Umut-Sen: İhbarcılığın Affı Olmaz

0

Muhbirleri Koruyanlar Özeleştiri Vermelidir.

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim. Eğer DİSK ve sosyalist çevreler sorumluluktan kaçınıp sessizliklerini korurlarsa ortak tarihimizde ilk kez muhbir oldukları kendi açıklamalarında bile kabul edilmiş kişilerin kurumlarımızda barındırılmaya devam edilmesi gibi korkunç ve alçaltıcı bir durum ortaya çıkacak ve bundan sonra muhbirlik normalleşecektir. Sendikacının işçiyi ihbar etmesi pratiği yoldaşın yoldaşını ihbar etmesi pratiğine evrilecek “şikayet ettik, geri çektik, hata ettik denecek” bir müddet sonra birileri tutuklanacak ya da başka bedeller ödenecektir. Herhalde tarih, mücadele ve devrimcilik konusunda en ufak bir fikri olan vicdanlı bir insanın taşıyabileceği, kabul edebileceği bir yük değildir böyle bir yafta. Üstelik AKP iktidarının muhbirliği, ihbarcılığı bu denli özendirmeye, teşvik etmeye çalıştığı bir süreç içindeyken. Halkımızın geniş çoğunluğunun böyle bir onursuzluğun bir değer olarak sunulmasına karşı çıktığı ve uzak durdurduğunu da gördük. İş yerlerinde patron yalakalığı olarak tabir ettiğimiz, yöneticilere düzenli olarak işçileri şikayet eden işçilerle de bu yozlaşmanın aşılması için mücadele etmeye devam ediyoruz.

Bugün sendikalar içinde “rekabet” denen kapitalist yarış bile söz konusu değildir. Dolayısıyla ihbarcılık denen rezilliğin bugün olmayan şeyle ilintilendirilerek değerlendirilmesi en hafif deyimle aymazlıktır. İşçiler ise tıpkı işverenler karşısında hak aradıkları gibi sendikalar karşısında da hak aramaya devam ediyorlar. Zira sendikalardan bahsederken oldukça güçlü ve korunan şebekelerden söz ediyoruz. Güçlü medya olanakları, değişik kesimlerle kurulan patronaj ilişkiler sendikalarda demokrasi yokluğunu örten, bastıran araçlara dönüşmüş durumda. Sendikalardaki yozlaşma ve demokrasi yokluğu akıl almayacak olaylara da neden olabilmektedir.

Yazının sonundaki belge, üç sendika yöneticisinin bir avukat tayin ederek ve hazırlık yaparak işçiler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu göstermektedir. Ortada bilinçsizce, anlık bir şekilde yapılmış bir ihbarcılık pratiği yoktur. Başkan olan ihbarcı, yediği haltın farkına varıp diğer iki yöneticiye dahi haber vermeden kendi şikâyetini geri çekmeye çalışmış. Diğer ikisi bu durumdan haberli ya da habersiz şikâyetlerinin arkasında duruyor. 800 işçinin üye olduğu İzmir Büyükşehir Belediyesi Devrimci Güvenlik İşçilerinin Facebook sayfasından işçilerin AKP ve Sarayla ilgili paylaşımları üzerinden şikâyet edilen devrimci işçi arkadaşlarımız hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla soruşturma açılıyor. Defalarca arkadaşlarımızın ikâmetlerine polis gidiyor. İfadeler alınıyor. Açıklamalarında “şikayetimizi ertesi gün geri çektik, üzgünüz, hata ettik” diyen ve metne imza atanlardan ihbarcı Doğan Özdemir’in ihbar tarihi olan 05.04.2017’den on üç gün sonra 18 Nisan’da kendini arayan polise telefonda “söz konusu şahıslar benzer paylaşımları sürekli paylaşıyorlar” şeklinde bir beyanı var. İhbarcılık bu noktada işbirlikçiliğine dönüşüyor. Aşağıdaki belgede bu ahlaksız ayrıntı da açıkça görülüyor.

En güzeli sendikalarda “solcu” olmak herhalde, her haltı yiyorsunuz ama gene de kendinizi destekleyecek birilerini bulabiliyorsunuz! Kamuoyunun gündemine gelen ve Güvenlik-Sen’de ‘cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan üyelerini ihbar eden üç yönetici, daha önce 400 bin lira civarında üye aidatlarının gasp edilmesinden dolayı soruşturulmakta olan aynı üç kişidir. Hem ihbarcı oldukları aşağıdaki belgeyle açıktır hem de hırsız olduklarına dair şüphe ve iddialar vardır. Bunlarla ve skandal kongre süreciyle ilgili tüm belgeler Güvenlik İşçileri Meclisi yayın organı www.bizimsendikamiz.org ’da mevcut, o yüzden bu yazıda bu konularda fazla detaya girmedik.

İhbarcılık konusunda ihbar başvurusu ve telefon diyaloğu dışında bir münasebet var mı yok mu belli değil… Elbette onurlu direniş geleneğine sahip devrimci güvenlik işçileri, bu ihbarcı iktidar yalakalarını, para ve koltuk sevdası için her türlü ilkesizliği ortaya koyanları sendikalarında barındırmayacaklardır. Bunu hepimize göstereceklerine inancımız sonsuz. Ancak sendikalarda bu tiplerin ortaya çıkmasında, bu noktalara gelmesinde ve tüm bunlara rağmen hâlâ muteber kimseler gibi açıklamalar yapabilmelerinde payı olanlar da var. Onlar da bu durumdan sorumludur ve biz özeleştiriyi onlardan bekliyoruz. İhbarcılar ve devletle-polisle işbirliği yapanlar özeleştiri verse ne olur! Nerede duyulmuş ihbarcıdan özeleştiri alındığı, alınacağı. Ama ilk olağanüstü kongrede siyaseten bürokrasinin sendikayı kontrol altına almak için düzenlediği operasyonu perdelemeye çalışan siyasetler öne çıkıp bu ihbarcılara dair kanaatlerini ifade etmeli. İkinci olağan genel kurul öncesinde savcılığın yolsuzluk, zimmet soruşturmasını ve soruşturma kapsamında açığa çıkan belgeleri görmezden gelerek, iki aya yakın bir süre DİSK’teki ve kendi sendikalarındaki yöneticilik görevlerini ve kamusal sorumluluklarını bir yana koyacak düzeyde bu takımın kazanması için belediye başkanları ve yöneticilerini devreye sokmak dahil türlü entrikalar çevirenler şimdi nerede! Onların sorumluluğu ne olacak!

Kongre günü muhalefeti üç saat salona almayıp karar yeter sayısı olmadan belki de ülke sendikacılığının en demokratik tüzüğünün tüm maddelerini delegelerin el kaldırıp indirdikleri, içeriğinin ne olduğunu dahi bilmediği bir ortamda şevkle değiştirenler, denetleme kurulu raporunun sahte olduğunun belgesi ortada olmasına rağmen delegelere DİSK adına kefil olup sahte raporları onaylatanlar, kongre öncesi Güvenlik İşçileri Meclisi adayları kongreyi almasın diye sosyalist siyasetler adına bu şahıslarla siyasi yayın organlarında söyleşi yapmayı sınıf siyaseti diye pazarlayıp yayınlayanlar en az ihbarcılar kadar sorumludur. İhbarcılar asla özeleştiri yapmaz. Onlar bürokrasinin bastonu haline gelmiş ve bürokratlar tarafından yönleri tayin edilecek kadar acizlik içerisindeler ne yazık ki. DİSK başkanı, örgütlenme sekreteri, Ege ve Ankara temsilcileri bu tablonun oluşmasında doğrudan sorumludurlar. DİSK’in temsil mekanizmalarının tarihsel meşruiyetini arkalarına alarak her tür işçi muhalefetini DİSK düşmanlığıyla yaftalayarak konumlarını koruyabileceklerini düşünüyorlar. Elbette kuruma saygı nedeniyle içeriğe hakim olmayan geniş kamuoyunu yanıltabiliyorlar da. Nihayetinde hepimiz AKP’ye karşıyız, ilericiyiz, sosyalizm, devrim istiyoruz ya! İşte bu şahıslar da aynı söylemleri kullanarak yaptıklarını hepimize yutturuyorlar. Tıpkı son olarak Dev-Turizm İş’te aynı ekip tarafından yönetilen tasfiye sürecinde olduğu gibi… Ancak tüm bu rezaletlerin sonu gelecektir, bizzat sendikalarına sahip çıkan işçilerce sonu getirilecektir.

Güvenlik işçilerinin hiç kimsenin umurunda ve gündeminde bile olmadığı yıllar boyunca Güvenlik-Sen’in tasarımından tüzüğüne, kurucularının tek tek ikna edilmesine, maddi ihtiyaçları için gereken dayanışmanın yaratılmasına, DİSK’e katılım kararı alınmasına, yurdun her bir noktasındaki toplantısının örgütlenmesine, işçilerin eğitimine, sürecin her bir veçhesinde emeğimiz var. Tabii ki bunu sınıf mücadelesine bir katkı olarak devrimcilik iddiamızı güncellemenin sıradan bir vazifesi olarak yaptık. Bu yüzden esas olarak en çok Güvenlik İşçileri Meclisi’ni yaratan işçi yoldaşlarımızın kendi ailelerine ayıracakları zamandan çalarak gece gündüz imkânsızlıklar içinde bir düş olarak inşa ettikleri sendikal geleceklerinin çalınması canımızı yakıyor. Yoldaşlarına ihanet edenlerin değer olarak taşıdıkları tek şey kişisel çıkardır. O da sermaye sınıfının değeridir. O kişisel çıkar için kurmayacakları ittifak, girmeyecekleri şekil, başvurmayacakları hile, planlamayacakları çirkeflik yoktur.

DİSK Başkanı basına verdiği beyanatta konudan haberdar olmadığını söylüyor. Oysa biz haberdar olduğunu biliyoruz. Tıpkı Örgütlenme Sekreteri ve Ege Bölge Temsilcisi’nin haberdar olduğunu bildiğimiz gibi. Bir müddet sonra bir gazeteciye DİSK Başkanı disiplin yolunu gösteriyor. Ama disiplin kurulunun yönetimin “insanların”dan oluştuğunu ve dört yıl sonraki kongrede ancak nihai kararın verileceğini çok iyi biliyor. DİSK Başkanı, soranlara ‘her sendikanın iç işleyişinin bağımsız olduğu, kendilerinin sendikaların iç işleyişlerine karışmalarının söz konusu olamayacağı ve böyle bir davranışın şık olmayacağı’ edebiyatına başvuruyor. Peki neden? Muhbirler, işçinin aidat parasına el uzatılmayacağını bilmeyenler, işçi sınıfımızın bedel ödeyerek inşa ettiği değerleri, ilkeleri tarumar etsin, yağmalasın diye mi! Hayır, kendi içinden geldiği sendikada kurdukları şebekenin geleceği DİSK’i kontrol edebilmelerine, DİSK’i kontrol edebilmeleri de irili ufaklı sendikaları kendi uyduları kılabilmelerine bağlı da ondan. İşin ucunda vekillikten, belediye reisliğine değin ikbal olanakları da olunca parçalar yerli yerine oturmuş oluyor.

Önerimiz, bu itibarsız muhbir üçlünün derhal istifa etmesi, koruyucularının da artık özeleştirel bir konuma geçmeleridir. Bu konu bizim için bilgilendirme boyutu açısından kapanmıştır. Ay sonuna kadar DİSK yönetiminin adım atmasını bekleyeceğiz.

1

2

 

 

4.3

Share.

Comments are closed.