6 Şubat depremlerinin ardından tapulu arazilerine el konmak istenen Samandağ halkı aylardır şirketlere karşı büyük bir direniş sürdürüyor. El Koymalara Karşı Direniş Platformu’ndan Çağla Cemali’yle depremde ağır kayıplar veren Samandağlılara yaşatılanları ve mücadele sürecini konuştuk, 1 Mayıs çağrılarını dinledik.
Yaşadığınız süreci en başından bir de sizden dinleyebilir miyiz? Topraklarınıza el koyma girişiminden nasıl haberiniz oldu?
Geçen yıl kasım ayında Mağaracık Mahallesi’ndeki arkadaşlarımızdan birine bir mesaj geliyor. “Resen kamulaştırmasız el atmayla tapunuzda güncelleme olmuştur” gibi bir şey yazıyor. Bunun üzerine arkadaşlarımız e-devlet’e girip bakıyorlar ki tapular yok. Bu, tabii, mahallede hızlıca duyulup yayıldı. Bizim orada bir mahalle dayanışma evimiz ve güçlü bir toplumsal dayanışmamız öncesinden vardı. Bu yüzden birbirimizi bulmamız, bir araya gelmemiz zor olmadı.
İlk adımınız ne oldu?
Doğal olarak başımıza ne geldiğini anlamaya çalıştık önce. Meselenin hukuki ve yasal boyutunu kavrayabilmek için önce avukatlarımızla mahallede bir bilgilendirme toplantısı düzenledik. El Koymalara Karşı Direniş Platformu’nu kurduk. Dört mahalleyi kapsıyor, Mağaracık, Kurtderesi, Hıdırbey, Vakıfköy. Kaymakamlıkla görüştük ama sonuç alamadık. Valilikle görüşmeyi denedik, ama randevu alınamadı. Belediye başkanına gidildi, yine bir şey anlamadık. Bazıları “Acaba rezervi engelleyince buralara mı göz kondu?” diye düşünüyordu ama biz biliyorduk ki daha depremin hemen ardından Mağaracık zaten Kalyon İnşaat’a verilmişti. Burada el koymalar depremin ilk haftasında çoktan başlamıştı. Sonra bu geçici el koymalar durduruldu, konteyner kentler başka bir yere yapıldı. O günlerde Samandağ’a rezerv yasasıyla müdahale etmeye çalışılmış ancak insanların tepkisi bunu durdurmuştu. Bu arada 1. ve 2. etaplar Mağaracık’taki hazine arazileri üzerine yapıldı, bu etaplar devletin şu anda TOKİ evlerini yaptığı 450 konutu kapsayan bir proje. Bizim bahsettiğimiz 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ve 11. etaplar. Bizim mahallerimizi hedef alan da geçen günlerde görüntülerini izlediğiniz saldırıların gerçekleştiği, tapulu arazileri hedef alan 3. ve 4. etap.
Deprem sonrası yıkımın ağır koşulları altında yaşarken bir de hukuk mücadelesi vermeye başladınız. Muhatap alabileceğiniz kimse, size yol gösteren bir kurum ya da yetkili çıkmadı mı?
Maalesef bu beş aylık süreçte insanlar kesinlikle bir muhatap bulamadı. Kaymakam “siyasi öncünüz belediye başkanıyla görüşsün, benim elimden bir şey gelmiyor” dedi. “Bu TOKİ projeleriyle benim ilgim yok, bakanlık yapıyor” dedi. Biz de bunun üzerine bakanlığa dilekçe verdik ama bakanlıktan bize herhangi bir dönüş yapılmadı. Sonra da hukuki süreç başladı, dava ettik, İdari Mahkeme TOKİ’nin her şeyi usulüne göre yaptığını iddia etti ve yürütmeyi durdurmayı reddetti. Zemin etütleri yapılmış dendi ama biz kesinlikle bunun yapıldığını düşünmüyoruz. İnsanlarımız bu topraklardan geçiniyorlar, herhangi bir çalışma yapılmadan, bizimle hiçbir bilgi paylaşılmadan doğrudan topraklara girildi.
Siz de “topraklarımızdan çıkmıyoruz” dediniz ve güçlü bir direniş başlattınız. Sesinizi ülkenin her yanına duyurmaya çalıştınız.
Hemen bir direniş çadırı kurduk, insanları buraya davet edip durumumuzu anlattık. Çünkü bu yalnızca bizim derdimiz değildi. Antakya’nın hemen her yanında halkın toprakları, zeytinlikler benzer biçimde talan ediliyordu. Arazilerimizde nöbet tutmaya başladık. Hukuki süreç bir taraftan devam ederken bir taraftan da görünürlük çalışmaları yürüttük. İlk yürüyüşümüzü aralık ayında gerçekleştirdik, ocak ayında şehir merkezinde yoğun katılımlı bir yürüyüş daha düzenledik. En son 21 Nisan’a duruşma tarihi verilmişti. Birine istinaf yolu kapatıldı, birineyse istinaf yolu açık bırakıldı. Ancak daha mahkemesi görülmeden 17 Nisan’da kepçeleri tapulu arazilere soktular.
İnsanlar direnişle makineleri durdurdu. Jandarma bize emri kaymakamlıktan aldığını söylüyordu. Kaymakam o gün makamına dahi uğramamıştı. Avukatlarımız bir şekilde kendisine ulaşmayı başardı ve sonuçta anlaşıldı ki “şirketler artık daha fazla beklemek istemiyormuş.” Sonra da zaten ihalelerin kamulaştırmadan önce şirketlere verilmiş olduğunu öğrendik. Şirkete “sana Mağaracık’ta beş yüz konut veriyoruz” denmiş bundan sonra da el koyma hadisesi başlamış. Bunun böyle olduğunu gazeteciler tarafından kanıtlarla belgelendi. Dahası bugün gelen bir haberle (29 Nisan 2025) depremden de öncesine dayanan ve Türkiye genelini kapsayan 250 bin konutluk bir proje olduğunu öğrendik. Bu konutların 150’si Samandağ’da yapılacakmış. Buradaki plan tek başına depremden sonrayı da kapsamıyor, tıpkı rezerv yasasının deprem sonrasını kapsamadığı gibi. İstanbul için de aynı uygulamalar söz konusu. İnsanları kendi evlerinden çıkarıp orayı yapılaştırıp kendi evlerini onlara yeniden satmak üzerine kurulu bir çark söz konusu. Türkiye’nin her yerinin ranta açılmasıyla ilgili bir durum bu.
Öte yandan sizin yaşadıklarınız son günlerde sıkça duyduğumuz “acele kamulaştırma”dan daha farklı bir durum, öyle anlaşılıyor ki ortada bir kamulaştırma da yok. Topraklarınıza yönelik el koymalar tam olarak nasıl adlandırılıyor?
Samandağ’ın başına gelen “Resen Kamulaştırmasız El Atma” nadir uygulanan bir şey. Bir cumhurbaşkanlığı kararnamesine dayanıyor, neredeyse dava açacağımız ilgili bir kurum yok. Biz mecburen davamızı idare mahkemesine açmış olduk. Önümüzdeki ilk mahkeme 21 Mayıs’ta ancak biz hukuki sürece inanmıyoruz burada ancak fiili mücadelenin belirleyici olacağını düşünüyoruz. Şirket her gün her fırsatta türlü bahanelerle topraklara girmenin bir yolunu arıyor, bu yüzden gece gündüz arazilerimizdeki nöbeti bırakmıyoruz.
Oldukça uzun, gayret gerektiren, bir o kadar da yorucu bir mücadele yürütüyorsunuz. Böylesi ağır koşullar altında oradaki insanların ortak duyguları ve düşünceleri için neler söylersiniz?
Bize saldırdıkları gün kadınlardan biri şöyle bağırıyordu: “Suriye’de kardeşlerimizi katlediyorsunuz, burada bizim hayatımızı. Onlarla aynısınız.” Gerçekten de durum bu, burada insanlara yaşayacak bir alan bırakmıyorlar. Burası eski Ermeni topraklarıdır, burada yaşayan halkların katliamlara, sürgün ve zorla göç ettirme politikalarına karşı hafızası canlı. Bugün Suriye’de öldürülenler buradaki insanların akrabaları. Suriye’deki savaşın tedirginliği sürerken Mağaracık’ta bu olaylar başladı. Samandağ’ın ihtiyacı 8500 konutken bizzat Kaymakam’ın bize söylediği buraya 22.000 konut yapıldığı. Buraya kimlerin yerleştirileceğine dair bölge halkının ciddi soruları ve kaygıları var.
6 Şubat’tan bu yana ölümüzden de dirimizden de durmamızdan da hareketimizden de kâr elde eden bir devletle karşı karşıyayız. Enkazdan, molozdan, ölülerimizden, topraklarımızdan, ağacımızdan her şeyimizden kâr etmek üzere hamleler yapan ve her gün bu travmayı büyüten bir yapı var karşımızda. Buna rağmen insanların hâlâ dirayetle direniyor olması çok önemli. Samandağ dayanışma ve mücadele konusunda gerçekten de çok özel bir yer.
Yaklaşan 1 Mayıs için geniş çaplı bir çağrınız oldu. Eylem kararınız ne yönde? Talepleriniz nedir?
Kararımız da talebimiz de çok net. Birincisi biz topraklarımızdan çıkmıyoruz, şirket çekilecek.
İkincisi, Samandağ’a ilişkin bütüncül bir plan görmek istiyoruz. Bu planların neye dayanarak yapıldığını bilmek istiyoruz. Altyapı sorununu nasıl çözüyor? Bütün canlıların yaşam hakkı gözetiliyor mu? Yerel yönetimler dahil önce halka soracak ve bizi ikna edecekler.
Üçüncüsü, geçen hafta topraklarımızdan kopardıkları ağaçlar henüz çiçekteydi. Bu yılın çıkacak mahsulünün hesaplanmasını ve çiftçinin zararının ödenmesini istiyoruz. Bunlar 1 Mayıs’a giderken duyurduğumuz taleplerimizdir. Biz 1 Mayıs için Antakya’daki bütün kamulaştırma, el koyma ve rezerv mağdurlarına bir çağrıda bulunduk. Toprakları için mücadele veren herkesle bu yağma ve talana karşı birlikte yürüyeceğiz.
1 Mayıs’ın hemen ardından dayanışmayı büyüten bir şenlik planlıyoruz ve şenliğimize herkesi bekliyoruz. Bununla birlikte 20, 21, 22 ve 23 Mayıs’ta olmak üzere önümüzde dört duruşma var. Bütün çevre örgütlerinin, kadın örgütlerinin, devrimci sosyalist örgütlerin mahkemede yanımızda olmalarını bekliyoruz. Bu sürece yönelik ilerleyen günlerde ayrıca duyurularımız olacak, herkesi yağma ve talana karşı dayanışmaya çağırıyoruz.




