spot_img
spot_img
Ana SayfaÇeviriBirimize Verilen Zarar, Hepimize Verilmiş Demektir: İtalya’da Genel Grev

Birimize Verilen Zarar, Hepimize Verilmiş Demektir: İtalya’da Genel Grev

İtalya’da taban sendikası SI Cobas, hem kötüleşen çalışma koşullarına hem de İtalya’nın küresel savaş ve Filistin’deki soykırımdaki rolüne karşı bir tepki olarak, 11 Nisan 2025 Cuma günü ülke çapında genel grev çağrısında bulundu.

Savaş ekonomisine karşı çıkan ve Filistin direnişiyle dayanışmada bulunan son genel grev, işyerindeki taleplerle siyasi talepleri birleştirdi. Grevde dile getirilen temel talepler arasında daha yüksek ücretler, daha kısa çalışma saatleri,  işten çıkarmaların ve taşeronlaştırmanın yasaklanması yer aldı. SI Cobas ayrıca Avrupa’nın yeniden silahlanmasına, Ukrayna’daki emperyalistler arası savaşa ve Gazze’deki soykırıma son verilmesini talep etti. Örgüt, aynı zamanda Batı emperyalizmine karşı çıkan muhalefeti bastırmayı ve protestolar ile grevleri suç kapsamına almayı hedefleyen; doğrudan mücadeleci sendikaları, özellikle de SI Cobas’ı hedef alan yeni Meloni-Mattarella “Güvenlik Kararnamesi”ne de karşı çıktı. Grev, Filistinli örgütlerin çağrısıyla 12 Nisan Cumartesi günü Milano’da düzenlenen Filistin’e destek amaçlı ulusal gösteriyle sona erdi.

Soykırımın Tedarik Zincirlerini Kırmak

Diğer taban sendikalarının katılmamasına rağmen genel grev, İtalya genelinde işçileri harekete geçirmeyi başardı. Napoli’den Bologna ve Milano’ya kadar büyük lojistik merkezlerinde gerçekleşen ablukalar, grev gözcülükleri ve iş bırakmalar, bu merkezleri âdeta felç etti. Giovani Palestinesi Italia (Genç Filistinliler İtalya) gibi Filistinli gruplar ve Napoli İşsizler Hareketi gibi müttefikler de greve katıldı. İtalya’nın ana lojistik merkezlerinden olan Bologna Interport’ta altı saat süren blokaj sonucunda kilometrelerce uzunlukta kamyon kuyrukları oluştu ve yakındaki otoyolda da aksaklıklar meydana geldi. SI Cobas, silah sevkiyatında kritik rol oynayan Cenova ve Napoli limanlarını da ablukaya aldı. Aynı zamanda, Leonardo (İtalya’nın en büyük silah üreticisi) tarafından üretilen F-35 parçalarının İsrail’e sevkinde kullanılan Rubiera (Reggio Emilia) lojistik merkezini de bloke ettiler. Torino’da işçiler, Meloni’nin “polis devleti” politikalarını protesto etmek için valilik binasında oturma eylemi düzenledi. Ülke genelinde GLS, SDA, BRT, DHL ve Fercam gibi büyük lojistik şirketleri hedef alındı. Kimya ve metal işçileri de greve katıldı. Ancak, geçmişte SI Cobas’ın çağrısıyla yapılan genel grevlere nispeten yüksek katılım gösteren okul çalışanları, İtalya’daki sendika yasaları gereği bir grevden sonra iki hafta boyunca greve katılmaları yasak olduğu için bu greve katılamadı.

İşçiler Neden Mücadele Etti ve Nasıl Kazandı?

Emperyalizmi ve devlet ırkçılığını ilk elden deneyimleyen ve SI Cobas üyelerinin çoğunluğunu oluşturan çok sayıda göçmen işçinin de içinde bulunduğu uluslararası bir işgücünün katılımı, grevin başarıya ulaşmasında etkili oldu. SI Cobas’ın tavizsiz taktikleri, işçilerin emtia akışını engelleme gücünden yararlanarak işverenleri anlamlı müzakerelere girmeye ve taviz vermeye zorluyor. Bu sayede son 10-15 yılda pek çok işçinin koşullarında önemli iyileşmeler görüldü.

Milano Vimodrone’de bulunan SDA deposunda (İtalyan posta servisi Poste Italiane’nin bir yan kuruluşu) grev ve eylem yapan işçiler, SI Cobas ile örgütlenmelerinden bu yana koşulların ne kadar değiştiğini anlattı. SDA’nın ülkedeki en önemli depolarından olan Carpiano’daki lojistik merkezinde on beş yıl önce “çağrı üzerine” çalışma esastı: Kamyonlar geldiğinde, dışarıda bekleyen işçiler onları boşaltmak için çağrılıyordu. Bu, genellikle saati 5 Avro olan 5-6 saatlik ücretli bir işi sağlama alabilmek için sahada 15-16 saat zaman harcamak anlamına geliyordu. Şimdiyse çalışma saatleri tanımlı, her iki saatte bir mola veriliyor, işçilerin kantin ve tuvalet gibi imkânlara erişimi var ve en önemlisi, yeniden onurlarını kazanmış durumdalar. Pek çok işçi artık ailelerini kendi ülkelerinden getirebiliyor, ev ve araba alabiliyor.

2011 yılında çoğunluğu göçmen 300’ün üzerinde işçi, SDA’nın operasyonlarını ciddi şekilde sekteye uğratan bir grev başlattı. Bu grev, SDA’nın kilit müşterilerinden Amazon’un dağıtım ağlarını da etkiledi ve yöneticileri masaya oturmaya zorladı. Grev hem çokuluslu şirketlerin aşırı sömürüye bağımlılığını hem de lojistik işçilerinin küresel tedarik zincirlerini sekteye uğratma gücünü gözler önüne serdi. 2017 yılında ise işçilerin militan duruşu, SDA yönetiminin şirketi –muhtemelen Amazon’a– satma planlarını durdurdu. SDA yöneticileri, grev gözcülerine saldırmak üzere yaklaşık 200 hayduttan oluşan bir grubu kiraladığında işçiler geri adım atmayıp direnmeye devam etti. Sonuçta işçilerin kararlılığı ve polisin müdahalesi çatışmayı yatıştırdı.

Bu olay SI Cobas’a karşı devlet ve patronlar eliyle uygulanan; doğrudan şiddete, yıldırmaya, kolluk ve hukuk yoluyla bastırmaya, özel güvenlik ve suç örgütlerinin sürece dahil edilmesine, üst düzey tutuklamalara ve karalama kampanyalarına dayanan geniş kapsamlı baskılama modelinin bir örneğidir. 2016 ve 2021 yıllarında Abd El Salam (USB) ve Adil Belakdim (SI Cobas), grev hatlarını kırmaya çalışan kamyon şoförleri tarafından öldürüldü. En son genel grev sırasında da Unes deposundaki bir kamyon şoförü, motorunu grev gözcülerini ezmekle tehdit ederek çalıştırdı, ancak korkusuz bir direnişle karşılaştı.

Bir işçi bana durumu şöyle aktardı: “Onlar bizi köleleri yapmak istiyordu. Sendika, çalışma şeklimizi ve yaşam tarzımızı değiştirdi.”

İtalya’da buna benzer pek çok hikâye dinledim. İşçiler, SI Cobas’ın büyümesini, köleliğe karşı bir hareket ve işçinin özgürlüğü için bir adım olarak görüyor. Bu sözler, ülkelerini terk eden ve çoğu kez AB’nin Akdeniz’deki neokolonyal gözaltı, zorla çalıştırma ve askerileştirilmiş sınır sisteminden kurtularak tehlikeli koşullar altında İtalya’ya ulaşan insanlar tarafından söylendiğinde özel bir ağırlık taşıyor. Bu işçiler için sendika, onları sömürmeyi ve parçalamayı amaçlayan bir sisteme karşı gerçek savunma hattını temsil etmektedir.

2011 sonrasında Kuzey Afrika ve Orta Doğu’yu kasıp kavuran isyan dalgası, SI Cobas’ın büyümesini derinden etkilenmişti. Emperyalist egemenliği sona erdirme umudu, işyerlerinde ve toplumda ırkçı ayrımcılığa karşı mücadele veren, hem bireysel hem de kolektif haysiyetlerini geri kazanan göçmen işçilere güç vermişti. Bu zaferler, sömürgecilik ve ırkçı baskıya karşı yüzyıllar süren bir mücadelenin parçası olarak anlaşıldı. Bu hareket, SI Cobas içinde yeni bir göçmen kadro kuşağı yarattı ve örgütlenme pratiğine derin bir enternasyonalizm ve ırkçılık karşıtlığı duygusu yerleştirdi.

Enternasyonalizm İş Başında

Elde ettikleri zorlu zaferler sayesinde artık işçiler, grev ve grev gözcülüğü yöntemini kendi koşullarını iyileştirmenin ve toplumda değişim yaratmanın bir yolu olarak görüyor. Bir koordinatörse bana şöyle söyledi: “Filistin her şeyi altüst ediyor; gençleri radikalleştiriyor.” Ekim 2023’ten sonra SI Cobas, İtalya’da Filistinli sendikaların çağrısına yanıt veren birkaç sendikadan biri oldu ve İsrail’in savaş makinesini durdurmak için doğrudan eyleme geçmeyi taahhüt etti. Aynı ay içinde yayımlanan açık mektupta sendika şu ifadeleri kullandı:

“Lojistik sektörünün önemli sendikalarından SI Cobas’a mensup işçiler, İsrail’e yapılacağından haberdar oldukları her türlü silah sevkiyatına karşı çıkacaktır. Filistin sorununa adil bir çözümün büyük güçlerden ya da bölgenin kapitalist hükümetlerinden değil, farklı etnik kökenlere ve dinlere mensup tüm Ortadoğu işçilerinin tüm dünya işçileriyle birlikte verecekleri ortak mücadeleden çıkacağına inanıyoruz.”

Lojistik sektöründeki tabanı ile SI Cobas, Filistin halkına maddi dayanışma sunmak ve soykırımın tedarik zincirini kırmak hususunda benzersiz bir konuma sahiptir. Sendika, sokak gösterilerinin gerekli olduğunu ancak yeterli olmadığını açıkça belirtmiştir. Siyonist imha savaşını durdurmak için “İsrail mallarını, silah akışını ve ticari faaliyetlerini uluslararası ölçekte boykot etmek için olağanüstü bir seferberlik” örgütlemek gerekmektedir ki bu görevi sadece işçiler, özellikle de lojistik ve liman işçileri yerine getirebilir.

SI Cobas, Ekim 2023’ten bu yana Filistin’le dayanışmak ve Ukrayna’daki emperyalistler arası savaşa karşı çıkmak üzere üç genel grev çağrısında bulundu, bu grevleri de baskıları kaldırmaya ve daha yüksek ücretlere yönelik taleplerle ilişkilendirdi. Ayrıca sendika, geçtiğimiz Haziran ayında Cenova Limanı’nın büyük ölçüde abluka altına alınması da dahil olmak üzere, İsrail’e silah sevkiyatını engellemek için doğrudan eylemler düzenledi. Bologna’da Dachser Fercam işçileri mücadelelerini daha da ileri götürdü: Mayıs 2024’te grev eylemlerini durdurmak üzerine varılan uzlaşıya İsrail’e giden veya İsrail’den gelen malları taşımayacaklarına dair bir madde ekletmeyi başardılar ve bu tedbir Bologna eyaleti genelinde gayriresmi olarak benimsendi.

Filistin dayanışması sadece işçilerde değil, yükselen siyasi bilinçle pek çoğu harekete katılan ikinci ve üçüncü kuşak gençler arasında da radikalleştirici bir etki yaratmıştır. Filistin için yapılan genel grevler, beklentileri defalarca aştı. Uluslararası bir üyeliği harekete geçirmenin zorluklarına rağmen, işçiler savaşların ve savaş harcamalarının kendi koşullarını nasıl etkilediğinin daha fazla farkına vardıkça, siyasi grevler farklı ulusları kapsayan bir radikalleşme süreci başlatmıştır.

Grev Hatlarından Sesler

Ferrari’nin Modena’daki lojistik operasyonlarında çoğu Afrika, Asya ve Orta Doğu’dan gelen göçmenlerden oluşan yüzlerce taşeron işçi genel greve katıldı. Ulusal iş sözleşmelerinin uygulanması ve yönetimin ayrımcı ve ırkçı uygulamalarının sonlandırılmasını isteyen işçiler, uygun hastalık ödeneği ve işyerinde saygı talep ettiler. İşçiler uygun güvenlik ekipmanları olmadan çalışmaya zorlandıklarını, sigorta ve temel haklardan mahrum bırakıldıklarını, ücret hırsızlığıyla ve çok az ücret karşılığında uzun çalışma saatleriyle karşı karşıya kaldıklarını bildirdiler. Bazı işçiler, gece vardiyasında ve hafta sonlarında çalıştıkları halde ayda sadece 800-900 € maaş alıyor. Depo yöneticileri sendikalı işçilere sistematik olarak kötü muamele ediyor, hatta bu muameleyi bazı işçilere tokat atmaya kadar vardırıyor. Bu işçilerin genel greve katılımı, Ferrari’nin taşeron işgücü tedarik zincirinin temelini oluşturan sistematik istismar, güvencesizlik ve ırkçı sömürünün ifşa edilmesini sağladı:

“Modena’da 2000’den fazla işçiyiz. Filistin’e destek amacıyla greve çıktığımızda, her ulustan bütün işçiler çalışmayı durdurdu ve greve katıldı.”

Milano’daki ulusal yürüyüşe katılan pek çok Faslı işçi, son aylarda Fas’ı kasıp kavuran büyük Filistin eylemlerinden gurur ve coşkuyla bahsetti. Daha da önemlisi, Fas’ta Maersk’e1 karşı kitlesel eylemler ve Siyonist Devlet ile diplomatik ilişkilerin kesilmesi çağrıları yapıldı. Eylemler Liman İşçileri Sendikası tarafından da desteklendi. Akdeniz’in diğer yakasında, Modena’da, SI Cobas aktivisti Enrico Semprini, 11 Nisan Cuma günü Rubiera’da Maersk’e yönelik yapılan blokajın arkasındaki sebepleri şu şekilde açıkladı:

“Bu malları boykot etmek, her gün onlarca kadın ve çocuğun öldürüldüğü, Filistin topraklarını giderek daha fazla çalan Siyonist İsrail ordusu tarafından insanlık dışı muameleye maruz bırakılan Filistin halkıyla dayanışmanın açık bir göstergesidir.”

Bologna Interport’taki blokajı sırasında bir koordinatör, İtalya’daki sömürüye karşı mücadele ile Filistin direnişi arasında şöyle bir bağlantı kurdu:

“Birçok SI Cobas işçisi her eyleme, her greve katılıyor çünkü onların hikâyesi Filistin’in hikâyesiyle aynı. […] Hiç kimse evini, ailesini, tarihini, okulunu, mahallesini terk edip çölde ve denizde ölüm riskiyle karşılaşmayı mecbur bırakılmadıkça göze almaz. Biz ülkemizden Britanyalıların, Fransızların, Batı ve Amerika’nın getirdiği savaşlar, yıkımlar ve talanlardan ötürü kaçtık. Hepimiz savaş, açlık ve sefalet yüzünden kaçıp Avrupa’nın fabrikalarında ve depolarında yok paralara çalışmaya zorlandık. […] Bizim hikâyemiz, Filistin halkının hikâyesinin bir parçasıdır. Biz Filistin halkını savunduğumuzda, kendimizi savunmuş oluyoruz. Onların mücadelesi bizim mücadelemizdir.”

Bu işçiler; karayolu, demiryolu ve liman blokajlarını altı yıla kadar hapis ile cezalandıran yeni “Güvenlik Kararnamesi”nin kendi örgütlenmelerini doğrudan tehdit ettiğinin açıkça farkındalar. Antiterörizm, işgücü ve göçmenlik yasalarını birleşik bir baskıcı çerçevede birleştiren İtalyan devleti, göçmen işçileri ve SI Cobas gibi mücadeleci sendikaları hedef alıyor ve bu dayanışmayı kriminalize etmeyi amaçlıyor. Bu nedenle genel grev, işçilerin sendikaya ve birbirlerine duyduğu güçlü ve kalıcı bağlılığı da teyit etmiş oldu:

“Elde ettiğimiz bütün kazanımlar tehlikede. […] Hatta ‘entegre olmuş göçmen’ tanımı da bir söylenceden ibaret. Vatandaşlığınızı her an iptal edebilirler. Vatandaşlık bizim için süresiz oturma izni gibi bir şey oldu. Çatışma düzeyi arttıkça, onlar da göçmenleri baskı altına alan ve onlara saldıran yasalarla çatışmanın kendi taraflarını tırmandırıyorlar. Göçmenleri daha fazla hedef almaları tesadüf değil.”

Filistin İçin Yürüyüş

Genel grevin enerjisi, 12 Nisan Cumartesi günü (organizatörlere göre) 50.000 kişinin katıldığı, Şubat 2024’ten bu yana İtalya’nın en büyük Filistin yanlısı ulusal gösterisine taşındı. Filistinli organizasyonlardan oluşan bir koalisyon tarafından çağrı yapılan bu yürüyüş; gençleri, örgütlü işçileri, aileleri ve Müslüman toplulukları Filistin için özgürlük, soykırımın son bulması, silah harcamalarındaki artışa son verilmesi ve otoriter güvenlik yasasının durdurulması talepleriyle bir araya getirdi. Göstericiler ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’nın Tulkerim kentinde silahlı direnişe katıldıkları için terörizm suçlamasıyla karşı karşıya olan ve halen İtalya’da bulunan üç Filistinli siyasi tutuklunun –Anan Yaiş, Mansur Doğmuş ve Ali Irar– serbest bırakılmasını talep etti.

Militan işçi birlikleri, İtalya’nın yurtdışında savaş ve soykırımdaki rolü ile yurtiçinde ücretlere ve çalışma koşullarına yönelik saldırılar ve siyasi baskı arasında net bağlantılar kurdu.

Yeni güvenlik kararnamesinin uygulanmasının ikinci gününde, neo-Nazi Polonya amblemleri taşıyan memurların da dahil olduğu büyük bir polis gücü, küçük saldırganlıkları gösteriye cepheden saldırmak için bahane olarak kullandı. Bu planlı gerginlik hem işçi sınıfı direnişine dayanan bu hareketi bölmeyi ve moral bozukluğu yaratmayı hem de ana akım sendikalarda örgütlü ancak koşullar kötüleştikçe harekete katılabilecek işçi sınıfının daha geniş katmanları arasında hareketin büyüme potansiyelini engellemeyi amaçlıyordu.

Bu hareketin gücü yalnızca meydan okumasından değil, aynı zamanda ortak vizyonundan kaynaklanmaktadır. Yeni işçi kuşakları enternasyonalizmi sınırların, dillerin ve mücadelelerin ötesinde yaşayan, nefes alan bir pratik olarak yeniden sahipleniyor. Onları birleştiren şey açık: soykırımı normal kabul etmeyi reddetmek ve –Filistin ve birbirleri için– özgürlüğe bağlılık. Devletin bu hareketi bastırma ve bölme girişimi, sadece bu direniş yolunu sürdürmenin ve genişletmenin aciliyetini ve gerekliliğini vurgulamaktadır.

Özgün Metin: “An Injury to One is an Injury to All: Italy’s General Strike”

Çeviri: Umut-Sen Çeviri Kolektifi


  1. Danimarka kökenli deniz taşımacılığı ve lojistik şirketi Maersk, küresel tedarik zincirinde stratejik öneme sahip bir aktör olduğu için, grevler veya liman ablukaları gibi eylemlerden doğrudan etkilenen şirketlerden biridir. –yhn. ↩︎

spot_img
İlgili İçerikler

Son Eklenenler