‘Ulusların Sefaleti’: Sınıfsal eşitsizlikler ve neoliberalizm – Kansu Yıldırım

0

‘Dünya Eşitsizlik Raporu 2018’e göre Türkiye’de gelir adaletsizliğinde 2007’nin bir kırılma noktası olduğu görülmektedir. Bu tarihten itibaren en zengin yüzde 1’in vergi öncesi gelirdeki payının yükselişe geçerek 2016’da yüzde 23.4’e ulaştığı, yoksul yüzde 50’lik dilimin gelirdeki payının ise düşerek yüzde 14.6’da kaldığı görülmektedir

Kapitalist üretim tarzının hüküm sürdüğü tüm coğrafyaların ortak noktası sınıfsal eşitsizliktir. Farklı kapitalist devlet biçimlerinde emek ve sermaye arasındaki güç dengelerine bağlı olarak eşitsizliğin dereceleri değişkenlik gösterse de, ne işsizlik ne de yoksulluk ilgili toplumsal formasyonda ortadan kalkar. Ayni veya nakdi yardımlara dayalı sosyal yardım rejimleri, devlet sübvansiyonları sadece eşitsizliğin derecesini azaltır.

Sömürünün derinleşmesi, mülksüzleştirilenlerin artışı, eşitsizliğin yaygınlaşması kapitalist sistemin varoluşsal bir sonucudur.

Karl Marx’ın ‘Gotha Programının Eleştirisi’nde belirttiği gibi emek araçları, toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin tekelindedir: “Kapitalist üretim tarzı, yığınlar, yalnızca üretimin kişisel koşulu emek-gücüne sahip bulunurken, üretimin maddi koşullarının, sermaye ya da toprak mülkiyeti biçiminde emekçi-olmayanların elinde bulunması olgusuna dayanır.”1 Bu da gelişmiş kapitalist toplumlardan az gelişmiş kapitalist toplumlara dek toplumsal sınıflar arasında bir makas oluşturmaktadır ve bu makas giderek açılmaktadır.

Küresel eşitsizliğe dair
Thomas Piketty ve arkadaşlarının hazırladığı ‘Dünya Eşitsizlik Raporu 2018’e göre neoliberal veya rantiyer tüm sistemlerde toplumun en zengin yüzde 1’i ile geri kalan sınıflar arasında eşitsizlik derinleşmektedir. Rapora göre 1980 yılından bu yana dünyanın en zengin yüzde 1’lik diliminin gelir artışı, yüzde 50’nin gelir artışını ikiye katladı. ABD, Rusya ve Çin’de en zengin yüzde 1’in toplam servetteki payı ABD’de yüzde 22’den 39’a, Çin’de yüzde 15’ten 30’a, Rusya’da yüzde 22’den 43’e yükseldi.

Farklı kapitalist toplumlardaki egemen sınıfların ortak noktası ise gelirlerinin milli gelirin neredeyse yarısı ve daha fazlasına denk gelmesidir. Rapora göre en zengin yüzde 10’un geliri Avrupa’da milli gelirin yüzde 37’sine, Çin’de yüzde 41’ine, Rusya’da yüzde 46’sına, Amerika ve Kanada’da yüzde 47’sine, Brezilya ve Hindistan’da yüzde 55’ine, Orta Doğu’da ise yüzde 61’ine denk gelmektedir.2

Credit Suisse Research Institute tarafından hazırlanan ‘Küresel Servet Raporu’ ise başka bir noktaya dikkat çekmektedir. Toplam küresel servet 280 trilyon dolara ulaşmış durumdadır ve 10 sene önce yaşanan finansal kriz tekelci sermayeye yaramış, servetleri yüzde 27’lik artış göstermiştir. Servetin büyük kısmı hala Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya Pasifik’tedir. Kriz sırasında yüzde 20’lik bir kaybı yaşayan Çin ise, kriz öncesi servet büyüme hızını aşmıştır.3

Çarpıcı başka bir veri ise, en zengin kapitalistlerin varlıklarının dünyanın geri kalanıyla mukayesesidir. Oxfam’ın 2017 yılının başında yayımladığı “Yüzde 99 İçin Bir Ekonomi” başlıklı rapora göre dünyanın en zengin 8 kişisi toplamda 426 milyar dolar büyüklüğünde bir servete sahiptir. Bu servet en yoksul 3,6 milyar insanın, yani dünyanın yarısının sahip olduğu varlıklara eşit seviyedeydi. ‘Küresel Servet Raporu’na göre ise dünyanın en zengin yüzde 1’lik kesimi ilk kez dünyadaki toplam varlığın yarısından fazlasına sahip oldu.

Türkiye’de eşitsizliğe dair
‘Dünya Eşitsizlik Raporu 2018’e göre Türkiye’de gelir adaletsizliğinde 2007’nin bir kırılma noktası olduğu görülmektedir.4 Bu tarihten itibaren en zengin yüzde 1’in vergi öncesi gelirdeki payının yükselişe geçerek 2016’da yüzde 23.4’e ulaştığı, yoksul yüzde 50’lik dilimin gelirdeki payının ise düşerek yüzde 14.6’da kaldığı görülmektedir.5 Diğer bir ifadeyle, en zengin yüzde 1’in kişi başına geliri, yoksul yüzde 50’lik dilimin 80 katına ulaşmıştır.

Türkiye’ye ilişkin verilerde dikkat çeken yüzde 1 ile yüzde arasındaki sınıfsal makasın 2002’den itibaren azalma eğilimi gösterdiği, 2013 yılına kadar dalgalı bir seyir izlenmesine karşın bu yıldan itibaren tekrar açılmaya başladığıdır. Türkiye’de yüzde 1’lik en zengin kesim ile yüzde 50’lik kesim makası 2002 öncesi tabloya dönmüştür: 2002 yılında birbirilerine oranı %22.4-%13.6 iken 2016 yılında %23.4-%14.6 olmuştur ve açılmaya devam etmektedir.

Türkiye verilerinde yüzde 1 şeklinde anılan kesimlerin bu dalgalanmalara karşın sınıfsal konumları değişiklik göstermemektedir. 2007 yılında Ekonomist Dergisi’nin yaptığı araştırmaya göre, “En Zengin 100 Türk” sıralamasında büyük burjuvazinin varlığının büyüklüğü 170 milyar dolara yükseldi. 2006 yılında bu rakam 150 milyar dolar civarındaydı. Türkiye’nin en zenginlerinin servetlerinin 2007 yılında bir önceki yıla göre yüzde 30-35 arasında arttığı saptandı.

Aradan geçen 10 yılda yine Ekonomist Dergisi’nin yaptığı araştırmada “En Zengin 100 Türk”ün ikinci ve üçüncülük sıralamasında değişiklik yaşandı. 2007 yılında Sabancı ikinci, Doğan üçüncü iken, 2017 yılında ikinciliğe Şahenkler girdi, Sabancılar üçüncülüğe düştü. Koçlar zirvedeki yerini korurken ve varlıklarının toplamı 8 milyar dolar ve üzeri seyrini sürdürürken, Sabancı ve Şahenklerin 6-7 milyar dolar bandında izlemektedir. Forbes Dergisi’nin bu yılki araştırmasına göre ise “En Zengin Türkler” listesinde 118 kişinin 46’sı servetini artırdı.

İsviçre merkezli UBS’nin milyarderler raporuna göre ise dünyadaki 1542 dolar milyarderinin toplam serveti 2016 yılında yüzde 17 artarak 5.1 trilyon dolardan 6 trilyon dolara yükseldi. Önceki yıla göre dünyadaki milyarder sayısı 145 kişi arttı. Türkiye, ABD’nin zirvede yer aldığı dolar milyarderleri sıralamasında 12’nci sırada yer almaktadır. The Boston Consulting Group uzmanlarına göre, Türkiye’de 2016 yılında milyoner hane sayısı 28 bin oldu ve 2021 yılında milyoner hane sayısının 61 bine ulaşması beklenmektedir. 6

Eşitsizliğin kaynağına dair
Türkiye’de ve dünyanın farklı yerlerinde sınıfsal eşitsizliğin artış göstermesi kapitalist sistemin yapısal özelliğinden kaynaklanmaktadır. Eşitsizliğe yol açan nedenlerin başında neoliberal politikalar ve özelleştirme programları gelmektedir.

‘Dünya Eşitsizlik Raporu 2018’ çalışmasında sermayenin özel ve kamu sektörlerinde eşit dağılmadığı vurgulanmaktadır. 1980 yılından bu yana dünya genelinde özelleştirmelerin arttığı ve gelir dağılımındaki eşitsizliğe karşı koyabilecek alanların bu nedenle daraldığına dikkat çekilmektedir.7

“Hantal”, “verimsiz” gibi piyasa terminolojisi eşliğinde kamunun küçültülmesi ve tasfiyesi, temel kamu hizmetlerinin metalaştırılması, kamu varlıklarının özel sektöre satılması, makyaj niteliğinde reform programları, neoliberal programın temel bileşenleridir. Simon Clarke’ın altını çizdiği üzere, neoliberal düşünürler, sermaye birikimi sayesinde çalışan nüfusun yaşam standartlarını durmadan yükseldiği, böylelikle hatalı bir biçimde sıklıkla Marx’a atfedilen “yoksullaşma savının” zayıfladığı gerekçesiyle Marx’ın “sermaye birikiminin mutlak genel yasası” çözümlemesine karşı çıkarlar. Ancak yasanın küresel ölçekte geçerliliğini ispat etmeye kalkışmak saçmadır. İçkin aşırı üretim eylemi kapitalizmin başlangıcından itibaren dünyayı kuşatmıştır, sermaye birikimi olgusu sınıfsal eşitsizliği derinleştiren bir faktördür. Dünyanın geri kalan kısmının yoksullaştırılması yoluyla sürdürebilen kapitalist metropollerdeki sermaye birikimi küresel çapta zenginlik-yoksulluk ve fazla çalışma-işsizlik kutuplaşmalarına yol açmaktadır.8

Siyasal program
Görülmektedir ki, sınıfsal eşitsizliğin küresel çaptaki artışına karşı çözüm olarak farklı halk sınıflarını kuşatacak, sınıf talepleri ekseninde örülen, birleşik siyasal-ideolojik mücadele hiç olmadığı kadar gereklidir. David Harvey’in işçi hareketi içerisinde verilen siyasal-ekonomik mücadelenin yanı sıra mülksüzleştirilenler tarafından da yürütülen çeşitli mücadelelerin siyasi bakımdan birleştirilmesi formülü bu bağlamda düşünülebilir9 Bütün sömürülen sınıfların, yoksunların ve mülksüzlerin belirli sınıf talepleri etrafında büyük bir ittifak kurması, özel sektöre devredilen kamu varlıklarının emekçilerin kontrol ve denetimine geçmesi hayati öneme sahip adımlardır.

Bu taleplerin halk sınıflarına ulaşmasında ve kitlelerin meşru/haklı talepler etrafında örgütlenmesinde siyasi ‘ortak kesenler’ oluşturulmak zorundadır. Örneğin, Latin Amerika’da çalışanların emeklilik hakları ve ücretler için verdiği mücadele, Fransa’da çalışma hayatını ilgilendiren düzenlemelere karşı verilen mücadele, Afrika’da maden işçilerinin tröstlere karşı verdiği mücadele, Endonezya’da yerel halkın yerinden edilmeye karşı verdiği mücadele ve hemen hepsi sınıfsal ortak kesenlere sahiptir. Türkiye de bu kompozisyon içerisindedir; pek çok farklı ilde grev yasaklarına rağmen işçi direnişleri ve kentsel dönüşüm projeleriyle yerinden edilmeye karşı irili ufaklı direnişler sürdürülmektedir. İşsizlik, her gün yenisi gelen vergiler ve zamlar, hayat pahalılığının artması, yoksulluk sınırı altındaki asgari ücretin enflasyon karşısında erimesi, alım gücünün düşmesi gibi faktörleri de eklediğimizde siyasi iktidara ve düzene karşı ciddi itirazlar olduğu ortadadır. Söz konusu itirazları somut çözüm önerileri ve sınıfsal alternatiflerle birleştiren bir siyasi programın fitili ateşleyeceğinden kuşku yoktur.

Birgün

Dipnotlar:
1 Karl Marx ve Friedrich Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, çev. Barışta Erdost, Sol Yayınları, 2010, sf. 28. Yazının başlığını Ali Murat Özdemir hocamızın bir çalışmasından esinlendim.

2 “World Inequality Report 2018” by Facundo Alvaredo, Lucas Chancel, Thomas Piketty, Emmanuel Saez, Gabriel Zucman, p. 5

3 Bkz. “Global Wealth Report 2017: Where Are We Ten Years after the Crisis?”, https://www.credit-suisse.com/corporate/en/articles/news-and-expertise/global-wealth-report-2017-201711.html

4 “Income inequality, Turkey, 1994-2016”, http://wid.world/country/turkey

5 Hayri Kozanoğlu, “Ekonomide tek ölçüt büyüme mi?”, BirGün, 19.12.2017
6 “En Zengin 100”, Ekonomist Dergisi, 12.11.2017

7 “World Inequality Report 2018”, p. 12 ; “World Inequality Report: Fight wealth inequality with taxes”, Deutsche Welle, 14.12.2017

8 Simon Clarke, “Neoliberal Toplum Kuramı”, içinde Neoliberalizm, (haz.) Alfredo Saad-Filho, Deborah Johnstone, çev. Şeyda Başlı, Tuncel Öncel, Yordam Kitap, 2007, sf. 100

9 David Harvey, Sermaye Muamması, çev. Sungur Savran, Sel Yayıncılık, 2012, sf. 254

 

Share.

Comments are closed.