Ana Sayfa 6356'yı parçala Yasa sopa olmuş patronun elinde: Tek yol birleşerek direnmek!

Yasa sopa olmuş patronun elinde: Tek yol birleşerek direnmek!

Tek Gıda İş Örgütlenme Uzmanı Suat Karlıkaya, 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun işçilerin mücadelesi açısından ne anlam ifade ettiği üzerine yazdı.

Yasalar devletin uygulayacağı yaptırımların sınırlarını belirler. Ülkemizde bu yasalar işçilere kazandırılmış haklar gibi gösterilse de aslında patronlara yasalara uyum zorunluluğunu kaldırıp küçük cezalarla bu yasaları çiğneme kolaylığı sağlamaktadır. Örneğin, sendikaya üye olmak işçinin anayasal hakkı olmasına rağmen işveren bu yasayı çiğneyip işçiyi sendikaya üye olduğu için işten atıyor. İşçinin gidebileceği tek yer mahkeme. Mahkeme süresi çok uzun oluyor. Öyle veya böyle işçi mahkemeyi kazandığı zaman mahkeme kararıyla işyerine işbaşı yapmak için başvuru yapıyor, ancak burada yasa işe başlatıp başlatmama hakkını işverene veriyor. Patron çok cüzi bir ücret ödeyerek işyerindeki sendikalaşmayı önlemiş oluyor. Mağdur edilmiş, haksızlığa uğramış işçiye değil yasayı çiğneyene ne yapmak istersin diyen bir sistem örgütlenmenin önündeki en önemli engel olarak görülmelidir.

İşte yasalar burada önem arz ediyor. Bu ülkenin yasa düzenleyicisi TBMM’de bulunan milletvekillerinin çoğu işveren ve işçilerden çok daha fazla örgütlüler. Bu şekilde taleplerini yasa düzenleyicilere çok daha kolay ulaştırabiliyor. İşçi sınıfı ise örgütlü yapısını oluşturmaya bu zamana kadar olduğundan çok daha fazla gereksinim duymaktadır. Çünkü sayıca çok daha fazla olan işçiler sayıca çok az olan patronlardan daha güçsüz bir durumda gözüküyor.

Öte yandan 6356 sayılı sendikalar yasası zaten işçilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yasa olsa ülkemizde örgütlenme oranı bu kadar düşük olmaz. Örgütlenmenin önündeki engellerden bir tanesi de yargının yavaşlığı. Bu sorun çözülürse öyle veya böyle örgütlenmenin önünün açılacağını düşünüyorum. Düşünsenize bir işyerinde yüzde 60 üyelik oranıyla yetki alıyorsunuz ve patron hiçbir gerekçe söylemeden itiraz ediyorum, derse en az 2 yıl, bir de daha çok uzasın derse, yetkisiz mahkemede itiraz edip 3-4 yıl yetki mahkemesi görülebiliyor. Bu süreç de içerideki örgütlülüğü bitirebiliyor.

Yasalar işçilerin lehine çevrilmeden yapılan örgütlenmeler, deyim yerindeyse, maalesef bütün kuralları karşı tarafın koyduğu bir futbol müsabakasına benziyor. Kazanabilmek zorlaşıyor. İşte öncelik hedeflerimizden biri de bu kuralları değiştirebilmek. Peki bunu nasıl yapabiliriz? Örneğin, işçi mücadelesi için yapılan Twitter’da bir hashtag eylemini bile kamuoyu gündemine sokamazken bunu başarabilir miyiz? Bence yasalardan önce sorun sınıf mücadelesi verdiğini iddia eden bazı kesimlerin bu mücadeleyi bir hobi gibi algılaması. Yasaları bizim istediğimiz şekilde düzeltmek istiyorsak güçlü olmalıyız. Karşı taraf işçileri takip ediyor, mesela asgari ücret yılbaşında 4,250 lirayken bir sosyal patlama tehlikesi gören patron örgütleri hükümetten Temmuz için ekstra bir zammın önünü açabiliyor. Kölelik sistemini yıkacaksak önce bunu başarabileceğimize inanmak sonra da birlikte hareket edebilme yetisini elde etmek zorundayız. Yasa sopa olmuş patronun elinde: Tek yol birleşerek direnmek!

İlgili İçerikler

Son Eklenenler