Koşulları değiştirmek mücadeleyle mümkün’
Bu koşulların, güvencesizliğin beslediği taciz ve mobbinge karşı bir arada durmanın, bir şekilde “işin doğasının” bu olmadığını görmenin önemine değinen Şen, daha iyi çalışma koşullarının mümkün olduğunu, kadınların istedikleri işlerde güvenli ve eşit koşullarda çalışabilmesi için gerekli koşulları sağlamanın mücadeleye bağlı olduğunu anlatıyor: “Yıllar önce sette taciz edildiğimde o zamanlar çok aktif olmayan bir sendikaya e-posta atmıştım ancak bir dönüş alamamıştım. Şu an destek olan daha çok mekanizma, sendika, kitle örgütleri var. Bu çok iyi ancak hâlâ yaşanıyor. Çalışma koşullarının güvencesizliği böyle bir alan sağlıyor. Tacize ve mobbinge uğradığında sigortasız olduğun için hukuki bir süreç başlatamıyorsun ya da ‘bu işin doğası böyle, o kişi öyledir bakma sen ona’ deniyor, usta-çırak ilişkisinden dolayı tanık bulamıyorsun. Dolayısıyla bunu kabul etmemek lazım. Çalışanların daha çok örgütlenmesi lazım.”
Kaynak: https://www.evrensel.net/



