Üç lider, üç sendika – Başaran Aksu

0

Alınteri hırsızlığı şerefsizliktir.

Öncelikle beş yıl içinde muazzam bir büyüme gösteren Hak-İş’in ve onun en büyük sendikası Hizmet-iş’in genel başkanı Mahmut Arslan’ı konuşalım. Kendisi atanmış bir başkan. AKP’nin inşa ettiği saray rejiminin Hizmet-İş’in başında koyduğu şahıs sendikasının üye sayısını bu zaman içinde 500 bin artırmayı başaranlardan. Valiler, kaymakamlar, belediye başkanları ilgili kurum müdürlerinin hepsi Hak-İş ve bağlı sendikalarının üye sayısını büyütmek için çok büyük bir çaba sarf ettiler. Hak-İş AKP’nin doğrudan uzantısı olan bir konfederasyon, aykırı bir sese asla müsaade edilmeyen bir yapı. Üye işçilerin çıkarlarını gözetmesi işçilerin çıkarlarının sarayın çıkarlarıyla uyumuna bağlı. İşçilerin aldıkları ücrete şükretmeleri, çalışma koşullarını sorgulamamaları üzerinden propaganda faaliyeti yürütürler. Kah Afrin, kah Gazze, kah Azerbaycan, kah Uygur-Sincan bölgesindeki meseleler üzerine ileri geri sallarlar. Sabahtan akşama bakanları, vekilleri, belediye başkanlarını ziyaret edip fotoğraf çektirirler, sendikal pratikleri budur.
650 bin üyeyi aşağıdan hiçbir itirazla karşılaşmadan yönetebiliyorlar. Başkan ve yöneticilerin tamamı çok yüksek ücretler alıyorlar. Lüks araçlar, lüks konutlar… Şatafatlı hayatlar yaşıyorlar. Ne grev, ne direniş, ne eğitim ne de örgütlenme harcamaları var. 600 bin üye işçinin aidatı olarak her ay kesilen 150 TL’nin bir kısmı AKP ve Saray etkinliklerinin finansında kullanılırken esas kısım yöneticiler arasında paylaşılıyor. 50 bin liranın üzerinde maaş, iki ayda bir çift maaş yedi yirmi dört emrine tabi edilmiş özel şoförlü araçlar, ücretsiz tahsis edilmiş konutlar, her türlü harcama için sınırsız harcırah kullanma hakkı ve dört yılda bir alınan 1 milyon liranın üzerindeki hizmet bedeli ücretleri. Paranın geri kalan kısmının tamamı bu sendikal iktidarın sorgulanmaması için işyeri işyeri, birim birim tespit edilip görevlendirilmiş işbirlikçilerin, tetikçilerin doyurulması ve korunmasına harcanır. Yönetimlerin destekçisi önemli sayıda işçiye bir asgari ücret tutarında ücret ödenir. Durumu sorgulayanlar ağırlıkla kamuda “örgütlü” oldukları için bir telefonla işinden edilir. Bu pratiklerle de korkuyu güncel tutup yönetimin uygunsuz pratiklerinin sorgulanması gibi bir hadsizliğin önüne geçilmiş olur. Mülk Allah’ındır diyen siyasal İslamcılık geldiği nokta da her yerde işçinin alınterine çökmeciliğe varmış durumdadır. Bu nettir, tartışma götürmezdir. Cemaatleri de holdingtir. Sendikaları da holdingtir. Aksini iddia edenle her zeminde yüzleşelim.

İkinci liderimiz Pevrul Kavlak, gangster sendikacılığın ülkemizdeki adresi Türk-Metal’in Başkanı. Sendikanın önceki başkanı Mustafa Özbek görevinin başındayken turizm, medya alanına yatırımlar yapan bir holding sahibi olmuş, Ergenekon Davası’ndan hapse düşünce yerine Kavlak göreve getirilmişti. Son istatistiklere göre sendikası Türk-İş’in en büyük sendikası ve üye sayısı 209 bin. Yabancı ve yerli tekelci holding merkezlerinin üzerine titrediği, koruduğu bir yapı Türk-Metal. Devletçe de özel olarak korunur. Türki Cumhuriyetlerdeki CIA operasyonlarının paravanı olarak kurulan Avrasya Metal İşçileri Konfederasyonu’na da başkanlık ediyor Kavlak. 2015 baharında üyesi olan metal işçileri Metal Fırtına olup ayağa kalkınca sadece Kavlak ve arkadaşları değil holding merkezleri ve AKP devleti de paniklemişti. İşçiler sendikanın satılmış olduğunu söylüyor, yakaladığı sendika ağalarını dövüyor, kovuyor ve ilk iş olarak sendikadan istifa ediyordu. Ayağa kalkmış işçilerin bir kısmı DİSK’e üye olmaya yönelirken bir kısmı taleplerinin karşılanması nedeniyle hareketsizleşiyordu. Ne de olsa sınıf zeminleriyle hemhal olmuş gelişkin bir siyasal önderliğin yokluğunda kendiliğinden ayaklanmalar bazı kilit taleplerin karşılanması sonrasında devletin, sermayenin, sarı sendikanın saldırıları karşısında doğal sınırlarına ulaşıp sönümleniyor. Metal Fırtına sol, emek kamuoyunda bile gerekli ilgiyi görmemesine rağmen işçiler arasında yaygınca bilinen (belki de en çok bilinen) sahiplenilen bir güncel hakikate sahip.

Kavlak ve arkadaşları arkalarına aldıkları devlet ve sermayenin operasyonuyla Birleşik Metal’e geçen Renault işçilerini geri alınca bir nebze rahat nefes aldılar. Ancak yakalandıkları Metal Fırtına Sendromu daha geçmedi, (bu devlet, sermaye ve AKP Genel Başkanı Erdoğan için de geçerli). O yüzden henüz uygulama örneği olmasa da defalarca artık atama değil seçim yapacağız demek zorunda kaldılar ve geçtiğimiz MESS sözleşmesi döneminde çift haneli zam talep etmek zorunda kaldılar. Kavlak ve arkadaşları aynı Hak-İş yöneticilerinin aldığı ücretleri alıyor ve ayrıca sendika kurumlarının getirilerini hanelerine götürüyorlar. Vatan, millet, Sakarya, din, iman hamasetiyle AKP-MHP arasında mekik dokuyorlar. İşçilerin bastırılması için mafyaları ve ülkü ocaklarını finanse ediyorlar. Yine Ülkücülük bugün holdingcilik ve sarı sendika tetikçiliğidir aksini söyleyen varsa buradayız.

İSK’in en büyük sendikası Genel-İş Başkan yardımcısı ve Disk Genel Sekreteri Cafer Konca üçüncü liderimiz. Bu lider ve diğer yöneticilerinin almış olduğu ücret konusunda Genel-İş zeminlerinden sosyal medyada paylaşılan kimi belgeler söz konusu. Buralarda rakamlar maaş olarak 18 bin ile 36 bin arasında görünüyor, maaşın daha az olması fark etmiyor, harcırah burada da değişik kalemler üzerinden delinebiliyor, iki ayda bir çift maaşları var. Ne yer ne içer nereyi gezerler ve kimleri ağırlarlarsa bunları örgütlenme, eğitim, konaklama gideri olarak gösterebiliyorlar. Hizmet bedeli uygulaması DİSK’e bağlı sendikalarda var mı bilmiyorum? Lastik-İş ve Tekstil-İş’te olma olasılığı yüksek. Bu konuda en şeffaf olması gereken yapı olarak DİSK bile şeffaf değil. Konca, Aziz Kocaoğlu’na AKP tarafından çekilen operasyonda gözaltına alınmıştı. Kocaoğlu tarafından Genel-İş genel merkezine gönderilen isimlerden, ekip arkadaşlıkları devam ediyor. Mahmut Arslan’ın AKP tarafından Hizmet-İş’e atanmış olmasını hatırlayın. Kuşkusuz burada “demokratik” seçimler söz konusu.

Konca, yerine göre sosyalist, yerine göre CHP’li, yerine göre HDP’li, yerine göre ulusalcı, yerine göre Alevi kimliğini öne çıkarıyor. Bu “esnekliği” özellikle Erol Ekici ekibinin tasfiye edilmesinde, Güvenlik-Sen’in Genel-İş’in uydusu yapılmasında, üyelerini Cumhurbaşkanına hakaret eden paylaşımlarda bulunuyorlar diye ihbar eden yöneticilerin korunmasında, Dev-Turizm-İş’ten ÖDP ve TİP’li yöneticilerin tasfiye edilmesinde, Dev-Sağlık-İş’e üyelerin Genel-İş’e geçişinin sonrasında “sıkıntısız” içerilmesinde çok işe yaradı.
Sosyal medya hesaplarını takip edenler Konca’nın CHP ve kayyım öncesi HDP Belediye başkanları, vekilleri, yöneticileriyle ve bazen de Çalışma ve İçişleri Bakanlarıyla görüşmelerinin resimlerini görebilir. Tabi onların hesaplarında toplu sözleşme süreçleri öncesi şeklen yaptıkları gürültü çıkaran eylemlerin resimleri de var. Elbette kiralık işçiliğe karşı beyanları olmuştur, arabuluculuk yasasına karsı beyanları olmuştur, asgari ücret şu kadar olsun diyen basın açıklamaları olmuştur. Sonuçta bu türden faaliyetler daha önce Kani Beko ve benzerlerini CHP’den milletvekili yaptı. DİSK artık şeffaf bir kurum değildir. Aksini iddia eden de yoktur zaten.

Üç farklı gelenekten üç sendika yöneticisi… Bence üçü de sarı ancak teoriye uymak, cenahımızın Genel-İş yöneticisi sevme hassasiyetlerini incitmemek için Cafer Konca’ya bürokrat yönetici diyoruz. Artı-gerçek, Webiz, BirGün, Sendika.org, siyasihaber.org gibi zeminlerde sürekli olarak ve halen bu tipler takdis ediliyor.
Üçü de sarı. İlk ikisini sermaye ve devlet doğrudan kendi sınıf safına içermiş durumda. Üçüncüsü ise ideolojik olarak bu ikiliye son tahlilde esir durumda. 15 Temmuz açıklamasının suçu, sorumluluğu Abdullah Karacan’a atılamaz.

Ey işçiler; sendikalar elbette bizim, işçilerin örgütü. Ancak patronlar ve devlet tarafından öyle ya da böyle ele geçirilmişler. Biz bu yapıları geri almak için kavga edeceğiz. Etmezsek bu tipleri bir süre daha görmeye devam edeceğiz.
Kriz iyidir gelsin.
Azdan az çoktan çok gider.
İşçilerin verecek hiçbir şeyi yok.
Daha ne alacaklar işçiden?
Ancak biliyoruz ve eminiz ki Metal Fırtına da gelecek olanca heybetiyle.
İstisnasız tüm sarı sendikacıların kafası kırılacak.
İşçilerin aidatlarından gasp ettikleri her kuruş geri alınacak.
Reis’in sendikalara ve meslek örgütlerine kayyım atama yetkisi tartışılıyor. AKP, TTB, TBB, TMMOB yönetimlerini istiyor, bunlara kayyım atayabilir. Atamaya yeltenirse direniş ne ise onu da görür. Ancak sendikalar için kayyım ataması işçilerin ayaklanmaları mevcut düzeni bozarsa devreye sokulacak bir uygulama. Yani sermaye devletinin kriz hazırlığı.
Sendikalardan büyük oranda memnunlar bu haliyle.
O zaman biz işçiler bu hali değiştirelim “Ohal” onlara kalsın.

Not: Sendikacıların işçi aidatlarına çökerek aldığı maaşlar konusunda bilgi belge sahibi olan işçi arkadaşlar bize ulaşın.

VEGASTE

Share.

Comments are closed.