gününde

Türkiye işçi sınıfı; İşçileşme, grev ve sendikal örgütlenme – Sena Çakır

0

Türkiye işçi sınıfı tarihini devlet ve rejim merkezli bir bakış açısıyla okumak yerine kendi iç dinamikleri ve sınıfsal tarihi içinde okumak önemlidir. Hem kemalist hem sosyalist yazında Türkiye işçi tarihinin 1960’larda doğduğuna dair bir kabul vardır. Oysa sınıf hareketlerini 19. yüzyıldan başlayarak izlemek bize hem işçileşme süreçleri hem bunlarla hakim üretim ilişkileri arasından kurulan ilişkinin biçimi hem de Türkiye işçi sınıfının içsel dinamikleri ve karakteri ile ilgili daha sağlıklı veriler sunar. Sınıfı izlerken üretimle kurduğu ilişki kadar deneyimleri ve bu deneyimlerin tüm alanlarını incelemek ve bu incelemede tarihin motoru olarak onu konumlandırmak bu anlamda iyi bir sınıf analizi için; yaşam biçimi, sınıf kültürü, ideolojik biçimlenme, politik katılım, kentsel mücadele gibi çalışma ilişkilerini aşan bir çerçeve çizmek önemlidir.(Koçak, 2018 : 15)
Osmanlıdaki sermayenin daha çok ticaret merkezli olması sanayiinin cılız kalmasına sebep olmuş, dolayısıyla işçileşme sürecinin yoğunlaşması için cumhuriyetin ilk yıllarını beklemek gerekmiştir. Cumhuriyet öncesinde emekçi kesimlerin sayısının görece az ve belli başlı bölgelerde konuşlanmış olması ve etnik bakımdan farklılıklar içermeleri sınıfsal bir okumayı zorlaştırır. Cumhuriyet sonrasında ise devletin hızlı bir sanayileşme sürecine girmesi, azınlıkların ülkeyi terk etmesi sonucu kent profillerinin değişmesi, tarım politikaları gibi etkenler işçileşme süreçlerini derinleştirmiştir. Günden güne artan ve kentlerde biriken bu yeni işçi sınıfı ise dönemin ideolojik hegemonyası dolayısıyla kendi taleplerini ortaya koyacak sınıf temelli bir siyasileşme yaşayamamıştır (akt. Beşeli, 1994). Özellikle 1950’li yıllarda Türkiye kırdaki makineleşme, ulaşım araçlarının gelişimi, devlet eliyle yapılan sanayii yatırımları dolayısıyla büyük ve uzun yıllar sürecek olan aralarında öncelikle topraksız köylüler, ortakçı iken işini kaybedenler ve mevsimlik işçilerin bulunduğu kırdan kente doğru bir emek göçüne sahne olmuştur (akt. Keyder, 1989). Bu sınıf kısmi topraklı ve bundan dolayı uzun süre mülksüzleşmemiş bir işçi profili çizmemesi, ayrıca kentte görece refaha sahip (göreli yoksunluk) ve kentte mekânsal olarak gece kondularda dağınık biçimde yaşaması ve klientalist bağlarla kendini var etmesi dolayısıyla oldukça heterojendir.
Bu çerçevede 19. yüzyıldan başlayarak 60’lı yılların sonuna değin bir sınıf hareketleri izlencesi oluşturmak istediğimizde karşımıza ilk olarak 1872 Tersane işçileri grevi çıkar. O tarihten 1908’e kadar yüzü aşkın grev gerçekleşmiş ve işçi örgütlenmelerinin ilki olan Ameleperver cemiyeti (1871) kurulmuştur (akt. Hikmet, 2007). 20.yy’a gelindiğinde ise özellikle II. Meşruiyet sonrası ortaya çıkan siyasal özgürlük ile işçilerin bulunduğu her yerde işçi örgütlenmeleri ortaya çıkmış, yabancı sermayedarlarla işçiler arasındaki çıkar çatışmasında devlet sermaye yanlısı bir tutum alarak 1909’da Tatil-i Eşgal kanunu yürürlüğe koymuştur. 1924 Cumhuriyet Anayasası ise Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile işçilerin dernek ve sendika kurma hakları tanınmış, 1. İktisat Kongresinde çalışma şartlarının iyileştirmesiyle ilgili çeşitli yasaların çıkartılmasına, sendika hakkının geliştirilmesine, 1 Mayıs’ın İşçi Bayramı olarak kutlanmasına ve işçilerin kendilerine yakışmadığına inandığı “amele” kelimesi yerine “işçi” sözcüğünün kullanılması gibi kararlar alınmış olsa da 1933’de grev yaptırıma tabi hale getirilmiş, 1936’da yasaklanmıştır. İkinci Dünya Savaşı döneminde zorunlu fazla mesai ve ağırlaşan çalışma koşulları altında ezilen işçilerin ısrarlı mücadelesi üzerine 1947’de 5018 Sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendikal Birlikler Kanunu’nun yürürlüğe girmiştir. Bu gelişmeyle işçiler, en önemli mücadele araçlarından birini resmi olarak elde etmişse de grev ve toplu sözleşme hakkı için ise fiili mücadele devam edecekti. (akt. Hikmet, 2007)
1950’lerle 60’lar arasında bir kesintiden, kopuştan çok sürekliliğin altını çizmek adına bu dönemde yine sınıfın dinamizmi ve örgütlenmeye devam etme konusundaki ısrarı 1952 Türk-İş’in kurulması, 1953 yasaklı taksim çimento işçileri eylemi ve bu yıllar arasında gerçekleşen 1104 iş ihtilafını anmak yerinde olacaktır (akt. Koçak, 2008).
Buradan DİSK’e uzanan süreçte üç önemli sınıf eylemine değinelim; 1961 Saraçhane mitingi, 1962 Açların yürüyüşü ve 1963 Kavel grevi. 1961 Anayasası 46. ve 47. maddelerinde sendika, toplu sözleşme ve grev hakları tanımlanmıştı fakat bu haklar 2 yıl gecikmeyle ve kısıtlı olarak yürürlüğe girmiştir. Saraçhane, bu hakların geciktirilmeden ve sulandırılmadan verilmesinin talebidir. Dönem medyasının intizam, disiplin, vakar, olgunluk, güvenlik ve olaysız anahtar kelimeleriyle andığı bu miting gerçekleşmeden önce siyasilerin gündemini oldukça meşgul etmiştir. Dönem CHP-AP koalisyonu yuvarlak ifadeler kullanırken, Ecevit taleplerin zaten yerine getirileceğini gerekçe göstererek mitingden vazgeçilmesini istemiş, dönem İstanbul valisi 6-7 Eylül olaylarına gönderme yaparak taksim ısrarından vazgeçilmesine vurgu yaparken bir yanda da işçileri “ayaklar” olarak nitelendirerek aşağılamıştır. Türkiye işçi sınıfının en önemli uğraklarından olan Saraçhane mitingine 155 sendika ve 200.000’den fazla işçi katılmıştır (Koçak, 2016). Bu dönemin önemli eylemlerinden bir diğeri 1963’de Ankara’da izinsiz olarak gerçekleştirilen ‘açların yürüyüşü’ eylemidir. 5000 inşaat işçisi sektördeki yaygın işsizliği protesto etmek, asgari ücretin saptanması ve çalışma koşullarının düzeltilmesi için TBMM’ye yürümüştür (T24, 2018). Kavel grevi ise alınan radikal tutum ve nitelikleri açısından işçi sınıfı tarihinin hafızasındaki en parlak anlardandır. Fabrika genel müdürünün ikramiye ödeme miktarlarını ve şartlarını değiştirme kararı alması üzerine Maden-İş üyesi işçiler öncelikle iş yavaşlatma eylemi başlatmış, patron direnişi kırmak için 4 işçiyi işten çıkarmış, bunun üzerine dönem sendika genel başkanı Kemal Türkler grevin yasa dışı olacağı uyarılarına rağmen “Biz sadece ikramiye için grev yapmayacağız. Türkiye işçi sınıfının önünü açmak için grev yapacağız.Yasa mecliste. Fakat bir türlü çıkmıyor. Yasanın çıkması için belli insanların bir şey yapması lazım onu da biz yapacağız.” sözleriyle grev önermiş. Grev kararı oy çokluğu ile kabul edilmiştir. Grev 36 gün sürmüş ve zaferle sonuçlanmıştır (akt. Turgay, 2017).
Bu üç örnek bize bu yıllarda işçi sınıfı eylemliliğinin taleplerinin sınıfsallığını ve uzun bir örgütlenme tarihinin sonuçlarını gösterir. Bundan sonraki izlenmeye değer nokta ise özellikle 1966 Paşabahçe Grevindeki tutumundan sonra işçilerin daha öncesinde devlet yanında konumlanışı dolayısıyla Türk-İş’ten kopuşu ve sonrasındaki DİSK sürecidir.

KAYNAKÇA
-Demir, E. (1995), Türkiye’de İşçileşme Süreçleri, Toplum ve Bilim, Sayı:66,
file:///C:/Users/pc/Downloads/Erol%20Demir%20-%20T%C3%BCrkiye’de%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ile%C5%9Fme%20S%C3%BCre%C3%A7leri.pdf

-Hikmet, K. (2007), Tek Partili Dönemde İşçi Örgütlenmeleri ve Sendikal Hareketler, Sendika.org,

Tek partili dönemde işçi örgütlenmeleri ve sendikal hareketler-Kemal Hikmet

-Koçak, H. (2008), 50’leri İşçi Sınıfı Oluşumunun Kritik Bir Uğrağı Olarak Yeniden Okumak, Çalışma ve Toplum, Sayı:18, DİSK, http://calismatoplum.org/sayi18/kocak.pdf

-Koçak, H. (2016), Türkiye İşçi Sınıfının Ayağa Kalktığı Gün: Saraçhane Mitingi, Çalışma ve Toplum, Sayı:49, DİSK, http://www.calismatoplum.org/sayi49/kocak.pdf

-Turgay, F. (2017), 1960-1963 Dönemi İşçi Eylemlerine Aşağıdan Bakmak, İnsan&İnsan, Yıl/Year 4, Sayı/Issue 13, Yaz/Summer 2017, 253-263, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/325406

-T24, (2018), Türkiye’de İşçiler, 71 Yıl Önce Sendika Hakkını Elde Etti; Dünden Bugüne Neler Yaşandı?, http://t24.com.tr/haber/turkiyede-isciler-71-yil-once-sendika-hakkini-elde-etti-dunden-bugune-neler-yasandi,563822

Share.

Comments are closed.