Türkiye’de 2008’den Günümüze Ekonomik Sosyal Politikalarda Emekliliğe Bakış- Mahinur Şahbaz

0
Ekonomik sosyal politikaların sosyal haklarda neden olduğu hak kayıplarını anlamak için, iktidarların sosyal haklara bakış açısını, uygulanan sosyal politikaların ekonomik politik boyutunu incelemek gerekir. Sosyal güvenlik hakkı, insan haklarından biridir ve temel uluslararası belgelerde “sosyal güvenlik hakkı” olarak yer almaktadır. İnsan hakları belgelerini onaylamış olsun olmasın, bütün ülkeler “sosyal güvenliği” devletler için bir kamu görevi, kişiler içinse bir hak olarak tanımlamıştır. Sosyal güvenlik, muhtaçlığa karşı gelir güvenliği anlamını taşır. Sanayileşme sürecinin sonunda ortaya çıkmıştır. Sosyal güvenceye kavuşmak demek; muhtaçlığa karşı devletçe bir gelir garantisine kavuşturulmuş olmak demektir.

Olağan koşullarda gelir güvenliği kişinin irade ve isteğine bırakılmaz. Sosyal güvenlik sistemi, kişiyi kendi sosyal güvenliğini sağlamak için bazı yükümlülükler altına sokar. Sosyal haklar İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemde uluslararası insan hakları sözleşmeleriyle hukuki bir temele kavuşmuştur. İnsan haklarındaki gelişmeler birinci kuşak haklar olan temel haklarla başlar. Gelişmesi, ekonomik ve sosyal haklarla yani ikinci kuşak haklarla devam etmiştir. Sosyal güvenlik hakkı; yaşama hakkını tamamlayan ekonomik ve sosyal bir hak olarak bu süreç içinde bir insan hakkı olarak kabul edilmiştir. Anayasa’nın 60.maddesi sosyal güvenliği herkes için bir insan hakkı ve devlet için ise hayata geçirilmesi gereken bir görev olarak kabul etmiştir. Ayrıca 61.madde de özel olarak korunması gereken kişilerden söz edilmektedir. “…Yaşlılar devletçe korunur. Yaşlılara devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir…” biçiminde yer almaktadır. Sosyal güvenlikle ilgili uluslararası sözleşmeler de onaylanmıştır. Ayrıca Anayasa’da kanunla onaylanmış insan haklarına dair uluslararası sözleşmeler iç hukuktaki kanunların üzerindedir.

Sağlık hakkı devredilemez, vazgeçilemez temel insan hakkıdır. İnsan hakları kavramının gelişiminde üçüncü kuşak arasında yer alır. Her bireyin insan olmasından kaynaklanan bu hak, bireylere yönetimler tarafından sunulması gereken pozitif insan hakları kümesi içindedir. Kurumsal zeminde bu kadar güçlü olarak temellendirilen sağlık hakkı ne yazık ki pratik yaşamda karşılık bulmakta zorlanmaktadır. Anayasa’nın 57.maddesinde “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Devlet herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.” biçiminde sağlık hakkı düzenlenmiştir.

Ekonomik Politikalar ve Sosyal Güvenlik Sistemi

1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren Sosyal Güvenlik Reformu’nun emeklilik sistemine etkisini ve reformun gerekçesini anlamak için daha önceki sürece bakmak gerekmektedir. Bu süreçte uygulanan programların ekonomik, politik boyutu incelendiğinde reformun emeklilerin ve çalışanların değil sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda yapıldığı görülür. Reform emeklilerin ekonomik güvence ve sağlık hakkında ciddi kayıplara neden olmuştur. Yeni liberal süreçte istikrar ve yapısal uyum programları için yapılan düzenlemeler, sermaye çevrimi içinde dağılımı, bölüşümü ve tüketimi düzenlediği için yaratılan artı değerin sermaye sınıfı lehine yeniden dağılımının koşullarını oluşturarak kaynak aktarma mekanizmasına dönüştürülmüştür. Sosyal Güvenlik Reformu ve benzeri uygulamalar da bu dönüşümün bir parçasıdır. “Dünya kapitalist birikim süreci içsel çelişkilerinin artması sonucu 1970’lerden itibaren kâr oranlarının düşmesi eğilimiyle bir durgunluğa ve krize girmiştir. Yaşanan durgunluk zaman zaman aşılıyor görünmesine rağmen sistem bu yapısal krizi henüz atlatamamış ve içsel çelişkilerini günümüze kadar taşımıştır. Buyüzden gelişmiş kapitalist ülkelerin krizi çözmek ve yaygınlaştırarak etkisini hafifletmek için, düşen kar oranlarının ortaya çıkardığı atıl sermayeyi kar oranlarının daha yüksek olduğu ülkelere yönlendirmesiyle başlayan yeni liberal süreç halen gelişmiş kapitalist ülke sermayesinin girdiği her ülkeyi kendi gereksinmelerine göre şekillendirmeye devam etmektedir.”(Altıok, 2000, s.77) Kapitalist ekonomik politikalar az gelişmiş ülkelerde uluslararası borç krizine neden olmuştur. Krizin ardından Uluslararası Para Fonu(IMF) ve Dünya Bankası(DB) sermaye birikim sürecinin yeniden düzenlenmesi için “Yeni Liberal Yeniden Yapılandırma Politikaları ve Yapısal Uyum Programları” uygulamaya konulmuştur.1994’te 5 Nisan kararlarıyla uygulamaya konulan 1999 ve 2001 yıllarında kabul edilen programlar diğerleri gibi yapısal dönüşüm sürecinin bir gereği olmuştur.

1994 ekonomik krizinin yeterince artı değer üretmeyen, rekabeti artıracak sanayi yatırımı yapmayan ve üretimi modernize edecek teknolojik gelişmeyi sağlayamayan sermaye sınıfının krizi olmakla birlikte dış dünyadan yansıyan olumsuz koşulların da etkisiyle olduğu söylenebilir. (Altıok, 2000, s.111) 5 Mayıs 1994’te, IMF ile imzalanan kredi anlaşması şartlarında “Sosyal güvenlik devlet tekelinde değil piyasaya teslim edilmeli. Sağlık ve emeklilik diye ayrılmalı. Bölüşüm için kullanılmamalı, toplumsal değil bireysel sorumluluk esasına göre yapılandırılmalı. Sosyal yardımlar tüm yoksulları hedef almalı ve sosyal riskler karşısında toplum tarafından asgari bir geçim düzeyi geçici olarak sağlanmalıdır.” (Özveri, 2003, s.321) deniliyordu. Sosyal Güvenlik Sistemi ile ilgili bu şart projelendirilerek uygulamaya konuldu. “Sağlık Finansmanı Politika Seçenekleri” çalışması Avustralya Sağlık Sigortası Komisyonu’na hazırlatıldı. “Emeklilik ve Sosyal Yardım Sistemleri Reform” çalışması da ILO’ya ihale edildi. Bu çalışmalar doğrultusunda hazırlanan programlar uygulanarak sosyal güvenlik sistemi ve sağlık sistemi yeniden yapılandırıldı, değiştirilip dönüştürüldü ve kamu kazanımları sermayenin kullanımına sunuldu.

5 Nisan Kararları ile başlatılan süreçte kısa vadede kamu açıkları azaltılacak, uzun vadede istikrarın sürekliliği ise kamu kesiminin ekonomideki ağırlığının azaltılmasıyla sağlanacaktı. Faiz ödemeleri ve askeri harcamaların dışında sosyal güvenlik, eğitim, sağlık, yatırım harcamaları kısılacak, kamuda çalışan işçi ve memurlara bütçe ödenekleriyle sınırlı artış yapılacaktı. Petrol ürünlerinin fiyatları artırılırken, akaryakıt tüketim vergisinden bütçeye ayrılan pay %50’den %70’e çıkarılmıştı. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) ürünlerine %100 zam yapılarak, Sosyal Güvenlik Reformu kapsamında özel sağlık ve emeklilik sigortasının teşvik edilmesi, prim gün sayısı ve prim oranlarının artırılması ve emeklilik yaşının yükseltilmesi çalışmalarına hız verilmişti. İlerleyen süreçte ekonomideki durgunluk ve düşen kâr oranları, sermayenin devletin üzerindeki baskısını artırmış, en kolay maliyet unsurunu düşürecek önlemler olarak esnek çalışma ve sosyal güvenlik sisteminin yeniden düzenlenmesi tercih edilmişti. Devletin kontrolünde olan emeklilik sigorta fonlarının özel sektör tarafından düşük maliyetle kullanılması amaçlanmış, yerli ve yabancı sigorta şirketlerinin kontrol etmek istediği fonların müşteri kaynağının büyüklüğü sermaye birikimini hızlandıracağı ve krize çözüm olacağı beklentisine girilerek amaçlanan biçimde yerli ve yabancı sigorta şirketlerine fon piyasası açılmıştır.

19 Ağustos 1999’da, Yaşar Okuyan’ın TBMM’ye sunduğu “SSK ve BAĞKUR emeklilerinin aylık hesaplama sistemini değiştiren kanun teklifi” kabul edildi ve 25 Ağustos 1999’da kanunlaşarak Eylül ayında yürürlüğe girdi. 4447 sayılı “Sosyal Güvenlik Reformu Yasa Taslağı” hazırlandı. Ve sonraki süreçte 4447 sayılı yasayla yedi esas yasa değiştirildi. İlgili on bir yasada uyum için değiştirildi. 1999 yılı sonunda IMF’nin baskısıyla ülke koşullarına uygun olmayan bir şekilde emeklilik yaşını kadınlarda 58’e, erkeklerde 60’a çıkaran yasa kabul edildi, emeklilik hakkının kazanılması zorlaştırıldı. Sosyal güvenlikte yeniden yapılanma toplumun belirli kesimine getireceği yükle bu kesimlerin yoksullaşmasını daha da hızlandırdı. Sosyal güvenlikte yeniden yapılandırmanın oluşturacağı toplumsal muhalefetin bastırılması için ise 2002 yılında “İşsizlik Sigortası” uygulamasına geçilmesi kabul edildi. 1999 yılında kabul edilen programda; Devletin borçlanma mekanizmasıyla gelir aktarmanın sınırına dayanması, sermayenin değerlenme sürecinin devam ettirilebilmesi için aşırı artan borç stokunun sosyalizasyonuna gidilerek hafifletilmesi, Devletin toplumsal kesimlere olan taahhütlerinin yeniden gözden geçirilmesi hedeflenmiştir.

26 Nisan 2005’te IMF’ye sunulan niyet mektubunda Sosyal Güvenlik Sistemi’ne bütçeden yapılan % 4,5 oranındaki desteğin %1’e düşürülmesi taahhüdü yerine getirilmiştir. 2005 yılında sigorta sisteminin tek çatı altında toplanması çalışmaları hızlandırılarak, 2006 yılının Nisan ayında yasal düzenlemeler parlamentodan geçirilmiştir. Sağlık alanında SSK’nın kapatılması, ilaç alımı ve tedavi anlamında sağlık hizmetlerinin kapsamının daraltılması ve özel sigorta şirketleri ve özel hastaneleri teşvik edici “Genel Sağlık Sigortası” yürürlüğe girmiştir. İş ve sosyal güvenlik alanında ise emeklilik, kıdem tazminatı, iş güvencesi vb. düzenlemelerle emek piyasasını esnekleştirici uygulamalar getirilmiş, ancak 1 Ocak 2008’de yürürlüğe girecek biçimde ertelenmiştir.

19 Ekim 2007’de Agah Kafkas’ın TBMM’ye sunduğu “Emekli aylıklarına ülkenin büyüme oranının dahil edilmesi uygulamasının kaldırılması” kanun teklifi bir ayda yasalaştı. Bu uygulamayla emekliler milli gelirden pay alamaz oldu. Toplumsal muhalefeti ve gerilimi artıracağı endişesiyle tedrici uygulamalarla devam edildi. Küresel kapitalist politikalara uyum, yeniden yapılanma politikaları altında belli ölçülerde piyasa dışı süreçler tarafından düzenlenen eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, kentsel altyapı hizmetleri gibi kamusal hizmet alanlarının piyasalaştırılmasına hız verildi. Sosyal Güvenlik Sistemi’nin yeniden yapılandırılması değiştirilip dönüştürülme sürecinde yapılan değişikliklerin bütünü Sosyal Güvenlik Reformu adı ile 1 Ekim 2008 yılında yasalaştırıldı ve yürürlüğe girdi.

Sosyal Güvenlik Reformu ve Emekliler

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun işlemez olduğu, çöktüğü gerekçeleriyle Sosyal Güvenlik Reformu yapıldı. Sosyal Güvenlik Kurumu’na bütçeden yeterli destek yapılmıyor, kurum siyasi vesayet altında tutuluyor, kayıt dışılık yaygınlaştırılıyor, fonlar kurumu zarara sokacak tarzda kullandırılıyordu. Gerekli denetimler yapılmıyor, kuruma piyasacı politikalar hâkim olup kamu anlayışı terk edilmiş idi. Bahsedilen durumlar gerekçe gösterilerek yapılan sosyal güvenlik reformuyla Sosyal Güvenlik Sistemi’n finansörlüğünü çalışanların ve emeklilerin karşılayacağı, bütçe desteği olmadan gelir gider dengesini sağlayacak, tüm çalışanları da kapsayacak bir sistem oluşturulmuştu. Sağlık ve emeklilik olarak ayrılarak Sosyal Güvenlik Kurumu sigorta konumuna getirildi.

Sosyal Güvenlik Sistemi’nde yeniden yapılandırma ve değişim sürece yayılarak yapıldı. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 26200 sayılı kanunla 16.06.2006 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak 1 Ekim 2008’de yürürlüğe girdi. Emekli aylıklarının hesaplama yöntemleri 1999’da değiştirildi. O güne kadar SSK, Tarım SSK, Bağ-Kur, Tarım Bağ-Kur ve TC Emekli Sandığı için uygulamalar ayrı ayrı ve her kurumda emekli aylığı hesaplama yöntemleri farklıydı. SSK’lı ve Bağ-Kur’lular için 08/09/1999 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 4447 sayılı kanunla emekli aylık hesaplama yöntemi değiştirildi. 1978 yılından bu yana uygulanmakta olan gösterge-katsayı sistemi terkedildi. 2000 yılı ve sonrasında TÜFE sistemi emekli aylığı hesaplaması başlatıldı. Eşitler arası eşitsizlikler yaratıldı. Aynı prim gün sayısı ile emekli olanlara farklı farklı emekli aylığı bağlandı. Reformun en çok tartışılan ve hak kayıplarına neden olan değişikliği emekli aylığı hesaplama yönteminin değiştirilmesiydi. Reformdan önce TÜFE, büyüme hızının %100 ‘ü ile enflasyon ve milli gelir artışının tamamının toplamı aylıkların güncelleme kat sayısı olarak kabul ediliyordu. Reformdan sonra sadece TÜFE ile büyüme oranının %30’u toplanarak aylık güncelleme katsayısı olarak kabul edildi.

2008 yılı ve sonrasında emekli olan bir SSK’lı (4A’lı) için üç sistemden gelen aylık: 1999 yılı ve daha öncesindeki çalışmaları için gösterge katsayı sistemi olan son on yılın veya son beş yılın ortalamasına göre kısmı bir aylığı, 2000 ile 2007 yılları arasında çalışmaları için TÜFE’li sisteme göre hesaplanan kısmi bir aylığı, 2008 ve sonrası için yeni sisteme göre hesaplanan bir kısmi aylığı olacaktır. Üç sisteme göre de hesaplanan kısmi aylıkları toplanarak emekli aylığı belirlenecektir. Bağlanan gelir ve aylıklara her yılın Ocak ve Temmuz aylarından geçerli olmak üzere TÜFE oranında artış yapılacaktır. Emekli hakkı sahiplerine gelir bağlanmasında oranlar değiştirilerek kısıtlamalar yapıldı. Eşini kaybetmiş kadınlara aylık bağlama oranı %75’ten %50’ye düşürüldü. Kadın çalışmıyorsa %75 oranında aylık bağlanması, eşinden, anne-babasından ölüm aylığı bağlanmasına hak kazananlar eşinden ya da anne-babasından birini tercih etmesi, anne ve babadan ayrı ayrı aylık alan çocuklara yüksek olan aylığın tamamı az olanın yarısının bağlanması uygulaması getirtildi.

2003, 2005, 2007 yıllarında yapılan değişikliklerle kız çocuklarının aylık almaları zorlaştırıldı. Binlerce yetim aylığı, beş yüz bin civarı eşini kaybetmiş kadının aylığı kesildi.8 Aralık 2012’de, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin yaptığı açıklamada “Eşi ölen kadınlara sosyal yardım yapılacak, 258 bin 551 kadın yararlanacak ve 259 milyon 534 bin lira ödenecek.” dedi. Sosyal Güvenlik Sistemi içinde sosyal yardım anlayışı işletildi, reform ile sigortacılığın sosyal niteliği yok edildi, bireysel hale getirildi. Kamu yerine özel sigorta tercih edilerek sosyal güvenlik hakkı, sağlık hakkı yok sayıldı. Anayasa’nın sosyal devlet ilkesi reddedildi. Artık emekli aylıkları reel olarak azalırken emekliye milli gelirden pay verilmeyecek, ülkenin büyüme hızından verilen pay üçte bire düşürülerek daha geç daha güç emekli olunacak, sisteme yatırılan prim miktarı artacak var olan haklar azalacak, devlet katkısı azalacak, primler küresel mali piyasaların emrine verilecek, sistem tek çatı altında toplanacak norm ve standart sağlanacak eşitsizlikler giderilecek, denmişti. Emekli Sandığı üstünlüğü korundu diğer kurumlar en az hak düzeyinde eşitlendi, norm ve standart sağlanmadı. Eşitler arasında eşitsizlik yaratıldı.

Kuşaklararası dayanışma engellenerek yok olma noktasına getirildi. Kamu emekliliği sistemi bitirilerek, 28/03/ 2001 tarihinde 4632 sayılı “Bireysel Emeklilik ve Yatırım Sistemleri Kanunu” çıkarıldı, 2003’te yürürlüğe girdi.13/06/ 2012 tarihinde “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemleri Kanun ve KHK’de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” çıkarıldı. Bireysel Emeklilik Sistemi(BES) sürekli cazip hale getirilerek uygulandı. BES; ekonomik, sağlık, sosyal anlamda güvencesi olmayan toplumun ihtiyaçlarına cevap vermeyen bir sistemdir. Devlet güvencesi yoktur, sermayenin kullanımına sunulmak üzere fon oluşturmak için düzenlenmiştir. Emeklilik, yaşlılığın güvencesidir ve toplum için çok önemlidir. Devlet güvencesindeki kamu emekliliği toplumsal yaşamda sağlığı, adaleti, dayanışmayı, güveni, kuşaklararası dayanışmayı olumlu etkileyen, korunmasını, gelişmesini sağlayan, dünyada örnek alınan sayılı sosyal güvenlik sistemlerinden birisiydi. Bunun yerine BES gibi bir düzenlemenin uygulamaya konması toplumun değil sermayenin çıkarlarına hizmet etmektir. BES’e otomatik katılım aşamalı olarak kırk beş yaş altında çalışanların hepsini kapsayacak şekilde düzenleme yapılarak 1 Ocak 2017’de başlatıldı. Kamu emekliliği süreç içerisinde bitirilmesi hedeflendi.

Sosyal Güvenlik Reformu ile emeklilerin bedelini çalışırken ödediği güvenli, ücretsiz erişilebilir sağlık hizmeti hakkı yok sayıldı, sağlık hizmetinin her kademesinde ücret ödemek zorunda bırakıldı. Sağlıkta Dönüşüm Programı 2003’te yasallaştı. Sağlık reformu gerekçesi“ Sağlık güvencesi olmayan nüfus, sağlık sisteminden duyulan tatminsizlik, kaynak kullanımındaki verimsizlik. Ekonomik dönüşüm ve uluslararası ilişkiler. Demokrasinin gelişmesi ile artan beklentiler ve bu beklentilere yöneticilerin cevap verme zorunluluğu. Yaşlanan nüfusun artan maliyetler üzerindeki etkisi, kronik hastalıklarda artış. Yeni karmaşık teknoloji sağlıkta yeniden yapılandırma değişim dönüşüm nedenleri” olarak açıklandı. Norm ve standart birliği sağlanacak, sağlık hizmetlerinin kapsamı genişletilecek deniyordu. (Gümüşsel, 2018) Sosyal güvenliğin daraltılması, ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesiyle oluşan alan, yaşlıların sağlık, emeklilik, bakım ve sosyal ihtiyaçlarının tamamı sermayenin kullanımına açılarak devlet desteği ile kârlı bir yaşlılık ekonomisi alanı yaratıldı.

2008’ den Günümüze Sosyal Politikalar

2007’de uygulamaya konulan Türkiye’de Yaşlıların Durumu ve Yaşlanma Ulusal Eylem Planı’nın amacı ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitim alanlarında kuşaklararası dayanışmayı sağlamak amacıyla bireyleri bilgilendirmek olarak tespit edilmiştir. Bu planın, 2002 yılında Madrid’de toplanan Birleşmiş Milletler 2.Yaşlanma Asamblesi’nden sonra Türkiye gibi ülkelere önerilen yaşlılıkta kalkınma, yaşlılıkta sağlık ve refahın sağlanması, olanaklar sunan destekleyici ortamların sağlanmasının esas alındığı söylenmişti. Bugüne kadar yaşlı yoksulluğunun giderilmesi, yaşlılıkta sağlık ve refahın sağlanması konusunda gelişmelerin olduğu gözlenememiştir. Bu planda yaşlılıkta bakım hizmetinin hasta bakım hizmeti ile aynı kabul edilmesi, yaşlılığın hastalık olarak görülmesi pratik uygulamalarda sıkıntılara neden olmuştur. Yaşlılık hastalık değildir. Yaşlanmanın toplumsal bir olgu, yaşlılığında sosyal bir olgu olduğu kabul edilmelidir. Dünya ülkelerinin genelinde yüz yılı aşkın bir süredir kabul görmüş Gerontoloji Bilimi’nin esasları dikkate alınmalı, Dünya Sağlık Örgütünün yaşlılıkta bakım hizmeti tanımı esas alınmalıdır.

Ülkemizde her üç yaşlıdan birinin kronik hastalığı vardır. Kronik hastalık tanısı konulan her üç kişiden birinde depresyon belirtileri görülüyor. Kronik hastalıkların en önemli özelliği altta yatan nedenlerin birçoğunun önlenebilir risk faktörü olmasıdır. Sağlıklı beslenme, muayene ve ilaçların aksatılmaması ve sosyal yaşam içinde olmak bu sorunun çözümü ama insanlara bu olanak sağlanmıyor. Bizim toplumsal gizli baskılarımız nedeniyle yaşlılar evlerinden dışarı çıkmıyor, hiçbir şeyle ilgilenmiyor toplumun içine karışmıyor. İşte bu tutum ve bakış açısı yaşlıları depresyona, mutsuzluğa, keyifsizliğe, uykusuzluğa, Alzheimer’a sürüklüyor. Bizim toplum olarak bakış açımızı değiştirmemiz gerekmektedir.( Kulaksızoğlu, 2017) 2012-2014 Orta Vadeli Program’da “Yaşlılara yönelik sosyal hizmetler çeşitlendirilecek, artırılacak tamamlayıcı emeklilik ve sağlık sigortası modelleri geliştirilecek, tasarruf tedbirleri artırılacak” dendi. Program ve uygulamalar genellikle ekonomik sosyal statüsü yüksek yaşlılara hitap eder düzeyde olmuştur.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından 2013 yılında yapılan “Bakım Hizmetleri Stratejisi ve Eylem Planı” da sağlık ve bakım hizmetlerine ağırlık verilmiştir. Türkiye’de ilk defa bakım hizmetlerinin tanımı sosyal politikalar kapsamında yapılmıştır. Planda “Evde bakım hizmetlerinin en temel hedefi muhtaç bireyin ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayacak aileye destek vermek ailenin işlevselliğini artırmaktır.” deniyor. Oysa bakım hizmetlerinin en temel hedefi aileyi desteklemek değildir. Bakıma muhtaç bireyi desteklemektir. Ailenin işlevselliği bakım hizmetinin temel hedefi değildir.

Yerinde yaşlanma, yaşlı bireylerin kendilerini iyi hissettiği, yaşadığı ortamdan kopmadan yaşamını sürdürdüğü alanlara hizmetlerin götürülmesi hedef alınmış. Bu kapsamda evde sağlık hizmetleri uygulaması yürürlüğe konmuştur. Yerel yönetimlerin yaşlı refahını yükseltmeye yönelik çalışmalarda etkin olması öngörülmüş. Yaşlı bireylerin temel ihtiyaçları olan barınma, ulaşım, gıda ve sağlık hizmetlerinde yerel yönetimlerin sorumluluk üstlenmeleri istenmiştir. İhtiyacı olan herkese ulaştırılamayan bu hizmetler gıda, evde bakım ve sağlık hizmeti uygulamalarının ötesine geçememiştir.

Kırsal kesimde yaşayan yaşlılara, yaşlı hakları temelinde eşit ve yeterli düzeyde sağlık ve bakım hizmetlerinin sağlanması gerekmektedir. Ayrıca bireylere yönelik destekleyici ortamların sağlanması, yaşlılara yönelik ihmal istismar ve şiddetin önlenmesi için çalışılması. Mekânsal sorunlarının giderilmesi, konutlarının iyileştirilmesi. Toplumda yaşlı bakış açısının yaşlı dostu toplum olma anlamında geliştirme çalışmaları yapılmalıdır. Yaşlı yoksulluğunun giderilmesi, sağlık ve refahın sağlanması konusundaki çalışmalar gerekli düzeye yükseltilemedi.

İstanbul Avcılar’da Yaşlıların Mevcut Durumu Araştırma Raporu

Emekliler Dayanışma Sendikası(EDS) ve İstanbul Üniversitesi(İÜ) Sosyoloji Araştırma Merkezi işbirliğiyle, Sosyoloji Araştırma Merkezi koordinatörlüğünde, İÜ Sosyoloji Bölümü öğrencileri ile Emekliler Dayanışma Sendikası üyelerinin saha araştırmasını yaptığı “İstanbul Avcılar’da Yaşlıların Mevcut Durumu Araştırma Raporu” Haziran 2018’de yayımlandı. Toplumsal ve kentsel bağlamda yaşlıların mevcut durumunu saptama amaçlı araştırma yaşlılık süreci; demografi, sağlık, kentsel hizmetler, memnuniyet gibi temalar birbiri ile ilişkilendirilerek ele alınmış, ayrıca mevcut yaşlılık algısının anlaşılmasına odaklanılmış. Çalışmanın analiz sürecinde süreklilik kuramı ile sosyal yapılandırmacılık kuramı temel alındı.

Avcılar’daki yaşlıların sosyo-ekonomik ve sosyo-demografik özellikleri belirlenerek yaşam memnuniyetleri ile yaşam beklentilerinin tanımlanması, kentsel hizmetlerden duydukları memnuniyet ve beklentilerinin belirlenmesi, yaşlılığa ve yaşlanmaya ilişkin algılarının belirlenmesi ve bunun farklı değişkenlerle ilişkisinin betimlenmesi, saptanan çözüm sürecine katkı sağlanması amaçlandı. Yaşlıların mevcut durumunu tarama modeliyle saptamayı amaçlayan araştırma örnekleminde yer alan Avcılar’da yaşayan 65(+) yaştaki 400 kişiye yüz yüze anket formu uygulandı.140 sayfalık rapor çok kısa aktarılmaya çalışıldı.

Sosyo-ekonomik demografik yapı:

* 20 yaşlıdan 12’si 65-74, 6’sı 75-84, 2’si 85(+) yaşında, 11’i kadın, 9’u erkek ve 8’inin eşi ölmüş, 11’i evli.

* 20 yaşlıdan 1’i çocuksuz, 1’inin 1, 10’unun 2- 3, 5’inin 4-5, kalanın 6’dan fazla çocuğu var.

* 20 yaşlıdan 18’inin torunu var, 8’i çocuklarıyla aynı dairede, 3’ü aynı apartmanda, 3’ü aynı sokak/mahallede, 2’si aynı ilçede, 2’si aynı ilde oturuyor.

* 20 yaşlıdan 3’ü 1-10 yıldır, 17’si 10(+) yıldır Avcılar’da yaşıyor, 4’ü çok memnun, 6’sı biraz, kalanı yaşamından hiç memnun değil.

* 20 yaşlıdan 5’i kendisini çok iyi, diğerleri kötü ve sağlıksız hissediyor, 19’u ilaç kullanıyor ve 14’ünün kullandığı ilaç sayısı günde birle beş arasında değişiyor. Yaşlı bireylerin biri hiç doktora gitmiyor. 6’sı ayda birden fazla, 10’u 1-3 ayda bir gidiyor.

* Yaşlılar kronik hastalıkların pençesinde…20 yaşlıdan 7’sinin şeker, 13’ünün tansiyon, 5’inin kolesterol, 7’sinin romatizma, 6’sının kalp rahatsızlığı, 8’inin eşinin de kronik hastalığı var.

* 20 yaşlının 7’sinin bakıma ihtiyacı olmamış, ihtiyacı olduğunda 13 yaşlıdan 4’üne eşi, 4’üne kızı, 2’sine oğlu, kalan 3’üne gelini, kardeşi ya da bakıcısı bakmış.

Sosyal ilişkiler:

* Yaşlılar genellikle zamanlarını evde geçiriyorlar. 20 yaşlıdan 13’ü hep ya da genellikle evde, 5’i günün yarısında evde geçiriyor.

* Evden dışarı çıkmama nedenleri: Alzheimer olması, ayak-bel-diz ağrısı, canının istememesi/ hayata küs olması/ depresyonda olması, torun bakması, hasta olması, dışarıyı sevmemesi, eşine bakması, (eşinin) engelli olması, evinin yokuşta olması, ihtiyaç duymaması, dinlenmek istemesi, yalnız olması, yoksul olması vb.

* 364 yaşlının evin dışında zaman geçirenlerinin 60’ı kahvehane, 15’i kafe-pastane, 83’ü ibadethane, 65’i dernek lokali, 215’i parkta, 31’i işyerinde, 113’ü komşuda, 152’si çocuklarının evinde, 102’si çarşı-pazarda, 115’i akraba evinde, 95’i deniz kenarında, 18’i sinema-tiyatroda, 22’si kültür merkezi-kursta, 35’i AVM’de zaman geçiriyor.

* 20 yaşlıdan 8’i günlük alışverişlerini kendisi,5’inin alışverişini eşi, 6’sının ise çocuğu yapıyor.

* Sıradan bir günde yapılan iş durumu: 20 yaşlıdan 19’u televizyon izliyor, 19’u sohbet ediyor, 10’u geziyor, 3’ü el işi yapıyor, 5’i kitap okuyor, 9’u yürüyüş yapıyor, 4’ü pikniğe gidiyor, 9’u gazete okuyor.

* Evde televizyon izleyen 20 yaşlının 16’sı günde 5 saatin altında, 3’ü 6-10 saat arasında televizyon izliyor.

* 20 yaşlının 15’i cep telefonu, 3’ü facebook kullanıyor, 35’inin e-posta, twitter, instagram hesabı var.

* Maddi desteğe ihtiyaç duyduklarında 20 yaşlıdan 3’ü eşine, 10’u çocuklarına, 1’i bankaya başvuruyor. Çocuklardan alınan maddi desteğin miktarı: 200-50.000 TL arasında değişiyor.

* 20 yaşlıdan 12’sinin mutfak alışverişini çocukları yapıyor ve kirayı ödemelerine yardımcı oluyor, dördünün faturasını çocuğu ödüyor. 20 yaşlıdan 2’si çocuklarından her zaman maddi destek alıyor, miktarı 300-50.000 TL arasında değişiyor.

Katılımcıların yaşam memnuniyeti ve beklentileri:

* 20 yaşlıdan 10’u kendilerini hayata bağlayanların ailesi, 4’ü çocukları, 1’i torunları, 2 si de ülkesi ve mesleği olduğunu söylüyor.

* 20 yaşlıdan 18’i oturdukları yerde yeşillik alan/mesire yeri ile çocuk parkı gereksinimi olduğunu söylüyor.

* 20 yaşlıdan 16’sı yaşlılar için gündüz bakım evi ve yaşlı merkezleri istiyor. 20 yaşlıdan 12’si yaşlı kahvesi ve kütüphane gereksinimi var diyor. 20 yaşlıdan 13’ü hobi bahçesi, 11’i çarşı, 12’si pazar yeri, 11’i ibadet yeri istiyor.

* 20 yaşlıdan 13’ü oturdukları yerde toplu taşım aracına gereksinimleri olduğunu söylüyor.

* 20 yaşlıdan 11’i yaşamda en çok korktuğu şeyin elden ayaktan düşmek olduğunu söylüyor.

* 16’sı sağlığı bozulduğu takdirde kendini rahat hissedeceği yerin evi olduğunu söylüyor. 20 yaşlıdan 9’u yaşamlarının kendilerini tatmin etmediği belirtiyor.

Katılımcıların kentten ve kentsel hizmetlerden beklentileri:

* 20 yaşlıdan 10’u yaşlılık hizmetlerinden haberdar, 10’u haberdar değil.

* Evde bakım hizmetinden 20 yaşlıdan 8’i, kuaför hizmetinden 13’ü, temizlik hizmetinden 11’i, çay-simit ikramı hizmetini 9’u, hasta nakil hizmetini 8’i bilmiyor.

* 20 yaşlıdan 11’i yaşlılığın kolay yaşanacağı yer olarak köyü, 5’i kent demiş.

* 20 yaşlıdan 13’ü devletin yaşlılara para yardımı yapmasını, 17’si gıda yardımı ve yakacak yardımı yapmasını, 16’sı giyecek yardımı yapmasını önemli buluyor.

* 20 yaşlıdan 18’i yaşlılara bakıcı sağlamasını, 19’u muhtaç kimselere ücretsiz sağlık hizmeti vermesini, 18’i yaşlı bakım merkezi açmasını önemsiyor.

* 20 yaşlıdan 18’i devletin veya belediyenin huzurevi açmasını, yaşlılara bakıcı sağlamasını, toplu taşıma araçlarını arttırmasını olumlu karşılıyor.

* 20 yaşlıdan 18’i hastalandığınızda evde muayene ve tedavi ile bakım hizmeti verilmeli diyor.

* 20 yaşlıdan 18’i fiziksel çevrenin rahat hareket edebilecekleri şekilde düzenlenmesinin ve sosyal aktivite imkânlarının önemli olduğunu söylüyor.

* 20 yaşlıdan 16’sı oturulan evin yaşanılabilir hale getirilmesinin önemli olduğunu söylüyor.

* 20 yaşlıdan 14’ü, “Avcılar’da yollar/kaldırımlar yürümeyi zorlaştırır”, 11’i, “Parklar/yeşil alanlar yaşlılar için yeterli değildir” diyor.

* 20 yaşlıdan 8’i otobüs şoförlerinin yaşlıların otobüse rahat ve güvenli binmelerine yardımcı olmadıklarını ifade ediyor.

* 20 yaşlıdan 16’sı yaşlılara ailelerin ve devletin bakması gerektiğini söylüyor.

* 20 yaşlıdan 11’inin emekli maaşı var, 8’inin yok. 20 yaşlının 6’sı eşinden dul aylığı alıyor, 3’ü de çocuklarından alıyor.

* GSS/yeşil kart olanların oranı %2, Emekli aylığı alan 20 yaşlıdan 3’ü Emekli Sandığı, 12’si SSK, 3’ü Bağ-Kur emeklisi.

* 20 yaşlıdan 1’i yaşlı aylığı alıyor, 12’si “yoksuluz” diyor.

* 20 yaşlıdan 17’sinin aylık geliri 3.000 TL’nin altında, 13’ünün aylık geliri 2.000 TL’nin altında.

Araştırma sonucunda elde edilen veri ve analizlerin Avcılar’da yaşayan yaşlılarla sınırlı kalmayacağını, ilgili kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının strateji ve eylem planı belirlemesine destek sağlayacağını umuyoruz.

Sonuç

Uygulanan sosyo-ekonomik politikalar, kaynakların dağıtılmasındaki adaletsizlik, gelir eşitsizliği, emeğin değersizleştirilmesi toplumsal barışı tehdit eder duruma geldi. Yardımların bir hak olarak düzenlenmemesi, yürürlükteki sosyal yardım ve hizmetlerin yeterli olmaması, yoksulluk ve sosyal dışlanmayla mücadelede ulusal bir stratejinin eksikliği sorunların artarak devam etmesinin nedenidir. Yaşlı nüfusun arttığı günümüzde yaşlanma olgusunu görmezden gelmek yerine sorunu dünya ve ülkemiz çapında fark etmek, ayrımcılık yerine

eşitliğin sağlandığı bütün yaş gruplarını kapsayan bir toplumsal yapının yaratılması için yaşlı haklarının geliştirilmesi, yaşlılara yönelik hizmetlerin çeşitlendirilmesi gerekiyor. Merkezi ve yerel yönetimler, belediyeler yaşlıların, emeklilerin sorunlarının günü kurtaracak, durumu idare edecek bir yaklaşımla çözülmediğini, sorunların artarak devam ettiğini artık görmelidir. Yoksulluğu yönetmekten vazgeçmelidirler. Bu tutum toplum sağlığına zarar vermekte, toplumsal ilişkilerde güven adalet duygularını zedelemektedir. İnsan hak ve özgürlükleri temelinde kalıcı çözümler üretilmelidir. Ulusal eylem planları gözden geçirilmeli ve yenilenmelidir. Bakım Hizmeti Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine uygun olarak yeniden tanımlanmalı ve aileye her türlü desteğin bakım hizmeti olduğu anlayışından vazgeçilmelidir. Yaşlılıkta bakım hizmetinin hasta bakımı ile karıştırılması hatası düzeltilmeli, yaşlılık hastalık olarak görülmemelidir. Yaşlı yoksulluğunun giderilmesi için acil önlemler alınmalı, taahhütler yerine getirilmelidir. Bugün için huzur, gelecek için güven anlamında toplumda sevgiyi, dayanışmayı, paylaşmayı, yaşlıya saygıyı yeniden inşa etmek zorundayız.

Mahinur Şahbaz

Emekliler Dayanışma Sendikası

MYK Eş Sözcüsü

Kaynakça

Altıok, M. (2000). Yeni Liberal İstikrar ve Yapısal Uyum Programları: Türkiye Ekonomisinde Sermaye Birikimi ve Kriz, (Praksis Dergisi 5.sayısından edinilmiştir), (s.77 -130) ve (s.111-130), Ankara

Özveri, M. (2003), Yoksulluğun Yönetimi ve Sosyal Güvenlik, (Praksis Dergisi 9.sayıdan edinilmiştir.) s.321-336, Ankara

Gümüşsel, B. (2017). Türkiye’de Sağlık Reformu Sağlıkta Dönüşüm Projesi, ( hacettepe.edu.tr sitesinden pdf dosyaya 01/02/2017 tarihinde ulaşılmıştır. )

İÜ Tıp Fak. Psikiyatri Ana Bilim Dalı Prof. Dr. Işın Aral Kulaksızoğlu (2017)

İÜ Sosyoloji Araştırma Merkezi ve Emekliler Dayanışma Sendikası

İstanbul Avcılarda Yaşlıların Mevcut Durum Araştırma Raporu (2018)

*2 Ekim 2018 tarihinde İstanbul Üniversitesi Kongre Kültür Merkezi’nde yapılan toplantıda Emekliler Dayanışma Sendikası adına MYKÜ Mahinur Şahbaz tarafından sunulan bildiri

Share.

Comments are closed.