gününde

Tütün tozları arasında – 1+1 Forum

0

Alpay’ın şarkısındaki tütün sarıp hayal kuran kadınlarla A. Kadir’in “Cibali dendiğinde siz gelirsiniz aklıma pazen entarileri tütün kokan kadınlar” diye anlattığı kadınların hikâyesi, kendi anlatıları üzerinden, Kadir Has Üniversitesi’nden iki kadın akademisyenin çabalarıyla birleştirildi. Ortaya kadın emek tarihine ilişkin önemli bir çalışma çıktı. Üniversitenin Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Eser Selen ve Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırmaları Merkezi Direktörü Mary Lou O’Neil, Cibali Tütün Fabrikası’nda 1964-1995 yılları arasında çalışmış 17 işçi kadınla yapılan sözlü tarih görüşmelerinden hareketle işçi kadınların fabrikada ve evde gündelik yaşam deneyimlerini anlattıkları çalışmalarını Rezzan Has Kütüphanesi’nde kamuoyuna sundular.

Türkiye’de emek tarihi araştırmaları akademik camiada pek rağbet gören bir alan değil. Sendikaların kendi kurumsal tarihlerini, dönemin iktisadi ve siyasal atmosferi bağlamında grev, direniş gibi önemli olayları ele alarak yönetici ve nadir olarak da aktif üye erkeklerin deneyimleri üzerinden ele aldıkları bazı çalışmalar mevcut. Bunlar şüphesiz değerli çalışmalar, fakat bu tarih anlatıları içinde kadın işçinin yeri olmaz. Olduğunda da, “İşçi Kızı Ayşe” şarkısındaki gibi, erkeklerin fabrikada çalışırken tanıdığı, mücadele sırasında arkadaş ve sevgili olduğu, daha sonra da evlendiği bir laytmotif olarak görev yapar. Bir tarihte, yaşlı bir sendikacı erkekle ayaküstü 1964’teki Bereç pil fabrikası grevini konuşuyorduk, Fikriye isimli kadın işçinin valinin arabasının önünü kestiğini anlattıktan sonra, grevden pek çok kadın işçinin evlenerek çıktığını söyleyip gevrek gevrek gülmüştü. Oysa kadın işçi tarihi açısından elbette “olay” evlendikten sonra başlar.

Son dönemlerde toplumsal cinsiyet tarihçiliği çerçevesinde birincil kaynaklardan hareketle kadın emek tarihini ele alan bazı çalışmalar var. Bunlardan biri, 26 Mart’ta Kadir Has Üniversitesi Rezzan Has Kütüphanesi’nde Cibali Sohbetleri çerçevesinde, “Ben Buradayım”: Cibali Tekel Tütün ve Sigara Fabrikası’nda Çalışmış Kadınların Deneyimleri başlığıyla kamuoyuyla paylaşıldı. Çalışma, üniversitenin yürüttüğü Cibali Tütün Fabrikası –Emeğin Mekânı isimli geniş kapsamlı projenin bir bölümünü oluşturuyor. Kütüphanede fotoğraflar, fabrikada üretilen sigara paketleri, özel sigaralar ve insansız hazin bir demir yığınına dönüşmüş iş makineleri de sergileniyor. 

Fabrikada işin organizasyonunda toplumdaki cinsiyet temelli iş bölümünün yansımaları açıkça görülüyor. Kadınlar üretimde ağır işlerde çalışırken, erkekler ustabaşı olarak onların tepesinde yer alıyor ve teknik işlerle ilgileniyorlardı.

Cibali Tütün Fabrikası şarkılara, şiirlere, roman ve hikâyelere konu olmuş, kadın işçilerle özdeş bir mekân. Emeğin şairlerinden A. Kadir, Cibali şiirinde, “parmaklarında ve pazen eteklerinde tütün kokusu” ile tanımlamıştı onları. Alpay’ın unutulmaz şarkısında “Fabrikada tütün sarar sanki kendi içer gibi, sararken de hayal kurar bütün insanlar gibi” derken bahsettiği yine Cibali’nin hiçbir zaman yeterince havalandırılamayan geniş atölyelerinde tütün tozlarıyla cebelleşen genç kadınlarıydı. Orhan Kemal’in hikâyelerinde çalan tütün fabrikası düdüğü de Cibali düdüğüydü. Fabrikanın bir sokak arkasında yaşamıştı o da.    

Üniversitenin Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Eser Selen ve Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırmaları Merkezi Direktörü Mary Lou O’Neil, Cibali Tütün Fabrikası’nda 1964- 1995 arasında çalışmış 17 işçi kadınla yapılan sözlü tarih görüşmelerinden hareketle, işçi kadınların fabrika ve evdeki gündelik yaşam pratiklerini anlattılar toplantıda. Araştırmacılar Cibali Tütün Fabrikası’nın mekân olarak bir işyerinden üniversiteye dönüş hikâyesini de ele almış çalışmalarında. Bu, bir özel üniversitenin “Biz almasaydık yok olup gidecekti işte bu mekân da…” anlayışının yansıması olarak da değerlendirilebilir. Haklılık payı olmakla birlikte, özelleştirmelere meşru bir zemin hazırladığı için emek tarihi ve emek hareketi açısından sorunlu bir yaklaşım elbette.

17 kadın işçiyle sözlü tarih çalışması yapan araştırmacılar, Eser Selen (solda) ve Mary Lou O’Neil.

Tarihi anlatan kadınlar olunca

Kadın işçilere ve onların hikâyelerine dönersek… Sözlü tarih, resmi tarihin görmediği ya da deneyimlerini bilerek atladığı ezilen sınıf ve kesimlerin tarihlerine ulaşmak, bu deneyimleri gün yüzüne çıkarmak için kullanılan bir yöntem. Cinsiyetçilikle malûl erkek tarih yazımının aksaklıklarını, çarpıklıklarını gidermek, kadınlara ait deneyimleri görünür kılmak için feminist ve toplumsal cinsiyet tarihçilerinin de yakın dönem kadın tarihi yazımında sıklıkla kullandığı bir yöntem bu aynı zamanda. Araştırmacılar sözlü tarih yöntemini kullanarak 17 kadınla saatlerce görüşmüş, fabrikadan ayrıldıktan sonra da orada başlayan dostluklarını sürdüren işçi kadınların yaptıkları günlere katılmışlar. “Kimi zaman, her hafta bir gündeydik” diye anlatıyorlar. Kadınların yaşam hikâyeleri, onların anlattıkları, hatırladıkları biçimde kaleme alınmış. Benimsedikleri yöntem gereği hiçbirinin kelimesine dokunmamışlar.

Eser Selen 13 yaşında işe başlayan kız çocuklarının olduğunu anlatırken, dinleyiciler arasında bulunan ve zamanında fabrikada denetim yapmış bir erkek denetçi böyle bir şeyin resmi olarak mümkün olamayacağını söyledi. Mesleğini düzgün yapan, ama kadın olarak yaşamanın ve yazmanın cilvelerini bilmeyen denetçi erkeğin konuşması, toplantıya katılan ve zamanında Cibali Tütün’de çalışmış, bir ara sendika temsilciliği de yapmış kadın işçi Kıymet Karlı tarafından bölündü. Kıymet Hanım genç kadın emeğinin sömürü biçimlerinden birini gözler önüne seren şu değerli bilgiyi verdi katılımcılara: “Başkasının nüfus kâğıdıyla çalışan kızlar vardı. Zamanı gelince kendi nüfus cüzdanlarıyla değiştirirlerdi.”

Cibali Tütün Fabrikası’nın Reji döneminden itibaren bir metropol gibi kurulmuş olması sık sık vurgulandı. Fabrika manavı, kreşi, sosyal tesisleri, sağlık birimi, itfaiyesi, sendika odasıyla kendi içinde bir şehir gibidir.

Binlerce kadının burada çalıştığına, fabrika kapanıp onlar gittikten sonra kendilerinin de kadın olarak aynı mekânda iş yaptığına değinen diğer konuşmacı Mary Lou O’Neil, kadın çalışma deneyiminin mekân planında devamlılığına vurgu yaptıktan sonra, “Onlara borçlu hissediyorduk kendimizi, bu çalışma bizim için heyecan vericiydi, önemliydi” diye anlatmaya başladı.

Ona göre, fabrikada işin organizasyonunda da toplumdaki cinsiyet temelli iş bölümünün yansımaları açıkça görülüyor. Kadınlar üretimde ağır işlerde çalışırken, erkekler ustabaşı olarak onların tepesinde yer alıyor ve teknik işlerle ilgileniyorlardı.

Toplantı bitiminde konuştuğumuz Cibali Tütün Fabrikası’nın işçi kadınlarından Radiye Engin, Mary Lou O’Neil’i destekleyerek “Ortalıkta dolaşan, talimat veren pek çok erkek işçi vardı. Çoğu hiç çalışmazdı, ama para alırdı. Biz kadınlar canımız çıkana kadar çalışırdık. O kadar çok iş yaptık ki burada” diyordu.

Anlatılan yıllarda, fabrikada Türk-İş’e bağlı Tekgıda-İş sendikası örgütlüymüş, bir ara işçiler DİSK’e geçmeye de çalışmış. İyi toplu sözleşmeler yapmış olmalılar ki, araştırmacılar da, panele katılan kadın işçiler de işçilerin memur olmak istemediklerini, memurlarla işçiler arasında işçiler lehine bir ücret farklılığı olduğunu anlattılar.

Araştırmacıların en fazla vurgu yaptığı konulardan biri de fabrika içindeki işçi dayanışmasıydı. Cibali Tütün Fabrikası’nın Reji döneminden itibaren bir metropol gibi kurulmuş olması sık sık vurgulandı. Fabrika manavı, kreşi, sosyal tesisleri, sağlık birimi, itfaiyesi, sendika odasıyla kendi içinde bir şehir gibidir. Burada çalışanlar da aidiyet duygusuyla birbirlerine bağlıdır. Bu şüphesiz önemli bir tespit, fakat bahsedilen yıllarda Türkiye’de yükselen sendikal hareketin, grevlerin, direnişlerin de dayanışmacı işçi kimliğinin oluşumunda önemli rolü olmalı. Nitekim işçilerden Radiye hanım “Biz çok bilinçli işçilerdik, bedel ödedik. Sendikal nedenlerle hapse giren arkadaşlarımız oldu. Onlar için ortak bir para havuzumuz vardı. Toplu olarak ziyaretlerine de gittik” diye anlatıyor. Fabrikanın özel üniversiteye verildiğini duyunca içinde derin bir burukluk hissetmiş, devlet üniversitesi olmasını tercih edermiş. Kıymet hanımla dolaşmışlar alanı, “Şurada benim makinelerim, burada seninkiler vardı” diye konuşmuşlar. Bazı yerlere sokmamış bekçiler, sitem ediyorlardı. Ne de olsa orası onların fabrikasıydı, herkesten önce orada onlar vardı.

Fabrikanın bir kreşi bulunuyormuş, kapasitesi de yeterliymiş anlatılanlara göre. Kadın işçilerin hemen hemen hepsi çocuklarını orada büyütmüşler. Büyük bir avantaj bu. “Biz burada kreşler konusunda çıtayı çok yükseltmişiz” diye anlatıyor Radiye hanım. İşten ayrıldıktan sonra bir çocuğu daha olmuş. Onun bakımı için kreş ararken “yemekler nasıl pişiriliyor, düzenli doktor var mı?” diye sorular sorunca, “Yüzüme öyle bir tuhaf baktılar ki, anlatamam. Çünkü bizim fabrikadaki kreşte bunların hepsi vardı. Çocuklara ayrı yemek çıkardı” diyor. Özal’ın neoliberal ekonomik politikaları çerçevesinde “devleti küçültme” hamleleri sırasında ilk saldırılan kadın kazanımları arasında kreşler ve çocuk bakım evleri yer alıyordu. Diğer sağcı hükümetler ve AKP bu konuda onun icraatına yenilerini eklediler. Bugün büyük fabrikalarda bile kadınlara yalnızca cüzi bir kreş ücreti ödeniyor.

Fabrikanın bir kreşi bulunuyormuş, kadın işçilerin hemen hemen hepsi çocuklarını orada büyütmüşler. Özal’ın neoliberal ekonomik politikaları çerçevesinde “devleti küçültme” hamleleri sırasında ilk saldırılan kadın kazanımları arasında kreşler ve çocuk bakım evleri yer alıyordu.

Tarihi anlatan da, yazan da kadınlar olunca, erkeklerden farklı bir deneyimler kümesi çıkıyor ortaya. Cibali Tütün Fabrikası’nın kadın işçilerinden biri doğum ve süt izinleri konusunu şöyle aktarmış, kendisiyle yapılan görüşmede: “Kırk gün doğum izni, bir ay da ücretli iznimiz var, onu almıştım. Ondan sonra bebeği ağabeyimin hanımına götürüyordum. Sabah sekizde bırakıyordum. Akşam dörtte çıkacağıma işten ikide çıkıyordum. Bir sene boyunca iki saat süt iznim vardı.”  

Bugün doğum izni 16 haftaya çıkmış durumda, fakat yasal iznin ertesinde işten çıkarılan pek çok kadın bulunuyor. Emzirme izni İş Kanunu’na göre çalışan kadınlar için günde bir buçuk saate indirildi ve kadın işçilerin büyük bir bölümüne bu izin kullandırılmıyor.

Fabrikanın kadın işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından istenilen durumda olmadığını ise panele katılan işçilerden Kıymet hanım anlatıyor: “Otuz kiloluk balyaları kaldırıp indiriyorduk, tütünün içinde olduğu tahta kasaların ağırlığı vardı bir de… Tabii ki boyun ve bel fıtıkları oluştu. Ama en kötüsü tütün tozuydu. Pek çok arkadaşımız astım oldu. Pek çok arkadaşımız hayatını kaybetti.” Bunları söyledikten sonra arkadaşı Radiye hanıma dönüyor: “Biz yine iyi yaşadık, değil mi?” Yaşlarını soruyorum; 65 civarındalar. İleri bir yaş sayılmaz oysa…

Araştırmacılar işyerinde cinsel taciz olup olmadığını da sormuşlar. Kendilerini şaşırtan bir cevap aldıklarını söylüyorlar. Bu sorunun neden yöneltildiğini anlamadıklarını, gereksiz bulduklarını söyleyen işçi kadınların cevabı ortak olmuş: “Biz burada abi-kardeş gibiydik. Erkeklerle kadınlar arasında saygıya dayalı bir mesafe vardı.” Kıymet hanım “Başka yerlerde olmuş olabilir. Ama burada yoktu. Birbirlerini görüp beğenip, anlaşıp âşık olanlar oluyordu tabii. Ona kimse karışamazdı” diye ekliyor. Elbette nasıl tanımladığımız da önemli, kadına yönelik bu suçları. Cinsel taciz, cinsel sataşma, sözlü taciz çoğu zaman gündelik yaşam pratikleri içinde erkek şakaları olarak da karşımıza çıkabiliyor.  

İki kadın akademisyenin Cibali Tütün Fabrikası’na ve burada çalışan kadınların gündelik yaşam pratiklerine tuttukları büyüteç sadece kadın tarihine değil, emek tarihine de önemli bir katkı sunarak emek tarihinin tek özneli yapısında bir çatlak oluşturuyor.

Necla Akgökçe
06.04.2019

Kaynak: https://www.birartibir.org/emek/293-tutun-tozlari-arasinda#.XPaNvVlZ76k.twitter

Share.

Comments are closed.